Türkiye’nin Balkan politikasındaki hareketliliğin önemli göstergelerinden birini oluşturan üçlü zirve toplantılarının ikincisi 26 Nisan günü Sırbistan’da gerçekleşti. İlk zirve, Sırp ve Bosna-Hersek liderlerinin katılımıyla 24 Nisan 2010’da İstanbul’da yapılmıştı.Kanlı bir savaş sürecinin ardından bölgesel ilişkilerin normalleşme süreci çok yavaş ilerlemekle birlikte anlaşmazlıkların giderilmesi bakımından mevcut diyalog zeminini güçlendirmek gerekiyor. Ankara, bu süreci yönetme konusunda şu ana kadar başarılı bir sınav verdi. Üçlü müzakereler Batı Balkanlarda normalleşme yolunda ilerlemek ve siyasi istikrarsızlığı gidermek açısından ayrıca önem taşıyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yanı sıra Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Neboysa Radmanoviç ile birlikte konsey üyeleri Bekir İzzetbegoviç, Zeljko Komsiç ve Nebojsa Radmanoviç’in katıldığı toplantının resmi gündem maddelerinden birini AB üyelik konusu oluştursa da Bosna-Hersek’in içinde bulunduğu kaotik durum, bölgenin yeni bir siyasi belirsizliğe doğru sürüklenmekte olduğunu gösteriyor.
Ortak Kaygı: Bosna-Hersek’in Bölünmesi
Bilindiği gibi yakın tarihte Bosna Sırp Cumhuriyeti Meclisince alınan ”Devlet seviyesindeki mahkeme ve savcılık yetkilerinin otonom yapılara devredilmesi için referandum düzenleme” kararı Bosna-Hersek Federal yönetimince büyük tepkiyle karşılanmıştı. Her ne kadar Boris Tadiç, Karadyordyevo toplantısı sırasında bu konudaki bir soru üzerine "Sırbistan, Bosna Hersek'in dağılmasına yol açacak hiçbir referandumu desteklemeyecek" yanıtını verse de Dodik ve taraftarlarının referandum konusunda geri adım atmaları çok zor görünüyor.
Ancak mesele sadece Bosna’lı Sırpların her geçen gün artan ve Federasyonu parçalamaya götürecek manevralarından ibaret değil. Hırvat Generaller Ante Gotovina ve Mladen Markac'ın Lahey Mahkemesi tarafından 14 Nisan tarihindeki yargılamalarında insanlık suçu işlemek ve savaş yasalarını çiğnemekten suçlu bulunması Hırvatları ayağa kaldırdı. Bu gelişme üzerine Bosnalı Hırvat partilerinin liderleri 18 Nisan Salı günü bir açıklama yaparak, anayasada Bosna-Hersek'in üç etnik yapıya bölünmesinin önünü açacak değişiklik yapılması için çağrıda bulundular.
Sırp tarafının federal yasaların işlerlik kazanmasına karşı sürekli olarak “ayrılma” kozunu kullanmalarından Boşnakların yanısıra Hırvatlar da usanmış durumda. Bu yüzden gittikçe daha da kötüleşen siyasi durum karşısında Hırvatlar Mostar merkezli bir otonomi isteklerini güçlü biçimde seslendirmeye başladılar. Etnik anlaşmazlıklardan en fazla zarar gören ve telafisi imkansız acılar çeken Boşnakların siyasi sistemi ayakta tutabilmek için yeniden fedakarlık yapmaları ise artık mümkün değil. Açıkçası Boşnaklar hala gerginliğin tarafı olmayarak ve de “İnceldiği yerden kopsun” tarzında bir tutum sergilemeyerek büyük bir siyasi olgunluk ve sabır gösteriyorlar. Dolayısıyla üçlü müzakere toplantısının bu sancılı döneme denk gelmesi anlamlı olduğu kadar Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin diğer üyelerinin de toplantıya katılmaları, gerginliğin yumuşamasına yardımcı olabilir yorumları yapılabilir. Fakat yakın gelecekte yaşanacak gelişmeler bu toplantının hangi düzeyde sorunların çözümüne katkıda bulunduğunun göstergesi olacaktır.
Öte yandan Bosna Hersek, Sırbistan ve Türkiye’nin AB adaylık yolunda birbirlerinin içişlerine müdahale etmeyecek şekilde yardımlaşma kararı alması ve önyargılarla mücadele konusunda ortak tutum belirlenmesi altı çizilecek bir başka gelişmedir. Bosna-Hersek ve Sırbistan siyasi gerilimlerin ve reform sürecindeki yavaşlamanın bir sonucu olarak AB adaylık yolunda çok zorlanacaktır. Sırp savaş suçlularının bir bölümünün hala yakalanıp mahkemeye çıkarılamaması ise Sırbistan’ın AB müzakereleri önünüdeki en ciddi siyasi engeli oluşturmaktadır.
Bosna-Hersek’in tekrar etnik bir gerekçeyle bölünmesi riski halihazırda görünen en ciddi problemdir ve bu kutuplaşmanın çözülebilmesi bakımından Türkiye’nin özellikle Sırp ve Hırvat tarafları bütünleşme yönünde teşvik ederek krizi önleyici bir rol üstlenmesinde yarar bulunmaktadır.