Kuzey Afrika’da Tunus ve Mısır’ın ardından Libya’ya ulaşan devrimci isyan dalgası Kaddafi’nin 42 yıllık iktidarını sarsmaya başladı. İsyancıların Libya’nın merkeze uzak pek çok şehrinde yönetimi ele geçirdikleri söyleniyor. Özellikle ülkenin doğusunda yer alan ve başkent Trablus’tan sonra ülkenin en büyük kenti olan Bingazi’nin düşmüş olması halk ihtilalinin önemli bir evreye ulaştığını gösteriyor. Son birkaç gündür ise isyan ateşi başkent Trablus’a ve bizzat Kaddafi’nin kendisine ve ailesine yönelmiş durumda. Kuzey Afrika’nın en uzun süre iktidarda kalan lideri olan Kaddafi, Mübarek ve Bin Ali’nin akıbetinden kurtulmak için isyanın 9. gününde televizyondan halkına hitap etti. Arka fonda 1986’da kendisine yönelik ABD hava saldırısında tahrip olan bir binanın görüntüleri eşliğinde TV karşısına geçen Kaddafi, hala güçlü olduğunu ve rejimini ve iktidarını korumaya kararlı olduğu mesajını vermeye çalıştı.
Ancak gerek konuşma üslubu, gerek konuşmanın içeriği ve gerekse jest ve mimikleri, kendisinden emin bir lider imajından çok panik içinde açıklama yapan kararsız ve çılgın bir siyasetçi portresi sergiliyordu. Tüm dünyaya yıkılmadım ve ülkemi terk etmedim mesajı verirken, Irak işgali sırasında Bağdat’ın büyük bölümü düşmesine rağmen Saddam adına medya önüne çıkıp, “savaşı kazanıyoruz, düşmana büyük kayıplar verdiriyoruz” diye açıklama yapan, ama birkaç gün sonra Saddam’la beraber kayıplara karışan Seyyaf’ın durumunu andırıyordu.
Kaddafi’nin Mesajları
Muammer Kaddafi, klasik bir baskıcı-tiranik liderin siyasi iktidarda kalabilmek için yapabileceği ne varsa o enstrümanları kullanabileceği mesajını verdi. Nedir bunlar?:
1- Vatanseverlik ve dini argümanlar: Ülkemi terk etmeyeceğim. Ben halk devrimin gerçek sahibiyim. Kanımın son damlasına kadar direneceğim ve gerekirse şehit olacağım. Mübarek de istifa etmeden bir gün önce benzer ifadeler kullanmıştı.
2- Korku ve tehdit unsuru: İsyancıların ölümü hak ettiğini ve yarından itibaren acımasızca bastırılacağını söyledi. Tianenmen ve Felluce örneklerini kullandı. Ev ev, sokak sokak arama yapılacağını ve isyanın gerekirse kanlı bir biçimde bastırılacağını söyledi. Böylece kanlı bir kıyıma hazırlandığının işaretini vererek, isyancılara gözdağı verdi ve onları vazgeçmeye çağırdı. Ayrıca devrim komitelerini harekete geçirmeye ve kendi yandaşlarını sokağa çıkmaya çağırarak, birlikte isyancıları dağıtmaya davet etti. Bu yöntem de Mübarek’in kendi yandaşlarını ve sivil polislerini develerin üstünde Tahrir meydanındaki kalabalıklara saldırtması taktiğini andırıyordu.
3- Uluslararası topluma “radikal İslamcılar gelir” mesajı gönderdi: Ülkesinin Afganistan ve Somali gibi olabileceğini, Libya’nın Afganistan’daki Taliban rejimi gibi bir rejime dönüşebileceğini ve El-Kaide’nin yeni üssü haline gelebileceğine değinerek Batılı ülkelere “beni destekleyin” mesajı vermeye çalıştı. Böylece Kaddafi, Mübarek ve Bin Ali’nin sokak gösterilerini radikal İslamcılar organize ediyor iddialarını tekrarlıyordu.
4- Halkına petrol gelirlerini paylaşma sözü verdi: Dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden biri olan Libya’da petrolden gelen zenginlik ne yazık ki Kaddafi ailesinin kontrolünde tutuluyor. Zenginlik halkla paylaşılmıyor. Şimdi ise böyle bir söz vererek, halkı ve özellikle aşiretleri ekonomik tavizlerle siyasi pazarlığa razı etmeye çalışıyor.
Kaddafi Dönemi Bitti mi?
Kaddafi’nin son konuşması aslında kendi rejiminin miadının çoktan dolduğunu anladığını göstermektedir. Buna rağmen 42 yıldır çeşitli entrikalarla ayakta kalmasını bilen Kaddafi’nin kolay vazgeçmeyeceğini söylemek mümkündür. Mısır ve Tunus’tan farklı olarak, Libya örneğinde Kaddafi’nin elini güçlendiren ve rejimin ayakta kalmasına yardım edecek bazı unsurlara dikkat çekmek gerekir:
Öncelikle, Libya’da Kaddafi’nin bir suikast veya saldırı sonucu öldürülmemesi durumunda kendisini istifaya zorlayacak güçlü siyasi, askeri ve bürokratik kurumlar yoktur. Örneğin Mısır’da ordu hem Mübarek’i istifaya zorlamıştır hem de dış dünyaya karşı geçiş sürecinde önemli bir güvence sağlamıştır. Libya ordusu esasen ciddi bir ulusal ordu olmaktan çok, Kaddafi’ye bağlı aşiret güçlerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla ülkenin güvenliği ve çıkarları adına Kaddafi’ye dur diyecek güçlü komutanlar Libya’da yoktur. Ancak ordunun bölünmesi veya isyancıların saflarına geçmesi ve şiddet kullanarak Kaddafi’yi devirmek mümkündür ki, bu da iç savaş demektir.
İkincisi Mısır ve Tunus’tan farklı olarak Kaddafi’nin elinde inanılmaz bir petrol geliri vardır ve bu paralarla Kaddafi dışarıdan paralı askerler getirebilmekte, özel koruma birlikleri oluşturabilmektedir. Bu da Kaddafi’ye sahte bir güven hissi vermektedir: Direneceğiz demesinin ardında da bu güvence yatmaktadır.
Ayrıca, Mısır ve Tunus’tan farklı olarak, Kaddafi’nin elindeki enerji kozu nedeniyle şu ana kadar Kaddafi’ye yönelik uluslararası toplumdan, Avrupa devletlerinden ve hatta Türkiye’den ciddi bir çekil çağrısı gelmemiştir. Ancak bugün sesini çıkarmayan ülkeler yarın bu ülkede kanlı bir iç savaş çıktığında ve binlerce kişi öldüğünde, bu kez BM’yi Libya’ya yönelik “insani müdahalede” bulunmaya çağırmaları sürpriz olmaz. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları ise bu anlamda son derece diplomatik ve insani bir dille Kaddafi’ye “artık bıraksan iyi olur” mesajını vermiştir. Bu ülkede binlerce vatandaşı ve milyarlarca dolarlık yatırımı bulunan bir ülkenin olayların geldiği şu noktada, bundan daha ileri bir tonda açıklama yapması da beklenmemelidir.
Son olarak, Kaddafi’nin açıklamalarında dil getirdiği üzere acaba muhtemel bir kanlı bastırma girişiminin başarılı olma şansı var mıdır? Kanaatimizce Libya’da halk isyanı geri dönülmez eşiği artık geçmiş gibi görünüyor. İsyancıların örgütsüz oluşu bir zaaf ise de, aşiret yapılanmaları dikkate alındığında, Kaddafi ya ülkesinin doğu ve batı bölgelerinin ayrılarak iki yeni devlet kurulmasına razı olacaktır; ya da Libya’yı kanlı bir iç savaşın içine sürükleyecektir. Meşruiyetini çoktan yitirmiş, halkına karşı savaş uçaklarını kullanmış bir liderin şu andan itibaren her şeyin olduğu gibi kalmasını sağlayacak gücü yeniden kazanması belki imkânsız değildir; ancak oldukça zordur. Kuzey Afrika’nın yakıcı ve kavurucu değişim dalgası eninde sonunda Kaddafi’yi de götürecektir. Siyasi literatürde “yeşil devrim” ile anılan Kaddafi, umarız halkın demokrasi taleplerine kulak verir ve kendi devrimini “kızıla” boya(ya)madan gider.