Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere paralel İran ve S. Arabistan arasındaki stratejik ve siyasal rekabetin de hızla derinleştiği görülmektedir. Bu iki önemli Ortadoğu ülkesi arasında yaşanan rekabet ve çekişmenin arka planına bakıldığında özetle; Filistin sorunu konusunda İran’ın öne çıkması ve bazı bölge ülkelerini İsrail karşıtlığı cephesinde bir araya getirme çabaları, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali ardından yaşanan bölgesel kırılmalar, Bağdat’ta siyasal eksenin ülkedeki demografik hâkim güç olan Şiiler lehine değişmesi ve ardından 2006 yılında Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail karşısında askeri ve siyasal başarıları, Yemen’de yaşanan gelişmeler ve Körfez’deki Şii dünyasındaki siyasal hareketlenmelerin olduğu görülmektedir. Özellikle de Arap Dünyasının İran karşısında kalkanı olarak görülen Saddam rejiminin yıkılması ve ülkede yaşayan demografik hâkim güç olan Şiilerin siyasal ekseni belirleyen bir konuma ulaşmaları, Şiilerin uluslar arası arenada politik ve stratejik hesapların içinde yer almasına neden olduğu gibi aynı zamanda bu süreç İran ve S. Arabistan arasında rekabetinin de derinleşmesini tetikledi.
Siyasal ve Stratejik Rekabetin Arka Planı
11 Eylül olayları ardından bölgede yaşanan gelişmelerle Mısır’ın Sünni dünya üzerindeki etkisinin kırılması ve S. Arabistan’ın bu konuda öne çıkması, İran-ABD arasında artan nükleer meseleden kaynaklı gerginlik Riyad yönetimi için yeni stratejik manevra alanı oluşturmasına zemin hazırladı. İran-Arabistan stratejik rekabetinin yükselişi de bu döneme rastlamaktadır. S. Arabistan Ortadoğu’ya yönelik stratejik hesaplarını hazırlarken İran’da da 2004 yılı sonrası reformcuların iktidardan düşmesiyle yönetime gelen Ahmedinejad ve ekibi bölgesel gelişmelerle (Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas, Irak’ta Şiiler) birlikte petrol fiyatlarının da artışıyla belli bir ekonomik rahatlamaya girerek bölgede Şii gruplara yönelik politikalar geliştirdi. Temelde 2003 yılında İran ve Arap dünyası arasında bir set oluşturan Saddam rejiminin devrilmesine kadar, bölge ülkeleri arasında ilişkilerin mezhepsel bir faktörle açıklanması çok mümkün gözükmemektedir. Ama Saddam rejiminin devrilmesi ardından Arap dünyası ve başta Arabistan, Ürdün ve Mısır’ın bölgede bir Sünni blok olarak adlandırılan İran karşısında oluşacak cephe oluşturmaya çalışması sonucu bölge ülkeleri arasında mezhepsel tutum sergilenen bir tablo ortaya çıktı. Bugün gelinen noktada Mısır’da yaşanan devrimle ve Suriye’de yaşanmakta olan gelişmelerle bölgesel dengeler tekrar değişti.
Özetle İran ve S. Arabistan arasında yaşanan çekişme ve rekabetin temelini, Riyad yönetiminin Irak’ta Şiilerin siyasal olarak Bağdat’ta etkin ve belirleyici bir konuma gelmeleri ve İran’ın bölgesinde Lübnan, Filistin ve Yemen’in ardından Irak’ta stratejik üstünlüğü elde etmesini dengeleme isteği oluşturmaktadır. İki ülke arasında önemli görüş ayrılığının bulunduğu bir diğer konu ise Körfez’in güvenliği konusudur. Burada İran, bölge dışı güçlerin Körfez’de konuşlandırılmasına şiddetle karşı çıkarken ve bölgenin yabancı güçlerden arındırılarak bölgesel güvenliğin bölge ülkeleri tarafından kurulacak bir konvansiyonla karşılanmasını istemektedir. S. Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri ise ABD’nin Körfez’de kendine askeri zemin bulmasını sağlayarak Tahran yönetimiyle karşı karşıya gelmektedir.
Rekabetin Petrol-Ekonomik Boyutu
İran ve S. Arabistan’ın bölgesel konumu ve jeopolitiğinden kaynaklanan rekabeti özellikle Suriye ve Bahreyn’de yaşanan gelişmeler ardından hızla tırmanışa geçti. Dünyanın iki büyük petrol ülkesi olan ve ekonomilerinin eksenini petrol üretiminin oluşturduğu İran ve S. Arabistan arasında siyasal ve stratejik alanlarda yaşanan rekabet ve çekişme şimdiye kadar ekonomik bir savaşa dönüşmüş değildir. Ama OPEC’in önemli üyeleri arasında yer alan iki ülkenin ekonomik savaşa dönüşecek rekabet ve çekişmesi mutlaka OPEC’i ve dünya petrol üretimini, enerji piyasalarını da yakından etkileyecektir.
Bu dönemde petrol üretimi, OPEC siyasetleri ve bölgesel ekonomik çıkarlar açısından Tahran ve Riyad yönetimini yakından ilgilendiren bir diğer gelişme de 2003 yılında işgal süreciyle OPEC petrol üretim kotalarına bağlı kalmadan üretim ve satış yapılan petrol ülkesi Irak’ın tekrar OPEC kriterlerini uygulayan ülke konumuna gelmesi ihtimalidir. Burada İran’ın, Şiiler tarafından siyasal ve ekonomik kararların alındığı Bağdat’ta önemli bir etkinliğe sahipken Irak’ın petrol üretimi ve petrol ekonomisinin gelişmesi ve OPEC’te etkin yerini alması karşısında en önemli engel olarak ortaya çıkması büyük bir açmazdır. Petrol üretimi ve uluslararası petrol ekonomisi açısından birbirine stratejik rakip gibi duran İran ve Irak’ın bu durumu nasıl aşacağı şimdilik belli değildir. Ama Tahran ve Riyad yönetimleri arasında Bağdat eksenli rekabet ve çekişmenin henüz tamamlanmadığı ve enerji politikaları ve özellikle de OPEC, petrol üretimi ve petrol piyasaları üzerinden yeniden bu rekabetin hız kazanacağı düşünülebilir. Ayrıca Irak’ın petrol ekonomisi sadece İran için değil aynı zamanda Riyad yönetimi açısından potansiyel olarak önemli bir stratejik rakip konumundadır. Aslında Irak’ın petrol ekonomisi ve gelişen süreci için normalde İran ve S. Arabistan’ın stratejik işbirliği yapması beklenirken bugün Tahran ve Riyad yönetimlerinin Irak petrolleri üzerinden tekrar rekabet ve çekişmelerine hız vermeleri daha muhtemel gözükmektedir. Suudi ve İranlı yetkililerin Irak petrolleri konusunda sağduyulu davranacağı ve bu alanda bir çekişmeye girişmeyeceği düşünülse de özellikle Bahreyn ve Suriye’de yaşanan gelişmeler Tahran ve Riyad yönetimini psikolojik olarak olumsuz etkileyebilir ve iki ülke yöneticileri bu baskılar altında yanlış kararlar alabilirler. Tahran ve Riyad yönetiminin çekişmesinin daha da derinleşmesi ve bu çekişmenin petrol ekonomisi üzerinden yürütülen bir savaşa dönüşmesi ekonomik krizlerin henüz atlatılmadığı Ortadoğu’da olduğu kadar uluslar arası arenada da çok ciddi sonuçlar doğurabilir.