ENGLISH
24.05.2012
25.02.2011 08:25


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak

Ortadoğu ve Afrika’ya dalga dalga yayılan halk isyanları bölgedeki dikta rejimlerinin yıkılma sürecini hızlandırdı. Muhalif bütün unsurları baskı altında tutan ve acımasız yöntemlerle sindiren diktatörlerin, küresel sistem tarafından yıllarca desteklenip himaye edildiği bir dönemin kapanmakta olduğunu görüyoruz. Uluslararası toplumun adalet, özgürlük ve eşitlik temelindeki haklarını korumakla sorumlu mekanizmaların işlevsiz hale getirilmesiyle birlikte insani değerlerin zalimane bir biçimde çiğnendiği, siyasi ve ekonomik çıkarlara dayalı tek kutuplu küresel düzenin büyük bir çöküntü yaşadığına şahitlik ediyoruz. Böylece gücü elinde bulunduran tiranlıkların gerçekte nasıl “Kağıt’tan kaplan” oldukları, halk isyanları sayesinde bir kez daha anlaşılmış oluyor.

Hegemonik güçlerle menfaat ilişkileri sayesinde ayakta kalmaları için güvence verilen tiranlar, ömür boyu iktidarlarını koruyacaklarına inandırıldıkları tek tip rejimlerini hep sağlama aldıklarını düşündüler. Öyle ki insan haklarını en ağır biçimde ihlal etmelerine rağmen insan hakları ödülleri dağıtacak kadar kendilerine güven duydular. Elbette diktatörlere bu özgüveni kazandıran aktörler aynı zamanda uluslararası sistemi düzenleyen ve küresel sermayeyi kontrol eden çevrelerden oluşuyordu. Yakın dönemde Balkanları kana bulayan Miloseviç’in Lahey mahkemesindeki ifadeleri dikkatlice okunduğunda, küresel sistemin çıkarları sözkonusu olduğunda yüz binlerce insanın katledilmesine nasıl çanak tutulduğu görülebilir.
 
Dolayısıyla dün Bosna’da, Ruanda’da, bugün Irak, Afganistan, Filistin veya Libya’da yaşanan savaş ve insanlık suçlarının sorumluluğunu yalnızca son kullanma tarihi geçmiş diktatörlerin üzerine yıkmak, gerçek aktörleri hukuki mesuliyetten kurtarmaya çalışmaktan başka bir anlam ifade etmez. Nitekim bugün arka arkaya halk hareketlerinin yaşandığı, Sudan, Mısır, Tunus ve Libya’daki rejimlerin arkasında halk desteği bulunmamasına rağmen onlarca yıl ayakta durabilmeleri, ancak uluslararası çıkarlara dayalı bir düzenin varlığına bağlıydı. Bu düzen aynı zamanda diktatör üreten ve besleyen bir karakter taşıyordu ve kendi yarattığı canavarı dilediği zaman ve koşullarda imha etme yeteneğine de sahipti. Şimdi ise özgürlükler hukukunun değil, karşılıklı çıkarların belirlediği bu kirli ilişkiler ağı çözülüyor ve küresel sistemin işleyişini sorgulamak çok daha kaçınılmaz hale geliyor.
 
Süveyş’ten Atlas Okyanusuna uzanan halk devrimleriyle birlikte niteliği nasıl olursa olsun tüm dikta rejimleri tasfiye olurken, adalet ve özgürlük çığlıklarının şekillendireceği yeni bir tarihi dönem başlıyor. Uluslararası toplum Arap halklarının öncülük ettiği bu başkaldırıyı doğru bir şekilde anlamaya çalışmalıdır. Halk iradesinin ortaya çıkardığı meşru taleplerin karşılanabileceği ve tamamen sivil halk iradesiyle oluşturulacak siyasal yapıların desteklenmesi ve temel hak ve özgürlüklerin sağlanmasına yönelik hukuki mekanizmaların kurulmasına öncülük edilmelidir. Bu çerçevede uluslararası kurumların isyan ateşinin giderek yükseldiği ülkelerdeki sorumluluklarını küresel çıkarcı güçlerden bağımsız olarak yerine getirmeleri gerekmektedir.
 
Uluslararası Toplumun Artan Sorumluluğu
Dünya toplumlarının güvenliğini sağlamak üzere kurulan BM’nin son çeyrek yüzyılda küresel güç merkezleri tarafından işgal ve sömürü politikalarına meşruiyet kazandıran bir araç haline getirilmesi, bu kurumun büyük ölçüde itibarını yitirmesine yol açtı. Bu bağlamda BM, ikinci dünya savaşı sonrası oluşan koşulların belirlediği siyasal ortamın etkilerinden biran önce kurtulmaya çalışmalıdır. Kendi dinamikleriyle bunu başaramayan BM’nin dipten gelen gerçek değişim dalgalarına daha fazla direnme şansı bulunmayacaktır. Güvenlik Konseyi’nin egemenlerin vetoları yüzünden işlevini yitirmesi, savaş ve çatışma bölgelerindeki askeri birliklerin ve barış gücü askerlerinin karıştığı suçlar, işlenen suçların etkin olarak soruşturulmaması, sorumlu devlet ya da hükümet başkanlarının bağımsız bir yargı önüne çıkarılamaması gibi halihazırda devam eden bir dizi olay “Başka bir BM mümkün” dedirtecek cinstendir.
 
Libya liderinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kendi halkına karşı giriştiği vahşi katliam karşısında BM kurumlarının etkisizliğini anlamak için ABD, İngiltere, Rusya ve Çin gibi konsey üyesi ülkelerin izlediği siyasi taktiklere bakmak gerekir. Bu taktikler bölgedeki doğal zenginliklerin paylaşımına dayalı çıkarlara göre şekillendiği için BM Güvenlik Konseyi’nden beklentiler de boşa çıkmaktadır. BM İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi Navi Pillay, Libya’daki rejim karşıtı eylemler düzenleyen sivil halka yönelik saldırılarla ilgili uluslararası soruşturma açılması gerektiğini ve saldırıların insanlığa karşı suç niteliği taşıyabileceğini ifade etmiştir. Herkes biliyor ki, bu açıklamaların bir anlamının olması için Uluslar arası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) Güvenlik Konseyi tarafından bu ülkede işlenen insanlık suçlarının kovuşturulması için talimat verilmediği sürece mahkemenin yapabileceği pek bir şey bulunmuyor. Zira Libya mahkemeyi ve mahkemenin yargı yetkisini tanıyan bir ülke değil. Sudan örneğinde olduğu gibi UCM’ye böyle bir soruşturma talimatı verilip verilmeyeceğini önümüzdeki günler gösterecek. Ancak ne yazık ki, sadece Kaddafi için değil, Mübarek, Salih, Bin Ali ve diğer diktatörler için de benzer bir yargılama sürecinin başlatılması ve sözkonusu diktatörlerin uluslar arası yargı önünde hesap vermesini sağlayacak bir gücün BM bünyesinde var olduğunu söylemek imkansız. Birkaç gün önce Obama’nın Yahudi yerleşimlerinin kınanmasını öngören tasarıyı Güvenlik Konseyinde veto etmesi sürpriz sayılacak bir gelişme olmadığı gibi, Kaddafi türü diktatörleri yargılanmadan kurtaracak hamlelerin yaşanmasını da şaşkınlıkla karşılamamak gerekir.
 
Birkaç söz de İKÖ ve Arap Birliği için söylenmelidir. Her iki kuruluşun en önemli rollerini oynaması gereken bir dönemde Arap toplumlarının isyan hareketlerini derin bir sessizlik içinde izliyor oluşlarını ve insani kıyımları durdurmak adına hiçbir ciddi çaba göstermeyişlerini not etmekte yarar var. İKÖ ve Arap Birliği’nin bu tarihsel dönemeçteki ağır sorumluluklarından en önemlisi, toplumların özgürlük ve adalet haykırışlarına destek olmak ve dikta rejimlerine karşı halkların sesine kulak vermekti. Oysa birlik üyesi birçok ülke lideri koltuklarını koruma hesabı yaparak sivil iradenin değişim taleplerinden yana açıkça tavır almaktan kaçındılar. İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu’nun kan dökülmemesi ve şiddete derhal son verilmesi yönündeki açıklamalarının dışında birlik üyesi ülke temsilcilerinin tutarsız, çelişkili ve statükoyu korumaya dayalı tutumlarını Arap ve İslam dünyasının toplumları büyük bir öfke ve hayal kırıklığı ile izliyor.
 
Türk dış politikasının bölgedeki halk hareketlerinin meşru taleplerinden yana ortaya koyduğu tavır ve sivil halka yönelik şiddetin durdurulması için gösterdiği çabayı ayrıca takdir etmek gerekir. Yeni dönemde Türkiye tecrübesinin de etkisiyle, bölgedeki değişimin öncüsü olan sivil toplum aktörlerinin şekillendireceği siyasi ortamın, statükocu oluşumların tasfiyesini hızlandırması ve böylece İKÖ ve Arap Birliği gibi önemli bölgesel mekanizmaların demokratik bir işleyiş kazanmasına öncülük etmesi beklenebilir. Sonuçta Türkiye, bölgedeki siyasi gelişmelerin kendisine çok daha ağır ve önemli sorumluluklar yüklediği yeni bir tarihsel dönemin en ciddi aktörlerinden biri konumundadır. Bu geçiş döneminde bölgedeki yeni siyasi sürecin başarılı bir şekilde işlemesi ve sonuçlanması bakımından Türkiye’deki siyaset kurumu, sivil toplum örgütleri ve düşünce kuruluşlarının bilgi ve deneyimlerini ilgili çevrelerle paylaşmaları ve diyalog ortamını güçlendirmeleri gerekmektedir. Bölgedeki sivilleşme ve özgürleşme çabalarının küresel hegemonik güçlerin kontrol ve denetimi yerine, ortak tarih ve kültürün paydaşları tarafından birlikte yürütülmesi gerçek bir değişime kapı aralayacaktır.

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya