ENGLISH
24.05.2012
07.03.2011 13:28


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Afganistan İzlenimleri

 

Afganistan coğrafi olarak Türkiye’ye ne kadar uzaksa; tarihi, kültürel ve siyasi olarak o kadar yakın bir ülke bizim için. Tarihi ipek yolunun en kritik kavşak noktalarından birini işgal eden bu ülke, eski Horasan diyarının da merkezini oluşturuyor. Uluslararası ticaret ve göç yollarının kesişmesi nedeniyle her dönemde jeopolitik önemini koruyan Afgan toprakları dün olduğu gibi bugün de, dünyadaki hegemonik güçler arasındaki kanlı mücadelenin önemli sıcak noktalarından birini oluşturuyor. Bir zamanlar Büyük İskender, Moğollar, Ruslar ve İngilizlerin iştahını kabartan Horasan illeri, şimdi statüko gücü sayılan ABD ile yükselen güç (Challenger) olan Çin arasındaki ilk karşılaşma yeri gibi. Oysa Afganlılar tarihte hiç kimseye boyun eğmedikleri için bu topraklar aynı zamanda “imparatorluklar mezarlığı” olarak da anılıyor. Bugün de pek çok Afganlı için ABD işgalci bir güç olarak görülüyor. Son otuz yılda işgaller, iç savaş ve Taliban rejimini görmüş ülke bugünlerde tekrar tam bağımsız bir ülke olmanın arayışı içinde.

 

Türkiye ise Afganistan’ın tam bağımsız ve egemen bir ülke olarak, barış, huzur ve istikrar içinde yeniden uluslararası toplumun saygın ve eşit bir üyesi olması için en samimi gayret gösteren ülkelerin başında geliyor. Zira yüzyılın başında TBMM hükümetini ilk tanıyan ülke Afganistan’dır ve Türkiye de Afganistan’ın bağımsızlığını tanıyan ikinci ülke olmuştur. 1 Mart 1921’de imzalanan dostluk antlaşmasına referansla, iki ülke 2010 yılından itibaren o tarihin “Türk-Afgan Dostluk Günü” olarak kutlanması kararını almış. Bu çerçevede Türkiye’nin Kabil Büyükelçiliği geçen hafta Türk-Afgan dostluğunun kuruluşunun 90. yılı münasebetiyle Afganistan’da bir dizi anma etkinliği düzenledi. Bu vesileyle içinde bizlerin de bulunduğu ve akademisyen, sanatçı ve diğer kültür elçilerinden oluşan bir grup Kabil’e davet edildi. Kısa bir süre kalmamıza rağmen Afganistan’daki askeri, siyasi ve sosyal hayatın durumu hakkında birinci elden bilgi alma ve tecrübe edinme fırsatı bulduk.


Siyasi ve askeri alanda normalleşme yok

Önce güvenlik açısından Kabil şehir merkezinde Taliban etkisi yok denecek kadar azalmış. Bizdeki PKK gibi dağlara ve kırsal alana çekilmiş durumdalar. Ancak ülkenin diğer yerlerinde NATO güçleriyle Taliban arasındaki sıcak çatışmaların her gün devam ettiği söyleniyor. Kabil’den kalkan savaş uçakları ve hareket halindeki Helikopterler bunun işaretini veriyor. Göreceli güvenliğin geçici olacağını ve her an saldırıların olabileceği gerekçesiyle şehrin her yerindeki kontrol noktalarında askerler zırhlı araçlar ve ağır silahlarla 24 saat nöbet tutuyorlar. Bizler dâhil güvenlik endişesiyle şehir içinde otelimizden büyükelçilik ve bakanlık binalarına kadar her yere zırhlı araçlarla seyahat etmek durumunda kaldık. Sosyal hayat henüz normalleşmekten çok uzak. Örneğin bizim de kaldığımız şehrin merkezi yerlerinden birine kurulmuş lüks otelin dört köşesinde elinde kaleşinkof silahlarla nöbet tutan özel güvenlikçiler görev yapıyor. Zira işin şakası yok. Geçen yıl bu otele karşı intihar saldırısı yapılmış ve iki koruma hayatını kaybetmiş. Otelin girişinde zırhlı kapılar var ve girişte herkes X ray cihazından geçiriliyor.

 

Siyasal alanda ise ABD eliyle kurulan demokratik Anayasal sistem pek işlemiyor. Karzai hala ithal bir lider olarak görülüyor. Ne ciddi bir karizması var ne de siyasi anlamda birleştiriciliği var. Batı desteği olmadan ayakta kalması oldukça zor görünüyor. Zira halkla sosyolojik bağı olmadığı gibi; temsil kabiliyeti de giderek zayıflamış durumda. İkinci kez seçildiği 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimleri şaibeli bulunuyor. Aynı şekilde 2010 Eylül ayında yapılan Milletvekili seçimleri sürecinde de pek çok yolsuzluk ve sahtekârlık yapıldığı iddiaları var. Muhalefet bu iddiaların bağımsız yargı tarafından araştırılmasını isterken, Karzai kendi eliyle kurduğu göstermelik bir komisyon eliyle bunları araştırıyor. Bu nedenle seçim sonuçları üzerindeki tartışmalar henüz bitmiş değil. Arap ülkelerindeki hoşnutsuzluklar burada gözleniyor ve Afganistan’ın yakın gelecekte yeni bir siyasi krize sürüklenmesi bu anlamda sürpriz olmayacaktır. Karzai halktan bulamadığı desteği bulmak için bugünlerde İngiltere gibi batılı ülkelere seyahatler düzenleyerek, dış destekle iktidarda kalmaya çalışıyor. En büyük şansı da henüz kendi yerine geçecek alternatif bir liderin bulunamayışı.

          

Ekonomik ve sosyal sorunlar had safhada  

Sıradan Afganlının hayatı ise çok zor. İşsizlik resmen yüzde 30 denilse de en az yüzde 50 olduğu söyleniyor. Daha önce İran ve Pakistan’a göç eden Mültecilerin önemli bir kısmı geri dönmüş. Kabil’in çevresinde ağır kış şartlarına rağmen çadırlarda yaşayan binlerce kişi var. Durumları gerçekten içler acısı. Çamur deryasında hayata tutunmaya çalışıyorlar. BM istatistiklerine göre ortalama yaşam süresi 42 yıl. Doğan her beş çocuktan biri henüz beş yaşına gelmeden ölüyor. Yaşayanlar ise savaş, yaygın hastalıklar ve açlıkla mücadele etmek zorundalar.. Otuz yıldır süren savaş eğitim, sağlık ve ulaşım altyapısını yok etmiş. Son on yılda yabancı ülkelerin de yardımıyla şehrin altyapısı yeniden inşa edilmeye çalışılıyor. Ama sokaklarda yazın toz bulutundan, kışın ise çamurdan zorlukla yürünüyor. Şehirde hala su şebekesi ve kanalizasyon sistemi yok. İçme ve kullanma suyu kuyulardan sağlanıyor. Onun için de dünyadaki tıp literatüründen artık kaybolmuş bazı hastalıklara bile bu ülkede hala rastlanabiliyormuş.

 

Eğitim sistemi de çökmüş durumda. Okuryazarlık oranı resmi rakamlara göre yüzde 26 oranında. Ama bunun daha düşük olduğu da söyleniyor. Türkiye TİKA eliyle belli noktalarda 70 civarında okulu tamir etmiş ve buralarda 60-65 bin civarında öğrenci eğitim görüyor. Türkiye’den giden müteşebbislerce Kabil, Mezarı Şerif ve Herat gibi şehirlerde açılan özel “Türk-Afgan okullarında” ise beş bin civarında öğrenciye hizmet verildiği söylendi. Uçakta karşılaştığım ve adını Ahmet olarak belirten lise 3. sınıf öğrencisi bir genç, babasının milletvekili olduğunu ve Kabil’deki Türk okulunda okuduğunu belirtti. Çok güzel Türkçe ve İngilizce de konuşuyordu. Bu arada Kabil Üniversitesinde açılan Türkoloji bölümünde öğrenim gören 100 civarındaki üniversite öğrencisi olduğunu öğrendik. 

 

Buna karşın halen Türkiye’de öğrenim gören 600 civarında burslu Afgan öğrenci varmış. Bu sayılar artırılmalı. Zira insana yapılan yatırımın en önemli yatırım olduğunu konuşma yapmak için gittiğim Afgan dışişleri bakanlığında bizi karşılayan heyette yer alan eski bir öğrencimizi görünce daha iyi anladım. Öğrencimizle uzun uzadıya konuştuk. Öte yandan elçilik resepsiyonunda da, kendisi de eşi de Türkiye’de eğitim gören bayan bir Afgan Milletvekili (Masume Hanım) ile karşılaştık. 2010 Eylül’ünde yapılan milletvekili seçimlerinde parlamentoya giren Hazara asıllı bu parlamenter de bize cesaret veriyor doğrusu. Kabil belediye başkanı da çok güzel Türkçe konuşan bir Türkiye dostu. Son olarak uzun tartışmalardan sonra Afgan meclis başkanlığına Özbek asıllı bir Türk seçilmiş. Tüm bunlar iki ülke arasındaki derin kültürel ve siyasi bağların gücüne işaret ediyor.

 

Türkiye en güvenilen ülke

Şunun altını çizmek gerekiyor. Türkiye gerçekten Afganistan’daki tüm kesimlerce saygı ve güven duyulan tek ülke. Biraz abartma olabilir belki, ama Taliban bile en çok Türkiye’ye güveniyor. Nitekim Talibanın, Afganlı gruplar arasındaki uzlaşma görüşmelerinin Türkiye’de yapılmasını desteklediği ve kendilerinin de İstanbul’da bir ofis açmak istediği bilgisi çoktandır basına yansımış durumda. Bunun nedenini Kabil Büyükelçimiz Basat Öztürk, Türkiye’nin Afganistan’daki tüm gruplara karşı eşit mesafede durma politikamızın başarısı olarak açıklıyor. Çünkü Türkiye ne ABD gibi jeopolitik çıkar hesapları peşinde, ne de İran veya Pakistan gibi etnik-dini önceliklerine göre bu ülkeye müdahale etmeye çalışıyor. Tarihten gelen kardeşlik ve dostluk ilişkilerine dayanarak Türkiye samimi biçimde “tek Afgan” politikası izliyor ve ülkenin milli bütünlüğünü savunuyor. Bu politika ise her kesimde saygı ve güven uyandırıyor. Batılı ülkeler halkın Türkiye’ye yönelik bu sempatisinden faydalanmak için ISAF’ın Kabil bölge komutanlığını ikinci kez Türkiye’ye vermişler. Nitekim daha önce de NATO adına en yüksek sivil lider olarak Hikmet Çetin bu ülkede görev yapmıştı. Kabildeki büyükelçililik ve Türk subay kadrosu bu durumun farkındalar. İki halk arasındaki tarihi kardeşlik hukukuna halel getirmemek için olağanüstü gayret gösteriyorlar. Büyükelçimiz şimdiye kadar hiçbir askerimizin bir Afganlıya ateş etmediğinin altını çiziyor. Bu hassasiyet çok önemli ve yanlış yapma lüksümüz yok.

 

Yakın gelecekte Türkiye Mevlana’nın doğduğu Belh şehrindeki tarihi külliyeyi restore etmeyi planlıyor. Ayrıca Türkiye bir Afgan-Türk hastanesi açacak. Afganlı polisler de Türkiye’de eğitilecekmiş. Bunlar önemli ve kalıcı yatırımlar doğrusu. Bir de Türkiye Afganistan’ın güvenliği açısından önemli olan Afgan ordusunu eğitiyor. Dostluk haftası münasebetiyle NATO gözlemcilerinin de katıldığı bir tören düzenlenerek, eğitimin nasıl verildiği fiili bir şekilde heyete gösterildi. Sadece fiziki eğitim değil verilen; ulusal bir Afganlılık üst kimliğine de sürekli vurgu yapılıyor. Bizde eğitim sırasında söyletilen askeri marşlar gibi, onlara da eski bir Afgan marşı olan ve “Men askerem” diye başlayan bir ulusal marş söyletiliyor. Zira 1970’lerden beri süre gelen savaş ve iç çatışmalar Afganlılık kimliğini paramparça etmiş. Etnik kimlikler ve aşiret bağları ön plana geçmiş durumda. Şimdi herkes özellikle bu alt kimlikleri aşan bir üst-Afgan kimliğinin yeniden inşasının gereğini vurguluyor. Aksi ülkede birlik ve beraberliğin sağlanması ve kalıcı barış ve istikrarın kurulması oldukça zor.


YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya