ENGLISH
24.05.2012
12.04.2011 16:35


Prof. Dr. Talip Özdeş
SDE Uzmanı
tozdes@sde.org.tr
CV

Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak

 

(Kutlu Doğum’un Anısına)
Canlı-cansız evrende var olan her şey, Rahman ve Rahim isimlerinin sahibi Yüce Yaratıcının sonsuz şefkat ve merhametinin sayısız tecellilerini bizlere yansıtmaktadır. Merhametlilerin en merhametlisi[1] ve en hayırlısı[2] olan Allah, rahmeti ile her şeyi kuşatmıştır.[3] Dünya, güneş, ay ve diğer gök cisimleri arasındaki mesafenin yeryüzündeki biyolojik hayat için en elverişli ölçüler içerisinde tanzim edilmiş olması, suyun ve atmosferin en ince hesaplar ve oranlar içerisinde hayatın hizmetine sunulması, güneşten gelen yakıcı ışınların yeryüzünde hayat enerjisine dönüşmesi, yağmur yüklü bulutlar, baharla beraber diriltilen toprak, belirli bir müddete kadar ana rahminde merhaleler içerisinde şekillendirilip yaratılan ve dünyaya getirilen yavrular, sayısız nimet ve rızklar söz konusu şefkat ve merhametin tecellileridir. Bulutlardan inen yağmur taneleri susuzluktan çatlayan toprağın, kuruma tehlikesine maruz kalan bitkilerin, ağaçların, çiçeklerin, hayvan ve insanların yakarışına bir cevaptır. Anaların yavrularına gösterdikleri şefkat ve merhamet, doğumunda yavruya sunulan süt, ağzını açan timsahın dişleri arasındaki yiyecek artıklarını temizleyerek rızkını temin eden kuş, annesini kaybetmiş kedi yavrusunu emziren köpek, bunların hepsi ve milyonlarcası bütün evreni kuşatan sınırsız rahmetin kaynağına işaret ediyor. İnsan şuur ve idraki ile bu rahmeti kavramak durumundadır. Bunlardan ibret almayan bir ruh, ancak tam bir talihsizlik örneği olabilir. “Eğer Allah’ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten Raûf (şefkat eden) ve Rahîm (merhamet eden) olmasaydı (haliniz nice olurdu)”[4] buyrulurken, insan derin bir idrake davet edilmektedir.
 
İnsanoğlunun yeryüzü serüveninin başlangıcından itibaren tarih boyunca Allah’ın onları hidayete ulaştırmak için peygamberler ve kitaplar göndermiş olması da O’nun insana olan rahmetinin, şefkat ve merhametinin en büyük tecellilerindendir. Sonsuz gibi görünen uzayın karanlıkları, dondurucu soğuğu ve yakıcı güneşleri arasında yaratılan küçücük bir gezende kör tesadüflerle açıklanamayacak şekilde biyolojik hayatı mümkün kılan her türlü mucizevi şartların bir araya getirilmesiyle hazırlanan bir dünyada insanoğlunu yaratıp yaşatan Allah’ın onu başıboş ve yitik bırakmış olması düşünülebilir mi? Böyle bir durum O’nun güzel isimleriyle, Rahman ve Rahim olmasıyla, her şeyi bir hikmete göre yaratmasıyla bağdaşır mı? İnsanın başıboş olması, onun ruh ve nefis sahibi, akıllı ve düşünen bir varlık olmasıyla da asla uyum içerisinde olamaz. “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır? Atılan bir meniden bir nutfe (sperm) değil miydi? Sonra bir alaka (embriyo) olmuş, (Allah) onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti”[5] mealindeki insanın ana rahmindeki yaratılışına işaret eden ayetler bu gerçeğe işaret etmektedir.
 
Sahip olduğu olumlu yaratılış özelliklerinin ve yeteneklerin yanında kan dökücülük ve bozgunculuk vasıfları da öne çıkabilen;[6] şehvetlerine, hırs ve ihtiraslarına, kıskançlık ve kibrine yenik düşebilen insanoğlu, başıboş bırakıldığı zannına kapıldığında, Yaratıcı’yı, ölüm ve ahreti düşünmediğinde sadece çevresine zulmedip onu tahrip etmekle kalmıyor, aynı zamanda en büyük zulmü de yine kendisine yaparak hayatı kendisi ve başkaları için zindana ve cehenneme çevirebiliyor. Allah’ın birliğini, yalnızca ona ibadeti esas alan tevhit inancına dayalı hidayetin egemen olmadığı, insanoğlunun tanrılık iddiasına soyunduğu bütün tarih dönemleri, ilkel veya çağdaş/modern hangi adla isimlendirilirse isimlendirilsin, insanoğlunun yeryüzünde ne tür bozgunculuklar yapabileceğinin, ne tür vahşetler sergileyebileceğinin, varlığın kodlarıyla nasıl oynayabileceğinin en açık örneklerini göstermiyor mu? Yirmi birinci yüzyılın başlarını yaşadığımız bir tarih döneminde karada veya denizde insanoğlunun bozgunculuğundan payına düşeni almayan bir yer bulabiliyor muyuz?[7] Hangi çağda olunursa olunsun, İnsanlığın ilahi vahyin yol göstericiliğine olan ihtiyacı kıyamete kadar devam edecektir. “Asra (çağa) yemin olsun ki insan mutlaka hüsran içerisindedir. Ancak inanıp da salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır”[8] mealindeki ayetler, ilahi çağrıya kulak vermeyen, iman ve teslimiyetle Allah’a yönelmeyen, güzel ahlak ve amelleri, hakkı ve sabrı tavsiye etmeyen nefislerin sonuçta bedbaht olacağına işaret etmektedir.
 
Allah’ın apaçık bir dalalet içerisinde oldukları halde insanlara, Hz. Muhammed gibi O’nun ayetlerini okuyan, onları içerisinde bulundukları şirkten ve kirlilikten arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermesi, şüphesiz bütün insanlığa ve daha özel manada müminlere olan rahmetinin en büyük tezahürlerinden biridir.[9] Kur’an’ın ifadesiyle en güzel ahlak ve örneklik üzerine gönderilen O peygamber,[10] müminlere düşkün, onların sıkıntıya düşmeleri kendisine pek ağır gelen şefkat ve merhamet peygamberi olmuştur[11] O peygamber hakka şahit, müjdeleyici, uyarıcı, Allah yoluna çağıran bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak gönderilmiştir.[12] Allah öz olarak Nuh’a, İbrahim’e, Musa ve İsa peygamberlere vahyedip din kıldığı ilke ve prensipleri ona da vahyetmiştir.[13] İnsanlık tarihinin başlangıcından Hz. Muhammed’e gelinceye kadar bütün resuller aracılığı ile insanlara tebliğ edilen bu ilke ve prensipler insanlığın değişmeyen fıtratı, özellik ve eğilimleri ile bağlantılı evrensel prensiplerdir. Onun insanları hidayete çağırma yöntemine güzel ahlak, şefkat, merhamet, cesaret, sevgi, ilgi, nezaket, yumuşaklık, samimiyet, cömertlik ve tevazu damgasını vurmuştur. Kur’an’da Hz. Peygamber’in örnekliğine yapılan vurgu onun kimliği ile ilgili olmaktan çok kişiliği, yani ahlak ve karakteri ile ilgilidir. Onun örnekliğini evrensel kılan şey de işte bu noktadır. Hz. Muhammed’i model alma noktasında Müslümanların bu noktaya odaklanmaları önemlidir.
 
Yine o büyük peygamber aracılığı ile gönderilip tebliğ edilen Kitabın kendisi de hidayet ve rahmet olarak isimlendirilmiştir.[14] Önünden ve arkasından batıl gelmeyen Kur’an, bir taraftan daha önce peygamber aracılığı ile insanlığa gönderilen bütün ilahi vahiylerin insan eliyle tahrif edilmemiş özünü tasdik ederken, diğer taraftan fıtrata uygun mesajı ile bütün insanlığı kuşatan bir boyuta sahiptir. Allah’ın birliğini, O’nun yerde ve göklerde ibadete layık yegâne Rab olduğunu açıkça beyan ederek insanları her türlü zulüm ve dengesizliğin kaynağı şirkten arındırmayı hedef alan Kur’an, konumunu yitiren (dâll olan) insanı; yani iç ve dış dünyasında, inanç ve düşünce dünyasında, sosyal ve doğal çevre ile ilişkilerinde dengeyi kaybederek ifrat veya tefrite giden, değer kaybı ile kirlenen insanı Allah-insan-evren ilişkisi çerçevesinde yeniden tanımlamıştır. Buna göre her bireyin bireysel bütünlüğü içerisinde ilişkide bulunduğu varlıklar karşısındaki üç konumu belirlenmiştir: Allah karşısında kul, hemcinsleri karşısında insan, hizmetine sunulan doğal çevre karşısında ise halife. Böylece beşeriyetin, her bir konum için kulluk, insanlık ve halifelik olarak isimlendirebileceğimiz sorumlulukları belirlenmiştir.[15]
 
İnsan, Allah’a karşı kulluğunu O’nun varlık ve birliğine iman ederek, yalnız O’na ibadet edip dua ederek, nefsinde ve evrende O’nun isimlerinin tecellilerini tefekkür ederek, nimetlerine şükrederek, emirlerine itaat edip nehiylerinden sakınarak yerine getirmek durumundadır. İnsanın sosyal çevresine olan sorumluluğu ailesine, komşusuna, arkadaşına, meslektaşına, toplumuna ve bütün insanlığa karşı ilişkilerinde İslam’ın öne çıkardığı ahlaki değerlere ve erdemlere uygun olarak davranması, insanlığını gerçekleştirmesidir. Bu noktada Yaratıcı, müminlerden takva üzerine yaşamalarını istemektedir. İnsanın doğal çevresine olan sorumluluğu ise onu kendi hizmetine sunulan bir emanet olarak keşfetmesi, dengeleri gözetmesi, koruması, kirletmemesi ve onunla uyum içerisinde onu imar etmesidir.[16]
 
Kur’an’ın müntesibi ve Hz. Peygamber’in ümmeti olan Müslümanlar Kur’anî prensiplerden hareketle bütün ilişkilerinde helal, temiz, doğru, güzel ve takvaya uygun olanı tercih etmek durumundadırlar. Yani onların Hz. Peygamber’i model alarak bütün insanlığa güzel örnek ve rahmet olmak gibi bir sorumlulukları vardır. Kur’an’da müminler hayırlı ve orta bir ümmet olarak vasıflandırılmaktadır.[17] Ancak günümüzün İslam dünyasına göz atıldığında, birçok müspet noktaların yanında Müslüman dünyanın Kur’an’ı ve Hz. Peygamber’i doğru anlama, onları rehber edinerek İslam’ın prensiplerini içselleştirme noktasında ciddi problemlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Kur’an ve Sünnet’in çizdiği Müslüman modeli ile -çoğunluk dikkate alındığında- günümüz Müslümanlarının anlayış ve uygulamaları birçok noktada birbiriyle örtüşmemektedir. Allah’ın vahiy yoluyla insanlığa gönderdiği din (İslam) ile insan ve toplumların anlayıp hayata geçirmeye çalıştıkları din birbiriyle özdeş olmamaktadır. Müslümanların Kur’an, Sünnet, din ve İslam anlayışları üzerine etki edip yönlendiren birçok faktörün varlığı söz konusudur. Kabileci ve ataerkil zihniyetlerin, etnik milliyetçiliğe dayalı anlayış, uygulama ve çatışmaların, bütün bunlar üzerinden yürütülen saltanat kavgalarının, yapılan zulüm ve haksızlıkların Müslümanların birlik ve beraberliğine, istikrar ve gelişmesine büyük darbeler vurduğunu, dış müdahalelere zemin hazırlayarak onları başkalarına mahkum hale getirdiğini üzüntüyle müşahede etmekteyiz. Bunların yanında modernite ve kapitalizmin de etkisiyle ailede, toplumda ve kurumsal yapılanmalarda ciddi bir dünyevileşme, değer kaybı ve ahlak erozyonu yaşanmaktadır. Bencillik ve dünya hırsı birçok gözleri karartmış durumda.
 
Bir taraftan nasıl ve hangi yollardan kazanıldığının hesabı bile verilmeyen ve çoğu dış bankalara akıtılan büyük servetler, diktatörlükler ve buna imkan veren sistemler ve kurumsal yapılanmalar; diğer taraftan açlık ve yoksulluğa itilen, zulüm ve baskıya maruz bırakılan, en temel hak ve özgürlüklerini yaşama konusunda büyük sıkıntılar çeken geniş toplum kesimleri, halk kitleleri! Madde ve makam hırsı Allah’ı ve ahreti unutturmakta, kalpleri katılaştırarak merhamet duygularını zayıflatmaktadır. Değer kaybıyla beraber bozulan aile, komşuluk, akrabalık, arkadaşlık, yöneten-yönetilen ilişkileri; uyuşturucu kullanımının, pornografi ve fuhşun küçük çocukları dahi tehdit edecek boyutlarda yaygınlaşıyor olması; vandalizmle varan şiddet ve terör eylemleri, akıl almaz cinayet ve intiharlar, yolsuzluk ve skandallar dünyamızı karartmakta, geleceğe ümitle bakmayı zorlaştırmaktadır. Temel referanslardan hareketle her alanda derin bir muhasebe ve müzakere süreci içerisine girilerek arınmaya ve yenilenmeye ihtiyaç vardır.
 
Bir zamanlar iyilik ve güzellikleriyle, bilgi ve becerileriyle dünyaya güzel örnek olan bir milletin nesilleri, aynı ruh ve ideallerle mücehhez kılındıklarında, üzerlerine düşen maddi ve manevi sorumluluklarını yerine getirdiklerinde ahretlerini kazanmanın yanında tekrar dünyanın anahtarlarına da niçin sahip olamasınlar?
 

 


[1] A´râf, 7/151
[2] Mu’minûn, 23/109
[3] A´râf, 7/156
[4] Nûr, 24/20
[5] Kıyamet, 75/36-38
[6] Bakara, 2/30
[7]İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde bozgun ortaya çıktı ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler” (Rûm, 30/41)
[8] Asr, 103/1-3
[9] Âl-i İmran, 3/164; Enbiya, 21/107
[10] Kalem, 68/4; Ahzâb, 33/21
[11] Tevbe, 9/128
[12] Ahzâb, 33/45-46
[13] Şûrâ, 42/13
[14] Câsiye, 45/20
[15] Bu konuda geniş ve özgün bir değerlendirme için bk. Celal Kırca, Hayatın İçinde Hayatla Birlikte Kur’an’ı Anlama, Marifet Yayınları, İstanbul 2010, s. 31-45
[16] bk. Celal Kırca, a.g.e., s. 38-40
[17] Al-I İmran, 3/110;Bakara, 2/143

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Seçmeli Kur’an-ı Kerim Dersi - 13 Nisan 2012 Cuma 18:37
Suriye Yangını - 11 Şubat 2012 Cumartesi 16:33
Tarihten Günümüze Muharremin Hatırlattıkları - 05 Aralık 2011 Pazartesi 15:15
Yeni Anayasa, Değerler ve İlkeler - 12 Kasım 2011 Cumartesi 23:49
Somali’deki Açlık ve Terörün Perde Arkası - 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:30
Çağa Yemin Olsun Ki! - 06 Eylül 2011 Salı 16:53
Norveç Olayının Fikri ve İdeolojik Altyapısı Üzerine - 05 Ağustos 2011 Cuma 18:02
Halkın Siyasi Partilerden Beklediği - 11 Temmuz 2011 Pazartesi 13:11
Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme - 11 Haziran 2011 Cumartesi 08:38
İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor? - 16 Mayıs 2011 Pazartesi 09:29
Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak - 12 Nisan 2011 Salı 16:35
İslam Dünyası Siyasetini Düze Çıkarabilecek mi? - 14 Mart 2011 Pazartesi 14:45
İslam Coğrafyasına Yayılan Değişim Rüzgarı - 09 Şubat 2011 Çarşamba 17:55
Kilise Bombalama Hadisesinin Düşündürdükleri - 11 Ocak 2011 Salı 18:43
Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir? - 04 Aralık 2010 Cumartesi 15:24
Cumhuriyetin Cumhurla Buluşması - 31 Ekim 2010 Pazar 14:44
Kur’an Yakma Eylemi ve Tepkiler Üzerine Bir Değerlendirme - 24 Eylül 2010 Cuma 18:24
Ramazan: İslam Algımızı Mihverine Oturtup Arınma Vesilemiz - 26 Ağustos 2010 Perşembe 11:26
Aydınlık Sabahlara Doğru - 24 Temmuz 2010 Cumartesi 17:34
Türkiye ve Terör Çıkmazı - 02 Temmuz 2010 Cuma 19:32
Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı - 04 Haziran 2010 Cuma 11:04
Tecavüz ve Cinayet Olayları Neyin Göstergesidir? - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:59
Değişim İradesi ve Değişimin Önündeki Engel - 19 Nisan 2010 Pazartesi 09:12
Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez - 16 Mart 2010 Salı 16:22
Katsayı Düzenlemesinin İptali Kamu Vicdanına Nasıl Yansır? - 20 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
Etnik Milliyetçilik-Cahiliyye İlişkisinin Analizi - 03 Şubat 2010 Çarşamba 12:07
Toplumsal Uzlaşı İçin Aydın Sorumluluğu - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:35
Çeteleşme ve Kitlesel Kutuplaştırma Olgusunun Zemininde Yatan Zihniyet ve Ahlak Problemi - 09 Ocak 2010 Cumartesi 18:19
Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor? - 06 Aralık 2009 Pazar 17:52


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya