ENGLISH
24.05.2012
05.05.2011 15:51


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanı Ahmet Davutoğlu‘nun ev sahipliğinde İzmir’de düzenlenen “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Geleceğine İlişkin Üst Üst Düzeyli Konferans” sonrasında “İzmir Deklarasyonu” adı altında bir bildiri yayımlandı. Deklarasyon, AİHM’nin daha etkin ve sürdürülebilir nitelikte çalışabilmesini sağlamak bakımından konsey üyesi ülkelerin alması gereken önlemlere yer verirken, 19 Şubat 2010 tarihinde Interlaken’de düzenlenen konferansta benimsenen eylem planının hayata geçirilmesi konusunda üye devletlerin çaba harcamasını istiyor.
 
AİHM’de son yıllarda biriken dosya yükünün önemli bir nedeni olan mükerrer davalar ve kabul edilemez nitelikteki dava sayısının azaltılması için çeşitli önlemlere başvurulması gündemde. Bu bağlamda Interlaken Konferansı’nda kabul edilen 14.protokoldeki yeni kabul edilebilirlik standartlarının mahkemenin iş yükünün hafiflemesine yardımcı olacağı düşünülse de başkaca yapısal sorunların devam ettiği ve çözüm konusunda Bakanlar Komitesi’ne önemli görevler düştüğü bir gerçek. Deklarasyon bu sorunlara tekrar parmak basarak ortak bir çıkış yolu oluşturmaya çalışıyor.
 
İzmir Deklarasyonunda, bireysel başvuru hakkının sözleşmeye bağlı temel bir hak olduğu belirtilirken, kabul edilemezliği açıkça belli olan başvurularla gerçekten sağlam temelleri olan bireysel başvuruların birbirinden ayrılmasını sağlayacak ve böylece gereksiz biçimde mahkemenin meşgul edilmesini engelleyecek önlemlerin alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu konuda Bakanlar Komitesinin bireysel başvurular için harç uygulamasına geçmesi ve başvurucunun mahkemede avukatı tarafından temsil zorunluluğu gibi yaptırımlar sıralanıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf ülkelerin yerindelik kuralını sağlıklı olarak işletebilmeleriyle üye ülkelerden yapılan başvurular azaltılabilecekken, harç ve avukat zorunluluğu gibi uygulamaların mahkemeye erişimi güçleştirmesinden ve hak arama mücadelesini de zorlaştırmasından kaygı duymak gerekiyor.
 
Mahkemenin iltica ve göç ile ilgili davalara bakarken, ülkenin iç hukuk yollarının etkin çalışıp çalışmadığına ve bu süreçlerin insan haklarına uygun işleyip işlemediğine göre başvuruları inceleyeceği ve istisnai durumlar dışında müdahil olmaktan kaçınacağı ifade ediliyor. Türkiye gibi henüz uluslararası hukuki standartlara göre şekillenmiş iltica mevzuatı olmayan ülkelerde hukuka aykırı olarak sınırdışı işlemi yapılması ve barınma merkezlerindeki kötü gözetim koşulları yüzünden mahkemeye başvurular yoğunlaşmaktadır. Hatta yakın zamana kadar AİHM’in tedbir kararına rağmen zorla ülkelerine gönderilen mülteci ve sığınmacıların dramlarıyla karşılaşmaktaydık. Dolayısıyla her ne kadar son zamanlarda geçici sığınmacılar tarafından sınırdışı işleminin iptali istemiyle idare mahkemelerinde açılan davalarda olumlu kararlar çıkmaya başlasa da yerel hukukun daha işlevsel hale gelmesi ve içtihat zenginliği bakımından AİHM başvuruları büyük önem taşıyor.
 
İzmir Deklarasyonu’nda ayrıca üye devletlerden örnek davalar çerçevesinde yerindelik ilkesini gözeterek iç hukukta etkin ve adil işleyen hukuki mekanizmaları kurmaları ve mükerrer başvuruların önlenmesi için gerekli tedbirleri almaları istenmektedir. Sözleşmeye dayalı yükümlülüğün bir gereği olarak üye ülkelerin ihlal edilen sözleşme hükümleriyle ilgili olarak iç hukuk yolunu mutlaka oluşturması ve mahkeme kararlarının uygulanmasında yeni yöntemler geliştirmesi talep edilirken, yargıç ve savcılar başta olmak üzere tüm hukuk hizmeti veren birimlerin mahkeme içtihatları konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmesinin altı çizilmektedir.
 
AİHM Kararları Ne İfade Ediyor?
 
Türkiye, AİHM’de en fazla dosyası olan ülkelerden biri olmaktan kurtulmanın yollarını ararken temel sorun, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek yargı kurumlarından başlayarak alt derece mahkemelerine kadar uzanan mekanizmaların ürettiği kararların henüz uluslararası hukuki standartları karşılayabilecek niteliğe erişememiş olmasıdır.
 
AİHM bireylerin hak ve özgürlük alanını genişletip devletleri bu alana müdahaleci uygulamaları nedeniyle mahkum etmekte iken, bizde hala devleti bireye karşı koruma refleksi ile hareket eden bir yargı sorunu bulunuyor. Bu konuda yapılacak basit bir mukayese durumumuzun ne kadar vahim olduğunu gösterecektir.Yargıtay tarafından onanarak iç hukuk süreci tamamlanan ve AİHM’e giden çok sayıda dosyaya kabul edilebilirlik kararı verilmesi ve bu tür davalarda sözleşme hükümlerinin ihlal edildiği sonucuna varılarak Türkiye’nin mahkum edilmesi, iç hukuk normlarıyla AİHM içtihatları arasında derin farklılıkların bulunduğuna işaret etmektedir.Dolayısıyla AİHM’in kimi durumlarda sözleşmeye dayalı hukuk mantığının evrensel insan hakları normlarıyla çeliştiği kararlarını görmek ve bunu eleştirmek elbette gereklidir. Ancak bunu yaparken iç hukukumuzdaki standartların AİHM içtihatları düzeyinin ve bu bağlamda evrensel hukuk felsefesinin çok gerisinde olduğunu görmek zorundayız. 
 
AİHM'nin resmi internet sitesinde yayınlanan istatistiklerde Avrupa Konseyi üyesi 47 ülke aleyhinde mahkemeye yapılan başvurular ve açılan davaların sonuçlarına ilişkin bilgiler yer alıyor. Bu veriler, şikayet edilen her ülkenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin hangi maddelerine göre mahkum olduğunu gösteriyor. Buna göre Türkiye’nin mahkemenin yargı yetkisini tanıdığı 1987 yılından 2010 yılı başlarına kadar şikayete konu olan 1939 davadan 1676’sında sözleşmenin en az bir maddesini ihlal ettiği bildiriliyor. Birçok maddeyle ilgili mahkumiyetlerde Türkiye ve Rusya adeta yarışıyor. Örneğin, işkence yasağının ihlali konusunda Türkiye'nin mahkûm olduğu karar sayısı 22 iken, Rusya 15 karar ile Türkiye’yi yakından izliyor.Bu iki ülkenin dışında işkence yasağı nedeniyle diğer 45 ülkenin aleyhinde verilen toplam karar sayısı sadece16.
 
Yine ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle Türkiye aleyhine bugüne kadar 170 karar verilirken, diğer 46 ülkenin aldığı toplam mahkumiyet kararı 180 olarak belirtiliyor. Görüldüğü gibi sözleşmenin çeşitli maddelerinin ihlali gerekçesiyle AİHM’e giden davaların çok büyük bir bölümünde devlet mahkum olmayı sürdürüyor. Dolayısıyla AİHM kararlarının geçmişten bugüne yargı düzenimiz, yargıç ve savcılarımız ya da hukuk hizmeti verenler üzerinde ne ölçüde etkili olduğunu görebiliyoruz.
 
Hukuk Anlayışı Değişmeli
 
Tam da bu aşamada İzmir Deklarasyonunda vurgulanan konular, hukuk yapımızın tekrar gözden geçirilmesi bakımından ciddi olarak ele alınmalı ve sözleşmenin yorumlanmasındaki yanlışlıklar ve katı hukuk mantığının değişmesi gerekmektedir. Her ne kadar 12 Eylül referandumu ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınması, bireysel hak ve özgürlüklerin iç hukuk sınırları içinde daha etkin korunması bakımından bir umut olarak görülse de içine kapanmış statükocu hukuk anlayışının bu sürecin sağlıklı olarak işlemesini engelleyebileceği unutulmamalıdır. Sonuçta yasal düzenlemeler ve reformların kağıt üzerinde kalmaması ve doğru dürüst uygulanabilmesi için hukuk insanlarının evrensel ilkeleri benimseyen dinamik bir hukuk algısına sahip olmalarını çokça önemsememiz gerekmektedir. İzmir Deklarasyonu bu ihtiyacımızın boyutlarını bir kez daha göstermesi bakımından ayrıca önem kazanmaktadır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya