Bir süredir Kürt sorunu bağlamında bölgede yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için kurulması tartışılmakta olan Hakikat Komisyonu sık sık gündeme geliyor. Kamu otoritesinin soğuk baktığı veya hakkında fikir belirtme ihtiyacı duymadığı bu konuda Kürt siyasetçilerin çalışma yaptıkları biliniyor. Bu tür bir komisyonunun kuruluş ve çalışma yöntemiyle ilgili tartışmanın devam etmesi ister istemez yakın gelecekte Kürt sorununa yaklaşımı da önemli ölçüde etkileyecektir.
Hakikat Komisyonlarının işlevi hakkında dünya genelinde çeşitli deneyimler bulunuyor. Bu komisyonlar arasında Güney Afrika’da kurulmuş bulunan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarına özel olarak değinmek gerekiyor. Ülkede 45 yıl devam eden ırkçı / apartheid rejimine karşı Afrika Ulusal Kongresi'nin (ANC) silahlı güçleri uzun bir direniş göstermişti. O dönemde ırkçı beyaz azınlık hükümetinin destek verdiği Inkatha Özgürlük Partisi ile ANC arasındaki silahlı çatışmalarda çok sayıda insan yaşamını yitirdiği gibi, çoğunluğu oluşturan siyahlara karşı yaygın olarak işkence, tecavüz ve yargısız infaz gibi insan hakları ihlalleri uygulandı.
1994’te Nelson Mandela’nın devlet başkanı seçilmesiyle birlikte Güney Afrika parlamentosu geçmişle yüzleşmek ve aynı zamanda hesaplaşmak amacıyla önemli bir adım atarak 1995 yılında Hakikat Komisyonu’nun kurulmasına onay verdi. 1995-1998 yılları arasında çok yoğun bir çalışma yürüten komisyon bir dizi rapor hazırladı. Bu raporlar, geçmişte yaşanan ihlallerin araştırılmasını, tanıkların dinlenmesini, kurumsal ya da resmi düzeyde sorumluluk taşıyanların adalet önüne çıkarılmasını ve yapısal reformlarla birlikte geçmişteki çatışma ortamına tekrar dönülmemesini önermekteydi. Nitekim ırkçı beyaz yönetimden sonra iktidara gelen ANC yöneticileri, kendilerinin karıştıkları ihlalleri de kapsadığı için bu raporlara tepki gösterseler de Mandela’nın tavizsiz tutumu sonucu komisyon kararlarını benimsemek zorunda kaldılar.
Gerçeğin Peşine Düşmek
Afrika, Latin Amerika ve bazı Asya ülkelerinde de başarılı örnekleri bulunan Hakikati Araştırma Komisyonlarının büyük siyasi dönüşümlerin yaşandığı geçiş dönemlerinde geçmişle yüzleşmek bakımından önemli bir yeri bulunmaktadır. Komisyonların temel işlevi, geçiş dönemindeki adalet arayışlarının güçlü bir şekilde ilerlemesi ve barışçıl bir geleceğin inşa edilebilmesi amacıyla geçmişte yaşanan kitlesel kıyımlar, ızdırap veren derin travmalar ve insan hakları ihlallerinin incelenmesine zemin hazırlamaktır. Dolayısıyla bu çalışmaların özünde adil bir yargı mekanizmasının kurulmasıyla birlikte, faillerin bulunması ve yargılanması ile mağdur ya da mağdur yakınlarının maddi ve manevi zararlarının karşılanması gibi iki temel meşruiyet alanı bulunmaktadır. Ayrıca toplumdaki parçalanmayı önleyici ve uzlaşmaya dayalı birtakım çabaların gerçekleştirilmesi de hakikat arayışlarına yardımcı olur. Örneğin mağdurlar için anma günleri düzenlenmesiyle toplumsal hafızanın canlı tutulması mümkün olabildiği gibi, benzer ihlallerin tekrarlanmaması bakımından güvenlik güçlerinin ıslah edilmesi ve eğitilmesi de önleyici stratejiler olarak nitelendirilmektedir. Burada temel amaç, bir yandan adaletin tesis edilmesinde geçmişle hesaplaşırken, aynı zamanda toplumsal vicdanı rahatlatacak düzeyde bireyler arasındaki uzlaşma zemini oluşturmak ve böylece kalıcı bir barış ortamı sağlamaktır.
Hakikat Komisyonları ve Af Yetkisi Tartışması
Hakikat Komisyonlarının bazı durumlarda suçlular için kısmi veya genel af çıkarılmasıyla gündeme gelmesinin hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verdiği örnekler bulunmaktadır. 1986’da Arjantin’de, 1987’de El-Salvador’da ve bazı Latin Amerika ülkelerinde çıkarılan afların sonrasında Hakikat Komisyonlarının kurulması mağdurların adalete erişimlerini ve işlenen suçların soruşturulmasını imkansız hale getirmiştir. Zira bu afları ilan edenler ile hak ihlallerinden sorumlu olanlar aynı rejimin yöneticileriydiler. Bu tür sözde Hakikat Komisyonları tarafından gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve suçluların cezalandırılmasını beklemek elbette söz konusu olmayacaktır. Hakikat Komisyon’larına af yetkisi tanınıp tanınmaması konusunda çeşitli görüşler bulunmakta ve tartışmalar yaşanmaktadır. Adil yargılamanın imkansız hale geldiği siyasi koşullarda görev yapan ve ihlalci rejimden bağımsız davranamayan komisyonların hakikat arayışına öncülük etmesi beklenemeyeceği gibi bu tür yapılara af yetkisi tanınması adalet duygusunun daha da sarsılmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla yozlaşmış bir siyasi düzen ve güven kaybetmiş adalet mekanizması Hakikat Komisyonlarının çalışmalarını zorlaştıran unsurlardır.
Komisyonların Oluşumu ve İşleyişi
Hakikatleri Araştırma Komisyonlarının ülkelere göre değişen kuruluş ve çalışma yöntemleri bulunmaktadır. Bazı durumlarda komisyonlar ülke içindeki toplumsal çevreler tarafından saygın ve güvenilir kabul edilen kişilerden oluşmaktadır. Ulusal düzeyde bağımsız ve saygın kişiliklerine güven duyulan uzmanların yanı sıra aynı niteliklere göre belirlenen uluslararası şahsiyetlerin birlikte oluşturdukları karma yapılar da mevcuttur. Bunların dışında resmi olarak devlet tarafından yasa ile kurulmuş veya çatışan tarafların onayladığı barış protokolü ile oluşturulan komisyonların da varlığı söz konusudur.
Komisyonların kuruluş özellikleri kadar çalışma usulleri de tartışma konusudur. Genel olarak komisyonların hangi konuları araştıracağı, tespit edilen mağduriyetler ve zararların nasıl giderileceği ve alınan kararların nasıl ve kim tarafından uygulanacağı gibi ortak sorunlar bulunmaktadır. Bu komisyonların uygulayıcılar üzerinde bir yaptırım gücünün bulunması ve hükümetlerden bağımsız mali bütçeye sahip olması gerekmektedir. Kimi vakaların soruşturulması için geçici mahkemelerin kurulması dahi bir komisyondan beklenen sonuçları fazlasıyla sağlamaktadır. Örneğin, Bosna-Hersek ve Ruanda soykırımlarında görev yapan geçici ceza mahkemeler, kurbanların yakınları tarafından bir umut olarak görülmekte ve işlenen suçların cezasızlığına karşı bir güvence sayılmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi bu sürecin sonunda ortaya çıkmış daimi bir yargı mekanizmasıdır.
Kürt Sorununda Çözüme Katkısıyla Hakikat Komisyonu
Türkiye’de yaklaşık otuz yıldır PKK ile devlet güçleri arasında devam eden silahlı çatışma sonucunda milyonlarca insan evlerini, topraklarını ve yaşam alanlarını kaybetti. Bu süreçte sivillere, sivillerin yaşam alanlarına ve mülklerine karşı işlenen tüm suçların bağımsız ve etkin biçimde araştırılması gerektiği defalarca dile getirildi. Devletin köye dönüş projesini uyguladığı dönemde göç mağdurlarının zararlarının karşılanması konusunda göreceli bir ilerleme sağlansa da geri dönüş politikaları başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durumun yaşanmasında sadece genel güvenlik kaygıları değil, silahlı köy korucularının örgütlü olarak boşaltılan köylere yerleşmeleri de ciddi bir sorun olmaya devam etti.
Kürt sorununda önemli bir yere sahip olan ve kesin sayıları bilinmese de on binlerle ifade edilen faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ile ilgili hukuki süreç çok yavaş işlediği gibi toplu mezarların ortaya çıkarılmasında bürokratik engellemelerle karşılaşılmaktadır. Kısacası, bölgedeki düşük yoğunluklu savaş ortamında uzun yıllar boyu yaşanan insani felaketin gerçek boyutlarını açığa çıkarmak bakımından Hakikatleri Araştırma Komisyonu adı altında bir yapının oluşturulması kaçınılmaz görünmektedir. Bu komisyona duyulan ihtiyacın bazen PKK sözcüleri tarafından dile getiriliyor olmasından hükümet çevrelerinin ürküntü duyarak adım atmaktan kaçınmaları, sorunun çözümüne katkı sağlamaz. Aksine bugün Ergenekon ve Balyoz davaları gibi soruşturmalarla geçmişle yüzleşmek ve suçlulardan hesap sormak bakımından kamu idaresinin inisiyatifi ele alması ne kadar önemli ise Türkiye’nin en büyük siyasi, sosyal ve ekonomik sorunu olan Kürt sorunu ile yüzleşmek ve çözüme bir adım daha yaklaşmak için gerçekleri aramak bir o kadar önemlidir. JİTEM davası bu yönde ilerlemek için devlet yetkililerini cesaretlendirmeli ve çok daha kapsamlı araştırmanın bağımsız-tarafsız bir komisyon kurularak yapılmasına imkan tanınmalıdır.
Türkiye’de toplumsal ve siyasal anlamda ciddi bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Devletin demokratikleşmesi, hukukun egemenliği, yargı bağımsızlığı ve temel özgürlük alanlarında önemli ilerlemeler sağlanmaktadır. Aslında bu geçiş döneminde Kürt sorununun barışçı yollardan çözümü için siyasi iradenin yararlanabileceği son derece elverişli bir ortam mevcuttur. Dolayısıyla kamu otoritesi, vatandaşlarının güvenliği ve insan hakları alanındaki yükümlülüğü gereği adım atarak hakikatlerin ortaya çıkarılmasında başrolü oynayabilir.
Devletin bu konudaki temel yükümlülüğü çerçevesinde oluşturulacak Hakikat Komisyonu şu ana konularda çalışabilir;
-İnsan hakları ihlallerine neden olan yasal ve fiili uygulamaların tespit edilmesi
-Yaşanan ihlaller ve işlenen suçlar hakkında bağımsız ve etkin bir soruşturmanın sağlanması
-Sorumluların cezalandırılması için hukuki yaptırım gücünün kullanılması
-Mağdurlar veya mağdur yakınlarının zararlarının karşılanması
-Reform sürecinin ve toplumsal uzlaşmanın desteklenerek çatışma riskinin azaltılması
-Kalıcı barış ortamının oluşumu için tavsiyelerde bulunulması.
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)