1979 yılında İran’da yaşanan devrim süreci ve Şii akidenin ve onun uzantısı olan güçlerin iktidara yürümesiyle başlayan Sünni/Vahhabi Suudi Arabistan ve Şii İran rekabetinde Irak, Lübnan ve Yemen cepheleri ardından son cephe olarak Bahreyn’in ortaya çıktığını görüyoruz.
8 yıllık İran-Irak savaşında Saddam rejiminin en büyük destekçisi olan Suudi yönetimi, 2003 yılında Bağdat’ta siyasal ekseni Şiilerin belirlediğine ve İran’ın Irak’taki nüfuzunu tescil ettiğine şahit oldu. Yine Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail karşısında siyasal ve askeri başarıları, Yemen’de Riyad yönetiminin tüm uğraşlarına rağmen Yemenli Şii Zeydilerin İran’ın kontrolüne girmesiyle, Suudi yönetimi İran karşısında tüm stratejik rekabet cephelerinde üstünlüğü Tahran yönetimine kaptırdı. Bugün Tahran ve Riyad yönetimleri arasındaki son stratejik ve jeopolitik savaşın arenası olarak Körfez’in en stratejik yerlerinden biri olarak Bahreyn’in öne çıktığını ve İran-Arabistan çekişmesinde son kozların burada paylaşılacağını görüyoruz.
Körfez İşbirliği Konseyi’nin başını çeken Suudi Arabistan açısından Şubat ayında gösterilerin başladığı Bahreyn’de demokrasinin mi, monarşinin mi yoksa başka bir siyasi fikrin mi olgunlaşacağından ziyade Tahran yönetiminin burada Irak, Lübnan ve Yemen’de olduğu gibi Riyad yönetimiyle stratejik rekabetinde üstünlük kazanıp kazanmayacağıyla ilgilenmektedir. Bahreyn’de yaşanan olaylarla birlikte Suudi Arabistan bu ülkeye askeri girişimde bulunmuş ve İran’a son kozların paylaşılacağı Bahreyn’de savaşa bile hazır olduğu mesajını vermiştir. Kendisini İran tarafından kuzeyden Lübnan, güneyden Yemen ve doğudan Irak ile Bahreyn ile kuşatılmış olarak hisseden Riyad yönetimi, Bahreyn’in de düşmesi ve İran’ın kontrolüne girmesi halinde bölgesel güç olma ve çekim merkezi iddialarının son bulacağını düşünmektedir. Ayrıca başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı güçler de Bahreyn gibi yüzölçümü küçük ama stratejik önemi büyük bir ülkenin İran’ın kontrolüne girmesinden ciddi olarak endişe duymaktadırlar.
Bahreyn yönetimi halkın itirazlarını şiddetle bastırmayı seçerek ve Riyad yönetimi de bir bakıma Bahreyn gelişmelerine doğrudan askeri ve siyasal olarak müdahalede bulunarak aslında İran’ın da konuya dair müdahil olması yönünde zemin hazırlamaktadır. Zira Tahran yönetimi Suudi Arabistan’ın hukuki zemini bulunmayan bu girişimini kendisinin de gelişmelere müdahale etmesi açısından zemin hazırladığını ve bölgesel gelişmelerden uzak duramayacağını düşünmektedir.
Bölgedeki başta Iraklı Müçtehit Ayetullah Sistani olmak üzere Şiilerin yaşadığı diğer ülkelerdeki din adamlarının Suudi Arabistan ve Bahreyn yönetimini ciddi olarak uyarmalarından da güç alan İran, Suudi yönetimi karşısında Irak, Lübnan, Yemen ve Körfez’deki Şii gruplarla birlikte bir Şii eksen oluşturulabileceğini de çok iyi hesap etmektedir.
Suudi Arabistan’ın değişim ve dönüşümü öncelikle bölgesel gelişmelerin seyrini tam tersine çevirebileceği hissedilirken, Riyad yönetiminin kısa vadede dönüşmesi ve değişmesinin mümkün olmadığı düşünülerek, bölgesel gelişmelerin soğukkanlı bir şekilde ele alınmasını sağlayacak bir siyasal akla ihtiyaç olduğu ortadadır.
Ayrıca İran karşısında Irak, Lübnan ve Yemen’de stratejik rekabette kaybeden taraf olarak Suudi Arabistan’ın Bahreyn’de de İran karşısında bu son cepheyi de kaybetmesi yani demografik hakim güç olan Şii nüfusun Menama yönetiminde söz sahibi olması sonucunda, bölgede çok önemli gelişmeler hatta çatışma ortamları yaşanabilir. Bu noktada bölgesel çatışmayı önleyici etkinliği olan tek ülkenin halihazırda Türkiye olduğu da herkes tarafından kabul edilmektedir. Başta Sünni dünyanın ileri gelen din ve siyaset adamları olmak üzere Türkiye’nin de acilen Bahreyn’de yaşanan gelişmelere soğukkanlı yaklaşım sergilenmesine zemin hazırlayacak adımları atması gerekmektedir. Aksi takdirde Körfez’de yaşanacak bölgesel sorunlar sadece bölgeyle sınırlı kalmayacak, burada alevlenecek ateş tüm dünyayı kasıp kavuracak bir ateş topuna dönüşebilecektir.