ENGLISH
24.05.2012
30.03.2011 14:38


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü

Bir süredir Kürt sorunu bağlamında bölgede yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için kurulması tartışılmakta olan Hakikat Komisyonu sık sık gündeme geliyor. Kamu otoritesinin soğuk baktığı veya hakkında fikir belirtme ihtiyacı duymadığı bu konuda Kürt siyasetçilerin çalışma yaptıkları biliniyor. Bu tür bir komisyonunun kuruluş ve çalışma yöntemiyle ilgili tartışmanın devam etmesi ister istemez yakın gelecekte Kürt sorununa yaklaşımı da önemli ölçüde etkileyecektir.
 
Hakikat Komisyonlarının işlevi hakkında dünya genelinde çeşitli deneyimler bulunuyor. Bu komisyonlar arasında Güney Afrika’da kurulmuş bulunan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarına özel olarak değinmek gerekiyor. Ülkede 45 yıl devam eden ırkçı / apartheid rejimine karşı Afrika Ulusal Kongresi'nin (ANC) silahlı güçleri uzun bir direniş göstermişti. O dönemde ırkçı beyaz azınlık hükümetinin destek verdiği Inkatha Özgürlük Partisi ile ANC arasındaki silahlı çatışmalarda çok sayıda insan yaşamını yitirdiği gibi, çoğunluğu oluşturan siyahlara karşı yaygın olarak işkence, tecavüz ve yargısız infaz gibi insan hakları ihlalleri uygulandı.
 
1994’te Nelson Mandela’nın devlet başkanı seçilmesiyle birlikte Güney Afrika parlamentosu geçmişle yüzleşmek ve aynı zamanda hesaplaşmak amacıyla önemli bir adım atarak 1995 yılında Hakikat Komisyonu’nun kurulmasına onay verdi. 1995-1998 yılları arasında çok yoğun bir çalışma yürüten komisyon bir dizi rapor hazırladı. Bu raporlar, geçmişte yaşanan ihlallerin araştırılmasını, tanıkların dinlenmesini, kurumsal ya da resmi düzeyde sorumluluk taşıyanların adalet önüne çıkarılmasını ve yapısal reformlarla birlikte geçmişteki çatışma ortamına tekrar dönülmemesini önermekteydi. Nitekim ırkçı beyaz yönetimden sonra iktidara gelen ANC yöneticileri, kendilerinin karıştıkları ihlalleri de kapsadığı için bu raporlara tepki gösterseler de Mandela’nın tavizsiz tutumu sonucu komisyon kararlarını benimsemek zorunda kaldılar.
 
Gerçeğin Peşine Düşmek
 
Afrika, Latin Amerika ve bazı Asya ülkelerinde de başarılı örnekleri bulunan Hakikati Araştırma Komisyonlarının büyük siyasi dönüşümlerin yaşandığı geçiş dönemlerinde geçmişle yüzleşmek bakımından önemli bir yeri bulunmaktadır. Komisyonların temel işlevi, geçiş dönemindeki adalet arayışlarının güçlü bir şekilde ilerlemesi ve barışçıl bir geleceğin inşa edilebilmesi amacıyla geçmişte yaşanan kitlesel kıyımlar, ızdırap veren derin travmalar ve insan hakları ihlallerinin incelenmesine zemin hazırlamaktır. Dolayısıyla bu çalışmaların özünde adil bir yargı mekanizmasının kurulmasıyla birlikte, faillerin bulunması ve yargılanması ile mağdur ya da mağdur yakınlarının maddi ve manevi zararlarının karşılanması gibi iki temel meşruiyet alanı bulunmaktadır. Ayrıca toplumdaki parçalanmayı önleyici ve uzlaşmaya dayalı birtakım çabaların gerçekleştirilmesi de hakikat arayışlarına yardımcı olur. Örneğin mağdurlar için anma günleri düzenlenmesiyle toplumsal hafızanın canlı tutulması mümkün olabildiği gibi, benzer ihlallerin tekrarlanmaması bakımından güvenlik güçlerinin ıslah edilmesi ve eğitilmesi de önleyici stratejiler olarak nitelendirilmektedir. Burada temel amaç, bir yandan adaletin tesis edilmesinde geçmişle hesaplaşırken, aynı zamanda toplumsal vicdanı rahatlatacak düzeyde bireyler arasındaki uzlaşma zemini oluşturmak ve böylece kalıcı bir barış ortamı sağlamaktır.
 
Hakikat Komisyonları ve Af Yetkisi Tartışması
 
Hakikat Komisyonlarının bazı durumlarda suçlular için kısmi veya genel af çıkarılmasıyla gündeme gelmesinin hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verdiği örnekler bulunmaktadır. 1986’da Arjantin’de, 1987’de El-Salvador’da ve bazı Latin Amerika ülkelerinde çıkarılan afların sonrasında Hakikat Komisyonlarının kurulması mağdurların adalete erişimlerini ve işlenen suçların soruşturulmasını imkansız hale getirmiştir. Zira bu afları ilan edenler ile hak ihlallerinden sorumlu olanlar aynı rejimin yöneticileriydiler. Bu tür sözde Hakikat Komisyonları tarafından gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve suçluların cezalandırılmasını beklemek elbette söz konusu olmayacaktır. Hakikat Komisyon’larına af yetkisi tanınıp tanınmaması konusunda çeşitli görüşler bulunmakta ve tartışmalar yaşanmaktadır. Adil yargılamanın imkansız hale geldiği siyasi koşullarda görev yapan ve ihlalci rejimden bağımsız davranamayan komisyonların hakikat arayışına öncülük etmesi beklenemeyeceği gibi bu tür yapılara af yetkisi tanınması adalet duygusunun daha da sarsılmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla yozlaşmış bir siyasi düzen ve güven kaybetmiş adalet mekanizması Hakikat Komisyonlarının çalışmalarını zorlaştıran unsurlardır.
 
Komisyonların Oluşumu ve İşleyişi
 
Hakikatleri Araştırma Komisyonlarının ülkelere göre değişen kuruluş ve çalışma yöntemleri bulunmaktadır. Bazı durumlarda komisyonlar ülke içindeki toplumsal çevreler tarafından saygın ve güvenilir kabul edilen kişilerden oluşmaktadır. Ulusal düzeyde bağımsız ve saygın kişiliklerine güven duyulan uzmanların yanı sıra aynı niteliklere göre belirlenen uluslararası şahsiyetlerin birlikte oluşturdukları karma yapılar da mevcuttur. Bunların dışında resmi olarak devlet tarafından yasa ile kurulmuş veya çatışan tarafların onayladığı barış protokolü ile oluşturulan komisyonların da varlığı söz konusudur.
 
Komisyonların kuruluş özellikleri kadar çalışma usulleri de tartışma konusudur. Genel olarak komisyonların hangi konuları araştıracağı, tespit edilen mağduriyetler ve zararların nasıl giderileceği ve alınan kararların nasıl ve kim tarafından uygulanacağı gibi ortak sorunlar bulunmaktadır. Bu komisyonların uygulayıcılar üzerinde bir yaptırım gücünün bulunması ve hükümetlerden bağımsız mali bütçeye sahip olması gerekmektedir. Kimi vakaların soruşturulması için geçici mahkemelerin kurulması dahi bir komisyondan beklenen sonuçları fazlasıyla sağlamaktadır. Örneğin, Bosna-Hersek ve Ruanda soykırımlarında görev yapan geçici ceza mahkemeler, kurbanların yakınları tarafından bir umut olarak görülmekte ve işlenen suçların cezasızlığına karşı bir güvence sayılmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi bu sürecin sonunda ortaya çıkmış daimi bir yargı mekanizmasıdır.
 
Kürt Sorununda Çözüme Katkısıyla Hakikat Komisyonu
 
Türkiye’de yaklaşık otuz yıldır PKK ile devlet güçleri arasında devam eden silahlı çatışma sonucunda milyonlarca insan evlerini, topraklarını ve yaşam alanlarını kaybetti. Bu süreçte sivillere, sivillerin yaşam alanlarına ve mülklerine karşı işlenen tüm suçların bağımsız ve etkin biçimde araştırılması gerektiği defalarca dile getirildi. Devletin köye dönüş projesini uyguladığı dönemde göç mağdurlarının zararlarının karşılanması konusunda göreceli bir ilerleme sağlansa da geri dönüş politikaları başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durumun yaşanmasında sadece genel güvenlik kaygıları değil, silahlı köy korucularının örgütlü olarak boşaltılan köylere yerleşmeleri de ciddi bir sorun olmaya devam etti.
 
Kürt sorununda önemli bir yere sahip olan ve kesin sayıları bilinmese de on binlerle ifade edilen faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ile ilgili hukuki süreç çok yavaş işlediği gibi toplu mezarların ortaya çıkarılmasında bürokratik engellemelerle karşılaşılmaktadır. Kısacası, bölgedeki düşük yoğunluklu savaş ortamında uzun yıllar boyu yaşanan insani felaketin gerçek boyutlarını açığa çıkarmak bakımından Hakikatleri Araştırma Komisyonu adı altında bir yapının oluşturulması kaçınılmaz görünmektedir. Bu komisyona duyulan ihtiyacın bazen PKK sözcüleri tarafından dile getiriliyor olmasından hükümet çevrelerinin ürküntü duyarak adım atmaktan kaçınmaları, sorunun çözümüne katkı sağlamaz. Aksine bugün Ergenekon ve Balyoz davaları gibi soruşturmalarla geçmişle yüzleşmek ve suçlulardan hesap sormak bakımından kamu idaresinin inisiyatifi ele alması ne kadar önemli ise Türkiye’nin en büyük siyasi, sosyal ve ekonomik sorunu olan Kürt sorunu ile yüzleşmek ve çözüme bir adım daha yaklaşmak için gerçekleri aramak bir o kadar önemlidir. JİTEM davası bu yönde ilerlemek için devlet yetkililerini cesaretlendirmeli ve çok daha kapsamlı araştırmanın bağımsız-tarafsız bir komisyon kurularak yapılmasına imkan tanınmalıdır.
Türkiye’de toplumsal ve siyasal anlamda ciddi bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Devletin demokratikleşmesi, hukukun egemenliği, yargı bağımsızlığı ve temel özgürlük alanlarında önemli ilerlemeler sağlanmaktadır. Aslında bu geçiş döneminde Kürt sorununun barışçı yollardan çözümü için siyasi iradenin yararlanabileceği son derece elverişli bir ortam mevcuttur. Dolayısıyla kamu otoritesi, vatandaşlarının güvenliği ve insan hakları alanındaki yükümlülüğü gereği adım atarak hakikatlerin ortaya çıkarılmasında başrolü oynayabilir.
 
Devletin bu konudaki temel yükümlülüğü çerçevesinde oluşturulacak Hakikat Komisyonu şu ana konularda çalışabilir;
 
-İnsan hakları ihlallerine neden olan yasal ve fiili uygulamaların tespit edilmesi
-Yaşanan ihlaller ve işlenen suçlar hakkında bağımsız ve etkin bir soruşturmanın sağlanması
-Sorumluların cezalandırılması için hukuki yaptırım gücünün kullanılması
-Mağdurlar veya mağdur yakınlarının zararlarının karşılanması
-Reform sürecinin ve toplumsal uzlaşmanın desteklenerek çatışma riskinin azaltılması
-Kalıcı barış ortamının oluşumu için tavsiyelerde bulunulması.
 
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)

YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya