Ortadoğu halkları uzun bir siyasi atalet döneminden sonra aniden hareketlendi. Bölgeyi devrim ateşi sardı. Kenan illerinde halk demokrasi talebiyle sokaklara dökülüyor. Onlarca yıldır bir yandan batının siyasi desteği diğer yandan acımasız baskı ve yıldırma politikaları ile ayakta kalan bölgedeki otoriter diktatörler kâğıttan kaplanlar gibi birer birer yıkılmaya başladı. Benzer özellikler taşıyan diğer bölge ülkelerinde de ciddi kıpırdanmalar var. Kısa sürede Suriye, Yemen, Cezayir ve Ürdün gibi güçlü liderlerce yönetilen Arap rejimlerinin yükselen bu siyasi dalgadan etkilenmemeleri mümkün değil. Çünkü Wikileaks’in kurucusu William Assange’in dediği gibi “cesaret bulaşıcıdır.” Tunus ve Cezayir’de başarıya ulaşan halk hareketlerinin bu nedenle tüm bölgede artçı depremler yaratması kaçınılmaz görünüyor. Ancak Ortadoğu’daki değişim dinamiklerinin siyasi, sosyolojik ve stratejik nedenlerini irdelemeyi başka bir yazıya bırakıp burada kısaca Mısır üzerinde duracağız.
Mısır Arap ülkeleri içinde derin bir tarihi geçmişi, köklü bir medeniyeti ve güçlü bir devlet geleneği ile ön plana çıkan bir ülkedir. Baskıcı yönetim anlayışının tarihteki en eski örnekleri olarak bilinse de, Firavunlar bile bu ülkedeki güçlü devlet geleneğinin varlığının ispatı olarak görülebilir. İslam döneminde de Mısır hep bir ilim ve irfan kaynağı olarak bilinir. Osmanlı yıkılıp, Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’nin önde gelen bazı ilim ve kültür erbabının Kahire’ye göç ettiği de bilinen bir gerçektir. Milli şairimiz Mehmet Akif, Ali Ulvi Kurucu, son Osmanlı Şeyhul İslamı Mustafa Sabri gibi bazı kişiler (ve hatta Osmanlı hanedanından bazıları) Mısır’a göç etmiş ve birikimleriyle El-Ezher Üniversitesine önemli katkılar yapmışlardır. Mısır halkının son yarım asırda dünya politikasında edilgen bir ülke haline gelmesi/getirilmesi ise şüphesiz bir tesadüf değildi. Daha çok Batının bölgesel çıkarlarını ve özellikle de İsrail’in güvenliğini sağlamanın bir yöntemiydi. Nitekim Arap ülkeleri içinde muhalif hareketleri bastırmaya yönelik en yaygın, en acımasız ve en sistematik işkence ve baskının Mübarek yönetimi altındaki Mısır’da yapılmasının amacı da sömürge karşıtı, bağımsızlıkçı ve İsrail aleyhtarı Müslüman grupları topyekûn sindirmekti.
Gerçekten de Mısır tarihte ve günümüzde genel anlamda Ortadoğu özelde ise Arap ülkelerindeki siyasi, ideolojik ve kültürel trendleri belirleme gücüne sahip bir ülkedir. Bu anlamda örneğin Arap Milliyetçiliğinin babası sayılan Cemal Abdunnasır Mısırlı bir liderdi. Yine Seyyit Kutup gibi 20. yüzyılın ikinci yarısında bölgedeki ve hatta tüm İslam dünyasındaki siyasi İslamcılığın önemli referans kaynaklarından birisi haline gelen düşünce adamının bu ülkeden çıkması rastlantı değildir. Günümüzde de İslam dünyasında çok saygı duyulan İslam âlimlerinden biri olan Yusuf El-Kardavi de Mısırlıdır. Bugün Körfez ülkelerindeki üniversitelerde ders veren akademisyenler, fikir dünyasını şekillendiren düşünürler ve günlük olayları yönlendiren medya elitleri arasında pek çok Mısır’lı vardır.
Bunlara değinmemdeki amaç, Mısır’da yaşanan halk devriminin hem bir tesadüf olmadığını hem de bu olayın Mısır elitleri üzerinden tüm bölge ülkelerini de etkileme potansiyelinin altını çizmektir. Başka deyişle eğer Mısır halkı diktatör Mübarek’i istifaya zorlarken gösterdikleri sabrı, direnci ve yeteneği demokrasiyi kurmada da gösterebilirlerse Mısır’ın tarih sahnesine yeniden bir özne olarak dönme şansı artacaktır. Bu süreçte Türkiye gibi bir başarı örneğinin Mısır elitleri ve halkı için cesaret ve ilham kaynağı olacağını ve dünyadaki güç dengelerinin hızla yeniden biçimlendiği bir süreçte Ankara ve Kahire ekseninde yaşanacak yakınlaşmanın da Ortadoğu’nun jeopolitik ve stratejik mimarisini köklü biçimde yeniden tanımlayacağını belirtmek gerekir. Bu anlamda Türkiye kriz sürecinde, doğru zamanda doğru tarafa siyasi yatırım yapmıştır ve bunun hak edilmiş onurunu yaşamaktadır.
Mısır’ın Handikabı Liderlik Kadrosu
Mısır halkı Tahrir meydanında diktatöre karşı dik durarak otuz yıllık lideri devirmeyi başardı. Ancak asıl sorun bundan sonra başlıyor. En büyük eksiklik Mısır halkının demokrasi taleplerini realize edecek tecrübeli, güvenilir ve vizyoner liderlik kadrosunun yokluğudur. Devrim sürecinde de görüldüğü üzere, henüz ufukta böyle bir lider görünmüş değil. Şimdilik Mübarek’in bıraktığı liderlik boşluğunu kurumsal olarak ordu devralmış gözüküyor. Bu anlamda krizin devam ettiğini ve önümüzdeki dönemde belirsizliklerin süreceğini söylemek yanlış olmaz. Özellikle ordu içinde pek çok ABD yanlısı ve İsrail dostu generalin de bulunduğu göz önünde bulundurulursa, Tahrir meydanında toplanan milyonlarca Mısırlının bileğinin hakkıyla kazandığı devriminin çalınması bile muhtemeldir. S. Arabistan ve İsrail’in bölgede demokratik bir Mısır’dan pek hoşnut olmayacaklarını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. İsrail’e rağmen Obama yönetiminin Mısır’da sahici bir demokrasi denemesini nereye kadar destekleyeceği de şüphelidir. Dolayısıyla halkın ve uluslararası toplumun Mısır’daki geçiş hükümetine sürekli olarak meydanların sesine kulak verilmesi gereğini hatırlatmaları gerekecektir. Başbakan Erdoğan’ın son açıklamaları bu anlamda tam da bu amaca hizmet eden samimi ve doğru çıkışlardır.
Tarihsel bir analoji yapılması ne kadar doğrudur bilmiyorum. Ancak Mısır coğrafyasında binlerce yıl önce Hz. Musa’nın öncülüğünde zalim Firavun’un Kızıldeniz’de boğulması ile günümüzdeki olaylar arasında semantik bir bağlantı kurulabilir. O gün Firavun bir peygamber eliyle devrildi. Bugün de o peygamber geleneğinin bilgeliğini, inancını ve sabrını kuşanan Mısır halkı tarafından Mübarek rejimi kâğıttan bir kaplan gibi yıkıldı. O günkü olay belki bir mucize olarak görünebilir. Ancak bugün de Mısır halkı için Mübarek gibi güçlü bir Tiranının devrilmesi de ancak mucize kabilinden bir olaydır. Şimdi Mısır halkı gerçekten modern Musa’lara ihtiyaç duyuyor. Hem de elindeki on emirle halka liderlik yapacak, selamet içinde halkı Kenan illerine ulaştıracak bir liderlik kadrosuna. Liderin yol haritasında ve kalbinde de “On Emir’in” ilkeleri olmalıdır: Kendini ilah ilan etmeyecek, çalmayacak, yalan söylemeyecek, öldürmeyecek ve yoksulları gözetecek….