ENGLISH
24.05.2012
10.02.2011 18:30


Prof. Dr. Yasin Aktay
SDE Başkanı
yaktay@sde.org.tr
CV

Devrim’in Öznesi ve İslamcı Siyaset

Devrim Nedir?

Tunus’la başlayan ve Mısır’da devam eden toplumsal hareketlerin devrim olup olmadığı sorusu bugünlerde herkesin tasası haline gelmiş durumda. Belki Müslüman veya Arap toplumlarına bütün metafizik çağrışımlarıyla birlikte büyük harfli “Devrim”i kimse yakıştırmıyordur. Müslüman toplumlarda devrimler değil saraylarında idareci değişiklikleri olur yönündeki meşhur Oryantalist klişe yeniden hatırlanıyor ve dillendiriliyor. Oysa belki de işe Michel Foucault’nun batıda gerçekleşen devrimler için bile sorduğu sorudan başlamak gerekiyor: “Bir Devrim nedir?” Devrimden beklenti nedir ve Batıdaki devrimler gerçekten neyi ne kadar değiştirmiştir?
 
Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi, Sovyet Devrimi Avrupa’da neyi değiştirdiyse orta Doğu’daki Devrim dalgaları da mutlaka o kadar şey değiştirecek görünüyor. Değiştireceği şey insanın tabiatı olmayacaktır. Kadın ve erkeğin tabiatı olmayacaktır. Birilerinin ütopik beklentilerini bir günden bir güne gerçekleştirecek de değildir. Devrime herkes başka bir anlam ve beklenti atfediyor olabilir. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Devrim zaten birbirinden çok farklı beklentilerin hepsini bir noktaya celp edebilen bir büyük cereyana tabi bir süreçtir. Bu anlamıyla Mısır’da gerçekleşmekte olan Devrim’in garip bir biçimde hiçbir planlayıcısının olmadığı gerçeği Devrimin hiçbir partiye, gruba veya belirli bir aktöre mal edilemeyen bir toplumsal tabiat olayı şeklinde tezahür etmesi aslında bütün siyasi aktörlerin veya toplum mühendislerinin üzerinde ibretle duracakları bir konudur.
 
Mısır’da kim ne derse desin ne ABD’nin ne İsrail’in ne Mısır derin devletinin ne de hatta bugün devrim sürecinde yer almakta olan (başta İhvan, Baradey veya Kifaye hareketleri olmak üzere) hiçbir aktörün tek başına süreci kontrol edemiyor olduklarını görmek gerekiyor. Buna rağmen Devrim büyük harfli keyfiyetiyle cereyan ediyor ve bu saatten sonra Orta Doğu halkları üzerindeki bütün etkisiyle birlikte rolünü oynamaya devam edecektir.
 
Kuşkusuz Devrim’in bu öznesiz niteliği, siyasi aktörlerin siyasi duruşlarının hiçbir anlamı ve etkisinin olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine bu Devrim bütün bu hareketlerin şimdiye kadar besledikleri tutum ve duyguların birbirine eklemlenerek oluşturduğu bir birikimin sonucu olmuştur. Devrimin başından itibaren ABD’nin tutumunu defalarca değiştirmek durumunda kaldığına dikkat etmek gerekiyor. Bu da Devrim dalgalarının ne kadar öngörülemez ve kestirilemez olduğunu gösteriyor. Bu Devrim her şeyden önce insanın her şeyi kontrol edebileceğine dair duyduğu kibre karşı ibretlik bir ders olarak tarihe geçecektir. İçerdiği başka dersleri de günübirlik öğrenmeye devam edeceğiz.
 
Ortadoğu’da Devrimin Öznesi
 
Her olup bitende bir “düğme etkisi” aramaya alışmış olanlar için Tunus ve Mısır’da olup bitenlerin bile kendiliğinden gerçekleşmiş olaylar olduklarını kabul etmek zor olabilir. Çünkü bu yaklaşımlara göre toplumsal olayların her zaman üst planlayıcıları vardır. Gözle görülür nedensel açıklamalar bile ne kadar uzağı veya derini gösterse de ve bu görünen alanda bu gizli eller bir türlü görünmüyor olsa bile her şeyi “son kertede” belirleyen o güçlü ele olan “iman” yok olmuyor.
 
Bu imanın ABD’nin veya belli merkezlerin gücüne tapanlardan değil de aksine bazen Anti-Amerikancı ve anti-emperyalist bir dille ifade edilmesi işin traji-komik yanını oluşturuyor. Bu gücün ne kadar şeytani, ne kadar güçlü olduğunu ifade etmek üzere başvurulan söylemlerin, tersinden, asla alt edilemeyen, güç yetirilemeyen, yenilmez, bükülmez, esnemez bir kadiri mutlak güç tasavvur ettiği fark edilmiyor bile. İslami bir dille söylemek gerekirse bu tarz bir “kötülük” tasavvuru Allah’a ortak koşmaktan farksızdır. Bu şirk düşüncesinin insanın kendisine doğrudan dokunan bir zararı da var. Bu şekilde tasavvur edilen düşmana karşı kaderci bir teslimiyet alttan alta insanın bilincine ve kişiliğine işliyor.
 
Diğer yandan bu Devrimlerin bir planlayıcısı veya belirgin bir öznesinin olmadığını söylemenin bu sürece katılan aktörlerin siyasi duruşlarının bir anlamı ve etkisinin olmadığı anlamına da gelmediğini tekrar söylemek gerekiyor. Devrim dalgaları önceden kestirilemeyen ve tahmin edilemeyen yönleriyle insanoğluna her şeyi de kontrol edemeyeceğine dair derin bir ders vermektedir. Kontrol edilemeyen bu süreç insanın önüne yepyeni imtihanlar da çıkarmaktadır. Böylece bir devrimle her şeyin sonuna gelindiğini veya her şeyi düzeltebileceğini düşünmeye karşı da ciddi ikazlar kendini hissettiriyor. 
 
Dünkü yazısında Ali Bulaç “Nil’in Kızı Kahire!” olarak nitelediği bu öznesiz sürecin tabiatını nefis bir benzetmeyle ifade etmiş. Hicret’in sonunda Medine’ye giren Peygamber efendimiz farklı teklifler karşısında durup konaklayacağı eve karar vermek üzere devesinin duracağı yeri bir işaret olarak belirlemiştir. Devrim niyetine ayağa kalkmış deve, “münafıkların reisi Abdullah Ubeyy bin Selul'un değil de, imanından ve sadakatinden başka hiçbir şeyi olmayan Eba Eyyub el Ensari'nin evinin önünde durursa, bilin ki Kahire, Allah'ın 'kahhar' isminin tecellisiyle zorbaları, katilleri, hırsızları ve yeryüzünün kibrini kahredecektir.”
 
Öznesi bilimsel anlamda belli olmayan bu süreci bu saatten sonra sahiplenmeye çalışacaklar çok olacaktır, olmaktadır da. Süreç son derece kırılgandır da. Ayağa kalkmış olan ve tek bir toplumsal kesime mal edilemeyen kitleler, önlerine katılan liderciklerin temsil oyunlarına gafil avlanıp Mübarek’in sadece ismini değiştirmekle yetinmek durumunda da kalabilirler. Böyle olup olmayacağını biraz da devrimcilerin taleplerinde ne kadar ısrarlı ve sebatlı olacakları belirleyecek.
 
İslamcı Siyasete dair bir not
 
Bu esnada İhvan’ın da İslamcıların da bütün anlatılanlara rağmen sürecin hakimi ve belirleyicisi olmadıklarını akılda tutmak gerekiyor. Ancak devrim süreci bu saatten sonra onlara ayrı roller ve görevler yazabilir, bu rolü layıkıyla oynayıp oynayamayacakları da kendilerine kalmıştır. Devrim süreci İhvan’ın veya İslamcıların toplumdaki talepleri sağlıklı okumaları konusunda da ciddi dersler içeriyor. Toplumdaki en örgütlü yapı oldukları bir gerçek ama bütün bu örgütlü yapıları şimdiye kadar tek başına bir devrimi harekete geçirmeye yetmemiş olduğu da bir gerçektir.
 
Ancak, İhvan’ın şu ana kadar süreci sahiplenme konusunda sergilediği çekingenlik son derece olgun ve göstericilerin çoğu tarafından takdir edilen bilinçli bir siyasetin ürünü. İddiaları ve davaları bir yana, kendileri hakkında küresel düzeydeki algının da bu sürecin kendileri dışında başlamış ve devam etmekte olduğunun da çok iyi farkındalar. Çekingenliklerinin tek sebebi dışarıdaki algı değil, aynı zamanda toplumun derinliğinden gelen bu devrim dalgasını sahiplenmenin içerebileceği çirkin fırsatçılık bir yana, bu fırsatçılığın hareketin ahengini ve kaderini tehlikeye sokabileceği endişesi de belirleyici olmaktadır.
 
Görüldüğü gibi İslamcı siyaset bazılarının klişelerinde olduğu gibi her fırsatta elindeki paket programı insanlara dayatmaya çalışan bir hareket değil bizatihi hayatın siyaseti olarak gerçekleşiyor. İhvan ve siyasette temsil ettiği İslamcılık konusunda bugünlerde yazılıp çizilenler doğrusu şaşırtıcı değil ama en hafif deyimiyle çok derin bir yabancılığı açığa vuruyor.
 
Bilinmesi gerekiyor ki, 18 ayrı ülkede temsilciliği bulunan İhvan’ın çok geniş bir küreselleşme ve çokkültürlülük ufku ve tecrübesi var. 18 ülkenin her birinin toplumsal ve siyasi tecrübeleri için özel bir ilgisi ve arşiv kaydı var. Ayrıca Avrupa ülkelerinde de “hem iyi bir Müslüman hem de iyi bir vatandaş” olmanın ve yine iyi bir vatandaş olarak siyasal katılımda bulunmanın imkânları üzerine eskiden beri düşünüyorlar. Bu konuda alabildiğine geniş bir literatür biriktirmiş durumdalar.
 
Bu arayışları dolayısıyla son zamanlarda Türkiye ve AK Parti tecrübesi asla basit bir hayranlık konusu değil, ancak biraz tadilatla mümkün ve değerlendirilebilir bir tecrübe olarak ciddi bir ilgi konusu olmaktadır. Bu da İslamcı siyasetin yeterince değerlendirilemeyen çok farklı bir düzeyini işaret ediyor ki, daha çok bahis götürür. 

(Not: Bu yazı, Yasin Aktay'ın Yenişafak'taki yazılarından derlenerek hazırlanmıştır)


YAZARIN TÜM YAZILARI
Kahire'den Siyaset Notları - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:38
Ergenekon Davaları ve Yeni Türkiye için Yeni Sözleşme İhtiyacı - 17 Ocak 2012 Salı 17:44
Arap Baharının Küresel ve Bölgesel Etkisi - 19 Aralık 2011 Pazartesi 13:09
Arap Baharında Seçim Rüzgarları ve Türkiye Algısı - 07 Aralık 2011 Çarşamba 16:37
Türkiye ve Mısır’ın Demokratik Deneyim Paylaşımı - 31 Ekim 2011 Pazartesi 18:30
Suriye İmtihanında Türkiye ve Dünya - 16 Ağustos 2011 Salı 14:26
Siyasi Sorumluluk ve Yeni Anayasa - 21 Haziran 2011 Salı 21:22
Niçin "O" kazanıyor? - 16 Haziran 2011 Perşembe 09:29
Seçime Giderken… - 23 Mayıs 2011 Pazartesi 15:45
Kürt Sorununu Metalaştırıp Satmak - 10 Mayıs 2011 Salı 09:45
Siyasal İletişim ve Temsil - 02 Mayıs 2011 Pazartesi 17:02
Darbe, Tecavüzden Daha Yüz Kızartıcı Bir Suçtur - 18 Nisan 2011 Pazartesi 12:22
Aday Listelerindeki Algoritma - 18 Nisan 2011 Pazartesi 12:16
Bir Meslek Olarak Siyaset ve "Milletvekilliği" - 15 Nisan 2011 Cuma 10:13
Alevi Çalıştayları Raporu - 07 Nisan 2011 Perşembe 13:05
Ortadoğu Devrimleri: İslamcılığın Bitişi mi Evrimi mi? - 28 Mart 2011 Pazartesi 13:21
Arap Dünyasında Değişim: Gelecek, Gelmiş midir? - 18 Mart 2011 Cuma 10:12
AP'nin hayli "öğretici" raporu - 14 Mart 2011 Pazartesi 12:21
Sosyal Deprem Olarak Devrim - 23 Şubat 2011 Çarşamba 10:13
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün İran Ziyareti - 21 Şubat 2011 Pazartesi 11:29
Mısır'dan Bakınca Çeşitlenen Türkiye Modeli - 15 Şubat 2011 Salı 10:06
11 Şubat Mısır Devrimi Hayırlı Olsun - 15 Şubat 2011 Salı 10:02
Devrim’in Öznesi ve İslamcı Siyaset - 10 Şubat 2011 Perşembe 18:30
Devrim Dalgalarını Sen, Oyun mu Sandın? - 01 Şubat 2011 Salı 13:03
Arap Dünyasında Değişim Zamanı - 01 Şubat 2011 Salı 12:56
Endişeler ve Tecrübeler - 26 Ocak 2011 Çarşamba 10:11
Hasan Ünal Nalbantoğlu'nun Ardından - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:44
Osmanlıyı Anlatan Kendini Anlatır - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:56
"Araplar Osmanlı'yı Değil Bugünün Türkiye'sini Seviyor" - 12 Ocak 2011 Çarşamba 09:35
Kul Hakkı - 10 Ocak 2011 Pazartesi 11:33
Demokratik özerklik: "Bu mudur?" - 04 Ocak 2011 Salı 16:00
Diyarbakır'dan vicdana sesleniş - 04 Ocak 2011 Salı 10:56
Bu Ne Acele ? - 27 Aralık 2010 Pazartesi 10:44
Kürt Meselesinde Siyasetin Dönüşü(mü)? - 21 Aralık 2010 Salı 12:52
CHP'nin "İktidar" Kurultayı - 20 Aralık 2010 Pazartesi 13:17
Bir Siyaset Olarak "Kendini Değiştirmek" Arap Türk Sosyal Bilimler Kongresi-2 - 15 Aralık 2010 Çarşamba 09:48
Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi (ATCOSS) - 15 Aralık 2010 Çarşamba 09:46
Komplo Okuma Kılavuzu - 07 Aralık 2010 Salı 11:36
Kürt sorununa "kapatma" muamelesi yapmak - 06 Aralık 2010 Pazartesi 12:55
YÖK'ü Kaldırmak - 30 Kasım 2010 Salı 09:42
Kürt Siyasetçinin Sorunu - 29 Kasım 2010 Pazartesi 18:02
İktidar Hevesi - 23 Kasım 2010 Salı 12:12
Bayram ve Endişeli Modernler - 23 Kasım 2010 Salı 12:08
Davutoğlu'ndan "Demokratik NATO" Mesajı - 08 Kasım 2010 Pazartesi 10:49
Çin'den Bakınca Türkiye, Türkiye'den Bakınca Çin - 01 Kasım 2010 Pazartesi 11:38
Toplumsal Talepler AK Parti'nin Uhdesinde Değildir - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:46
Tophane'yle Beşiktaş'ın Arası... - 19 Ekim 2010 Salı 13:28
CHP 29 Ekim'de Haremlik-Selamlık mı İstiyor? - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:34
Değişen Küresel Güç Dengeleri ve Türkiye - 11 Ekim 2010 Pazartesi 12:42
Değiştirilmesi Teklif Dahi Edilemeyen - 05 Ekim 2010 Salı 14:13
Cumhurbaşkanının TBMM Açılış Konuşması - 04 Ekim 2010 Pazartesi 11:58
İçkinin Siyasallaşması - 28 Eylül 2010 Salı 09:44
Tophane'de "Mahalleye Baskı" - 27 Eylül 2010 Pazartesi 12:01
Yüzde 42'yi Anlama Kılavuzu - 21 Eylül 2010 Salı 10:08
Mayını Kimin Döşediğinin Ne Önemi Var? - 20 Eylül 2010 Pazartesi 09:23
Hayır Diyenleri de Rahatlatacak Bir Sonuç - 13 Eylül 2010 Pazartesi 11:53
Bir Tuhaf Operasyon - 13 Eylül 2010 Pazartesi 10:55
"Bir Tatlı Huzur"un Bedeli - 07 Eylül 2010 Salı 10:13
Hukukun Geçerli, Siyasetin Geçersiz Sayamadığı Ses Kayıtları - 06 Eylül 2010 Pazartesi 10:26
Cumhurbaşkanından Şık Hareketler - 31 Ağustos 2010 Salı 10:21
Toplumsal Sözleşme Olarak Anayasa - 24 Ağustos 2010 Salı 11:12
Alevilerin Oyu Kimin Heybesinde? - 21 Ağustos 2010 Cumartesi 17:07
Niyet - 17 Ağustos 2010 Salı 10:52
Yargı Ele Geçirilmiyor, Elden Gidiyor - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 09:44
27 Mayıs'ın Hesabı 12 Eylül'de Görülecek - 10 Ağustos 2010 Salı 09:15
Teamül İllüzyonu - 09 Ağustos 2010 Pazartesi 09:05
Bir Darbe Ukdesi Kalmış Kılıçdaroğlu'nda - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:07
Hem "Hayır" Demek, Hem de Darbeci Olmamayı İstemek - 27 Temmuz 2010 Salı 10:40
Ağlayamayanların Acıları - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 11:14
Herkesin Oyu Kendine - 20 Temmuz 2010 Salı 10:01
Liderlerin Görüşmesi Sadece Liderlerin Görüşmesi Değildir - 19 Temmuz 2010 Pazartesi 16:30
PKK'lıların Cesetleri - 13 Temmuz 2010 Salı 10:02
AYM'ni Günaha Davet Edenlerin Hiç mi Suçu Yok? - 12 Temmuz 2010 Pazartesi 14:05
ESOF 2010 ve Avrupalı Bilimin Kimlik Arayışı - 06 Temmuz 2010 Salı 14:50
Madımak'ta Hayırlı Bir Noktaya Doğru - 05 Temmuz 2010 Pazartesi 11:16
Vesayet ve Demokrasi - 29 Haziran 2010 Salı 12:09
PKK'da "Başarının Sırrı" - 28 Haziran 2010 Pazartesi 13:40
PKK Yine Kimin Mesajını Taşıyor? - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:17
Türkiye'nin Kaybolan Yıllarını Güney Kore'de Görmek - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:06
Tamamen Duygusal Analizler - 15 Haziran 2010 Salı 10:11
Anayasa Mahkemesi Aradan Çekilmek Zorundadır - 14 Haziran 2010 Pazartesi 13:21
Dış Siyasette Çıkar’dan Erdem’e Doğru Bir Eksen Kayması - 09 Haziran 2010 Çarşamba 09:21
Kaderin Enstrümanları - 08 Haziran 2010 Salı 18:15
Yüz Kızartıcı Bir Suç Olarak Darbe - 01 Haziran 2010 Salı 17:33
CHP'nin 18 Brumaire Arayışı - 01 Haziran 2010 Salı 17:29
Bayat Mala Yeni Pazarlamacı - 25 Mayıs 2010 Salı 11:09
Türkiye'nin Yeni Dış Politikasının Yeni Riskleri - 25 Mayıs 2010 Salı 10:25
Muhalefetle İktidar Ne Zaman Aynı Ligde Oynayacak? - 17 Mayıs 2010 Pazartesi 15:07
Beyaz Kürtlerin Siyaseti ve Değerleri - 10 Mayıs 2010 Pazartesi 15:55
Prof. Arato’nun Etkileyici CV’si - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:40
İdeoloji ve Danıştay - 29 Nisan 2010 Perşembe 15:00
Namus Davası - 19 Nisan 2010 Pazartesi 14:43
“Ermeni Sorununun Yeni Boyutları” - 10 Nisan 2010 Cumartesi 17:25
Küçük Ama Mümkün Bir Anayasa Düzeltmesine Doğru - 09 Nisan 2010 Cuma 09:39
Muhalefete Katkı - 06 Nisan 2010 Salı 14:45
Anayasa temrinleri - 30 Mart 2010 Salı 10:03
1915'e Dair Yeni Belgeler mi Bulundu? - 25 Mart 2010 Perşembe 10:38
Bir Oy Farkıyla Soykırım - 16 Mart 2010 Salı 09:54
Soykırım Söyleminin Ekonomi-Politiği - 08 Mart 2010 Pazartesi 13:30
Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı - 01 Mart 2010 Pazartesi 09:36
Yargı Reformu Açılış Konuşması - 25 Şubat 2010 Perşembe 15:41
Meziyeti ‘Çılgınlık’ Olan Darbecide Rasyonellik Aramak - 11 Şubat 2010 Perşembe 13:39
Alevi Açılımında 7. Çalıştay - 04 Şubat 2010 Perşembe 19:43
PKK Kürt Siyasetini, Anayasa Mahkemesi DTP’yi Kapattı - 14 Aralık 2009 Pazartesi 15:06
Açılım'a Kandil Molası - 19 Kasım 2009 Perşembe 11:53
Açılım Siyaseti Bağlamında Alevi ve Kürt Sorunları - 07 Kasım 2009 Cumartesi 11:57


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya