Ülkemizde olduğu kadar bölgemizde de oldukça hızlı ve anlaşılması oldukça güç gelişmelerle karşı karşıyayız. İçinden geçtiğimiz sürecin, gelişmelerin ve yaşanan olayların tarih olmadan analiz edebilme yetisine sahip olmayan bizler için bölgemizde yaşanan bu hızlı değişimler doğru bir eksende analiz edilmeyi beklemektedir.
Bölgemizde Tunus ile başlayan Lübnan’da hükümetin düşmesi, Ürdün, Yemen, Bahreyn’de gerçekleşen gösteriler derken Mısır’da yaşanan gelişmeler ve Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık saltanatının son bulması, Libya’da Kaddafi yönetiminin köşeye sıkışması ardından sınır komşumuz İran’da da 14 Şubat tarihinde muhalif grupların başlattığı yeni direniş hareketi gittikçe derinleşerek devam etmektedir.
2009 yılının başında “Değişim” sloganıyla Obama’nın ABD Başkanı olması ardından bölgedeki ilk değişim ve dönüşüm sinyalleri İran’dan gelmişti. İran’da 2009 yılının Haziran ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimine hükümette olan Ahmedinejad’a muhalif, reform yanlısı Mir Huseyn Musevi ve Mehdi Kerrubi ayrı ayrı gruplar halinde katılmıştı. Musevi ve Kerrubi seçim sloganı olarak değişim ve dönüşüm kavramlarını kullanmış ve hatta Kerrubi anayasal değişimden bahsetmişti. 2009 yılındaki İran cumhurbaşkanlığı seçimleri de olaylı başlamış ve seçim sonuçlarının Ahmedinejad lehine olduğunun açıklanmasıyla İranlı muhalifler “Yeşil Hareketi-Conbeş-i Sebz” olarak adlandırılan bir muhalefet dalgasını başlatmışlardı. Yoğun gösteri ve yer yer çatışmalara sahne olan, uzun bir süre siyasal kaosun devam ettiği İran’da hükümetin uyguladığı sert güvenlik politikalarıyla muhalefet bir süre suskun kalmak zorunda kalmıştı. İran’da muhalefetin aradığı fırsat, bölgedeki değişim rüzgarlarının estiği bir dönemde Tunus ve Mısır’da yaşanan gelişmelerle ortaya çıktı ve İranlı muhalifler 14 Şubat’ta Tunus ve Mısır halkıyla dayanışma amaçlı bir gösteri düzenlemek için dijital iletişim evrenini de kullanarak örgütlendi. 14 Şubat Pazartesi günü İran’ın çeşitli kentlerinde yüzlerce yer yer binleri bulan göstericiler Ahmedinejad hükümeti ve nihayeten İran dini liderini hedef alan sloganlarla itirazlarını dillendirdiler.
14 Şubat tarihinde İran’da muhalif grupların başlattığı gösteriler, her hafta özellikle Tahran’ın çeşitli bölgelerinde şiddetlenerek devam etti. Tahran’dan ulaşan haberlere göre muhalif dalganın liderleri olarak görülen Mir Huseyn Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin eşleriyle birlikte göz altına alınması ve muhalif liderlerin ABD-İngiltere politik oyunlarının maşası olduğu iddiaları İran’da siyasi ortamı gerdi.
Son olarak dün Yeşil Hareket (Conbeş-i Sebz) olarak adlandırılan muhalif hareketin liderleri konumundaki Mir Huseyn Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin eşleriyle birlikte gözaltına alındığı haberleri İran’da rejime mesafeli duran Ayetullahları da harekete geçirdi.
Ayetullah Sanii ve Ayetullah Muhammed Ali Destgayb yayınladıkları mesajlarında, Tahran yönetiminin Musevi ve Kerrubi’yi eşleriyle birlikte gözaltına alınmasının kanunlara aykırı olduğunu ve şer’i bir yanının bulunmadığının altını çizdiler. Yine Ayetullah Humeyni döneminde İran’ın yargı gücü başkanı olan Ayetullah Musevi Erdebili, büyük din adamlarından Ayetullah Beyat Zencani ve Ayetullah Şebir Zencani de Musevi ve Kerrubi’nin eşleriyle birlikte gözaltına alınmasıyla ilgili biraraya gelerek gelişmeleri değerlendirdikleri bildirildi.
[1]
İran’da muhalefeti sindirmeye çalışan ve muhalefet liderlerinin Batılı güçlerin piyonları olduğu yönünde iddialarla hareket eden Tahran yönetiminin uygulamaları, İran’da bugüne kadar yaşanan sokak olayları ve gösterilere sessiz kalmayı tercih eden çeşitli siyasi ve dini grupları da harekete geçirdiğini söyleyebiliriz.
Ayrıca İran’da bazı çevreler, yaşanan gelişmelerin arka planının çok farklı olduğunu ve hiçbir şeyin göründüğü olmadığını düşünüyorlar. Bu gruplar, Tahran yönetiminin muhalefete karşı baskılarını artırması, özellikle de devrimin eski kadroları ve İran’daki başlıca siyasi aktörlerin sindirilmeye çalışmasının altında büyük çıkar hesapları olduğunu, Musevi ve Kerrubi’nin arkasında İran’ın eski cumhurbaşkanı ve bugün İran Dini Rehberlik Uzmanlar Meclisi Başkanı Haşimi Rafsancani’nin bulunduğunu, yani Rafsancani’nin Ahmedinejad hükümeti ile hesaplaşmasını Musevi ve Kerrubi üzerinden yürüttüğünü, Rafsancani’nin yoğun baskı altında olduğunu ve kendisini kurtarmak için Musevi ve Kerrubi’yi gözden çıkardığını ileri sürüyorlar.
İran’da yaşanan tüm bu kaotik siyasi ortam, zihinlere Ortadoğu’yu da saran Kuzey Afrika’da yaşanan renkli ve dijital devrimlerin Tahran’ı da kuşatıp kuşatmayacağı sorusunu akla getirmektedir.
Soğuk Savaşın son aşamaya geldiği bir dönemde gerçekleşen devrimle adından söz ettiren İran’ın ve bölgede İran devriminin dalgalarının yayılıp yayılamayacağının uzun süre tartışıldığı bir dönemden sonra bugün Tunus, Mısır ve Libya’da yaşanan gelişmelerin İran halkına psikolojik etki yaptığını ve halkın Ahmedinejad hükümetine muhalefetiyle başlayan itiraz dalgasının yavaş yavaş dini liderliğe ve rejime yönelmesiyle devam ettiğini görüyoruz.
Her ne kadar bölgede yaşanan devrimler ve gelişmelerin İran’daki gelişmelerle benzerlik içinde olmadığı düşünülse de bölgedeki ilk değişim ve dönüşüm hareketinin de İran’dan başladığını unutmamak gerekir.
Başta Tahran’da olmak üzere İran’ın bazı kentlerinde görülen muhalefet dalgasının şimdilik rejimi ciddi olarak tehdit ettiğini söylemek doğru olmaz. Ama son dönemlerde İran’da yaşanan siyasi kargaşaya sessiz kalmayı tercih eden bazı ılımlı siyasi ve dini grupların da kayıtsız kalamayacakları Musevi ve Kerrubi’nin gözaltına alınması ya da günlerdir ev hapsinde tutulması süreci, İran’da siyasi dengeleri sarsacak etki yapabilir. Diğer taraftan sessiz bir muhalefet sürdüren ve yoğun baskı altında bulunan din adamlarıyla dini gruplar da Musevi ve Kerrubi’nin eşleriyle birlikte gözaltına alınması olayıyla birlikte daha aktif hale gelebileceklerdir.
İran’da devrimci kadrolar arasındaki dengede bazı taşlar yerinden oynamış ve ihtilaflar geri dönülemeyecek noktaya gelmiştir. Özellikle İran Dini Liderinin son seçimlerde bütün kartlarını Ahmedinejad ve etrafında şekillenen siyasi kadroya oynaması ve kendisine başka bir siyasi alternatif bırakmaması Tahran’da yaşanan siyasi kaosta dönüş yollarının da kapanmasına neden olmuştur. Bugün Ahmedinejad ve grubundan başka kendisi için siyasi alternatif ve seçenek bırakmayan dini liderin meşruiyeti sorgulanmaktadır. İran’da rejimin yapı taşı olan Velayet-i Fakih sisteminin zaafa uğradığı bir dönemde devrimin son Veliy-i Fakih’i olarak görülen Ayetullah Hamaney’den sonra bu sistemin derin bir darbe alacağı ve İran’da siyasi çözülmenin çok hızlı bir şekilde asıl bundan sonra yaşanacağı tahmin edilebilir.
Bugün için renkli ve dijital devrimlere uzak gibi görünen İran’da değişim ve dönüşümün rengini, gençler, kadınlar, çalışanlar ve din adamlarının da katıldığı bir muhalefet dalgasının, daha çok muhalif harekete destek olacak büyük bir din adamının ortaya çıkmasının ve değişim-dönüşüm yanlısı dini grupların tutumlarının belirleyeceği düşünülebilir.