Sokakta şiddetin konuşmaya başladığı bir ortamda artık Suriye'de Beşşar Esad'ın ayakta kalması oldukça zor görünüyor. Beşşar Esad Arap liderler arasında "ilk demokrat" örnek olmayı ne yazık ki başaramadı; ancak muhtemelen tarihe son tiranik liderlerden biri olarak geçecek gibi görünüyor.
Akdeniz'in batısında başlayan isyan dalgası hızla Doğu'ya doğru kayıyor. Özgürlük değişim, daha iyi yaşam koşulları ve demokrasi adına sokağa dökülen kitleler Arap Ortadoğusu’ndaki liderleri kağıttan kaplanlara dönüştürüyor. Direnen liderler ise Batı'daki eski dostlarından artık yeterince koruma ve himaye göremiyorlar.
Kaddafi'nin ülkesinde ne yazık ki artık yabancı güçler cirit atmaya başladı. Meşruiyetini çoktan yitirmiş iktidarını koruma uğruna verdiği mücadele halkının ve ülkesinin her geçen gün tahrip edilmesinden başka bir işe yaramıyor. Yemen lideri Abdullah Salih çekilmeyi kabul etti; şimdi kendisine onurlu bir çıkış yolu arıyor. Arap dünyasında her zaman önemli bir yeri ve ağırlığı olan komşu ülke Suriye'de ise sokak gösterileri giderek güç kazanıyor. Bölgenin nispeten genç liderlerinden biri olan 45 yaşındaki Beşşar Esad, 11 yıllık iktidarının en zor günlerini yaşıyor.
Siyasi İntihara Sürükleniyor
Suriye'nin Güneyi'nde Ürdün sınırındaki Der'a şehrinin Sünni halkı, Nuseyri Esat rejimine karşı isyanın öncülüğünü yapıyor. Bu arada isyan dalgası Kuzey'e doğru, hatta Şam banliyölerine kadar yayılma trendine girmiş durumda. Beşşar Esad, bir yandan reform programı açıklarken, diğer yandan halka karşı acımasızca polisiye baskılar uyguluyor. Şimdiye kadar 350 kişinin öldüğüne ilişkin haberler geliyor. Cuma günkü gösterilerin ardından Baas ordusu, pazartesi günü ilk kez tankların eşliğinde Der'a şehrine girdi. Bölgede büyük bir temizlik ve tutuklama başladığı bildiriliyor.
Türkiye ve ABD gibi ülkelerin demokratik reform baskılarına rağmen, Esad'ın şiddete dayalı bastırma yöntemleriyle isyanları durdurma arayışı başarılı olabilir mi? Başka deyişle, Suriye'de güvenlik ve istikrar içinde bir "düzenli geçiş" olasılığı hala var mıdır? Yoksa Esad da Mübarek ve Bin Ali gibi tarih sahnesine devrik lider olarak geçmeye aday bir siyasi figür müdür?
Şunu söylemek mümkün: Esad kendi liderliğinin sonunu getirecek o "geri dönülmez siyasi eşiğe" doğru hızla yaklaşıyor. Mübarek, Mısır'da develerle halkına saldırdığında; Kaddafi ise uçaklarla halkına bomba yağdırdığında siyasi meşruiyetini yitirmişti. Eğer Esad da ordunun elindeki tanklarını halkına karşı kullanmaya kalkarsa (şimdilik gövde gösterisi yapıyor), siyasi bir intihara doğru hızla sürükleniyor demektir. İşler o raddeye vardıktan sonra, artık Esad'ı en yakın dostu Türkiye, ne savunabilir ne de kurtarabilir.
Suriye Sıradan Bir Ülke Değil
Suriye'deki isyanın nasıl sonuçlanacağı ise başta Türkiye olmak üzere bölgesel ve küresel güçler için Ortadoğu'daki en kritik meydan okumalardan birini oluşturuyor. Çünkü Suriye sıradan bir Arap ülkesi değil. Şam, Ortadoğu'nun hassas siyasi dengelerinde ve bölgesel güvenlik mimarisinde adeta bir kilit taşı işlevine sahip. Suriye'deki rejimin şu veya bu yönde değişmesi başta İsrail olmak üzere Lübnan, İran, Rusya, Türkiye ve diğer batılı ülkelerin çıkarlarını köklü biçimde etkileyecektir. Bu nedenle uluslararası toplum Libya olayının da etkisiyle Suriye'deki gelişmeleri hem daha yakından izlemektedir, hem de olayların kontrolden çıkmaması için Beşşar Esad'ı reformlar konusunda hızlı adım atmaya ikna etmeye çalışmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki, babası Hafız Esad'a göre daha ılımlı bir lider profili çizen Beşşar Esad Suriye'nin rejimini değiştirme konusunda tek başına karar verebilecek güçte değildir.
Babası döneminden kalan eski tüfek Baasçı ordu komutanlarını, bürokrasiyi ve kendisinin de parçası olduğu Nusayri klanının ileri gelenlerini ikna etmesi gerekir. Nitekim 2000 yılında babasının ölümü üzerine işbaşına geldiğinde henüz 34 yaşında olan ve Batıda üniversite eğitimi almış reformist bir lider portresiyle, halkına yalancı bir erken Şam baharı yaşatan Beşşar Esad kısa bir süre sonra sertlik yanlısı statükocu güçlere teslim olmuş, beklentileri boşa çıkartmıştı. Son olaylarda da Esad'ın kendisi muhtemelen reformlardan yana tavır alsa da statüko güçlerini ikna etmesi kolay olmayacaktır. Hama katliamının kanı elinde olan ordu mensuplarının uzlaşmacı ve reformcu bir siyaseti benimsemelerini beklemek safdillik olur.
Esad Değişimin Lideri Olabilir
Başbakan Erdoğan Refah Partisi kapatıldıktan sonra AK Parti'yi kurduğunda, Erbakan hocanın hareketinden neden koptuğu çok tartışılmıştı. Bu bağlamda, Erdoğan son siyasi İslamcı olmak yerine, "ilk demokrat İslamcı" olmayı tercih ederek, kendisiyle beraber Türkiye'nin önünü açtı ve bugünkü demokratik Türkiye'yi oluşturdu. Analoji doğruysa eğer, Suriye lideri Esad da kendisi diğer Arap ülkelerindeki liderler içinde ilk demokratik adımları atabilecek kumaşta birisi olarak görülmüştü. Nitekim yakın dostları olan Gül ve Erdoğan da her görüşmede kendisine şeffaflık, demokratikleşme ve ekonomik reformlar konusunda ısrarlı telkinlerde bulundular. Ancak Esad her defasında reformların gerekli olduğuna yönelik inancını ifade etse de, çevresindeki statükocu güçlere rağmen gerekli siyasi reformları atacak cesareti hiçbir zaman gösteremedi.
Eğer Cumhurbaşkanı Esad, 16 Mart 2011'de isyancıları bastırmak için parlamentoda yaptığı konuşmasını, çok değil bir yıl önce yapsaydı ve bazı somut adımları atmayı başarsaydı, bugün hem kendi ülkesinde hem de Arap ülkelerinde öncü bir demokratik siyasi lider olabilirdi. Sokakta şiddetin konuşmaya başladığı bir ortamda artık Suriye'de Beşşar Esad'ın ayakta kalması oldukça zor görünüyor. Beşşar Esad Arap liderler arasında "ilk demokrat" örnek olmayı ne yazık ki başaramadı; ancak muhtemelen tarihe son tiranik liderlerden biri olarak geçecek gibi görünüyor. Arap dünyasının Erdoğan'ı olacak yerde, belki de çok hak etmediği halde adı hep babası Hafız Esad ile birlikte anılacak. Kendisi mütereddit ruhunun kurbanı oldu, değişimin lideri olma şansını kullanamadı. Umarız biz yanılırız.
Türkiye Proaktif Olmalı
Esad döneminde Türk ve Suriye ilişkileri mucizevi bir gelişme gösterdi. Ancak demokratik bir Türkiye'ye yakışan tutum, Esad gibi baskıcı liderlerin yanında durmak değil; Suriye halkının yanında yer almaktır. İşte tam da bundan dolayı, Türkiye'nin Suriye'deki gelişmeleri yakından izlemesi ve her türlü olasılığa karşı alternatif senaryolar geliştirerek teyakkuz durumuna geçmesi gerekir. Suriye'nin yeni bir Irak, Afganistan veya Libya olmasının önlenmesi için Türkiye'nin proaktif bir rol üstlenmesi yerinde olacaktır. Bir yandan Esad yönetimine reformlara sadık kalması telkin edilirken, diğer yandan bölgedeki diğer ülkeler ve büyük güçlerle senkronize hareket edecek siyasi stratejiler geliştirilmelidir. Reel politik şartlar göz önüne alınarak, Suriye'deki tüm aktörlerle sıcak ilişkilerin geliştirilmesi de gereklidir. Suriye'nin Türkiye tarafından kaybedilmesi demek, yıllardır inşa etmeye çalıştığımız barışçı vizyona dayalı yeni bir Ortadoğu yaratma projesinin en önemli ayaklarından birinin çökmesi demektir. Türkiye'yi de Suriye halkını da ne yazık ki zor günler bekliyor.
(27.04.2011 tarihinde Yeni Şafak'ta yayınlanmıştır)