Çin’in İkilemli Yaklaşımı
El Kaide lideri Bin Ladin’in öldürülmesiyle birlikte dünyada önden gelen devlet liderleri kutlama mesajlarını beyan etmişlerdir. Pekin Hükümeti stratejik işbirliği ortağı olan Rusya’dan daha geç beyanat verirken, sadece Dışişleri Bakanlığı sözcüsü düzeyinde bir açıklama yapmıştır. Sözcü Jiang Yü, 2 Mayıs’ta Bin Ladin’in öldürülmesini, “uluslararası terörle mücadelede önemli ve olumlu bir gelişme” olarak değerlendirmiştir. Sözcü Jiang Yü’ye göre, terörizm, uluslararası toplumun ortak düşmanıdır. Çin’de terör mağduru bir ülkedir. Çin, öteden beri her türlü terörizme karşıdır ve aktif bir şekilde uluslararası terörle mücadelelere iştirak etmektedir. Sözcü, uluslararası toplumun teröre darbeyi indirebilmesi için işbirliğini güçlendirmesi gerektiğini belirterek, terörle mücadelede hem sebebi hem de eylemini birlikte ele alarak terörizmin beslendiği ortamın yok edilmesi gerektiğinin altını
çizmiştir.
Sözcü Jiang Yü, 3 Mayıs’taki açıklamasında da aynı ifadeleri beyan ederek, terörle mücadelede terör mağduru ve bu konuda ortak çıkarları olan ABD ile işbirliği yapacağını belirtmiştir. Ancak, sözcü, ABD vatandaşlarına ve yurtdışındaki diğer kuruluşlara yönelik El-Kaide’nin misilleme yapma olasılığı karşısında Çin’in nasıl bir tepki göstereceği sorusunu cevaplamamıştır. Sözcü, Pakistan Hükümeti’nin Bin Ladin ile ilgili açıklamalarının Çin-Pakistan ilişkilerini etkileyip etkilemeyeceğini sorusuna karşılık, Pakistan Hükümeti’nin terörle mücadelede kararlı ve eylemleri de etkili olduğunu ve uluslararası terörle mücadelede büyük katkılarda bulunduğunu ileri sürmüştür. Sözcü Jiang Yü, Pakistan’ın terörle mücadelelerdeki tutumuna saygı duymakta ve anlayışla karşılamakta olduğunu ifade ederek bu konuda Pakistan’a desteğinin devam edeceğini belirtmiştir. Sözcüye göre, Çin, Pakistan ve Hindistan ile birlikte Güneydoğu Asya’nın barışı ve istikrarını sağlamak için sürdürülmekte olan girişimleri devam edecektir. Sözcü, Jiang Yü, Bin Ladin’in öldürülmesinin ardından Çin’in, Mumbai’da terör saldırısı düzenleyen teröristleri Pakistan’dan Hindistan’a teslim etmesini isteyecek mi sorusuna ise Çin’in hiçbir ülkenin içişlerine karışmama ilkesinin devam ettiğini ve Pakistan’ın kendi ulusal koşullarına göre terörle mücadele stratejisi geliştirmesi ve uygulamasını destekleyeceği cevabını
vermiştir.
Hindistan basını, Çin’in bu açıklamasını terörü destekleyen Pakistan’ı kınamadığı gibi Pekin’in mevcut Pakistan Hükümeti’ni desteklemeye devam edeceği şeklinde
algılamış ve Çin’in terörle mücadelede ikili oynadığını ima etmiştir.
Pakistan’da Taliban ve El-Kaide örgütlerine destek verildiğine dair bazı spekülasyonlar vardı. Bin Ladin’in öldürülmesiyle birlikte Pakistan’ın terör başını barındırdığına dair söylentiler ve Pakistan Hükümeti’nin bu konudaki farklı beyanları uluslararası kamuoyunda bu şüpheyi arttırmıştır. Bunun üzerine Pakistan Cumhurbaşkanı Asif Ali Zardari konuya açıklık getirmeye çalışmış ve Bin Ladin’e yönelik operasyonda Pakistan güvenlik güçlerinin yer almadığını ancak Pakistan-ABD arasında süren işbirliği sonucunda uygar dünyayı tehdit eden Bin Ladin’i yok ettiğini belirtmiştir. Ancak, bu açıklamalar Batılıların kuşkusunu gidermemiştir. Beyaz Saray Terörle Mücadele Danışmanı John Brennan ve CIA Başkanı Leon Panetta, hatta İngiltere Başbakanı David Cameron’da Pakistan’ın El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in kendi ülkelerinde yaşadığını bildiğini belirtmektedir. Uzmanlar, Pakistan İstihbarat Teşkilatı’nın (The Directorate for Inter-Services Intelligence) Bin Ladin’in saklandığı yerden haberdar olmamasından şüphe duyduğunu ileri sürmektedirler. Hatta Afganistanlı yetkililer de Pakistan’ın olaydan habersiz kalmasının ihtimal dışı olduğu ifade etmektedirler. Böyle bir durumda, Pekin’in İslamabat’a desteğini esirgemeyeceğini vurgulaması yani Pakistan’ı savunması, uluslararası kamuoyunda Çin’in terörle mücadeledeki tutumuna karşı bir güvensizlik oluşmasına yol açacaktır. Hindistan basınına göre, Pakistan’ın karışması ve terör faaliyetlerin artması Çin-Pakistan sınırındaki Doğu Türkistan’a sıçrayabileceğini düşünen Pekin, ne pahasına olsa olsun Pakistan’ı desteklemede kararlıdır. Pakistan’ın “Afganistanlaşması” hakkikaten bölgeye büyük felaketleri getirebilir. Aslında, Çin’in Pakistan’ı desteklemesinin sebepleri bilinenlerin çok daha ötesinde derin stratejik amaçlarının sonucudur.
Pekin Hükümeti kendisini terör mağduru olarak tanımlamasına rağmen, hiçbir zaman Bin Ladin’i Çin’in düşmanı olarak ilan etmemişti. Prof. Shi Yinhong’a göre, 10 yıldan beri yaşanan birçok terör faaliyetlerinin Bin Ladin ile ilişkili ise, Bin Ladin’in Çin dümanı olması tabiidir. Prof. Shi Yinhong, Bin Ladin’e bağlı el-Kaide örgütünün Çin’in toprak bütünlüğüne ve sınır güvenliğine zarar verdiğini ve Doğu Türkistancılara eğitim ve yardım sağladığını belirtmiştir. Prof. Shi Yinhong’a göre, bu bağlamda Bin Ladin’in ölümü dolaylı olarak Çin’in bir intikamı
sayılır.
Diğer yandan muhalif Çinliler, Çin Komünist Partisi’nin halka yönelik korkunç suçlar işlediğini ve Bin Ladin’den daha fazla terör estirdiğini
belirtmektedir. Bazıları ise, Bin Ladin’in ölümü şiddet uygulayan Çin yöneticileri için bir dehşet etkisi yaratacağını, bazıları ise, Çin’in ABD’yi dengelemek için etkin bir kartını kaybettiğini ve bazıları da, George W. Bush’a teşekkür edilmesi gerektiğini ifade
etmektedirler.
Çin’in “Teröristleri”
Pekin, yöntemlerine bakmadan Doğu Türkistan’daki bütün ayrılıkçı örgütleri ve kişileri uluslararası terörist olarak tanımlamaktadır. Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinde Doğu Türkistan İslam Hareketi örgütü, El Kaide örgütü ile ilişkileri olması dışında uluslararası teröre bulaşmamıştır. Söz konusu Doğu Türkistan İslam Hareketi de 11 Eylül sonrası dağılmış ve 2002 yılından sonra etkisiz kalmıştır. ABD’nin Afganistan askeri operasyonu sonrası El Kaide ile ilişkileri olduğu şüphesi ile Guantanamo’ya götürülen 22 Uygur da suçsuz olarak büyük bir kısmı serbest bırakılmıştır. Pekin’in tek bir örgütü esas alarak bütün Doğu Türkistanlı teşkilatları terörist olarak tanımlaması aslında Çin’in uluslar arası terörle mücadele girişimlerini engellemektedir. Uluslararası toplum siyasi faaliyet gösteren, özellikle demokrasi ve insan hakları isteyen Doğu Türkistan ayrılıkçı örgütlere bir terör teşkilatı olarak bakmamaktadır. Üstelik Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketleri uluslararası terörizm henüz ortaya çıkmadan vardı. 1884 yılında Doğu Türkistan Çin’in bir eyaleti olarak Çin toprağının bir parçasına dönüştürülmesiyle birlikte söz konusu ayrılıkçı faaliyetler de başlamıştı. 135 yıldır bağımsız hareketler kesintisiz devam etmiş ve 1933 ile 1944 yıllarında iki defa cumhuriyet ilan edilmiştir. 1949 yılının sonunda Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun Sovyet Lideri Stalin’in desteğiyle Doğu Türkistan’ı işgal etmesiyle Doğu Türkistan ayrılıkçı faaliyetler yurtdışına taşınmıştı. 11 Eylül öncesi Doğu Türkistan meselesi Çin’in içişleri olarak dünya kamuoyuna yansımamıştır, fakat bu tarihten sonra Çin Hükümeti Doğu Türkistan ayrılıkçı güçleri el Kaide’ye bağlaması ile bir anda, uluslararası terör örgütüne dönüştürülerek söz konusu meseleyi uluslararası siyasi sahnesine oturtmuştur. 1949 yılından itibaren kendi meselesini uluslararasılaştırmaya çalışan Doğu Türkistan teşkilatları bu vesileyle başarmıştı. Bugün Doğu Türkistan meselesi veya Uygur meselesi birçok ülkenin Çin ile olan ilişkilerinde yer almaya başlamıştır.
Çin Sosyal Bilimler Akademisi Institute of World Economics and Politics kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmaları Masası Başkanı Shao Feng’e göre, Bin Ladin sonrası terörizm tehdidi yeni bir eğilim gösterebilir; bunlardan birincisi Tibet ayrılıkçıların terörizme doğru yönlenişi, ikincisi terör örgütlerinin Çin sınırların içine sızmaları, üçüncüsü komşu ülkelerde terörizmin belirgin bir şekilde ciddiyetini göstermesi ve dördüncüsü Çin’in denizaşırı çıkarlarının terör tehdidi altında kalabilmesidir. Çin, ciddi bir terörizm tehdidiyle karşı karşıya kalabilir ve Doğu Türkistancılar ve Tibetli ayrılıkçılar gibi etnik terörlerin şiddet faaliyetleri terör mağduru olan Çin’in batı bölgelerinin toplumsal istikrarı ve ulusal güvenliğini
etkileyebilecektir.
China Institutes Of Contemporary International Relations kuruluşu Counter-Terörizm Araştırma Merkezi Başkanı Fu Xiaoqiang, Bin Ladin sonrası yaşanacak terör intikamlarının Doğu Türkistan üzerinden Çin’e sıçrayabileceğini tahmin etmektedir. Çinli uzmanların tespitine göre, ABD’nin Doğu Türkistan İslam Hareketi örgütüne karşı Çin’e yardım edip etmemesi
de meçhuldür, bu nedenle Pekin her türlü gelişmelerine hazır olmalıdır.
Bin Ladin sonrası El-Kaide ideolojisine bağlı kalan örgütlerin küresel boyuttaki terör faaliyetleri azalabilir ve bölgesel ya da ülkesel düzeyine inerek zayıf hâkimiyetlere yönelik güçlerini hisetirmeye çalışabilir. Diğer yandan Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra ABD kuvvetlerinin Irak ve Afganistan’dan tedrici çekilmesi, Afganistan’da Karzai Hükümeti ile Taliban örgütü arasındaki uzlaşmanın sağlanması, en önemlisi Filistin’de El Fetih ile Hamas arasında barış sağlanması ve aynı şekilde Filistin-İsrail arasında belli ölçüde barışın sağlanmasıyla küresel terörün ABD’ye olan düşmanlığı azalabilir. Yani Obama Hükümeti İslâm dünyası ile barış sağladığında Washington mevcut bataklıktan kendini kurtarabilir. Bunun sonucunda uluslararası ilişkilerin alt düzeyde “senin teröristin” ve “benim teröristim” ayrımı ortaya çıkabilir, bir başka deyiş ile “birinin terörist olarak gördüğü kişi diğerinin özgürlük savaşçısıdır” (One man’s terrorist is another man’s freedom fighter). Terör faaliyetleri kendi bulunduğu bölgelerde ya da ülkelerde devam ederken, ABD ise gerçek sorunlar (İran, Kuzey Kore) ve gerçek güçlerle (yeni yükselen ekonomi güçleri) meşgul olmanın fırsatını bulabilir. Şiddet yolunu tercih eden ayrılıkçı Doğu Türkistan güçleri ya tekrar eline silah alarak Çin’de hakimiyet karşıtı faaliyetlerini yapacaklar, ya da siyasallaşarak yaratılmış uygun bir uluslararası siyasal zemininde güç birliğini oluşturarak Çin’e daha fazla baskı yapmaya çalışacaklardır. Gelişmeler hangi yönde olursa olsun, Doğu Türkistan ayrılıkçı güçleri yükselişini henüz tam müstahkem hale getiremeyen Pekin Hükümeti’ni zor duruma sokabilir. Özellikle demokrasi, insan hakları ve özgürlük değerlerini kabul eden ve siyasal yolu tercih eden Doğu Türkistan örgütleri daha çok Batılıların desteğini alabilir. Pekin bu durumu farketmiş olmalı ki, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcü Jiang Yü’nün Bin Ladin sonrası uluslararası terörle mücadeleyi devam ettirilmesi gerektiği ve bu konuda ABD ile işbirliği yapmaya devam edeceği ifadesi bu gelişmelerin bir yanıtı olmalıdır.
Uygur meselesi de ABD-Çin ilişkilerini etkilemektedir ve
ABD’nin Doğu Türkistancı örgüt (Dong-tu) ve Dünya Uygur Kongresi’ne destek verdiği gerekçesi ile Çin tarafından eleştirilmektedir. Bazı Çinli yorumculara göre, Bin Ladin ölmesine rağmen terörü besleyen toprakların da kurutulması gerekmektedir. Aynı zamanda, Washington’un, terör örgütü olan Uygur teşkilatlarına destek vermekle terörizmi yaşatmaya çalışmış olmasından ötürü, terörle mücadele konusunda ciddi çabaları olan Çin’i eleştiremeye hakkı yoktur. Yazar, ABD’nin Uygurlara destek vermesinin zamanında Sovyetlere karşı Bin Ladin’e destek vermesiyle aynı mahiyette olduğunu ileri sürmüştür (bu yazı Xinhua Ajansı web sitesinden silinmiştir). Halbuki Washington el-Kaide ile ilişkili olan Doğu Türkistan İslâm Hareketini terör örgütü olarak ilan etmiş ve BM’nin terör listesine alınmasına sebep olmuştu. Pekin de bu nedenle bütün Doğu Türkistanlı örgütleri uluslararası terör örgütleri olarak tanımlamasına argüman bulabilmişti. ABD, sadece demokrasi mücadelesini yapan ve insan haklarını savunan Uygur teşkilatlarına destek vermektedir. Doğu Türkistanlıların yurtdışındaki en büyük örgütü Dünya Uygur Kongresi de öteden beri teröre karşı olduğunu beyan etmektedir. Bin Ladin öldürüldüğü tarihte de, Dünya Uygur Kongresi Washington’da Yüksek İstişare Kongresi yapılmaktaydı. Bütün bu gelişmelerin Pekin’i rahatsız ettiği aşikârdır.
ABD’nin Bir Sonraki Hedef Çin?
Bin Ladin’in öldürülmesi Çin’in internet basınında hemen yankı buluken, daha önce 11 Eylül olaylarında birçok Çinlinin sevindiği gibi Bin Ladin’in öldürülmesinden üzüntü
duyan Çinlilerin oldukça fazla olduğu dikkat çekmektedir. Hong Kong Phoenix TV’nun yaptığı bir kamuoyu yoklamasında, yüzde 60.2 Çinliler “Amerikan karşıtı savaşçısı” Bin Ladin’in ölümünden üzüntü duyduğunu, yüzde 12.3’ü ABD’nin nihayet intikamını almasından efkâr dolu olduğunu, yüzde 17.8’si mutlu hissettiğini ve yüzde 9.7’si ise kendisi ile ilgili olmadığını beyan
etmiştir. Anlaşıldığı gibi yüzde 60 üzerindeki Çinlilerin Bin Ladin’in terör faaliyetlerinden değil, aslında ABD’ye karşı çıkmasından dolayı Bin Ladin’in ölümünden üzüntü duymaktadırlar. Çin kamuoyunun tablosunda böyle bir sonuç çıkması şaşırtıcı değildir, ancak bazı yetişmiş kişiler de benzer görüşlere sahiptirler. Çin’in devlet televizyonu CCTV’un Askeri Kanal Müdürü Zhang Xin’in kendi microbloggingda “Bin Ladin en büyük milli kahramandır” ifadesi amerikan karşıtı zihniyetinin
yansımasıdır. Çin ordusunun Albay Dai Xu de bir kanalda söz konusu hakkındaki görüşünü şöyle beyan etmiştir: “Usame Bin Ladin Amerikalıların düşmanıdır, bizim düşmanımız değildir, Rabia Kadir bizim düşmanımızdır, Amerikalılar Rabia Kadir’i desteklemektedir, o halde niye Bin Ladin’e şiddetle karşı çıkalım ki?” Albay Dai Xu, Bin Ladin’in ABD’nin teröristi olduğunu ve Rabia Kadir ise Çin’in teröristi olduğunu da
belirtmişti. Bazı Çinli uzmanlar, Kuzey Afrika ile Ortadoğu’da meydana gelen olayları Bin Ladin’in ölümü ile bağlamaktadır. Örneğin
China Institute of International Studies kuruluşunun başkanı Qu Xing, Bin Ladin’in ölümü zihinsel olarak Libya muhalefetini olumsuz etkileyeceğini ileri
sürmektedir. Çin’in Xiangtan Üniversitesi uluslararası ilişkiler Prof. Li Kaisheng Çin’deki anti Amerikan olayına açıklık getirerek, Çin’in ABD ile stratejik rekabette olduğuna inanan bazı Çinliler, Bin Ladin’in bir ölçüde ABD’nin Çin üzerindeki dikkatini çekebileceği kanaatinde olduğunu tespit etmektedir. Özellikle Obama Hükümeti’nin “Asya’ya geri dönüş” politikasının stratejik ağırlığı gidererek Çin’de hissedilmeye başlayınca, ‘ABD’nin paçasından çekebilecek bir güç var mı?’ arayışı Çin toplumunda kendisini göstermiştir. Prof. Li Kaisheng Çin’de yaşanan Bin Ladin üzüntüsü şaşırtıcı bir olay olmadığını ve ABD’nin de Çin’in konumunda olsaydı aynı manzara da ortaya çıkabileceğini ileri
sürmektedir.
Çin-ABD arasındaki çıkarlar çatışması 2009 yılının sonunda Başkan Obama’nın Çin ziyareti ile birlikte belirgin bir şekilde su yüzüne
çıkmıştı. Buna rağmen ABD’nin İkinci Dünya Savaşından buyana oluşturduğu uluslararası siyasal ile ekonomik sisteminden en iyi bir şekilde istifade eden Çin olmuştur. Hong Kong basını, ABD, El-Kaide, Afganistan ve Irak ile meşgul olurken, Çin ise yaratılan boşluktan istifade ederek Asya, Afrika ve Latin Amerika’da, etkisini büyük oranda arttırmış ve küresel terörizmle mücadelenin en önemli yararlanıcısı olduğunu ileri sürerek, Pekin’in bugüne kadar görülmemiş bir uluslararası statüsüne erişiminde Bin Ladin’e teşekkür borçlu olduğu ifadesini
kullanmıştır.
Soğuk Savaş sonrası ABD, ekonomik yatırım ile Çin’in orta sınıfını yaratma vasıtası ile Çin’i siyasal reforma zorlamayı ve Çin’in adım adım uluslararası sisteme sokulması ile Çin’in demokrasileşmesini hızlandırmayı hedeflemişti. Ayrıca, ABD muazzam Çin pazarından da vazgeçemedi ve Clinton Hükümeti’nin sonuna kadar bu politikalar devam etmişti. 2001 yılının başında iktidara gelen Başkan Bush mevcut politikayı değiştirerek Çin’i stratejik rakip olarak tanımlamıştı ve Çin’e yönelik baskılar 1 Nisan 2001’de yaşanan “casus uçak krizi” ile ikili ilişkileri gerginleşmeye başlamıştı. 11 Eylül olayı iki ülke ilişkilerinin yumuşamasına neden olmuştu. 11 Eylül sonrası küresel terörle mücadele gereğiyle Washington, Pekin’in desteğine ihtiyaç duymuş ve ABD-Çin ilişkilerinde Washington bazı tavizleri vermek zorunda kalmıştır. Bin Ladin’in ölümünden sonra söz konusu ihtiyaç azalabilir ve ABD dâhil Batılılar, yükselen dev Çin’e yönelik demokrasi ve insan hakları baskısını arttırabilir. Pekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Prof. Zhu Feng, Çin-ABD arasında çıkar ilişkileri olduğunu ve ahlak üzerine inşa edilmediğini ortaya koyarak, Çin-ABD arasında demokrasi ve insan hakları gerginliği olmayacağını ifade
etmektedir. Halbuki insan hakları, özgürlük ve demokrasi ABD’nin siyasal ve toplumsal değerleri ve ulusal çıkarlarının biridir. Örneğin insan hakları öteden beri ABD-Çin ilişkilerini etkilemekte ve iki taraf bazen kesintiye uğramasına rağmen insan hakları diyalogu da yapılmaya devam etmektedir. Ancak, ABD-Çin arasındaki insan hakları diyaloglarının önemli olmasına rağmen hiçbir ilerleme
sağlanamamıştır. Nisan 2011’deki ikili insan hakları diyalogu yine başarısız kalmış ve ABD, Çin’i insan hakları konusunda ikna
edememiştir. ABD tarafı sadece bir ceza olarak bazı Çinli yetkililerin ve ailelerin ABD ziyaretine kısıtlama
getirmiştir.
ABD açısından Bin Ladin’in öldürülmesi belki bir dönüm noktası olabilir ve bütün büyük politikalarını yeniden değerlendirmesinin
zamanıdır. Obama yönetimi açısından ABD’yi ilgilendiren birçok olayı siyasi yolla çözümlemesinin
fırsatıdır. Stanford Üniversitesi
Centre for International Security and Cooperation kuruluşunun uzmanı Xue Litai’ye göre, Bin Ladin sonrası Washington artık siyasî, ekonomik ve askerî kaynaklarını ABD’nin küresel stratejik çıkarlarını ilgilendiren bölgelere kaydırabilir, bir başka deyişle Pekin’in her taraftan gelen gelebilecek baskılarla karşı karşıya
kalacağıdır. Özellikle insan hakları konusunda Çin üzerinde bir baskı
oluşturulabilir. Yani Çin’in yükselişine karşı ABD daha fazla enerji sarf ederek Çin’in stratejik çevresini bozguna
uğratabilir. Tsinghua Üniversitesi Çin
-ABD İlişkileriAraştırma Merkezi Başkanı Sun Zhe’ye göre, Bin Ladin’in öldürülmesi Çin-ABD ilişkilerini etkilemez, çünkü Bin Ladin’in öldürülmesi terörizmin ortadan kalktığı anlamına gelmez, terörle mücadele 5-10 yıl daha sürebilir; Ortadoğu’daki büyük değişimler ve ABD’nin ekonomik sorunlarından dolayı ABD’nin Çin’e yönelik baskılar neticesiz
kalabilir. Bazı uzmanlar da Çin-ABD arasında bazı sürtüşmeler yaşanabileceğini ifade ederek, ABD’nin Soğuk Savaş sırasında Sovyetlere karşı uyguladığı stratejisini Çin’e uygulamasının ihtimali olmadığını ve bunu yapabilmek için kapsamlı bir stratejik yapılanmaya gitmesi
gerekmektedir.
Siyasiler ve uzmanlar, Çin-ABD işbirliği her iki ülke için yararlı olacağına inanmaktadır. Ancak, Çin’in ekonomi alanındaki yükselişi ve askeri
modernizasyona hız vermesiyle iki ülke siyasi, ekonomi-ticaret ve güvenlik alanlarındaki anlaşmazlıklar giderek artmaya başlamıştır. Küresel ve bölgesel işbirliği de istenen düzeye gelememiştir. Özellikle Washington’u en çok ilgilendiren İran ve Kuzey Kore nükleer sorunları üzerinde farklı görüşlere sahiptirler. Bin Ladin’in öldürülmesi üzerindeki bakış ve beyanlar da farklılıkları göstermektedir. Yükselen Çin’e yönelik henüz bir politika üretemeyen
Obama Hükümeti’nin ABD’nin yeniden canlandırılması için yeni politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un “akıllı diplomasi”sinin (smart diplomacy)
içeriği ne derecede doldurulabilir? ABD’nin Asya’ya geri dönüş politikası çatışmasız bir şekilde sonuçlanması ve bazı küresel ile bölgesel işbirliği meselesinde başarı olup olmaması Çin ile olan ilişkilerine bağlıdır.