Mısır Olaylarında Sansür Uygulaması
Pekin Hükümeti Tunus olaylarından sonra Arap ülkelerindeki isyan haberlerini ve ilgili yorum yazılarını sansüre tabi tutmuştur. Özellikle Mısır olayları yaşandıktan sonar internette “Mısır” veya “Kahire” gibi Mısır’ı çağrıştıran kelimelerin aranmasını yasaklamıştır. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki olaylar sadece Çin’in Xinhua Ajansı’nda verildiği şekilde yazılmaktadır. Çin basında en çok hükümetin Mısır’da mahsur kalan Çinlileri Çin’e getirme çabaları ile ilgili haberler yer almaktadır. Buna rağmen birçok Çinli bazı web sayfalarının forum bölümlerinde ve kısmen Facebook ve Twitter üzerinden haberleşmekte ve konularla ilgili yorumlar yapmaktadır. Bütün bunlar Çin yönetiminin olaylardan endişe duyduğunu göstermektedir. Söz konusu olaylar doğal olarak Haziran 1989’da Çin’in başkenti Pekin’de yaşanan Tian-an Men ayaklamasını hatırlatmaktadır. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da meydana gelen olayların tetikleyici sebepleri arasında gösterilen yönetimde yolsuzluk, işsizlik, enflasyon ve mal fiyatlarının yüksek olması son yıllarda Çin’de de yaşanmaya başlamıştı. Tarihsel olarak, Çin’de kurulan 25 sülâlenin hâkimiyetinin hemen hemen hepsi halk ayaklanmaları sonucunda yıkılmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zedong da çiftçi ayaklanması ile 1949’da Milliyetçi Çin hâkimiyetini yıkmıştı. Yani halk ayaklanmaları Çin’in aşina olduğu olaylardır ve siyasal kültüründe de hassas bir konudur. Bu bağlamda dünyanın değişik bölgelerdeki ayaklanmalar dikkatle izlenmekte ve basında da sansür uygulanmaktadır.
Çin-Mısır İlişkileri
Mısır, 1949’da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıyan (30 Mayıs 1956) ilk Arap ülkesidir ve 1999 yılında Çin ile “
stratejik işbirliği ilişkileri”ni tesis etmiştir. 2006 yılında söz konusu ilişkileri derinleştirmek için uygulama programına da imza atılmıştır ve iki ülkenin Dışişleri Bakanlığı arasında stratejik diyalog mekanizması oluşturulmuştur. 2007’de iki ülke arasında diplomasi ve vize alma konularında kolaylaştırıcı önlemler de alınmıştır. Mısır aynı zamanda Ortadoğu’nun bölgesel işlerinde, BM platformunda dile getirilen reform ve insan hakları eleştirilerine karşı Çin ile ortak tutum
sergilemektedir. Mısır lideri Hüsnü Mübarek de Çin ile ilişkilerine önem vermiş ve 1980’li-1990’lı yıllarda Çin’i en çok ziyaret eden üç kişiden biri (diğer ikisi Yaser Arafat ve Kamboçya Prensi Norodom Sihanouk) olmuştur. Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’ya göre, “Başkan Hüsnü Mübarek Çin halkının yakın dostudur, Çin liderleriyle kişisel ve köklü ilişkiler tesis etmiştir ve Çin-Mısır ilişkileri için büyük katkılarda
bulunmuştur.” Çin basınına göre, Başkan Hüsnü Mübarek Çin halkının dostu olduğu gibi Çin’e de derin ve samimi duygular beslemektedir. Başkan Mübarek ise Mısır-Çin ilişkilerini, “Zorluk gün dostu, samimi bir arkadaş ve birbirine bağlı kardeş” olarak tespit etmektedir. Başkan Mübarek, Mısır ile Çin’in arasında birçok benzerlik bulunduğunu ifade etmektedir. Örneğin Nil ve Yangtze Nehri, Piramitler ve Çin Seddi, iki medeniyetin uzun ve köklü geçmişi, görkemli kültürleri ve çalışkan insanları benzer olarak
gösterilmektedir.
Kasım 2006’da Başkan Mübarek Çin ziyareti sırasında ikili ilişkileri derinleştirmek, Çin’in Arap ve Afrika ülkeleriyle verimli işbirliği yapabilmek için Mısır’ın desteğini vurgulayan ortak bildiriye imza
atmıştı. Mısır’la Çin ile ticaret hacmi 5-6 milyar dolar arasındadır ve Mısır, Çin’in Afrika’daki beşinci büyük ticari ortağıdır. Mısır’da Çin’in en çok ihtiyaç duyduğu petrol ve doğalgaz kaynaklarının yeterli olmamasına rağmen, iki ülke jeopolitik alanda önemli ortaklardır. Özellikle Çin’in enerji kaynağı temini ve malları için önemli bir pazar olan Afrika ve Ortadoğu ülkeleriyle stratejik işbirliği yapabilmesinde Mısır’ın büyük rolü olmuştur. Çin’in Ortadoğu Özel Temsilcisi Wu Sike’nin ifadesine göre, “Çin ile Ortadoğu ülkeleri siyasî alanda birbirlerine karşılıklı ve uzun süreli destek vermektedir, ekonomik alanda birbirini çok güçlü biçimde tamamlayıcı ilişkiler kurulmuş ve ortak menfaatler sağlanmıştır, enerji alanında ise karşılıklı kârı sağlayan işbirliği yapılmış ve büyük sonuçlar
alınmıştır”.
Çin’in Mısır’a Desteği
Tunus’tan Mısır’a yayılan olaylar zarfında Çin Hükümeti olaylar üzerinde fazla yorum yapmamıştır. Mısır’da yaşanan olaydan üç gün sonra düzenlenen bir basın toplantısında Çin olaylara yönelik tutumunu açıklamıştır. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hong Lei 27 Ocak gününde düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “
Mısır, Çin’in dostu olan bir ülkedir. Çin tarafı Mısır’daki gelişmeleri yakından takip etmektedir ve Mısır’ın toplumsal istikrar ve normal düzene bir an önce dönmesini arzuluyoruz” biçiminde
konuşmuştu. Aynı gün Mısır’ın Asya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Mohamed Higazy Çin ziyareti sırasında Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Zhang Zhijun ile görüşmüştür. Zhang Zhijun, Çin ile Mısır iki dost ülke ve iki iyi ortaktır. Çin, Mısır ile ilişkilerinin geliştirilmesine fevkalade önem vermekte ve bölgesel ile küresel arenada mevcut olan derin değişiklik ortamında, Mısır ile üst düzey ilişkilerin devamını, ikili siyasal güvenin derinleştirilmesini, ticari işbirliği kapasitesinin arttırılmasını ve bölgesel ile küresel meselelerde iletişim ve koordinasyonun güçlendirilmesiyle, ikili stratejik işbirliği ilişkilerinin derinleştirilmesine gayret göstereceğini ifade etmişti. Mohamed Higazy de Çin ile olan ilişkilerin gelişmesine önem verdiğini ve Çin ile her yönde işbirliği yapmakla ikili stratejik işbirliği ilişkilerini geliştirerek yeni sonuçlar elde etmeye çalışacağını
belirtmişti. Mohamed Higazy, 26 Ocak gününde Çin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Zhai Jun ile de görüşmüştü. Zhai Jun, Mısır’ın Çin’in Ortadoğu ve Afrika’daki önemli bir ortağı olduğunu, Mısır’ın egemenliğini koruması, toplumsal istikrarı ve halkın birliği üzerinde gösterdiği çabaları desteklediğini ve dış güçlerin Mısır’ın içişlerine karışmasına karşı olduğunu belirtmişti. Mohamed Higazy de Çin’in bu desteğine teşekkür ederek, Çin’in Filistin sorunu üzerindeki adil tutumunu takdir
etmişti.
1 Şubat gününde, Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hong Lei, kurulacak olan yeni Mısır Hükümeti hakkında Çin’in görüşlerinin ne olacağı sorusuna, “
Mısır, Çin’in dostu olan bir ülkedir. Çin tarafı olarak Mısır’ın toplumsal istikrar ve normal düzene bir an önce dönmesini arzuluyoruz” şeklinde cevap
vermiştir. Bu cevabın 27 Ocak tarihli basın toplantısındaki ifadelerden farklı bir yanı yoktur ancak Hong Lei’nin ifadesi Mısır’da kurulacak yeni yönetime yönelik bir cevap olduğuna göre, Çin Hükümeti herhangi bir Mısır yönetimiyle ilişkilerini devam ettireceğini ima etmektedir.
Çin’in Tutumu Üzerine Yorumlar
Kuzey Afrika ile Ortadoğu’da meydana gelen olayların Çin’in bu bölgelerdeki çıkarlara zarar vereceği aşikârdır. Bölgede yaşanan istikrarsızlıklar Çin’in bölgedeki enerji dâhil diğer ekonomik çıkarlarını etkilemektedir. Çin’in enerji bağımlılığı %50’nin üzerindedir ve enerji ithalatını en çok Ortadoğu ve Afrika ülkelerinden yapmaktadır. ‘Dünyanın fabrikası’ lakabını taşıyan Çin’in Avrupa’ya yaptığı ithalat ve ihracat mallarının yaklaşık % 60’ı Süveyş Kanalı üzerinden sevkedilmektedir. Bu bağlamda Çin’in bölgede meydana gelebilecek herhangi bir olaya karşı duruşu ve duyduğu endişeler de aynı oranda ilgi çekmektedir.
Bazı yorumcular Yasemin Devrimi ile başlayan bir dizi ayaklamaların Çin’i etkileyerek yakın zamanda Çin’de de yaşanabileceğini iddia
etmektedir. Benzer biçimde tek parti yönetim olan Çin’de yükselmeye başlayan enflasyona karşı toplumsal istikrarın sağlanmasının güç olduğu ileri
sürülmektedir. Diğerleri, bu olayların demokratik bir talepten kaynaklanmadığını, aksine ülke içindeki güçlerin rekabetinin sonucu olduğunu ileri
sürmektedir. Yani Çin’de bu tür olayların meydana gelmesinin zor olduğuna işaret edilmektedir. Bazıları, Çin yönetiminin Mao’dan sonraki liderlerinin en fazla iki dönem başkanlık yapabileceğini, iktisadî hayattaki gelişmelerden, eskisine nazaran Çin halkının nispeten memnun olduğunu ve askerî gücün Çin Komünist Partisi’nin elinde olduğunu belirterek, benzer olayların Çin’de yaşanmasının zor olduğu
kanaatindedir. Bazı araştırmacılar ise Çin’in sadece ekonomik araçlarla söz konusu totaliter yönetimlerle yakın ilişkiler kurmasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekerek, daha sorumlu ve çeşitlik politikalar tasarlanması gerektiğini dile
getirmektedirler.
Bazıları, Afrika ve Ortadoğu’nun istikrarının Çin açısından önemli olduğu ve söz konusu despot hâkimiyetlerin kökten değişiminin değil, daha çok tedrici toplumsal değişiminin Çin’in lehine olacağı
kanaatindedir. Bazı yorumculara göre, Mısır’da meydana gelen olaylar Çin açısından olumlu gelişmeler yaratabilir, yani Belarus, Kazakistan, Özbekistan, Suriye, Suudi Arabistan ve diğer Batı tarzı demokrasisi olmayan ülkelerde kriz kaynaklı endişeler, onları Çin’in yanında yer almaya sevk
edecektir. Bazıları, Asya’ya geri dönüş yapmaya çalışan ABD’nin söz konusu bölgelerdeki olaylarla meşgul olmasının Çin için pek kötü bir gelişme olmadığını
belirtmektedir.
Çin’in “Bekle ve Gör” Politikası
Çin yönetimi, Soğuk Savaşın sona ermesinden itibaren dünyanın değişik ülkelerinde hükümetlere karşı düzenlenen protesto ve ayaklanmalardan tecrübe kazanmaya çalışmıştır, Çin’de meydana gelebilecek muhtemel ayaklanmalara karşı bazı tedbirler alınmasının hazırlığı
yapılmıştır. Özellikle Mart 2005 ile Nisan-Haziran 2010 Kırgızistan olaylarındaki Çin’in tutumunda bunu görmek
mümkündür. Çin hükümetinin daha önce 1999’da Yugoslavya’nın dağılması ve 2002’de Doğu Timur’un Endonezya’dan ayrılarak bağımsızlığına kavuşma süreçlerinde gösterdiği tepkiler daha şiddetli olmuştu. Bugün yükselen Çin artık daha reel bir dış politika sürdürmeye çalışmaktadır, yani kendi ekonomik kalkınması ve “temel çıkarlarının” (core interest) korunması için yurtiçi ve yurtdışında istikrar ve güvenlik ortamını aramaktadır. Dünyada meydana gelen olaylar Çin’in bazı menfaatlerini etkiliyorsa da, Çin olaylar üzerine giderek gelişmeleri biçimlendirmeye çalışmamaktadır. Çin’in yükselen bir güç olarak belli düzeyde uluslararası siyasal ve ekonomik düzeni etkilemeye başlamasına rağmen, bundan doğan uluslararası sorumluluğunu tam anlamıyla henüz üstlenebilmiş değildir. Ancak bu, ileride söz konusu sorumluluğunu üstlenmeyeceği anlamına gelmemektedir ve Çin’in gücü arttıkça söz konusu olaylara müdahale etmesi zorunluluğu da ortaya çıkacaktır.
Fakat şu anda dünyanın değişik bölgelerinde meydana gelen olaylar Çin’in çıkarlarına belli ölçüde zarar verebilir, buna karşın uluslararası sistemde ve düzende henüz etkin olmadığı bir dönemde Çin’in izlemesi gereken politikanın “bekle ve gör” olduğu izlemini oluşmaktadır. Bu tür politika Çin için yabancı değildir, siyasal kültüründe mevcut ve stratejik kültüründe etkili olan bu tür politika anlayışı, son dönem Çin dış politikasının bir parçasını oluşturmaktadır. “Bekle ve gör” politikası pasif anlamda beklemeyi değil, gelişme sürecinde uygun fırsatları kullanarak ‘ince ayar’ yapılmasını içermektedir. Deng Xiaoping’in ortaya koyduğu “Taoguang Yanghui”, yani ‘dış politikada sivrilmeden kaçınma’ öğretisi hâlâ geçerlidir. Üstelik dünyada meydana gelen olayları yatıştırmak için çabalayan ülkeler zaten vardır ve bu tür olaylar geçici olduğu için Çin’e olan etkisi de dönemseldir.
Bu bağlamda diğer güçlerden farklı olarak Çin, Mısır olaylarına karşı temkinli bir ifade kullanmakta ve geri planda kaldığı izlenimini bırakmaktadır. Aslında edindiği birçok tecrübelerden dolayı Çin kendinden emin bir politika izlemektedir. Bunun nedenleri ise şöyle sıralanabilir:
1. Siyasî Alanda: Batılıların politikalarında rahatsızlık duyan ülkeler, özellikle müstebit yönetimler yükselen bir güç olan Çin’in dengeleyici bir güç olarak Batıya ya da ABD’ye karşı duracağı kanaatindedirler. Çin’in uzun yıldan beri izlediği İsrail’e karşı Filistin’i destekleyen politikası her zaman İslam ve Müslüman ülkelerin takdirini kazanmıştır.
2. Ekonomik Alanda: Yükselen Çin hem yatırım hem de en büyük pazar gücüdür, bu durumda kalkınmış veya kalkınmakta olan herhangi bir ülke Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmeyi istemektedir. Son yıllarda Çin’in Afrika ve Ortadoğu’daki yatırımları giderek artmaktadır ve bölgesel çıkarlarını pekiştirmek için Pekin yönetimi bu bölgelerdeki jeopolitik girişimlerini de yoğunlaştırmaktadır. Enerjiye duyduğu ciddi taleplerden dolayı Çin’in söz konusu bölgelere yönelmesi zarurî olmuştur ve bölge ülkeleri de hem siyasî anlamda hem de ekonomik anlamda güvenilir bir Çin ile enerji alanında işbirliği yapmaya teşvik edilmektedir.
3.Tarihsel ve Kültürel Alanda: 9. yüzyıldan başlayarak Ortaçağ boyunca İslam kaynaklarında Çin imajı fevkalade olumludur; Çin için en zengin, en akıllı, en insanî, en becerikli ve en misafirperver sıfatları kullanılmıştır. Bu tarihsel bulgular bugünkü İslam ve Müslüman dünyasının Çin’e olan olumlu yaklaşımını etkilediği gibi ülke yöneticilerinin sempatisini de kazanmaktadır.
Böyle bir durumda Çin’in olaylara fazla müdahale etmediği sürece Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin Çin’e olumlu bakışları devam edecektir. Çin açısından Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da meydana gelen olaylardan sonra iktidara kimin geldiği önemli değildir. Çin yeni yönetimler ile yine iyi ilişkiler geliştirebilir. Mısır olayları yatıştıktan sonra böyle bir sonuca varılması muhtemeldir. Ancak Çin’in mutlak bir güce sahip olacağı dönemlerde, Çin’in olumlu imajları da zedelenmeye başlayabilir. Bu durumu Çince bir tabirle ifade etmek gerekirse: “Yüksek yerler, soğuğa katlanır.”