İsrail’in 2009 yılında Gazze’ye yönelik düzenlediği “Dökme Kurşun” saldırısını soruşturan BM Komisyonu’nun başındaki isim olan Güney Afrikalı yargıç Richard Goldstone, Washington Post gazetesindeki yazısında hazırladıkları raporla ilgili şaşırtıcı ifadeler kullandı. Goldstone makalesinde “Şu an bildiklerimi o zamanlar bilseydim ortaya farklı bir rapor çıkardı.” diyerek aslında kendi yazdığı raporu yalanlamış oldu. Diğer taraftan Goldstone yazısında, İsrail’in sivilleri kasıtlı olarak hedef almadığını söyleyerek rapora duyulan güveni de önemli ölçüde sarsmayı başardı. İsrail yönetiminin Gazze saldırısına yönelik kendi içinde bir soruşturma yürütmesinden övgüyle söz eden ancak Hamas’ı bu konuda adım atmamakla eleştiren Goldstone, otoriteye bağlı bu düzmece soruşturmaların hiçbir hukuki değer taşıyamayacağını biliyor olmalı.
Hatırlanacağı gibi İsrail’in Gazze’yi günlerce bombalaması sonucu en az 1.500 sivil hayatını kaybetmiş, binlerce Filistinli yaralanmış, çok sayıda ev ve işyeri kullanılamaz hale gelmişti. Golsdtone raporunda İsrail, savaş suçu işlemekle suçlanmış ve rapor 42 üyeli BM İnsan Hakları Konseyi tarafından 25 kabul oyu ile onaylanmıştı.11 çekimser oyun kullanıldığı oturumda ABD geleneksel rolünü oynamış ve rapora ret oyu vermişti. Uluslararası toplum, raporun Güvenlik Konseyinde de kabul edilerek İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk edilmesini beklerken, Goldstone’un yaptığı manevra bir kez daha BM gözetiminde hazırlanan insan hakları raporlarının politik baskılara açık ve tarafsız özelliklerini gözler önüne serdi. Cevap bekleyen en ciddi soru ise, uluslararası adaletin hangi kurumlara güven duyularak sağlanacağı sorusu oldu.
İsrail’in son dönemde uluslararası toplum tarafından köşeye sıkıştırıldığı en ciddi raporlardan biri olan ve Goldstone’un ismi ile meşhur olan rapordan çok rahatsız olan İsrail yönetimi yaklaşık bir yıldır suçlamalara karşı uluslararası kuruluşlarda lobi çalışmaları yürütüyordu. Mavi Marmara gemisinde işlenen cinayetler sonrasında ise İsrail’in tedirginliği bir kat daha artmış ve üst düzey İsrailli politikacılar tutuklanma korkusuyla kimi ülkelere yapacakları resmi ziyaretleri dahi iptal etmek zorunda kalmışlardı.
Saldırganın belki de ilk kez cezalandırılma endişesine kapıldığı bir dönemde Goldstone tarafından yapılan açıklamalar, İsrail yönetimine büyük bir moral kaynağı olurken başta Filistin halkı olmak üzere bölge halkları üzerinde şok etkisi yaparak hayal kırıklığına yol açtı. Goldstone’un bu ifadelerinin arkasında siyasi baskıların bulunduğunu tahmin etmek zor değildir. İsrail’in eleştirilmeye tahammül edemeyen bir siyasi yapıya sahip olduğu ve kendi güvenliğini riske sokacak eleştirilere karşı düşmanca davrandığı bilindiğine göre Goldstone’un bir takım mesajlar almış olabilme ihtimali çok zayıf görülmemelidir.
Ne yazık ki Goldstone’un açıklamaları İsrail’in elini güçlendirmekle birlikte Gazze katliamını haklı göstermek için aradığı meşruiyet zeminini de sağlamış görünüyor. Nitekim İsrail Başbakanı Netenyahu, Goldstone’un yazısından hemen sonra Birleşmiş Milletler’den 2009 yılında Gazze’ye düzenlenen Dökme Kurşun Operasyonu’yla ilgili hazırlanan Goldstone Raporu’nu iptal etmesini istedi. Netenyahu hızını alamayarak raporun çöpe atılması gerektiğini söyleme cesareti de kazandı. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ise Goldstone'un İsrail'den özür dilemesi gerektiğini söyleyerek raporun iptal edilmesi için uluslararası alanda diplomatik girişimlerde bulunacaklarını söyledi. Yazdığı raporu yalanlayarak kendi itibarı ile birlikte BM’nin de itibarını sıfırlayan Goldstone acaba nasıl bir hukuk skandalına imza attığının ve saldırganı adeta ödüllendirdiğinin farkında mı? Netanyahu’nun "Bizim söylediğimiz her şeyin doğru olduğu ispatlanmıştır. İsrail, sivillere kasti olarak bir zarar vermedi" demesi Goldstone’un yol açtığı bir cüretkarlıktır. İsrail Savunma Bakanı Barak’ın Washington Post'a yazılan makalenin yetmeyeceğini belirterek, "çarpık ve yanıltıcı" bir raporu yayımladıktan sonra, Goldstone'un raporunu yeniden yazmasını istemesi de saldırganın cesaretini yansıtmaktadır. Açıkçası bu skandala neden olan Goldstone’un hukukun üstünlüğü ve adalet duygusuna verdiği zarar kolay kolay telafi edilemez. Bu açıklamalardan sonra Filistin halkı küçük bir ihtimal de olsa saldırganın cezalandırılacağına olan inancını tamamen kaybedecektir.
Mavi Marmara Soruşturmasına Dikkat Edilmeli
BM İnsan Hakları Konseyi’nin Mavi Marmara raporundan sonra İsrail'in işlediği insan hakları suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soruşturulabilmesi için çok titiz ve kararlı bir hukuki sürecin izlenmesi gerekiyor. Goldstone skandalının bir benzerinin Mavi Marmara baskını soruşturmasında da yaşanmaması bakımından hem mağdurlar ve mağdur yakınları, hem de hukuki süreci takip eden uzmanların uluslararası çevrelerde etkili bir lobi çalışması yapması önem taşıyor. İsrail, Gazze raporuna karşı yürüttüğü gerçekleri çarpıtma ve siyasi şantaj politikalarını Mavi Marmara olayında da aynen sürdürüyor. Dolayısıyla İsrail makamları devam eden soruşturmaların seyrini etkilemek ve kendi istedikleri yönde ilerlemesini sağlamak için bütün kozlarını kullanacaklardır.
Türkiye, İsrail ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini bitirme pahasına göze aldığı Mavi Marmara soruşturmasında bugüne kadar izlediği kararlı ve ilkeli duruşunu sürdürmelidir. İsrail’in Goldstone skandalıyla kazandığı moral, insan hakları değerlerini savunanlar için bir hayal kırıklığına yol açsa da adalete olan inancımızı yitirmemize neden olmamalıdır. Uluslararası toplum zulüm ve haksızlığı ödüllendirmediği aksine cezalandırdığı ölçüde saygınlığını koruyabilir. Aksi halde raporların ve soruşturmaların bir anlamı olmayacaktır.
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)