Tunus’ta başlayan Mısır’la devam eden ‘demokrasi depremi’nin yarattığı tsunami etkisi Libya, Yemen, Bahreyn, Cezayir, Ürdün, Kuveyt, Fas dalga dalga bütün Arap dünyasına yayılıyor. 2011 yılı Arap Dünyasının halk ayaklanması ve halk isyanlarıyla sarsıldığı, yüz yıldır hiçbir demokrasi dalgasından nasiplenmeyen Arapların hareketlendiği bir milat olacak. Yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik başta olmak üzere baskı, kötü yönetim halkı canından bezdiren çürümüş, tükenmiş rejimler ve diktatörler halkı sokaklara döken temel etkenler olarak gözüküyor. Amerika’yı, Avrupa’yı, Latin Amerika’yı ve Doğu Avrupa’yı etkisine alan Demokrasi Dalgası Ortadoğu’ya şimdi ulaşmış durumda. Tunus depremin ilk patladığı nokta ancak merkez üssü Mısır. Mısır Arap dünyasının kalbi. Mısır değişirse bütün Arap dünyası değişir. Yaşananlar da bunu gösteriyor zaten.
Büyük Ortadoğu Değişim sürecinde yer alan ülkeler ve aktörlerin ayrı ayrı spot analizlerle son durumlarının değerlendirildiği yazıda bölgenin kolay görülemeyen gerçek dinamiklerini en sıcak doğru bilgilerle irdelemek istiyoruz.
ABD / AB / İsrail / ve Mısır
· Arap dünyasında ABD’ye rağmen bu gelişmeler yaşanıyor. Halklar bazında ABD etkili olamıyor. Gücü azaldı. Eskisi gibi parası yok. Global kriz ABD’yi çok etkiledi. ABD zayıfladı. Bu zamana kadar İslam dünyasının ekonomisinin %40’ından fazlası Amerika ve Avrupa’ya taşındı banka ve yatırım olarak. Yönetim kademelerinin bütün yatırımları batıda kurdukları veya ortak oldukları şirketler üzerinden taşındılar. Yoksa İslâm dünyasının gerçek ekonomik gücü dünya ekonomisinin %6’sı değildir.
· ABD Arap aleminde kontrollü kaos yaratacak olaylar tertipleyerek adım adım yönetimlerden daha fazla tavizler koparmak ve değişim sürecini kendi menfaatlerine göre yönetmek, yönlendirmek istedi. Tunus’ta Bin Ali kaçınca bu plan çöktü. Amacı, Sünni-Şii, Müslüman-Hıristiyan ve aşiret çatışmalarıyla istikrarsızlaştırılacak İslam coğrafyasında değişimi çıkarlarına uygun dizayn etmekti.
· Tek türlü bir ABD dinamiği yok. Bir tarafta savaş, şiddet yanlısı ‘önleyici müdahale stratejisini’ uygulamak isteyen, Afganistan ve Irak’ı cehenneme çeviren politikalarıyla evangelist Neocon ve cumhuriyetçiler. Diğer tarafta ABD’nin güvercinleri. ABD’nin demokrat kanadının çoğunlukla içinde olduğu vicdani grubu, ABD’ye yerleşmiş Afrika menşeli zulüm, baskı, işkence görmüş (Kunta Kinte’nin torunları) şimdi Neocon politikalarını başarısız kılarak onları ABD yönetiminden silmek isteyen gruplar. Bir de Müslüman menşeli Amerikalılar onlarda Büyük Ortadoğu’ya daha yumuşak politikalarla ABD’nin softpower (yumuşak gücünü) kullanarak yaklaşmasını istiyor. Şiddet ve savaş isteyen Neocon takımını başarısız kılarak ABD derin yapısını değiştirerek ‘yeni ABD’ye geçmek istiyorlar.
· ABD’nin bu muhalif grupları Obama ile birlikte Arap dünyasındaki isyana, ayaklanmalara, halk hareketlerine yakın duruyor, destek veriyor. Diktatörleri zorluyorlar.
· ABD ve AB Libya’ya askeri müdahale ile girmek istiyor. Petrol gibi ganimet var zira.
· ABD’nin Irak’taki çirkin yüzü, ağır günahı! 1,6 milyon ölü, 6 milyon sakat. Afganistan’da ise 6 milyon kayıp, nüfusun %12’sinde platin var kırık çıkıktan dolayı.
· Olayların özünde ABD tepkisi var. Irak’taki genel karışıklıkta bu sebepten. Yoksa Irak’taki Diktatör (Saddam) çoktan gitti. Ancak Kuzey Irak, (Ortadoğu’daki konjonktürün bir yansıması olarak) Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde ortaya çıkma ihtimali olan karışıklıklarla alakalı olarak hareketlendirilmiş ve meşgul edilmiş olabilir.
· Körfez yönetimleri yıkılırsa yönetici kesimin 3 trilyon $’lık servetleri ABD’ye akabilir.
· ABD’nin askerini tamda Irak’tan çektiği bir zamanda Arap dünyasında isyan ve ayaklanmalar patladı. Şu anda ABD’nin 140 bin’lik askeri gücü 15-20 bin’e kadar düştü. Yani %85-90’ı Irak’tan gitti. Bu çıkan olaylarda ABD’nin direkt etkisinin olmadığını gösteriyor. Bu depremi başlatanlar diktatörlerine “şimdi görün ABD uşakları” diyerek isyanı başlattılar. Bu isyan ve ayaklanmalar; İslâm dünyasının kendi iç dinamiklerinden doğdu. Organize, planlı ve yıllardır hazırlığı yapılmış bir çalışmanın sonucudur.
· Mısır patlayınca, Mübarek rejimi son bulunca ABD’nin eli-kolu koptu adeta. Eğer Mısır düşmeseydi diğer ülkelerde olanların önünü kesebilirdi. Ömer Süleyman da ABD’nin safından kopunca ABD (Neocon) planları alt üst oldu. Ordu’ya sığındı ancak o da yanında değil artık.
· ABD ve İsrail İslam dünyasından adeta süpürülüyor.
· İsrail Türkiye’den özür dilemek istiyor. ABD üzerinden haber salıyor. ‘Perez Türkiye’ye gelsin, TBMM’de özür dilesin.’ Zira Mısır yıkılınca İsrail’in güvenlik duvarları da yıkıldı. Artık bölgede İsrail çok güvensiz ve çok zorda. ABD dahi İsrail’e ihtiyacı olan güvenliği bu saatten sonra sağlayamaz. Türkiye ile ilişkilerini düzeltmeyi en acil çaresi olarak görüyor. Ancak artık çok geç. İsrail; Mavi Marmara baskınının karşılığını geçtiğimiz ay Kuzey Irak Süleymaniye’de çoktan aldı... Bugün için İsrail’i dileyeceği özürde ödeyeceği tazminatta kurtaramaz artık. Bölge ve konjonktür ABD-İsrail ekseninin aleyhine işliyor. İsrail kendisinden adeta yalvarılan barışı hem zor bulur hem de çok pahalıya satın alabilir artık o da alabilirse tabi.
Libya / İslam Ülkeleri Barış Gücü
· Arap aleminde en örgütlü halk Libya’dadır. Etkili 13 aşiret vardır. Kral İdris’in kabilesi Bingazi’de yerleşiktir. Birkaç kez Kaddafi ile ters düşerek çatışmışlardır. Muhaliflerce ilk kurtarılan yerde Bingazi’dir. Aslında Trablus ve yakın çevresi hariç Libya’nın tamamı muhalif aşiret ve grupların elindedir. Trablus’ta bulunan Ordu üst düzey komutanların eş ve çocuklarının kaldığı lojmanlar güvenlik gerekçesiyle kuşatılmış ve rehine durumuna düşürülerek komuta kademesinin Kaddafi aleyhine hareketleri engellenmiştir. Eğer bu hal olmasaydı Trablus’ta düşer Kaddafi çoktan yıkılmış olurdu. Bu durum Kaddafi’yi ayakta tutuyor ve süreyi uzatıyor.
· Libya’da 6 büyük petrol kuyusu var. 4’ü ABD, 1’i İngiltere, 1’i İtalya diğer küçük kuyularda Libya’daki aşiretlerce işletiliyor. 1.600.000 bin varil/gün üretim kapasitesi 1.000.000 varilin altına düşse de kuyularda üretim devam ediyor. Dünya tüketiminin %2’sini karşılasa da Libya petrolü batıya akıyor. Libya’da 3 doğalgaz santrali var. Ayaklanmanın başından beri 3700 kişi öldü.
· Libya’da sloganlar ‘Defol Kaddafi’den sonra ‘Defol Amerika’ diye atılıyor.
· Kaddafi çalışanların maaşlarına %150 zam vaadi yaptı, ama bu saatten sonra nafile. Kaddafi Arap Halk Cemahiriyesi’nin sonu göründü.
· Libya’daki çatışmalar devam eder, Kaddafi çılgın tehditlerini uygulamaya geçer, katliam ve kıyımlar tırmanır ve petrol kuyuları, doğalgaz santralleri tehlikeye girerse uluslararası toplum müdahale için harekete geçebilir. Bütün olasılıklar masa da. ABD ve AB askeri müdahale için şartları kolluyor ancak ‘Kaddafi defol’ derken ‘ABD defol’ diyen Libya halkları için böyle bir müdahale yeni bir Irak, yeni bir Afganistan yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Uluslararası müdahale için BMGK’nin kararıyla Türkiye ve İKÖ; İslâm Ülkeleri Barış Gücü’nün Libya için barış ve istikrar adına en etkili çözüm olduğunu savunuyor ve buna çalışıyor. Malezya ve Mısır ordusunun katkılarıyla oluşacak 40 bin askerden oluşacak İslâm Ülkeleri barış gücüne 25 bin asker verecek olan Türkiye’nin komuta etmesi öngörülüyor. Malezya başbakanı bunun için geldi Türkiye’ye.
· Libya’daki Türk vatandaşlarını güven içinde tahliye çalışmalarını sürdüren Türkiye donanmasını tahliyenin güvenliği gerekçesiyle de olsa Akdeniz’e ve Libya açıklarına göndermiş bulunuyor. İki İran savaş muhribinin Suriye ile ortak tatbikat gerekçesiyle Süveyş kanalından geçerek Akdeniz’e açılması dikkatlerden kaçmadı ve beklenen tepkilere rağmen Akdeniz’deler. ABD ve AB her şeye rağmen Libya’ya girmek isterlerse gerilim her türlü senaryoyu davet edebilir. Çok az bir ihtimal de olsa büyük bir savaş akıllara takılmıyor değil.
Tunus Yıkılan İlk Domino
· Tunus’ta Türkiye olarak yeniden yapılanma sürecinde varız. Dışişleri Bakanlığı, TİKA, Ak Parti ve Sivil Toplumdan toplam 12 kişi yeni geçici yönetimle istişare ve danışmalarda bulunuyor. M. Buazizi’nin kendini yakması ile başlayan gösterileri CIA + MOSSAD ajanları kontrollü bir gerilim ortamı yaratarak Bin Ali ve yönetimini kullanmak istediler. Yıkılan dominoların ilk taşının Tunus olması özel bir tercihti. Ancak Bin Ali erken gönderilince hesaplar şaştı ve kontrolü halk ele aldı. Gannuşi Ak Parti programına çok yakın bir siyasetçi. Davutoğlu Libya krizi vesilesiyle Tunus’ta birkaç gün mesai yaparak Gannuşi ve geçici hükümetle olumlu temaslar kurdu.
· Değişim sıralaması Tunus, Mısır’dan sonra Yemen, Ürdün, Cezayir şeklindeydi. Libya araya girince (kontrolsüz) Ürdün çekildi.
Suudi Arabistan / Bahreyn / Yemen
· 800 bin nüfuslu Bahreyn’in %63 nüfusu Şii’dir. Yönetimde Sünni azınlık var ve ABD çok etkin. Suudi Arabistan’la çok iç içe olan Bahreyn’in gelirinin %80’i ABD’ye gider.
· Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bölge ülkeleri (Katar, Bahreyn, S.Arabistan, Umman, BAE) ile Kuveyt’te bir toplantı yaptı. Türkiye’nin garantörlüğünde ‘ne yapacaksak yapalım’ dedi. Halk isyanlarını yatıştıracak, reform girişimlerini hızlandıracak bölgeyi en az şiddetle normalleştirmenin yolları aranıyor, yol haritaları çiziliyor.
· Değilse Suudi Arabistan kralının 40 milyar dolarlık halka vaadi bir işe yaramayacak. 11 Mart’ta isyan ve gösteriler Suudi Arabistan’da da patlayacak gibi. Sosyal medyadaki hazırlıklar bu tarihi hedefliyor. 40 milyar dolar yerine reform vaadi ve girişimlerinin halk üzerinde daha etkili olacağı kesin.
· Yemen Şii çoğunluğu ve El Kaide’nin üssü olmasıyla özel bir konumda. Ayaklanma sürüyor, halk ayakta, kayıplar var. İran tahrik etmezse değişim daha kansız ve kolay gerçekleşir. Arap yarımadasıyla aynı kaderi paylaşıyor. Bölünmesi de bir ihtimal.
Suriye / Ürdün / Lübnan
· Suriye, Türkiye tarafından içeride ve dışarıda kontrolde tutulabiliyor. Türkiye’den katılan bir heyetle Suriye kanaat önderleri, toplum temsilcileri ve yönetimden katılımla oluşturulan bir heyet yapılması düşünülen reform programı ile ilgili kapsamlı bir çalışma içinde. Toplumsal bir isyanı önlemek, halkın ayaklanmasına gerek kalmadan hızlı ve yumuşak bir geçiş programı ile Suriye’de ön alıcı cesur reformlar için B. Esad yönetiminde de istek ve güçlü bir irade gözleniyor. Büyük ihtimalle bu süreç başarılacak gibi. Şayet başarılamaz ise halk ayağa kalkarsa Esad Türkiye’ye gelecek. Suriye Türkiye’nin yakın komşusu onun istikrarsızlığı bizi de çok etkiler. Bütün çabalar Suriye’nin normalleşmesini kazasız başarabilmesi üzerine.
· Ürdün de küçük bir ülke Suriye gibi oda kolay dönüştürülebilir gibi görünüyor. Ürdün’de de etkili çabalar var.
· Krallar ve liderler kapsamlı reformları ve demokratikleşme sürecini kabullenebilir halklarına güven verebilirlerse İngiltere kraliçesi gibi onursal makamlarını sembolik sürdürebilecek bir toplumsal uzlaşmaya, halklarıyla konsensüse gidebilirler belki.
· Lübnan sessizliği Türkiye’nin başarısı. Batı bu durumu ‘Nasıl olabiliyor?’ diye hayretle seyrediyor. İran ve Suriye tutumlarını korursa Lübnan istikrarını sürdürebilir ancak risk altında.
El-Cezire / Katar
· Arap dünyasında platformu olmayanların minberi(kürsüsü) durumundaki El-Cezire TV kanalı bölgede CNN ve BBC’yi çoktan sollamış durumda. El-Cezire, BOP’nin psikolojik harekat medya üssü olarak konumlandırılmak üzere Katar Daho’da 400 milyon $’a kuruldu ve bir süre bu amaca hizmet etmeye koyuldu. Ancak ‘İslâm ülkeleri Ortak Koordinasyon Merkezi’nin çabaları önce Katar’ı sonrada El-Cezire’yi ABD’nin güdümünden CIA’nın silahı olmaktan çıkarabildi. Kadrosu da yayın politikası da tamamen değiştirildi. Artık El-Cezire Arap sokağında, Arap halkının özgürlüğü, varlığı, kimliği için yayın yapıyor. Yönetici kadrosunun 3’ü Mısırlı Müslüman kardeşlerden, birisi Filistinli ve 2’si Katarlı. Küresel sisteme ve ABD’ye karşı İslam ülkelerinin dayanışması adına çok etkili bir yayın yapıyor. Türkiye El-Cezire’nin adeta gözdesi, ilham kaynağı. Katar aylık 14 milyon dolar harcıyor El-Cezire için. İslâm dünyası; içindeki düşmanı (ABD ve İsrail) temizliyor, El-Cezire İslâm dünyasının ruhunu güçlendiriyor, değişime güç veriyor ve direnç yüklüyor.
İran
· Bölgedeki çalkantılardan İran’da nasibini alıyor. Muhalefet İran’ı da zorluyor. Türkiye’nin stratejik desteği İran’da Ahmedinejad’ı ve Hamaney’i ayakta tutuyor. Bu destek olmazsa içeride muhalefet, dışarıda uluslararası sistem İran’ı kolay harcayabilir. Seçim sonrası Ahmedinejad’ı kutlayan, BM yaptırımlarına hayır diyen, nükleer programda İran’a yardımcı olmaya çalışan Türkiye, risk alarak İran’ı ayakta tutuyor. Bu politikanın Türkiye için haklı ve önemli gerekçeleri var elbette...
· Abdullah Gül’ün son İran ziyaretinde verdiği iki önemli mesaj var. Birisi; “Halkını dinle, muhalefete kulak ver.” Diğeri İran dışındaki “Şii unsurları tahrik etme, konsolide et, küresel güçlerin ekmeğine yağ sürme.” Türkiye’nin sözünün dinlenir ve güvenilir olması için İran’ın elinde çok gerekçe var. O da bunu anlamış gözüküyor.
· İslâm dünyasının ortak dayanışmasına ve bölge istikrarına İran’ın uyumlu tutulması çok önemli, Türkiye’de İran’da bunun farkındalar. Ve gereğini yapmaktalar.
İslam Dünyası Ortak Koordinasyon Merkezi ve İKÖ
· 10 yıldır 10 İslam ülkesi (Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, İran, Mısır, Malezya, Endonezya, Suriye, Katar.) devlet adamları İslam dünyasının ortak çıkarları ve geleceği için İKÖ desteğinde zengin ülkelerin desteklediği fonla bir çalışma merkezi oluşturdular. Strateji, istihbarat, güvenlik, askerlik, ekonomi, siyaset, diplomasi, sivil inisiyatif, akil adamlar üzerinden sistemli ve planlı bir çalışma içindeler. İstihbarat Koordinasyon Kurulu, Askeri Koordinasyon Kurulu, İslam Ülkeleri Barış Gücü, Siyasi/Stratejik Koordinasyon Kurulu Ortak koordinasyon merkezinin bazı alt çalışma kurullarıdır.
Ortadoğu'da Değişim ve Geleceği
· 2011 sonuna kadar (yani bir an evvel) bu deprem yani isyan ve ayaklanmalar durabilir. Durmalı da. Eğer devam eder, bu istikrarsızlık süreci uzarsa küresel güçler su katar, akıl çeler, yol bulur, demokrasi tılsımını bozar ve değişimler yozlaşır. Batı hegemonyası tavır değiştirerek devam edecek zemin, ortam ve zaman bulur.
· Ancak demokrasiye geçiş ve rehabilitasyon dönemi 6-10 yıl sürebilecektir. Otoriter yönetimden demokrasiye geçiş çok kolay değildir. Hem zaman alır, hem de bedel bırakır.
Türkiye ve Değişim
· Ortadoğu’dan önce ve onunla birlikte Türkiye’de de bir Demokratik değişim süreci yaşanıyor.
· Arap dünyasında; siyasal iktidarın ötesinde Türkiye’de devlete (orduya) güven duyulmuyor. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun karıştığı bir dönemde Türkiye’yi de kaosa atarak sıkıntıya sokmak isteyeceklere, ayrıca seçime doğru giden Türkiye’de seçimleri etkilemek için provokasyon ihtimaline karşı bazı önemli ve dikkat çekici operasyonlar yapılmış olabilir. Zira Arap dünyasındaki gelişmeler çok çok önemli ve risklidir. Seçimlerin tehir edilmesi dahi ihtimal dışı değildir!
· Ak Parti kendi varlık ve siyasi dinamiğinden ziyade Türkiye’de değişimin siyasi aktörü olabildiği için ayakta kalabildi ve güçlendi. Türkiye’deki kurumlar ve onların başlarındaki yöneticiler değişim sürecine ayak uydurabildikleri sürece yerlerinde güçlü kalabiliyorlar. Ayak uyduramayanlar, yıpranıyor, zorlanıyor ve kolay tükeniyorlar. Değişim sürecinin koalisyon ortakları onun gücünü paylaşıyorlar ve ülkenin geleceğine faydalı katkılar yapabiliyorlar. Türkiye’nin bugünkü gerçek dinamiği ve gücü ‘Değişim’dir.
Türkiye ne kazanır? Ne kaybeder?
· 2011 sonuna kadar Arap dünyasındaki çalkantıların durması ve yönetimlerin çekilmesi bekleniyor. Sonrasında gelecek rehabilitasyon ve normalleşme dönemi 8-10 yıl sürebilir. Bu ilk dönemde yani 2011 içinde Türkiye bu süreçten ekonomik olarak zarar görür. Arap dünyasındaki istikrarsızlık Türkiye’yi de ekonomik anlamda elbette etkiler. Ancak bu süreç geçici olacaktır. Normalleşmeler hızlandıkça Türkiye kayıplarını kısa zamanda kapatıp çok daha avantajlı bir dönem açılabilir.
· Türkiye siyasi, idari ve bölgesel güç perspektifini bu süreçte güçlendirecektir. Küresel ölçekte, AB ve ABD nezdinde Türkiye daha da güçlenir ve itibarı yükselir. Türkiye’nin değişim süreci de konjonktürden olumlu etkilenir. Değişim daha da güçlenir ve daha da hızlanır. Mısır’daki değişim sürecinin gölgesinde Balyoz tutuklamalarını ve Oda TV operasyonunu yapabildiği gibi değişim hamlelerine destek olacak fırsatları ve konjonktürü de yakalayabilir.