Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarının baskıcı rejimleri sarsmaya devam ettiği ülkelerden sınır komşumuz Suriye’de rejimin gizli-açık silahlı güçleri protestoculara karşı acımasız ve orantısız bir şekilde güç kullanıyor. Son bir hafta içinde yüzlerce sivil açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. Bu kıyım büyük bir trajedinin habercisidir ve Esad rejimi halkın öfkesine kan dökerek yanıt vermekte ısrar ederse ülkeyi tam bir kaos ortamı beklemektedir.
Aslında Dera kentinde başlayan rejim karşıtı gösterilerin diğer kentlere de yayılacağı zaten beklenen bir gelişmeydi. Buna rağmen Ortadoğu’daki ayaklanmaların gerçek nedenini kavrayamadığı anlaşılan Beşar Esad’ın ilk eylemleri sert biçimde bastırmaya çalışmasının ardından halk ayaklanmasının yayılma sinyalleri geldi. Esad, genellikle diktatörlerin sığındıkları en popüler bahanelerden biri olan “Ülkeyi parçalamak isteyen dış güçler ve İsrail” söylemini kullanarak gösterilerin bu güçlerin bir komplosu olduğuna ve değişimin toplumsal bir talep olmadığına kamuoyunu ikna etmeye çalıştı. Ancak 48 yıllık Baas rejiminin olağanüstü hal yönetimi altında ezilen kitleler bu ikna çabalarını sonuçsuz bıraktı. Öyle ki, olağanüstü halin kaldırıldığına dair yapılan açıklamalar bile Esad rejimine olan tepkiyi azaltmaya yetmedi ve öfke seli başkent Şam’a ulaştı.
Arap toplumların baskı rejimlerine karşı gelişen ve modern tarihin akışını değiştirecek nitelik kazanan ayaklanmalarından ve en son Libya gibi çok canlı bir tecrübeden ders almakta geç kalan Esad’ın geçiş dönemini “kanlı mı, kansız mı” bastıracağı merak konusuydu ve ne yazık ki korkulan oldu. Baas güçleri, muhtemelen Esad’ın rejim karşıtlarına çok fazla taviz verdiğini ve bu tavizlerin sonunun gelmeyeceğine Esad’ı inandırmaya çalışarak rejimi kurtarmak adına daha fazla kan dökülmesinden başka bir seçenek kalmadığını söylediler. Nitekim bu olasılık doğru çıkarsa Suriye’de katliamın büyüyeceğini ve tam bir insani felaket yaşanacağını tahmin etmek zor değildir. Mevcut durum zaten Esad rejiminin kontrolü kaybetmeye çok yakın olduğu izlenimi vermektedir. Şayet insani kıyım devam ederse Baas rejimi bu cinayetlerin altından kalkamaz. Bu yüzden Suriye güvenlik güçlerinin rejim muhaliflerince düzenlenen barışçıl gösterilere karşı silah kullanmaktan derhal vazgeçmesi sağlanmalı, sivillere ateş açanlar bulunup yargı önüne çıkarılmalı ve halkın taleplerinin yerine getirilmesi hususunda samimi davranılmalıdır. Ama bütün bunların nasıl gerçekleşeceğini henüz kimse bilmiyor.
Rafa Kaldırılan İnsan Hakları
Suriye’deki otoriter yönetimin olağanüstü rejime son verildiğine ilişkin açıklaması, gözleri ülkedeki hukuksuzluğun ve insan hakları ihlallerinin kaynağını oluşturan diğer yasalara çevirmiştir. Halen yürürlükte olan ve uluslararası hukukla bağdaşmayan rejim yasaları arasında 1962 tarihli güvenlik yasası, 1965 tarihli devrim koruma yasası, 1969 tarihli devlet güvenliğini sağlama yasası ve 1980 tarihli meşhur 49 sayılı kanun bulunmaktadır. 49. yasa olarak bilinen bu düzenlemeye göre, Müslüman Kardeşler Teşkilatına üye olmak büyük bir suç olarak kabul edilmekte ve üyeler idamla yargılanmaktadır.
Yasa nedeniyle çok sayıda Müslüman Kardeşler üyesi halen idamla yargılanmakta veya ağırlaştırılmış müebbet gibi son derece ağır ve orantısız cezai yaptırımlarla karşılaşmaktadır. Faaliyetleri yıllardır yasak olan Müslüman Kardeşlerin yeniden siyasi çalışmalarına izin verilmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki yasakların kaldırılması talep edilmektedir.
Sayıları 1,5 milyon civarında olduğu tahmin edilen Kürt nüfus ise siyasi ve kültürel haklardan mahrum bir şekilde kimlik mücadelesi vermektedir. Birçok Kürt kökenli Suriye vatandaşının kimliğinde statüleri “Ecanib-yabancı” olarak belirtildiği için mülk edinme, evlenme, kamuda çalışma ve seçme-seçilme hakları gasp edilmektedir. Beşar Esad, Kürt kökenli Suriye vatandaşlarının temel haklarla doğrudan ilgili olan sorunlarını çözme konusunda defalarca söz vermesine rağmen ne yazık ki bugüne kadar hiçbir ilerleme sağlanmamıştır. Dolayısıyla rejim karşıtı eylemlerin uzun süredir Baas rejiminden hoşnutsuz olan Suriye Kürtleri arasında da hızla yayılmaya başlaması şaşırtıcı bir gelişme değildir.
Türkiye Özgür Bir Suriye’yi Desteklemeli
Türkiye’nin son dönemde iyi komşuluk ilişkilerini güçlendirdiği ülkelerin başında gelen Suriye’deki siyasi krizin daha fazla kan dökülmeden barışçıl bir şekilde aşılabilmesi bakımından önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Bu çerçevede Esad rejiminin gösterileri güç kullanarak bastırmaya çalışmasının olayları içinden çıkılmaz bir hale getireceği vurgulanmalı ve tüm kesimlerle diyalog sürecinin başlatılması için taraflar arasında arabuluculuk görevi üstlenilmelidir.
İnsan haklarının korunmasına yönelik olarak siyasi tutukluların koşulsuz olarak serbest bırakılmasının yanı sıra Müslüman Kardeşler Teşkilatı başta olmak üzere tüm siyasi yapıların özgürce faaliyet yürütmelerine izin verilmesi telkin edilmelidir. İfade özgürlüğü ve din-vicdan özgürlüğünün sağlanması ve Kürt nüfusa karşı uygulanan ayrımcı politikaların sona ermesi yönünde tavsiyelerde bulunulmalıdır. Rejime karşı büyüyen öfkenin en ciddi gerekçelerinden biri olan, işkence, gözaltında ölüm ve yargısız infaz uygulamalarının durdurulması için hukuki bir sürecin başlatılması, cezaevleri ve gözaltı merkezlerinin insan hakları örgütlerinin denetimlerine açılması büyük önem taşımaktadır.
Kısacası her fırsatta “ileri demokrasi” kavramını telaffuz etmekten çekinmeyen Türk Hükümeti’nin Suriye’deki özgürlük taleplerine güçlü bir destek vermesi ve bu değişim sürecini zor kullanarak bastırmaya çalışan Esad rejimine karşı tutumunu netleştirmesi gerekmektedir. Suriye’deki halk ayaklanmasının kanlı bir şekilde bastırılma ihtimali karşısında Türkiye’nin olası bir Kürt göçü ile karşılaşacağı senaryolarının doğruluk payı bulunmaktadır. Bununla birlikte ülkedeki karışıklığın barışçıl yollardan çözümü için henüz diplomatik kanalların açık olduğu unutulmamalı, Suriye’nin parçalanmasına kesinlikle izin verilmemeli ve ülkedeki tüm siyasi aktörlerle diyalog ortamının biran önce sağlanması için daha fazla çaba harcanmalıdır.