ENGLISH
24.05.2012
15.12.2009 13:26


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları

Başbakan Erdoğan kritik bir dönemde ABD başkentini ziyaret etti. Soğuk Savaşın başlangıcından bu yana, Türkiye’de siyasetçiler ABD ile ilişkileri iyi tutmanın ülkenin çıkarlarını korumak kadar, kendi siyasi kariyerleri açısından da elzem olduğuna inanırlar. Erdoğan da yedi yıllık iktidarı döneminde yolunu altı kez Washington’a düşürdü. Geçmişteki ziyaretler hem Erdoğan’ın siyasi kaderi hem de Türk-Amerikan ilişkileri açısından son derece önemli sonuçlar doğurdu. Bu ziyaretin de kuşkusuz iç ve dış politikada önemli sonuçları olacaktır.

Erdoğan’ın ilk ziyareti 3 Kasım seçimlerinin hemen ertesinde gerçekleşmişti. Washington’da neo-con’lar güçlerinin zirvesindeydi ve Bush yönetimi Irak’ı işgal etmeye hazırlanıyordu. Bu nedenle Türkiye’nin desteğine ihtiyacı vardı. Erdoğan ise iç siyasette yaşadığı engellemeleri ve meşruiyet sorunlarını aşabilmek için, başta ABD olmak üzere batılı başkentlerde ‘Türkiye’nin gerçek siyasi lideri’ sıfatıyla destek arıyordu. Bush yönetimi Erdoğan’ı Beyaz Saraya davet ederek Ankara’ya gerekli siyasi mesajları gecikmeden verdi. Bunun karşılığında Irak işgali öncesinde Türkiye’den destek istedi. Ancak TBMM tezkereyi reddedince AK Parti-ABD ilişkileri yol kazasına uğradı; Türkiye-ABD ilişkileri ise dibe vurdu.

Türkiye-ABD arasındaki en gergin ilişkiler 2003-2007 arasında yaşandı. Süleymaniye olayı, PKK saldırılarının başlaması ve Ergenekon Davası’nın konusunu oluşturan ve kamuoyunca sonradan öğrenilen bir dizi darbe girişimleri, gerginleşen Türk-ABD ilişkilerinin iç ve dış siyasetimize yansıyan önemli olayları olarak okunabilir. İç siyasette AK Parti’nin yaşadığı en önemli dönüm noktalarından biri sayılan ‘Cumhurbaşkanlığı krizi’ ve ‘27 Nisan e-bildirisi’ sırasında ABD, AK Parti ve ordu arasındaki ilişkilerde son derece ihtiyatlı ve mesafeli bir tutum takındı. AB ülkelerinin tersine, Washington’un Türkiye’nin demokratik istikrarı konusundaki bu ikircikli tutumu AK Parti liderliğince dikkatle not edildi.

Türkiye Demokrasiden Yana Tavır Koydu

22 Temmuz 2007 seçimlerinde Türk halkının yüzde 47 gibi bir çoğunlukla demokrasiden yana tavır koyması Washington’un AK Parti’ye ve Türkiye’ye bakışını değiştirdi. Bu arada 2008 başkanlık seçimleri öncesinde Irak’tan çekilme stratejisini açıklayan Bush, Türkiye’nin önemini yeniden fark etti. İşte Kasım 2007’de gerçekleşen Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti tam da böyle bir siyasi atmosferde gerçekleşti.

Seçimlerden zaferle çıkan ve iç siyasetteki darbe girişimlerini bertaraf eden Erdoğan, Başkan Bush’la başarılı bir siyasi pazarlık yaptı. Pazarlığın esası şuydu: Türkiye ABD’nin Irak’ta kurduğu yeni anayasal sisteme destek verecek; kuzey Irak’taki Kürt bölgesel yönetimini tanıyacaktı. Buna karşın ABD’de PKK ile mücadelede aktif destek verecekti. Üzerinde açıkça konuşulmayan ancak zımnen mutabık kalınan bir konuysa, ABD Türkiye’deki demokrasiyi destekleyecekti. Öyle de oldu. Erdoğan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) da tavsiyesiyle Türkiye’nin Irak politikasını değiştirdi. 2008 Haziranında Bağdat’a yaptığı ziyaretle ‘Stratejik İşbirliği Anlaşması’ imzalandı. Kuzey Irak liderliği ile resmi temaslar gerçekleştirildi. İçeride ise sivil anayasa çalışmaları başlatıldı. Komşu ülke Ermenistan’la tarihsel adımlar atıldı. Bu adımların sonucu olarak, AK Parti hükümeti kendisi aleyhine açılan kapatma davasına karşı, ABD yönetiminin ve uluslararası toplumun desteğini sağlamada pek zorlanmadı. Ergenekon Davası konusunda ise ABD hukuki sürece sessizce destek verdi.

Obama Yönetiminin Türkiye Algısı

2008’de iş başına gelen Obama ve Beyaz Saray ekibinin dünyaya ve Türkiye’ye bakışı Bush yönetimine göre çok daha olumludur. Obama, Bush’tan farklı olarak adaylığından itibaren küresel sistemde diyalog ve işbirliğine vurgu yaptı ve senatoda Irak Savaşı’na karşı şiddetle muhalefet etti. Öte yandan Obama yönetimi, değişen uluslararası güç dengelerini ve Türkiye’nin yükselen bölgesel gücünü de iyi kavramış görünüyor. Amerikan başkanlık seçimlerinde Türkiye ilk kez seçim bildirgesinde yer aldı ve Obama, Türkiye ile bozulan stratejik ilişkilerin yeniden düzeltilmesini kendi dış politika öncelikleri arasında saydı. Phil Gordon gibi Türkiye uzmanı birisini dışişleri bakanlığının üç numaralı postuna getirdi. Görevi devraldıktan yetmiş beş gün sonra Türkiye’yi resmen ziyaret etti. İşte Erdoğan’ın ziyareti bir anlamda hem iade-i ziyaret, hem de Obama’nın tanımıyla iki ülke arasında kurulmaya çalışılan  ‘model ortaklık’ kavramının içinin nasıl doldurulacağı konusunda bir keşif gezisi olarak görülebilir.

Erdoğan’ın Washington ziyaretinde en dikkat çekici yönler ve muhtemel sonuçları ise şu şekilde özetlenebilir. Öncelikle eski dönemlere göre, liderlerin görüşme gündeminde ikili ilişkilerden çok bölgesel ve küresel sorunlar daha fazla yer tutuyor. İran’ın nükleer faaliyetleri gibi tüm uluslararası toplumu yakından ilgilendiren bir kriz konusunda liderler baş başa uzun bir görüşme yapıyorlar. Afganistan’a asker gönderilmesi, terörle mücadele ve Kafkaslarda istikrar arayışları ile Irak’ın geleceğinde iki ülkenin işbirliği imkânları konuşuluyor. Obama, ABD’nin uluslararası sistemdeki hegemonik konumunu neo-con’lar gibi Amerika’nın devasa savaş gücünü kullanarak değil, bölgesel ortaklıkları geliştirerek yeni yöntemlerle sürdürmek istiyor. Bu nedenle, güvenlik kaygıları ve tehdit algılamasına dayalı bir ‘stratejik ortaklık’ kavramı yerine, karşılıklı çıkarları her düzeyde senkronize etmeyi amaçlayan ‘model ortaklık’ yöntemini kullanmayı deniyor. Bu yaklaşım, Obama’nın dış politikada dayatmacı değil, müzakereye ve iknaya dayalı bir strateji benimsediğini de gösteriyor.

Erdoğan-Obama görüşmesinin bir diğer sürpriz sonucu ise iki ülke arasında yüksek düzeyli bir stratejik çalışma grubunun kurulmasıydı. Bakanlar düzeyindeki bu komitenin öncelikle bilim, teknoloji ile ekonomi ve ticaret konularında çalışacağı açıklandı. Washington Türkiye’nin dış politikasının son yıllarda giderek ekonomik önceliklere göre biçimlendiğini fark etmiş görünüyor. Yarım asırlık ittifak ilişkisine rağmen Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacmi 2009’da ancak  10 milyar doları buluyor. Oysa bu rakam Türkiye’nin Almanya, Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerle olan ticaretinin gerisine düşüyor. Sovyet işgali gibi ciddi bir tehdidin ortadan kalktığı bir dönemde, güçlü ekonomik bağlar olmadan istikrarlı siyasi ilişkilerin sürdürülmesi kolay değil. Özal döneminden bu yana Türkiye’nin dile getirdiği bu gerçeği, ABD şimdi ve ancak derin bir ekonomik krizle karşılaşınca anlıyor.

Erdoğan’ın Washington ziyareti şüphesiz yalnızca ikili ilişkileri ilgilendirmiyor. Türkiye’nin son yıllarda dış politikada attığı adımlar tüm dünyada olduğu gibi Washington’daki etkili stratejik düşünce kuruluşları, medya ve akademik çevrelerce de ilgiyle izleniyor. ABD’de yıllık olarak düzenlenen Ortadoğu Çalışmaları Konferansı (MESA) ve diğer uluslararası ilişkiler toplantılarında (ISA ve APSA gibi) Türkiye en çok tartışılan konular arasında yer alıyor. Bazı gözlemciler kasıtlı veya kasıtsız Türkiye’nin giderek batıdan uzaklaştığını ve eksen değiştirerek doğuya (İslam dünyasına) kaydığını iddia ediyorlar. Erdoğan’ın İsrail’le restleşmesi ve son İran ziyareti bu iddialara somut içerik de kazandırıyor. Başbakan’ın ABD ziyaretinde önemli bazı TV kanallarına mülakat vermesi ve Think-Tank kuruluşlarında konuşması, Türkiye aleyhine son aylarda giderek artan bu tür eleştirilere birinci elden cevap verme imkânı da sundu.

Son olarak, bu ziyaret Türkiye’nin iç politikasındaki tartışmalar ve geleceğe ilişkin spekülasyonlar için de önem taşıyor. Obama’nın, iki ülkenin güvenlik alanında var olan işbirliği ve taahhütlerinin devam edeceğinin altını çizmesi, PKK’nın tasfiyesi konusunda ABD’nin  ve dolayısıyla Irak’ın işbirliği ve desteğinin artacağının işareti sayılabilir. Açılım sürecinin dış ayağı böylece garanti altına alınmış oluyor. Obama’nın Başkan olarak önünde en az üç yılı var. Erdoğan ise bir yıl sonra yeni bir seçime girecek. Muhtemelen kafasında 2012 Çankaya senaryosu da var. Şimdiye kadar içeride önemli demokratik reformlar gerçekleştirdi. Şimdi Kürt sorununa demokratik çözüm bulmak için cesaretli, ama riskli adımlar atıyor.

Washington’la ilişkileri güçlendirdikten sonra önümüzdeki bir yıl boyunca Erdoğan tüm enerjisini ve zamanını iç politikaya harcayacaktır. İktidarının sekizinci yılına girerken, dışarıdan bakıldığında Erdoğan ve partisi hala batı dünyası için de işbirliği yapılabilecek en güçlü (ve hatta tek ciddi) seçenek olarak görünüyor.


YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya