Güneydoğuda BDP ve DTK tarafından başlatılan bir hareket, bizzat eylemin öncüleri tarafından sivil itaatsızlık olarak nitelendiriliyor ve bu kaşenin altında sürdürülüyor. Şüphesiz bölge halkının sorunlarının bulunduğu ve bunları ifade etme konumunda olduğunda şüphe yoktur. Bu noktada işin tartışılabilecek yönü gelinen nokta böyle bir eylemin anlamı ve taleplerin çözümüyle ilişkisinin ne olabileceğidir. Daha da sadeleştirerek sormak gerekirse katkısından önce mesela bu hareket gerçekten bir sivil itaatsizlik midir?
Bu soruya cevap verebilmek için önce sivil itaatsizliğin ne demek olduğuna bakmak gerekir. Gerçekten de, içinde doğdukları batı kültüründe sivil, sivil toplum, baskı grubu, siyasi parti gibi hemen her türlü kavramın belli bir anlamı, bir tanımı vardır. Yani bunların içeriğini gönlümüzce dolduramayız. O kavram altında bir iş yapacaksak bu anlamı göz önünde bulundurmak ve gereklerini asgari yerine getirmek durumundayız. Sivil itaatsızlık da bu kuralın dışında değildir.
Sivil itaatsizlik kavramı yaklaşık 19. yüzyılın ortalarından beri kullanılmaktadır. Kısaca sivil itaatsizlik, otoriter yapılar karşısında halkın taleplerini ifade edebilmenin siyasal ve hukuki bir yolunun kalmadığı kanaatine varıldığı durumlarda gösterilen bir sivil eylemdir.
Bu kısa ifadeden de anlaşılacağı üzere sivil itaatsizlik, bir yasal düzenlemeyi meşru bulmayan bir halk kesiminin meşru haklar adına bir yasal düzenlemeyi protesto etme halidir. Ortalıkta halk önderi konumunda temsilciler gözükse de bu her haliyle sivil bir harekettir. Yalınlaştırılmış bir siyasal söylemden uzaktır ve en önemlisi de hiçbir şiddete başvurulmamasıdır. Sivil itaatsizlik hareketi sağı solu taşlamaz, cam çerçeve indirmez.
Daha da önemlisi sivil itaatsizlik o konudaki siyasal mücadelenin bittiği yerde başlar. Bir başka deyişle toplumsal taleplerin bir siyasal mücadele yoluyla elde edilebileceği umudunun kaybolduğu yerde yasa dışı olması nedeniyle suç sayılan bir eylemi göze alma işidir. En tutarlı gerekçeleri de talebinin meşru olduğuna inanması, suçu bireysel olmaktan çıkarıp topluluğa mal etme güvencesi ve şiddete başvurmamasıdır.
Bu açıklamalar açısından baktığımızda gerçekten üzerinde konuştuğumuz hareket bir sivil itaatsizlik midir?
Bilindiği üzere Kürt sivil eyleminin talep edilen ama bir türlü gerçekleşmeyen dört gerekçe için yapıldığı ileri sürülmüştür. Bunlar, ana dilde eğitimin yapılamaması, siyasi tutukluların serbest bırakılmaması, askeri ve sivil operasyonların durdurulmaması ve seçim barajının yüzde 10 dan aşağı düşürülmemesidir. Şüphesiz bunlar çözülmesi gerekli problemlerdir ve düzeltilmesini istemek de bir toplum kesitinin en temel hakkıdır.
Ne var ki Anayasal düzen içinde kalınarak bu sorunları çözümlemenin yolları yeteri kadar izlenmiş değildir. Daha açık bir ifadeyle hareket sivil itaatsizliğin en önemli niteliği olan siyasal yolun bitirilmesi şartını taşımamaktadır. Eyleme katılan vatandaşlarımız ne denli makul bir gerekçe gösterirlerse göstersinler harekete ön ayak olan örgütlerin bu şarta uymadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Fazla geriye gitmeye gerek yok bu protesto birkaç yıl önce yapılmış olsaydı, sivil itaatsizliğe bugünkünden daha fazla uyduğunu söyleyebilirdik. Çünkü sivil itaatsizlik siyasal umutların tükendiği yerde göze alınan çok yönlü rizikolu, marjinal bir yoldur.
Hâlbuki rahatlıkla söyleyebiliriz ki birkaçı yukarıdaki maddelerde dile getirilen Kürt sorunu Cumhuriyet tarihinde çözüm noktasında en umutlu bir yerde bulunuyor. Devlet siyasi iradenin kolayca kabul edemeyeceği bir yerde, yanlışlıklar yapıldığını ve bunun telafi edilmesi gerektiğini söylüyor. O yanlışlığın faili olan bir yapının tasfiye edilebilmesi için de yoğun bir çaba harcıyor. Patolojik denebilecek bir güvenlikçi sistem içinde sorunu kangrene dönüştüren ve bu noktada boylu boyunca teröre bulaşan bir askeri yapılanmayı temizlemeye çalışıyor. Toplumda da bu sorunun artık böyle gidemeyeceği ve mutlaka çözülmesi gerektiği konusunda geniş bir kamuoyu oluşmuş, sivil toplum kuruluşları bu makul sürece destek verdiklerini deklare etmişlerdi. SDE, SETAV gibi araştırma kuruluşları bu doğrultuda kamuoyunu aydınlatılacak ve siyasi iradeye bilgi bakımından lojistik destek sağlayacak raporlar ortaya koymaktadırlar.
Böylesi bir ortamda kamuoyu dikkatleri Kürt temsilciliğine soyunan örgütlerin üzerinde toplanmaktadır. Ama yapılanlar hayret vericidir. Sürecin başından beri işe hiçbir katkılarının olmadığı sıradan gözlemcinin görebileceği bir sonuçtur. Sözün kısası siyaset yapma konumunda olan Kürt temsilciler siyaset yapmadığı için siyasi yollar tüketilip sivil itaatsizliğe sıra gelmemiştir. Milletvekili siyaset yapmak yerine illegal örgütsel yapıların sokağa döktüğü çocuklarla sokaklarda taş atmaktadır. Tabii ki bunun en önemli sakıncası da sivil itaatsizlik eylemi için gösterilen gerekçelerin havada kalmasıdır.
Gerçekten de Kürt temsilciliğine soyunanların önemli açmazlarından birisi illegal bir parti olan PKK’nın ve onun genel başkanı olan A. Öcalan’ın dışında bir siyaset kuramayışıdır. Hâlbuki siyaset açıklık isteyen bir iştir, alternatifli düşünebilmeyi ve farklı yolar içinden bir şey kazandırıcı olanı tercih edebilmeyi gerektirir. Hemen pek çok şeyin, siyasi arenada farklı bir imaj ve konuma sahip olan Öcalan’a göre kurulmuş olması, sonuç alıcı siyasetin önünü peşinen tıkamaktadır. O zaman da hemen her iddia yeterince açıklıktan ve dayanaktan yoksun kalmaktadır.
Kaldı ki PKK ve genel başkanı Öcalan’ın sorunun merkezinde bulunduğu kabul edilen siyasi yapı ile olan ilişkisi tartışıla gelmiştir. Organik birlik olmayabilir ama süreç işbirliği örnekleriyle doludur. Güvenlikçi sistemin ihtiyaç duyduğu güvensizlik ve hatta terör eylemlerini bu illegal parti aracılığıyla elde ettiği muhakkak gözüküyor. Bu durum, herkes hesabını kendi çıkarı üstüne kurar açıklamasıyla geçiştirilebilir ise de yaşanan süreç daha ileri bir ilişki izlenimini vermektedir.
Vakıa “askeri ve sivil operasyonlara son verilmelidir” diyen sivil itaatsizlik hareketinin temsilcileri bu tür operasyonların merkezinde bulunan Ergenekoncu asker yapılanmasını tasfiye etmek için uğraşan açılım hareketine hiçbir ciddi destekte bulunmamışlardır. Bu gizil yapılardan şöyle ya da böyle nemalana gelen ve mahkemenin elinden milletvekilliği gerekçeleriyle çekip almaya çalışan CHP ve MHP ile benzer tutumları sergileye gelmişlerdir.
Bu arada belirtelim ki seçim barajının indirilmesi de bir sivil toplum platformunun asıl sorunu değildir. Seçim arifesinde bu iddia anlamlı olmadığı gibi siyasal temsilcileri de cidden bağlayan bir söylemdir. Çünkü ülkenin geniş bir alanının yoğun bir vatandaş kesiminde kendisini özel olarak temsil ettiği iddia edilen bir partinin yüzde on barajını aşamayacağının kabulü ve önceki durumlarda da aşmamış olmasının sebebi seçim barajı değildir. Temsilcilerin tutarsızlığı, önüne düştükleri kitleye inandırıcı gelmeyişleridir.
Öyle gözüküyor ki çözmek zorunda olduğumuz sorunların sahibi Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi kişiler ve örgütler genelde çözüm getirici bir çizgide bulunmamaktadırlar. Bunun önemli sebeplerinden birisinin illegal bir yapılanmaya şartlanıp gerçekçi bir çözüm alanına çıkamayışları olduğu söylenebilirse de bir kesimin çözümsüzlükten yana olduğu bile söylenebilir. Yani sorunlar çözülürse işlevsiz kalacaklarını bile düşünmüş olabilirler. Ama yüzde 10’luk marjinal bir siyasal barajın içinde bile mahsur kalmak istemeyen sağduyulu geniş bir vatandaş kesimimiz bu süreci daha yakından izlemektedir. Bu şartlar altında vatandaş sivil itaatsizlik olarak adlandırılan hareketin de bir sivil itaatsizlik değil, yerine getirilemeyen bir siyasal itaatsizlik olduğunu görmektedir.