ENGLISH
24.05.2012
10.05.2011 09:45


Prof. Dr. Yasin Aktay
SDE Başkanı
yaktay@sde.org.tr
CV

Kürt Sorununu Metalaştırıp Satmak

AK Parti’nin 9 yıllık iktidar döneminde Kürt sorununu çözmüş olduğunu söylemek belki mümkün değil, ama cumhuriyet tarihinde Kürt kimliğinin tanınması ve Kürtlere haklarının verilmesi hususunda kendi döneminde radikal adımlar atmış olduğu da bir gerçektir. İlk defa bu dönemde Kürt kimliği resmen tanındı ve Kürtlerin Kürt olarak yaşamakta oldukları sorunlar ele alınmaya başlandı. Doksanlı yıllardakiyle karşılaştırıldığında Kürtlük üzerinden siyaset yapmak daha meşru hale geldi. 1993 yılında bugünkü BDP’nin o zamanki selefi DEP’li milletvekillerinin Meclis’teki varlıklarına ancak birkaç ay tahammül edilebilmişti ve bir gün mahkeme kararıyla apar topar Meclisten alınıp hapse yollanmışlardı. Bugün bir terör örgütü olarak tanımlanan PKK ile ilişkilerini kamufle etmeye bile gerek duymaksızın etnik siyaset, hatta illegal örgütün temsilciliğini yapıyor oldukları halde, Meclisteki varlıklarına fazla itiraz edilmiyor, hatta mecliste bulunup sorunun çözümüne katkıda bulunmaları isteniyor. YSK BDP’lilerin bağımsız adayları için kısa bir süreliğine veto kararı verdiğinde Türkiye’nin bütün siyasi ve sivil toplum aktörleri BDP lehine bir tepkide uzlaşarak BDP’lilerin seçimlere girmesinin engellenmemesini istediler.

Türk kamuoyunun BDP’lilere karşı sergilediği bu olumlu tutuma karşılık, BDP’lilerin demokrasinin gelişim sürecine aynı paralelde bir katkıda bulunduklarını söylemek zor. Demokratik çözüm sürecinde ilerleme kaydedildikçe, siyaset zemini bütün sorunların ele alınıp çözüm yollarının aranabileceği seçeneklerle zenginleştikçe, PKK ve BDP’nin bu zemini zayıflatmaya dönük çabaları neredeyse alışıldık bir durum haline gelmiş bulunuyor. 2004 yılından beri, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle PKK’nın şiddeti tırmandırıp demokratikleştirici adımları sekteye uğratması arasında giderek daha görünür hale gelen bir paralellik sözkonusu. Bu da Kürt sorununun Türk siyaseti içinde demokratikleşme için itici bir güç olmaktan ziyade sabote edici bir etken olarak kullanılma çabasına hem PKK’nın hem de onun siyasi uzantılarının verdiği desteği gösteriyor.
 
Başbakanın “Kürt sorununun çözülmüş olduğu” tezi kuşkusuz konuyla ilgili yapılacak bir şey kalmamış iddiası taşıyorsa, kabul edilebilir değil. Yapılacak daha çok şey var. Ama bu soruna yaklaşımda bütün yasal, siyasal, sosyolojik ve psikolojik zeminin hazırlanmış olduğu gibi bir iddia taşıyorsa bu son derece doğrudur.
 
Üstelik böyle bir söz aynı zamanda soruna yaklaşımda iyiniyete ve yapıcı yaklaşımlara davet eden bir yaklaşımı da sergiliyor. Sorunun bütün boyutlarıyla çözümü isteniyorsa bundan başka çare de yok. Böyle bir yaklaşım karşısında sorunun hiç de çözülmemiş olduğunu savunmak üzere ilgili ilgisiz bir sürü konuyu Kürt sorununun sepetine doldurarak konuyu abartmanın neye hizmet ettiğini hep birlikte gördük, belli ki görmeye de devam edeceğiz.
 
Bugün Kürt sorununun çözülmemiş olduğunu göstermek için gösterilen örnekler yüzde on seçim barajı, KCK davalarındaki uygulamalar, askeri operasyonlar ve anadilde eğitim gibi konulara indirgenmiş durumdadır ki, özellikle ilk üç konunun doğrudan Kürt sorunuyla hiç bir ilgisi yok.
 
Sondan başlayalım.Anadilde eğitim konusu, Kürt sorununun çözülmemiş önemli bir parçası. Anadilde eğitim hakkının tanınmadığı bir çerçeve sorunu hiç bir zaman bitirememiş olacaktır. Ancak bu konuda başbakanın sergilediği tutum çözüm için asgari çıtanın gerisinde. Ancak konu tartışılmaz değildir. Siyaset zemininde tarafların ikna edilmesi için zemin müsait hale gelmiştir. Başbakan da kendi görüşünü söylemiştir ve demokraside başbakan da olsa kimsenin söylediği mutlak değildir.
 
Seçim barajı meselesi Türk demokrasisinin genel bir sorunudur ve hedefi Kürtler değil, iktidardaki partinin bütün muhalifleridir. Nitekim daha önce de dediğimiz gibi bu seçimlerde BDP zaten kendine özgü yollarla bu barajı geçersiz hale getirmiş bile. Bu yüzden bu baraj Kürt siyasetine karşı değil, başta MHP olmak üzere diğer bütün küçük partilere karşı çalışmaktadır. BDP’lilerin barajı sadece kendilerine dönük bir tedbir olarak düşünmeleri bir yanıyla sadeece kendilerini abartmaktan bir yanıyla da politik kazanca çevrilen bir mağduriyet söyleminden başka bir anlam taşımıyor. Üstelik barajın indirilmesi ile ilgili gündem demokratik tartışma zemininde olmayacak bir şey değil.
 
Aynı şekilde KCK davalarının da askeri operasyonların da Kürt sorunuyla bir ilgisi yok. Şehirde insanlar üzerinde askeri veya silahlı herhangi bir tehdit, tedhiş, şantaj, baskı veya sair devletimsi oluşumlara karşı normal bir devletin sergilediği basit bir reflekstir. Bu konuda haksızlıklar veya yanlışlar da oluyordur, ama konunun özü Kürt sorunuyla değil hukuk ve vatandaşın güvvenliğiyle ilgilidir. PKK’nın silahsızlandırılması ve normal hayata (siyaset de dahil olmak üzere) katılması da çözülmesi gereken bir sorundur. Bu sorunun çözümü üzerinde ayrıca durmak gerekiyor, ama bunun çözümünün bölgeyi PKK’nın örgütlü ve silahlı vesayetine terketmekten geçtiğini kim söylemiş?
 
KCK uygulamalarının bölge insanları üzerinde yaşattığı tehdit ve baskının haddi hesabı yok, bu konuda bir dokunulmazlık talebi var ki, bu da bırakınız devletin güvenliğini diğer vatandaşların güvenliği ve huzuru adına bile kabul edilebilir değildir.
PKK sskeri operasyonları kendi eylemlerinin bir gerekçesi olarak kullanıyor, ama zaten bütün askeri veya sivil operasyonların kendi eylemleriyle tam bir senkronizasyonla Türk demokrasisine karşı ortak operasyonlara dönüştüğü de artık gizlenemiyor. Dağlıca, Aktütün, Anafartalar. Gedikli, Reşadiye, Kastamonu... Listeyi daha da uzatabilirsiniz. Bütün bu operasyonlarda PKK nerede? Derin devletin güçleri nerede? BDP nerede? Buna mukabil barış ve demokrasinin geliştirilmesine çaba harcayan güçler nerede ve ne yapıyor?
 
PKK’yı bıraktık, ne yazık ki, BDP de Türkiye’nin toplamda daha fazla demokratikleşmesinde değil, demokrasi karşıtı güçlerin daha fazla palazlandığı vasatlarda geziniyor. Demokrasiyi sekteye uğratmak isteyen güçler için paha biçilemeyecek fırsat alanlarını altın tepsiyle sunuyor onlara. Bu vasatlarda Kürtlerin zerre kadar bir kazançları olmayacağını, aksine başlarına bambaşka bir tiranlığı musallat ettiğini Kürtlerin arasında vicdanıyla yaşayan herkes görüyor.
 
DTK toplantısının sonucunda eşbaşkan Aysel Tuğluk’un “kötü şeyler olacak, hissediyorum” şeklinde sarf ettiği sözleri, Kürt sorunuyla ilgili bazı konuların kötü gittiğine dair bir tespiti içeriyor olduğunu iddia ettiyse de, seçim sürecinde zamanlaması her bakımdan tartışılır bir tehdit olarak anlaşılmaya çok daha müsait. Bir şeyler ters gidiyor olsa da bir siyasi parti olarak kendi tabanına dönük daha yatıştırıcı sözler söylemesi beklenirdi. Oysa yatıştırmak yerine diğer partili arkadaşlarının çoğu zaman bu tür durumlarda yaptığı gibi gerginliği daha da artırıcı bir yol seçti. Sözlerinin devamında sarf ettiği yaptığı diğer açıklamalar da “hangi tarafını düzeltsek” dedirten cinsten.
 
"Kürtler hükmünü vermiştir. Devletle olmuyorsa, halkımız kendi demokrasisini kuracak ve kendi kurduğu bu sistem içinde yaşamasını bilecek kadar örgütlüdür." 
 
Bu sözler BDP’lilerin zihin dünyalarının ve siyaset yapma biçimlerinin demokrasimiz için nasıl bir tehdit içeriyor olduğu bir yana Kürt halkını nasıl tasavvur ediyor olduğunu da ibretlik biçimde ele veriyor. Tuğluk BDP ve PKK adına konuşmayı aşmış bütün Kürt halkı adına konuşuyor ve kendi kararının bütün Kürtlerin kararı olduğuna emin gibi davranıyor. “Kürt halkı kararını vermiştir” derken bütün Kürt halkı adına konuşuyor. Şayet öyleyse, yani sayıları 17-20 milyonu bulan Kürtler adına konuşabiliyorsa, neden bağımsız aday olarak girmediğinin açıklamasını beklemek hakkımız. Zira Kürt halkı adına konuşan bir BDP’nin baraj sorununun olmaması gerekiyor. Oysa hem aday olma biçimi hem de seçim süreçlerinde oynadığı roller Kürt halkı ile kendi arasındaki organik ilişkinin düzeyini çok iyi bildiğini gösteriyor.
 
Ayrıca başta Kürt halkı biliyor ki, Tuğluk’un bahsettiği örgütlülük PKK’nın örgütlülüğüdür ve bu örgütlülük Kürt halkının değerlerinden de, dertlerinden de alabildiğine uzak, kendi bekası için yine başta Kürt halkı olmak üzere bütün Türkiye’yi yakmaya hazır bir örgütlülük. Bu örgütlülükten Kürtler için sadece faşizm, katliam ve ırkçılık çıkar. Bunun da Kürtlere hiçbir hayrı yok.
 
Kürt sorunu ile kendi beka sorunu arasında bir özdeşlikte ısrar ediyor PKK ve buna herkesin razı olmasını istiyor. Oysa bu özdeşliğe kendisinin de inanmadığı, Kürtlerin yüzde 20’yi bulan oranının yarısının bile kendisine oy vermeyeceğini biliyor ve hesabını ona göre yapıyor olmasından belli.
 
O yüzden Kürt sorununun çözülmüş olduğu düşüncesi tartışılmıyor bile. Kızdırıyor, öfkelendiriyor ve hatta sorunun inkarı söyleminin bir parçası olarak mahkum ediliyor. Çünkü zaten geriye sorunu olduğundan büyük ve farklı göstererek ondan geçinenlerin tutumundan başka bir sorun kalmamış. Onlar da Kürt sorununu metalaştırmış, ucuza satıyorlar.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kahire'den Siyaset Notları - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:38
Ergenekon Davaları ve Yeni Türkiye için Yeni Sözleşme İhtiyacı - 17 Ocak 2012 Salı 17:44
Arap Baharının Küresel ve Bölgesel Etkisi - 19 Aralık 2011 Pazartesi 13:09
Arap Baharında Seçim Rüzgarları ve Türkiye Algısı - 07 Aralık 2011 Çarşamba 16:37
Türkiye ve Mısır’ın Demokratik Deneyim Paylaşımı - 31 Ekim 2011 Pazartesi 18:30
Suriye İmtihanında Türkiye ve Dünya - 16 Ağustos 2011 Salı 14:26
Siyasi Sorumluluk ve Yeni Anayasa - 21 Haziran 2011 Salı 21:22
Niçin "O" kazanıyor? - 16 Haziran 2011 Perşembe 09:29
Seçime Giderken… - 23 Mayıs 2011 Pazartesi 15:45
Kürt Sorununu Metalaştırıp Satmak - 10 Mayıs 2011 Salı 09:45
Siyasal İletişim ve Temsil - 02 Mayıs 2011 Pazartesi 17:02
Darbe, Tecavüzden Daha Yüz Kızartıcı Bir Suçtur - 18 Nisan 2011 Pazartesi 12:22
Aday Listelerindeki Algoritma - 18 Nisan 2011 Pazartesi 12:16
Bir Meslek Olarak Siyaset ve "Milletvekilliği" - 15 Nisan 2011 Cuma 10:13
Alevi Çalıştayları Raporu - 07 Nisan 2011 Perşembe 13:05
Ortadoğu Devrimleri: İslamcılığın Bitişi mi Evrimi mi? - 28 Mart 2011 Pazartesi 13:21
Arap Dünyasında Değişim: Gelecek, Gelmiş midir? - 18 Mart 2011 Cuma 10:12
AP'nin hayli "öğretici" raporu - 14 Mart 2011 Pazartesi 12:21
Sosyal Deprem Olarak Devrim - 23 Şubat 2011 Çarşamba 10:13
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün İran Ziyareti - 21 Şubat 2011 Pazartesi 11:29
Mısır'dan Bakınca Çeşitlenen Türkiye Modeli - 15 Şubat 2011 Salı 10:06
11 Şubat Mısır Devrimi Hayırlı Olsun - 15 Şubat 2011 Salı 10:02
Devrim’in Öznesi ve İslamcı Siyaset - 10 Şubat 2011 Perşembe 18:30
Devrim Dalgalarını Sen, Oyun mu Sandın? - 01 Şubat 2011 Salı 13:03
Arap Dünyasında Değişim Zamanı - 01 Şubat 2011 Salı 12:56
Endişeler ve Tecrübeler - 26 Ocak 2011 Çarşamba 10:11
Hasan Ünal Nalbantoğlu'nun Ardından - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:44
Osmanlıyı Anlatan Kendini Anlatır - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:56
"Araplar Osmanlı'yı Değil Bugünün Türkiye'sini Seviyor" - 12 Ocak 2011 Çarşamba 09:35
Kul Hakkı - 10 Ocak 2011 Pazartesi 11:33
Demokratik özerklik: "Bu mudur?" - 04 Ocak 2011 Salı 16:00
Diyarbakır'dan vicdana sesleniş - 04 Ocak 2011 Salı 10:56
Bu Ne Acele ? - 27 Aralık 2010 Pazartesi 10:44
Kürt Meselesinde Siyasetin Dönüşü(mü)? - 21 Aralık 2010 Salı 12:52
CHP'nin "İktidar" Kurultayı - 20 Aralık 2010 Pazartesi 13:17
Bir Siyaset Olarak "Kendini Değiştirmek" Arap Türk Sosyal Bilimler Kongresi-2 - 15 Aralık 2010 Çarşamba 09:48
Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi (ATCOSS) - 15 Aralık 2010 Çarşamba 09:46
Komplo Okuma Kılavuzu - 07 Aralık 2010 Salı 11:36
Kürt sorununa "kapatma" muamelesi yapmak - 06 Aralık 2010 Pazartesi 12:55
YÖK'ü Kaldırmak - 30 Kasım 2010 Salı 09:42
Kürt Siyasetçinin Sorunu - 29 Kasım 2010 Pazartesi 18:02
İktidar Hevesi - 23 Kasım 2010 Salı 12:12
Bayram ve Endişeli Modernler - 23 Kasım 2010 Salı 12:08
Davutoğlu'ndan "Demokratik NATO" Mesajı - 08 Kasım 2010 Pazartesi 10:49
Çin'den Bakınca Türkiye, Türkiye'den Bakınca Çin - 01 Kasım 2010 Pazartesi 11:38
Toplumsal Talepler AK Parti'nin Uhdesinde Değildir - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:46
Tophane'yle Beşiktaş'ın Arası... - 19 Ekim 2010 Salı 13:28
CHP 29 Ekim'de Haremlik-Selamlık mı İstiyor? - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:34
Değişen Küresel Güç Dengeleri ve Türkiye - 11 Ekim 2010 Pazartesi 12:42
Değiştirilmesi Teklif Dahi Edilemeyen - 05 Ekim 2010 Salı 14:13
Cumhurbaşkanının TBMM Açılış Konuşması - 04 Ekim 2010 Pazartesi 11:58
İçkinin Siyasallaşması - 28 Eylül 2010 Salı 09:44
Tophane'de "Mahalleye Baskı" - 27 Eylül 2010 Pazartesi 12:01
Yüzde 42'yi Anlama Kılavuzu - 21 Eylül 2010 Salı 10:08
Mayını Kimin Döşediğinin Ne Önemi Var? - 20 Eylül 2010 Pazartesi 09:23
Hayır Diyenleri de Rahatlatacak Bir Sonuç - 13 Eylül 2010 Pazartesi 11:53
Bir Tuhaf Operasyon - 13 Eylül 2010 Pazartesi 10:55
"Bir Tatlı Huzur"un Bedeli - 07 Eylül 2010 Salı 10:13
Hukukun Geçerli, Siyasetin Geçersiz Sayamadığı Ses Kayıtları - 06 Eylül 2010 Pazartesi 10:26
Cumhurbaşkanından Şık Hareketler - 31 Ağustos 2010 Salı 10:21
Toplumsal Sözleşme Olarak Anayasa - 24 Ağustos 2010 Salı 11:12
Alevilerin Oyu Kimin Heybesinde? - 21 Ağustos 2010 Cumartesi 17:07
Niyet - 17 Ağustos 2010 Salı 10:52
Yargı Ele Geçirilmiyor, Elden Gidiyor - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 09:44
27 Mayıs'ın Hesabı 12 Eylül'de Görülecek - 10 Ağustos 2010 Salı 09:15
Teamül İllüzyonu - 09 Ağustos 2010 Pazartesi 09:05
Bir Darbe Ukdesi Kalmış Kılıçdaroğlu'nda - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:07
Hem "Hayır" Demek, Hem de Darbeci Olmamayı İstemek - 27 Temmuz 2010 Salı 10:40
Ağlayamayanların Acıları - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 11:14
Herkesin Oyu Kendine - 20 Temmuz 2010 Salı 10:01
Liderlerin Görüşmesi Sadece Liderlerin Görüşmesi Değildir - 19 Temmuz 2010 Pazartesi 16:30
PKK'lıların Cesetleri - 13 Temmuz 2010 Salı 10:02
AYM'ni Günaha Davet Edenlerin Hiç mi Suçu Yok? - 12 Temmuz 2010 Pazartesi 14:05
ESOF 2010 ve Avrupalı Bilimin Kimlik Arayışı - 06 Temmuz 2010 Salı 14:50
Madımak'ta Hayırlı Bir Noktaya Doğru - 05 Temmuz 2010 Pazartesi 11:16
Vesayet ve Demokrasi - 29 Haziran 2010 Salı 12:09
PKK'da "Başarının Sırrı" - 28 Haziran 2010 Pazartesi 13:40
PKK Yine Kimin Mesajını Taşıyor? - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:17
Türkiye'nin Kaybolan Yıllarını Güney Kore'de Görmek - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:06
Tamamen Duygusal Analizler - 15 Haziran 2010 Salı 10:11
Anayasa Mahkemesi Aradan Çekilmek Zorundadır - 14 Haziran 2010 Pazartesi 13:21
Dış Siyasette Çıkar’dan Erdem’e Doğru Bir Eksen Kayması - 09 Haziran 2010 Çarşamba 09:21
Kaderin Enstrümanları - 08 Haziran 2010 Salı 18:15
Yüz Kızartıcı Bir Suç Olarak Darbe - 01 Haziran 2010 Salı 17:33
CHP'nin 18 Brumaire Arayışı - 01 Haziran 2010 Salı 17:29
Bayat Mala Yeni Pazarlamacı - 25 Mayıs 2010 Salı 11:09
Türkiye'nin Yeni Dış Politikasının Yeni Riskleri - 25 Mayıs 2010 Salı 10:25
Muhalefetle İktidar Ne Zaman Aynı Ligde Oynayacak? - 17 Mayıs 2010 Pazartesi 15:07
Beyaz Kürtlerin Siyaseti ve Değerleri - 10 Mayıs 2010 Pazartesi 15:55
Prof. Arato’nun Etkileyici CV’si - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:40
İdeoloji ve Danıştay - 29 Nisan 2010 Perşembe 15:00
Namus Davası - 19 Nisan 2010 Pazartesi 14:43
“Ermeni Sorununun Yeni Boyutları” - 10 Nisan 2010 Cumartesi 17:25
Küçük Ama Mümkün Bir Anayasa Düzeltmesine Doğru - 09 Nisan 2010 Cuma 09:39
Muhalefete Katkı - 06 Nisan 2010 Salı 14:45
Anayasa temrinleri - 30 Mart 2010 Salı 10:03
1915'e Dair Yeni Belgeler mi Bulundu? - 25 Mart 2010 Perşembe 10:38
Bir Oy Farkıyla Soykırım - 16 Mart 2010 Salı 09:54
Soykırım Söyleminin Ekonomi-Politiği - 08 Mart 2010 Pazartesi 13:30
Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı - 01 Mart 2010 Pazartesi 09:36
Yargı Reformu Açılış Konuşması - 25 Şubat 2010 Perşembe 15:41
Meziyeti ‘Çılgınlık’ Olan Darbecide Rasyonellik Aramak - 11 Şubat 2010 Perşembe 13:39
Alevi Açılımında 7. Çalıştay - 04 Şubat 2010 Perşembe 19:43
PKK Kürt Siyasetini, Anayasa Mahkemesi DTP’yi Kapattı - 14 Aralık 2009 Pazartesi 15:06
Açılım'a Kandil Molası - 19 Kasım 2009 Perşembe 11:53
Açılım Siyaseti Bağlamında Alevi ve Kürt Sorunları - 07 Kasım 2009 Cumartesi 11:57


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya