Balkan coğrafyasında etnik bölünmeler yüzünden meydana gelen ayrışmayla birlikte kültürlerarası iletişim kanalları önemli ölçüde zarar gördü. Bunun sonucu olarak toplumsal kimlik çatışmaları yaygınlaştı ve çok kültürlülüğe dönüş arzusu neredeyse kayboldu. Son büyük savaşın ardından bölgede çoğulcu bir toplumsal yaşam kültürünün yeniden tesis edilmesi için siyasi aktörlerin yanı sıra sivil toplum örgütleri de büyük çaba harcıyor.
Kültür diplomasisi ana konusuna yoğunlaşan ve Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM), Yunus Emre Enstitüsü, Edirne Valiliği ve Trakya Kalkınma Ajansı iş birliği ile 28-30 Nisan tarihlerinde düzenlenen 4. Uluslararası Balkan Forumunda, bir arada yaşama kültürü, kimlik politikaları, çok kültürlülük ve kültürel entegrasyon gibi başlıklar çeşitli oturumlarda tartışmaya açıldı. Forum, bölgedeki ortak kültürel mirasın korunması, sivil toplumun geleceği, çoğulcu toplumda kimlikler ve kültürel haklar gibi başlıca sorunlara vurgu yaparken, dini çeşitlilik temelinde karşılıklı anlayış ve diyalog arayışları da gündem konularından birini oluşturdu.
Forumun ardından yayınlanan deklarasyonda, çok kültürlü bir dünyadaki etkileşim ve öğrenme süreçlerinin hayati anlam taşıdığı ifade edilerek Balkan toplumları arasında kültürlerarası diyalog, işbirliği ve karşılıklı anlayışı besleyecek araçların geliştirilmesi gerektiğine yer veriliyor. Bu çerçevede iki aşamalı kültür diplomasisinin önemine değinilerek bir yandan diplomatik iletişim ağlarının güçlendirilmesinin yararları üzerinde durulurken öte yandan kültürün bizatihi kendisinin ülkeler arasındaki siyasi, ekonomik ve diğer ilişkilerde vazgeçilmez bir köprü görevi üstlendiğine dikkat çekiliyor.
Balkan toplumlarının farklı etnik, dini ve kültürel özellikleriyle bir arada yaşama tecrübesine fazlasıyla sahip olmalarına karşın, etnik ve dini azınlık gruplarıyla çoğunluk arasında uzun çatışma dönemlerinin yaşanmasının ciddi bir kırılmaya yol açtığı biliniyor. Dolayısıyla bölge toplumları ve kültürleri arasındaki ilişkilerin diyalog ve empati bağlamında sürdürülebilmesi açısından kültür diplomasisine özel bir anlam yükleniyor. Bununla birlikte deklarasyonda yer alan konulardan biri olan ortak kültürel mirasın korunması ve yaşatılması ile ilgili bölge ülkelerinin çeşitli projeler geliştirmeleri teşvik ediliyor. Unutmamak gerekir ki, kültürel miras sadece bir toplumun geliştirip biçimlendirdiği tekil değerleri ifade etmez. Tüm farklı kültür gruplarının geçmiş, bugün ve gelecek arasında kurdukları köprüyü simgeler ve ortak kültürel değerlerin bir yansımasıdır.
Nitekim Balkanlarda farklı kültürel kimliklerin dil ve din özgürlüğü konusunda oldukça zengin bir birikim mevcuttur. Geçmişte çatışmaların ortaya çıkmasında belirgin bir rol oynayan dil ve inanç farklılıklarının bugün çoğulcu bir toplumsal yapının oluşmasında en önemli faktörler haline geldikleri bir vakıadır. Kültürel uyumun sağlanmasında farklı kimliklerin eşit olarak ifade edilmesi ve korunmasına yönelik politikaların güçlendirilmesi tüm bölge toplumlarının yararınadır. Balkanlarda AB entegrasyon süreci ile birlikte yeni bir kültürel kimlik tartışması yaşanmaktadır.
Düne kadar toplumsal çeşitliliği önemseyen ve farklı kültürel kimliklerle bir arada yaşama doğrultusunda ortak iradeye sahip gözüken Avrupa’da ırkçılık ve yabancı düşmanlığının korkutucu biçimde yükselmesi Balkan toplumlarını kaygılandırmaktadır. Bu süreç, AB ile bütünleşme politikalarını savunan politikaların bölge ülkelerindeki başarı şansını azaltacağı gibi ulusal kimliğin ve yerel değerlerin AB kimliği potasında erime riskini öne çıkaran kampanyaların güçlenmesini sağlayacaktır.
Kültürel iletişim araçlarının günümüz dünyasında baş döndürücü bir hızla gelişmiş olması ne yazık ki farklı kimlikler arasındaki derin krizleri çözmek için yeterli olmamaktadır. Balkanlarda yaşanan kültürel krizlerin bir süre sonra kanlı çatışmalara dönüşmesinin arka planında siyasi, dini ve ekonomik bağlarla desteklenen baskın kültürlerin iktidar mücadelesi bulunmaktadır. Özellikle Batı Balkanlarda gittikçe yaklaşan siyasi krizin, toplumlar arasındaki kültürel farklılıkların bütünleşme yönünde değil ayrışma yönünde kullanılmasından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Kültürel çeşitliliğin yaşatılması için karşılıklı saygı, anlayış ve diyalog sürecinin korunması gereklidir. Bu sağlanamadığı takdirde kimliklerin eşit temsilini ve bir arada yaşama kültürünü gerçekleştirmek kolay olmayacaktır.