Arap milliyetçiliğinin ana vatanı ve Baas parti kültürünün son temsilcisi olarak Ortadoğu’da yaşanan değişim ve dönüşüm hareketlerinden etkilenen ve istikrarı sarsılamaya başlayan Suriye’de yaşanan sancılı değişim ve dönüşüm talepleri, bir yönüyle Tunus, Mısır, Yemen, Libya’da yaşananları anımsatırken diğer yönüyle bu ülkelerden çok farklı bir tablo karşımıza çıkıyor.
Tüm toplum kesimlerine haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluk konusunda eşit şekilde muamele edilen Suriye’de, Tunus, Mısır, Libya’da yaşananlara benzemeyen bir yapıyla karşı karşıyayız. Ne Mısır, Tunus ne de Libya’da yaşanan değişim hareketlerinde mezhepsel yaklaşım ya da mezhep ayrılıklarının hiçbir şekilde öne çıkmadığı görülmektedir. Ama Suriye’de durum farklı. 1963 yılında Baas darbesiyle iktidarın el değiştirdiği Suriye’de 1966 yılında iki Alevi subay Hafız Esad ve Salah Cedid’in darbesiyle de Baas partisinde dengeler değişmiştir. Bu darbe ardından Baas partisi kadroları ağırlıklı olarak Nusayri, Dürzi ve İsmaililerden oluşan bir yapıya kavuşmuştur. Baas rejiminin en güçlü kalelerinden Suriye’nin bölgesinde diğer Baas rejimleriyle de sorunlar yaşandığı bilinmektedir. Bu sorunların temelinde Arap dünyasının liderliği yönünde rekabet yanında Alevi Baas rejimine sahip Suriye’nin diğer ülkelerdeki Sünni Baas rejimleriyle anlaşamaması yatmaktadır.
Suriye-İran arasında yaşanan yakınlaşmanın stratejik, jeopolitik ve siyasal temelli nedenleri yanında Şam yönetiminin Alevi ağırlıklı Baas rejiminin olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Laik ve seküler yanıyla da öne çıkan Suriye Baas rejiminin, bugün mezhepsel kargaşa ve muhalefetten uzakta kalmasının nedeni de 1951 yılında Suriye parlamentosunda %20 oranında temsile sahip Müslüman Kardeşler Hareketinin zamanla hedef seçilerek sistematik bir şekilde Esad ailesi tarafından ağır bir şekilde ortadan kaldırılmasıdır. Bugün Müslüman Kardeşler, Suriye’den bu kanlı ve sancılı yok ediliş tarihinin acısını almak istemektedir.
Suriye’nin Müslüman Kardeşlerle olan husumeti Suudi Arabistan ve Ürdün başta olmak üzere bazı Arap ülkelerini Müslüman Kardeşler üzerinden Suriye ile hesaplaşmaya iterken, bunun karşısında Şam yönetimi de bölgesel bazda saflarını İran ile güçlendirmeye ve İran’ın bölgesel planlarına belli noktalarda ortak olmaya çalışmaktadır.
Her ne kadar dillendirmekten ve düşünmekten acı duyduğumuz bölgedeki mezhepsel ayrışma konusu, dün Irak bugün Yemen, Bahreyn ve Suriye’de yaşanan gelişmelerle bir kez daha karşımıza çıkmaktadır. Suriye, siyasal rejimi, bölgesel ve uluslar arası kurduğu dengelerle Ortadoğu’daki mezhepsel ayrışım odaklı çatışma tezlerinin de meydanı olmaya doğru ilerlemektedir.
Müslüman Kardeşlerin Şam yönetimiyle husumetini fırsat bilen bölgesel ve uluslar arası güçler Müslüman Kardeşler üzerinden Suriye’yi dizayn etmeye çalışmaktadırlar. Suriye’de değişimin rengini belirleyen gücün Müslüman Kardeşlerin olması halinde ise bölgedeki İran-Arabistan eksenli ideo-politik ve stratejik iki kutuplu düzenin yeni çatışma alanına bir ülke daha eklenecek demektir.
Tüm bu gelişmeleri heyecanla izleyen ve her ihtimalde kazanmaya odaklı tek ülke İsrail gibi gözükmektedir. İşgal altındaki Golan Tepeleri konusunu iç politika ve toplumsal dizayn için kullanan Şam yönetimi bir bakıma için için İsrail’e kendisine sağladığı meşruiyet ve meşrutiyet, bölgedeki planlar ve stratejik hesapların içinde yer almasına katkı yaptığı için minnettardır.
İsrail-İran arasındaki ideolojik ve stratejik hassas dengenin en önemli aktörü olan Suriye’de seküler ve laik yapıyı hedef alan ve dini referanslarla siyaset yaptığı düşünülen Müslüman Kardeşlerin yeni Suriye’yi dizayn etmesini isteyenlerin, aynı zamanda bölgede mezhepsel odaklı çatışmaların körüklenebileceğini düşünüp düşünmedikleri de zamanla görülecektir.
Bazı Batılı güçlerce Ortadoğu’da mezhepsel ayrıma dayalı gibi gösterilen ama altında siyasal, stratejik ve ideolojik nedenlerin yattığı ayrışma planları yapılmaktadır. Suriye de bu planlar arasında doğal yerini alabilecek uygun bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllardır bölge ülkelerinin ve bölgesel planların hesaplaşma mekanı olan Suriye’de şimdi hangi güçler ve planlar karşı karşıyadır bunu yakın zamanda daha net göreceğiz.
Suriye’deki değişim ve dönüşüm meselesi, bölgesel ve uluslar arası tüm tarafların hesaplar yaptığı kazanımlar yanında riskler ve tehditler hissedilen bir hesaplaşmaya doğru sürüklenmektedir. Suriye mutlaka değişecektir. Ama bu değişimden en çok kim/kimlerin kazanacağını doğrusu zaman gösterecektir. Keşke Suriye halkı bu değişimin en çok kazanan tarafı olsa.