ENGLISH
24.05.2012
29.04.2011 17:59


Doç. Dr. Ahmet Uysal

auysal@sde.org.tr
CV

Otoriter Rejimlerin Reformu Mümkün mü ?

Ortadoğu’daki otoriter rejimler büyük bir meydan okumayla karşı karşıyadırlar. Ortadoğu rejimlerinin oturduğu sınırlar I. Dünya Savaşı ile çizilmiş ise de buradaki rejimler genellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmıştır. İki savaş arasındaki işgal döneminde Batı yanlısı ve batılı yaşam tarzı ile yetişmiş elitler, genellikle laik milliyetçilik söylemlerle bu toplumların bağımsızlığını kazanmasında rol oynamış ve ortaya çıkan yeni ülkelerin yönetimine hakim olmuşlardır.
 
Mısır’da çıkan Nasırizm, Ortadoğu rejimlerine ilham kaynağı olmuştur. 1952 yılında Mısır’da İngiliz etkisine tepki olarak Cemal Abdünnasır, darbe ile Kral Faruk’u devirmiştir. Abdülnasır,  demokrasiye geçiş sözü vermesine rağmen var olan partileri de kapatarak otoriter bir yapıya bürünmüştür. Sosyalist, laik ve ulusalcı bir modele dayanan Nasırizm daha sonra bölgedeki bağımsızlık mücadelelerine ilham kaynağı olduğu gibi, yönetim modeli olarak da örnek alınmıştır. Bu etki ile Suriye ve Irak’ta Baas partileri darbe ile yönetimi ele geçirmişler, Cezayir’den Libya’ya ve Yemen’e kadar geniş bir alanda benzer etkiler gözlenmiştir.
 
Özellikle Nasır modelinin (otoriter, laik ve milliyetçi rejimlerin) yarım yüzyıldan sonra iflas etmesi tesadüfi değildir. Bu rejimler, ülkedeki sömürü karşıtı tepkileri kullanarak yönetime gelmiş olmasına rağmen, tepeden inmeci (elitist) bir yönetim modeli kurmuşlar ve halka dayanmadıkları için de baskıcı bir karaktere bürünmüşlerdir. Geçen yarım yüzyılda bu rejimler her türlü demokratik talebi kendilerine bir tehdit sayarak sert biçimde bastırmıştır. Hatta Doğu Avrupa ve Kafkasya’daki demokrasi dalgasını da baskıyla savuşturabilmişlerdir.
 
Bu rejimlerin doğası, reform edilmeye müsait değildir. Mısır ve Tunus’ta reform edilemediği için ortaya çıkan barışçıl protesto dalgalarıyla devrilmişlerdir. Devlet sisteminin tam oluşmadığı ve kabile bağlantılarına dayanan Yemen ve Libya’da ise mücadele devam etmektedir. Otoriter liderler, reform talepleri yükseldiğinde bu talepleri dinlemek ve tepkileri hafifletmek yerine, sert önlemlerle bastırmayı yeğliyorlar. Tepkilerin artması üzerine ilk başta yapmaları gereken şeyleri sonradan yaptıklarında ise her şey çığırından çıktığı için işe yaramaktadır.
 
Suriye rejimi de aynı hatalı yoldan ilerlemektedir. Bir an önce reformlara gitmesi gerektiği halde taleplere şüphe ve baskı ile yaklaşmaktadır. 2000 yılında babasının yerine geçtiğinde Beşar Esat’tan ülkede ciddi bir reform ve açılım yapması bekleniyordu ama yap(a)madı. Hatta Beşar Esat, Mısır ve Tunus Devrimleri’nden hemen sonra Guardian’a verdiği mülakatta Suriye’de reforma gidileceğini belirtmişti ama geçen zamanda bir değişiklik olmadı. Ülkede gösteriler başladığında bile hemen reforma gitme ve tepkileri dindirme fırsatı vardı.
 
Bu dönemde Türkiye de yakın ilişkileri ve bölge istikrarı açısından Esat’ı reformlara teşvik ediyordu. Hem genç bir siyasetçi olarak isminin kirlenmemiş olması, hem de Filistin davasına desteği dolayısıyla sahip olduğu sempati ona rejimi içerden değiştirme imkânını verebilirdi. Ama Esat bu yola gitmedi veya gidemedi. Demokratik taleplere bir iki göstermelik değişiklik ve vaat dışında, somut reformlardan kaçınıldı. Otoriter rejimlerin doğası gereği, soruna yol açanlar sorunu kendileri çözemiyorlar. Bazen siyasal yapılar, bireysel irade ve inisiyatifin ötesinde belirleyici olmaktadır. Esat bunu aşacak bir liderlik gösteremedi.
 
Son bir ay zarfında göstericilere silahla karşılık verilerek 350’den fazla insan öldürülmüştür. Esat rejiminin reform niyeti olmadığı ve halka acımadığı görüşü pekişerek, umutlar giderek azalmaktadır. Tepki dalgası büyüdüğü için de önceden yapılması gerekenler yapılsa bile, inandırıcı olmayacaktır. Suriye’de rejim değişikliğine Türkiye veya uluslararası toplum değil, Suriye halkı karar verecektir. Ancak, reformları teşvik ve bu konuda baskı yapılması hem Türkiye hem de uluslararası toplumun görevidir. Uluslararası hukuk, ahlaki zorunluluk ve Türkiye’nin demokrasi anlayışı, barışçıl göstericilerin keyfi olarak öldürülmesine karşı çıkmayı gerektirir. Suriye’de ok yaydan çıktığı için rejimin direnmesi, iç savaş, etnik ve mezhep savaşları ve terör gibi sorunlarla ülkeyi ve bölgeyi daha büyük sıkıntıya sokacaktır. Ayrıca, kısa vadede ciddi sıkıntılar doğursa bile demokratik bir Suriye, uzun vadede Türkiye’nin ve bölgenin yararına olacaktır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Tunus Devrimi İlerliyor, Mısır'ın Yolları Taşlı - 19 Ocak 2012 Perşembe 12:00
Arap Baharı ve Erdoğan’ın Mısır Ziyareti - 12 Eylül 2011 Pazartesi 12:21
'Zenga Zenga' Kaddafi veya Diktatörün Hazin Sonu - 22 Ağustos 2011 Pazartesi 15:32
Suriye'nin Kanlı Oyalama Taktikleri ve Türkiye - 08 Ağustos 2011 Pazartesi 11:37
Suriye’de Geri Dönüş İmkanı Yok - 01 Haziran 2011 Çarşamba 16:55
Otoriter Rejimlerin Reformu Mümkün mü ? - 29 Nisan 2011 Cuma 17:59
Mısır’da Demokrasi Çarkı Dönüyor - 22 Nisan 2011 Cuma 17:04
Suriye Reform Şansını Kaçırıyor mu? - 01 Nisan 2011 Cuma 09:45
Mısır’da Referandum veya Demokrasinin Tadı - 22 Mart 2011 Salı 13:25
Mısır'da Burjuvazi-Asker İttifakı Bozuldu - 08 Şubat 2011 Salı 12:06
Türkiye Mısır’daki Yangını Söndürmelidir - 01 Şubat 2011 Salı 12:35
‘İnzil Paşa’ ya da Mübarek’in Son Hamleleri - 30 Ocak 2011 Pazar 15:41
Lübnan’da Kritik Dönem - 25 Ocak 2011 Salı 15:12
Tunus’ta “Dijital” Devrim - 15 Ocak 2011 Cumartesi 14:18
2011’in İlk Kurbanı: Mısır - 05 Ocak 2011 Çarşamba 09:44
İsrail’le Gizli Görüşme ve Tutarsızlık Görüntüsü - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 09:31
Türkiye’nin Ortadoğu Politikalarının Gayri İktisadi Yararları - 30 Haziran 2010 Çarşamba 17:07
Türkiye’nin Ortadoğu’daki Yeni Rolü – II - 22 Haziran 2010 Salı 17:00
Türkiye’nin Ortadoğu’daki Yeni Rolü - I - 15 Haziran 2010 Salı 11:24
İsrail’le Krizde Türkiye Ne Yapmalı? - 09 Haziran 2010 Çarşamba 17:03
İsrail’le Krizde Kazanan ve Kaybeden - 03 Haziran 2010 Perşembe 10:56
Kılıçdaroğlu ve Dış Politika - 24 Mayıs 2010 Pazartesi 14:55
Arap Milliyetçiliği Nereye? - 10 Mayıs 2010 Pazartesi 12:02
Arapça TRT ve Türkiye’nin Yumuşak Gücü - 12 Nisan 2010 Pazartesi 11:07
Arap Cephesinde Yeni Bir Şey Var mı? - 01 Nisan 2010 Perşembe 09:25
Süpergüçlerin Meşruiyeti Var Mı? - 23 Mart 2010 Salı 17:59
Küresel Dünyada Siyaset, Kültür ve Sanayimizin Geleceği – II - 10 Mart 2010 Çarşamba 09:43
Küresel Dünyada Siyaset, Kültür ve Sanayimizin Geleceği – I - 02 Mart 2010 Salı 09:54
Artan Azeri-İsrail İlişkileri Üzerine - 18 Şubat 2010 Perşembe 13:50


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya