ENGLISH
24.05.2012
23.02.2011 09:57


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Kaddafi Direnebilir mi?

Kuzey Afrika’da Tunus ve Mısır’ın ardından Libya’ya ulaşan devrimci isyan dalgası Kaddafi’nin 42 yıllık iktidarını sarsmaya başladı. İsyancıların Libya’nın merkeze uzak pek çok şehrinde yönetimi ele geçirdikleri söyleniyor. Özellikle ülkenin doğusunda yer alan ve başkent Trablus’tan sonra ülkenin en büyük kenti olan Bingazi’nin düşmüş olması halk ihtilalinin önemli bir evreye ulaştığını gösteriyor. Son birkaç gündür ise isyan ateşi başkent Trablus’a ve bizzat Kaddafi’nin kendisine ve ailesine yönelmiş durumda. Kuzey Afrika’nın en uzun süre iktidarda kalan lideri olan Kaddafi, Mübarek ve Bin Ali’nin akıbetinden kurtulmak için isyanın 9. gününde televizyondan halkına hitap etti. Arka fonda 1986’da kendisine yönelik ABD hava saldırısında tahrip olan bir binanın görüntüleri eşliğinde TV karşısına geçen Kaddafi, hala güçlü olduğunu ve rejimini ve iktidarını korumaya kararlı olduğu mesajını vermeye çalıştı.
 
Ancak gerek konuşma üslubu, gerek konuşmanın içeriği ve gerekse jest ve mimikleri, kendisinden emin bir lider imajından çok panik içinde açıklama yapan kararsız ve çılgın bir siyasetçi portresi sergiliyordu. Tüm dünyaya yıkılmadım ve ülkemi terk etmedim mesajı verirken, Irak işgali sırasında Bağdat’ın büyük bölümü düşmesine rağmen Saddam adına medya önüne çıkıp, “savaşı kazanıyoruz, düşmana büyük kayıplar verdiriyoruz” diye açıklama yapan, ama birkaç gün sonra Saddam’la beraber kayıplara karışan Seyyaf’ın durumunu andırıyordu.
 
Kaddafi’nin Mesajları
 
Muammer Kaddafi, klasik bir baskıcı-tiranik liderin siyasi iktidarda kalabilmek için yapabileceği ne varsa o enstrümanları kullanabileceği mesajını verdi. Nedir bunlar?:
 
1- Vatanseverlik ve dini argümanlar: Ülkemi terk etmeyeceğim. Ben halk devrimin gerçek sahibiyim. Kanımın son damlasına kadar direneceğim ve gerekirse şehit olacağım. Mübarek de istifa etmeden bir gün önce benzer ifadeler kullanmıştı.
 
2- Korku ve tehdit unsuru: İsyancıların ölümü hak ettiğini ve yarından itibaren acımasızca bastırılacağını söyledi. Tianenmen ve Felluce örneklerini kullandı. Ev ev, sokak sokak arama yapılacağını ve isyanın gerekirse kanlı bir biçimde bastırılacağını söyledi. Böylece kanlı bir kıyıma hazırlandığının işaretini vererek, isyancılara gözdağı verdi ve onları vazgeçmeye çağırdı. Ayrıca devrim komitelerini harekete geçirmeye ve kendi yandaşlarını sokağa çıkmaya çağırarak, birlikte isyancıları dağıtmaya davet etti. Bu yöntem de Mübarek’in kendi yandaşlarını ve sivil polislerini develerin üstünde Tahrir meydanındaki kalabalıklara saldırtması taktiğini andırıyordu.
 
3- Uluslararası topluma “radikal İslamcılar gelir” mesajı gönderdi: Ülkesinin Afganistan ve Somali gibi olabileceğini, Libya’nın Afganistan’daki Taliban rejimi gibi bir rejime dönüşebileceğini ve El-Kaide’nin yeni üssü haline gelebileceğine değinerek Batılı ülkelere “beni destekleyin” mesajı vermeye çalıştı. Böylece Kaddafi, Mübarek ve Bin Ali’nin sokak gösterilerini radikal İslamcılar organize ediyor iddialarını tekrarlıyordu.   
 
4- Halkına petrol gelirlerini paylaşma sözü verdi: Dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden biri olan Libya’da petrolden gelen zenginlik ne yazık ki Kaddafi ailesinin kontrolünde tutuluyor. Zenginlik halkla paylaşılmıyor. Şimdi ise böyle bir söz vererek, halkı ve özellikle aşiretleri ekonomik tavizlerle siyasi pazarlığa razı etmeye çalışıyor.
 
Kaddafi Dönemi Bitti mi?
 
Kaddafi’nin son konuşması aslında kendi rejiminin miadının çoktan dolduğunu anladığını göstermektedir. Buna rağmen 42 yıldır çeşitli entrikalarla ayakta kalmasını bilen Kaddafi’nin kolay vazgeçmeyeceğini söylemek mümkündür. Mısır ve Tunus’tan farklı olarak, Libya örneğinde Kaddafi’nin elini güçlendiren ve rejimin ayakta kalmasına yardım edecek bazı unsurlara dikkat çekmek gerekir:
 
Öncelikle, Libya’da Kaddafi’nin bir suikast veya saldırı sonucu öldürülmemesi durumunda kendisini istifaya zorlayacak güçlü siyasi, askeri ve bürokratik kurumlar yoktur. Örneğin Mısır’da ordu hem Mübarek’i istifaya zorlamıştır hem de dış dünyaya karşı geçiş sürecinde önemli bir güvence sağlamıştır. Libya ordusu esasen ciddi bir ulusal ordu olmaktan çok, Kaddafi’ye bağlı aşiret güçlerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla ülkenin güvenliği ve çıkarları adına Kaddafi’ye dur diyecek güçlü komutanlar Libya’da yoktur. Ancak ordunun bölünmesi veya isyancıların saflarına geçmesi ve şiddet kullanarak Kaddafi’yi devirmek mümkündür ki, bu da iç savaş demektir.
 
İkincisi Mısır ve Tunus’tan farklı olarak Kaddafi’nin elinde inanılmaz bir petrol geliri vardır ve bu paralarla Kaddafi dışarıdan paralı askerler getirebilmekte, özel koruma birlikleri oluşturabilmektedir. Bu da Kaddafi’ye sahte bir güven hissi vermektedir: Direneceğiz demesinin ardında da bu güvence yatmaktadır.
 
Ayrıca, Mısır ve Tunus’tan farklı olarak, Kaddafi’nin elindeki enerji kozu nedeniyle şu ana kadar Kaddafi’ye yönelik uluslararası toplumdan, Avrupa devletlerinden ve hatta Türkiye’den ciddi bir çekil çağrısı gelmemiştir. Ancak bugün sesini çıkarmayan ülkeler yarın bu ülkede kanlı bir iç savaş çıktığında ve binlerce kişi öldüğünde, bu kez BM’yi Libya’ya yönelik “insani müdahalede” bulunmaya çağırmaları sürpriz olmaz. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları ise bu anlamda son derece diplomatik ve insani bir dille Kaddafi’ye “artık bıraksan iyi olur” mesajını vermiştir. Bu ülkede binlerce vatandaşı ve milyarlarca dolarlık yatırımı bulunan bir ülkenin olayların geldiği şu noktada, bundan daha ileri bir tonda açıklama yapması da beklenmemelidir.
 
Son olarak, Kaddafi’nin açıklamalarında dil getirdiği üzere acaba muhtemel bir kanlı bastırma girişiminin başarılı olma şansı var mıdır? Kanaatimizce Libya’da halk isyanı geri dönülmez eşiği artık geçmiş gibi görünüyor. İsyancıların örgütsüz oluşu bir zaaf ise de, aşiret yapılanmaları dikkate alındığında, Kaddafi ya ülkesinin doğu ve batı bölgelerinin ayrılarak iki yeni devlet kurulmasına razı olacaktır; ya da Libya’yı kanlı bir iç savaşın içine sürükleyecektir. Meşruiyetini çoktan yitirmiş, halkına karşı savaş uçaklarını kullanmış bir liderin şu andan itibaren her şeyin olduğu gibi kalmasını sağlayacak gücü yeniden kazanması belki imkânsız değildir; ancak oldukça zordur. Kuzey Afrika’nın yakıcı ve kavurucu değişim dalgası eninde sonunda Kaddafi’yi de götürecektir. Siyasi literatürde “yeşil devrim” ile anılan Kaddafi, umarız halkın demokrasi taleplerine kulak verir ve kendi devrimini “kızıla” boya(ya)madan gider.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya