Tunus’ta 2011 yılı başında gerçekleşen demokratik devrim çok hızlı bir şekilde Mısır’a sıçramış ve başarıya ulaşmıştır. Mısır’daki değişim Tunus’takinden daha büyük öneme sahiptir. Çünkü Mısır İslam Dünyası’nda bir dini otorite olan El-Ezher’e ev sahipliği yapmaktadır; büyük nüfusu ve entelektüel birikimi ile Arap Dünyası’nda hatırı sayılır ağırlığı vardır. Ayrıca, jeostratejik konumuna paralel olarak enerji ve ticaret yollarına yakınlığı ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi de bölge ve dünya dengeleri açısından Mısır’ı önemli bir yere oturtmaktadır.
25 Ocak 2011 tarihinde Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle Mısır Yüksek Askeri Konseyi yetkilerini kendi üzerine almıştır. Askeri Konsey, devrimin meşruiyetini tanıdığını belirtirken Mübarek’in atadığı hükümeti görevine devam ettirmesi, Mübarek’in düşmesine rağmen onun rejiminin devam ettiği yönünde değerlendirme ve endişelere yol açmıştır. Demokratik reformlar için Cuma günleri milyonluk gösteriler dinmeyince Mübarek’in atadığı hükümet değiştirilerek, yerine demokratik güçlerin desteklediği yeni bir hükümet atanmıştır.
Her devrimde olduğu gibi Mısır Devrimi’nin de kaçırılması/saptırılması ve karşı devrim ihtimalleri ortadan kalkmış değildi. Ancak geçen süre içinde demokratik devrimin pekişmesi yönünde ciddi gelişmeler görüldü. Önce Mısır için önemli bir gelişme sayılabilecek anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Referandumda başkanlık süresi, dört artı dört iki dönemle sınırlandırıldı. Seçimlerin yürütmenin kontrolünde olması yerine seçimleri yargının yürütmesi öngörülüyordu. Birinci değişim otoriter rejimlerin nerdeyse kaderi olan değişmez liderlik sorununu ortadan kaldırırken, ikincisi ise demokrasinin temelini oluşturan özgür seçimlere imkân tanıyarak seçimlere hile karıştırılmasının önünü kesmeyi amaçlıyordu. Göstermelik muhalefetin bulunduğu ama seçim hileleri ile yönetimin belirlendiği Mısır gibi ülkelerde bu değişiklik çok hayati bir anlam taşıyordu.
Referandumda ilginç bir şekilde İhvan-ı Müslimin, Mübarek rejiminin partisi Hizb-ül Vatani ve ordu değişikliği desteklerken gençler ve devrime katkısı olan birçok küçük grup da seçimde “hayır” demeyi veya boykot etmeyi tercih etmişti. Bu gruplar, örgütlenmeleri için kendilerine zaman tanınmasını ve önce yeni bir anayasa yapılmasını istiyorlardı. Referandumun ‘evet’ ile sonuçlanması, önce parlamento seçimlerinin yapılıp daha sonra yeni başkan seçilmesi ve yeni anayasa yapılması ve demokratik sürecin işlemeye başlaması anlamına geliyordu. Eylülde parlamento seçimleri yapılacak ve onu başkanlık seçimi ve yeni anayasa yapılması izleyecek.
Referandumdan sonra demokrasi çarkı hızlandı ve eski rejimin kalıntılarını silmeye yöneldi. İlk olarak halka kan kusturan ve gösterilerde 800 kişinin öldürülmesine yol açan ve devrimden sonra eski işkence belgelerini imha ettiği gerekçesiyle artan protestolardan sonra da siyasi polis konumundaki Emn’üd-Devle kaldırıldı. Ayrıca, yolsuzluk ve göstericilerin öldürülmesi suçlamasıyla Mübarek ve ailesi hakkında mahkeme süreci başladı. Mısır İdare Mahkemesi de eski rejimin tek partisi olan Hizb-ül Vatani’yi kapatmıştır. Yine eski rejimin kilit isimleri hakkında yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma davaları açıldı. Son olarak da mahkeme, kamusal mekânlara verilen Hüsnü Mübarek ve eşinin isimlerinin kaldırılmasına hükmetmiştir.
Mısır’da eskiden partileşmesine izin verilmeyen İhvan-ı Müslimin gibi birçok oluşum partileşme izinleri aldılar. Hatta devrime öncülük eden gençlik hareketleri de partileşmeye başladılar. Zengin bir siyasi çoğulculuğa doğru yol alınmakta ve her cephede Eylül-Ekim aylarında planlanan seçimlere canlı bir şekilde hazırlıklar sürmektedir. Mısır’da devrim anlayışını kabullenerek ordunun kontrolünde ‘reformcu devrim’ mekanizmasının işlemesi de ortaya çıkabilecek otorite boşluğuna fırsat tanımamıştır. Büyük yoksulluk, yolsuzluk ve kızgınlıkların bulunduğu ve din ve mezhep kavgalarına yol açılabilecek ortamda istikrar çok sarsılmadan yumuşak bir geçiş yaşanmaktadır. Kısaca, Mısır’da demokrasi çarkı dönmeye başlamıştır.