ENGLISH
24.05.2012
27.04.2011 09:50


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Beşşar Esad'ın siyasi intiharı

Sokakta şiddetin konuşmaya başladığı bir ortamda artık Suriye'de Beşşar Esad'ın ayakta kalması oldukça zor görünüyor. Beşşar Esad Arap liderler arasında "ilk demokrat" örnek olmayı ne yazık ki başaramadı; ancak muhtemelen tarihe son tiranik liderlerden biri olarak geçecek gibi görünüyor.

Akdeniz'in batısında başlayan isyan dalgası hızla Doğu'ya doğru kayıyor. Özgürlük değişim, daha iyi yaşam koşulları ve demokrasi adına sokağa dökülen kitleler Arap Ortadoğusu’ndaki liderleri kağıttan kaplanlara dönüştürüyor. Direnen liderler ise Batı'daki eski dostlarından artık yeterince koruma ve himaye göremiyorlar.
 
Kaddafi'nin ülkesinde ne yazık ki artık yabancı güçler cirit atmaya başladı. Meşruiyetini çoktan yitirmiş iktidarını koruma uğruna verdiği mücadele halkının ve ülkesinin her geçen gün tahrip edilmesinden başka bir işe yaramıyor. Yemen lideri Abdullah Salih çekilmeyi kabul etti; şimdi kendisine onurlu bir çıkış yolu arıyor. Arap dünyasında her zaman önemli bir yeri ve ağırlığı olan komşu ülke Suriye'de ise sokak gösterileri giderek güç kazanıyor. Bölgenin nispeten genç liderlerinden biri olan 45 yaşındaki Beşşar Esad, 11 yıllık iktidarının en zor günlerini yaşıyor.
 
Siyasi İntihara Sürükleniyor
 
Suriye'nin Güneyi'nde Ürdün sınırındaki Der'a şehrinin Sünni halkı, Nuseyri Esat rejimine karşı isyanın öncülüğünü yapıyor. Bu arada isyan dalgası Kuzey'e doğru, hatta Şam banliyölerine kadar yayılma trendine girmiş durumda. Beşşar Esad, bir yandan reform programı açıklarken, diğer yandan halka karşı acımasızca polisiye baskılar uyguluyor. Şimdiye kadar 350 kişinin öldüğüne ilişkin haberler geliyor. Cuma günkü gösterilerin ardından Baas ordusu, pazartesi günü ilk kez tankların eşliğinde Der'a şehrine girdi. Bölgede büyük bir temizlik ve tutuklama başladığı bildiriliyor.
 
Türkiye ve ABD gibi ülkelerin demokratik reform baskılarına rağmen, Esad'ın şiddete dayalı bastırma yöntemleriyle isyanları durdurma arayışı başarılı olabilir mi? Başka deyişle, Suriye'de güvenlik ve istikrar içinde bir "düzenli geçiş" olasılığı hala var mıdır? Yoksa Esad da Mübarek ve Bin Ali gibi tarih sahnesine devrik lider olarak geçmeye aday bir siyasi figür müdür?
 
Şunu söylemek mümkün: Esad kendi liderliğinin sonunu getirecek o "geri dönülmez siyasi eşiğe" doğru hızla yaklaşıyor. Mübarek, Mısır'da develerle halkına saldırdığında; Kaddafi ise uçaklarla halkına bomba yağdırdığında siyasi meşruiyetini yitirmişti. Eğer Esad da ordunun elindeki tanklarını halkına karşı kullanmaya kalkarsa (şimdilik gövde gösterisi yapıyor), siyasi bir intihara doğru hızla sürükleniyor demektir. İşler o raddeye vardıktan sonra, artık Esad'ı en yakın dostu Türkiye,  ne savunabilir ne de kurtarabilir.
 
Suriye Sıradan Bir Ülke Değil
 
Suriye'deki isyanın nasıl sonuçlanacağı ise başta Türkiye olmak üzere bölgesel ve küresel güçler için Ortadoğu'daki en kritik meydan okumalardan birini oluşturuyor. Çünkü Suriye sıradan bir Arap ülkesi değil. Şam, Ortadoğu'nun hassas siyasi dengelerinde ve bölgesel güvenlik mimarisinde adeta bir kilit taşı işlevine sahip. Suriye'deki rejimin şu veya bu yönde değişmesi başta İsrail olmak üzere Lübnan, İran, Rusya, Türkiye ve diğer batılı ülkelerin çıkarlarını köklü biçimde etkileyecektir. Bu nedenle uluslararası toplum Libya olayının da etkisiyle Suriye'deki gelişmeleri hem daha yakından izlemektedir, hem de olayların kontrolden çıkmaması için Beşşar Esad'ı reformlar konusunda hızlı adım atmaya ikna etmeye çalışmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki, babası Hafız Esad'a göre daha ılımlı bir lider profili çizen Beşşar Esad Suriye'nin rejimini değiştirme konusunda tek başına karar verebilecek güçte değildir.
 
Babası döneminden kalan eski tüfek Baasçı ordu komutanlarını, bürokrasiyi ve kendisinin de parçası olduğu Nusayri klanının ileri gelenlerini ikna etmesi gerekir. Nitekim 2000 yılında babasının ölümü üzerine işbaşına geldiğinde henüz 34 yaşında olan ve Batıda üniversite eğitimi almış reformist bir lider portresiyle, halkına yalancı bir erken Şam baharı yaşatan Beşşar Esad kısa bir süre sonra sertlik yanlısı statükocu güçlere teslim olmuş, beklentileri boşa çıkartmıştı. Son olaylarda da Esad'ın kendisi muhtemelen reformlardan yana tavır alsa da statüko güçlerini ikna etmesi kolay olmayacaktır. Hama katliamının kanı elinde olan ordu mensuplarının uzlaşmacı ve reformcu bir siyaseti benimsemelerini beklemek safdillik olur.
 
Esad Değişimin Lideri Olabilir
 
Başbakan Erdoğan Refah Partisi kapatıldıktan sonra AK Parti'yi kurduğunda, Erbakan hocanın hareketinden neden koptuğu çok tartışılmıştı. Bu bağlamda, Erdoğan son siyasi İslamcı olmak yerine, "ilk demokrat İslamcı" olmayı tercih ederek, kendisiyle beraber Türkiye'nin önünü açtı ve bugünkü demokratik Türkiye'yi oluşturdu. Analoji doğruysa eğer, Suriye lideri Esad da kendisi diğer Arap ülkelerindeki liderler içinde ilk demokratik adımları atabilecek kumaşta birisi olarak görülmüştü. Nitekim yakın dostları olan Gül ve Erdoğan da her görüşmede kendisine şeffaflık, demokratikleşme ve ekonomik reformlar konusunda ısrarlı telkinlerde bulundular. Ancak Esad her defasında reformların gerekli olduğuna yönelik inancını ifade etse de, çevresindeki statükocu güçlere rağmen gerekli siyasi reformları atacak cesareti hiçbir zaman gösteremedi.
 
Eğer Cumhurbaşkanı Esad, 16 Mart 2011'de isyancıları bastırmak için parlamentoda yaptığı konuşmasını, çok değil bir yıl önce yapsaydı ve bazı somut adımları atmayı başarsaydı, bugün hem kendi ülkesinde hem de Arap ülkelerinde öncü bir demokratik siyasi lider olabilirdi. Sokakta şiddetin konuşmaya başladığı bir ortamda artık Suriye'de Beşşar Esad'ın ayakta kalması oldukça zor görünüyor. Beşşar Esad Arap liderler arasında "ilk demokrat" örnek olmayı ne yazık ki başaramadı; ancak muhtemelen tarihe son tiranik liderlerden biri olarak geçecek gibi görünüyor. Arap dünyasının Erdoğan'ı olacak yerde, belki de çok hak etmediği halde adı hep babası Hafız Esad ile birlikte anılacak. Kendisi mütereddit ruhunun kurbanı oldu, değişimin lideri olma şansını kullanamadı. Umarız biz yanılırız.
 
Türkiye Proaktif Olmalı
 
Esad döneminde Türk ve Suriye ilişkileri mucizevi bir gelişme gösterdi. Ancak demokratik bir Türkiye'ye yakışan tutum, Esad gibi baskıcı liderlerin yanında durmak değil; Suriye halkının yanında yer almaktır. İşte tam da bundan dolayı, Türkiye'nin Suriye'deki gelişmeleri yakından izlemesi ve her türlü olasılığa karşı alternatif senaryolar geliştirerek teyakkuz durumuna geçmesi gerekir. Suriye'nin yeni bir Irak, Afganistan veya Libya olmasının önlenmesi için Türkiye'nin proaktif bir rol üstlenmesi yerinde olacaktır. Bir yandan Esad yönetimine reformlara sadık kalması telkin edilirken, diğer yandan bölgedeki diğer ülkeler ve büyük güçlerle senkronize hareket edecek siyasi stratejiler geliştirilmelidir. Reel politik şartlar göz önüne alınarak, Suriye'deki tüm aktörlerle sıcak ilişkilerin geliştirilmesi de gereklidir. Suriye'nin Türkiye tarafından kaybedilmesi demek, yıllardır inşa etmeye çalıştığımız barışçı vizyona dayalı yeni bir Ortadoğu yaratma projesinin en önemli ayaklarından birinin çökmesi demektir. Türkiye'yi de Suriye halkını da ne yazık ki zor günler bekliyor.
 
(27.04.2011 tarihinde Yeni Şafak'ta yayınlanmıştır)

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya