1952'de Cemal Abdünnasır liderliğindeki Hür Subaylar Mısır'da Kral Faruk'u devirdikten sonra 1970'lere kadar sosyalizmden ilham alan devletçi ekonomik ve sosyal politikalar uyguladılar. Büyük toprak sahiplerinin siyaset ve ekonomide oluşturdukları dengesizliklere tepki olarak Abdunnasır, toprak reformu yaparak bir kişinin sahip olabileceği arazi miktarını sınırladı ve araziler topraksız köylülere dağıtıldı. Popülist ekonomik politkalarla küçük çiftçi ve işçilerin durumu kısmen düzelmişti. Ancak, İsrail ile peşpeşe yapılan savaşların getirdiği büyük maliyet Mısır ekonomisini bozdu. Diğer taraftan, hem askeri rejim olması hem de milliyetçi ve İsrail karşıtı söylemin verdiği meşruiyet ile demokratik denetimin olmaması Abdünnasır'ın başarılı ekonomik politikalar geliştirmesine engel de olmuştur.
Devletçi ekonomik politikaların başarısız olmasıyla 1970'lerde Envar Sedat İnfitah (Açılım) politikalarıyla Mısır ekonomisini dünya piyasalarına entegre etmeye başlamıştır. Bu politikalar, özel sektörün canlandırılmasını, özelleştirmeyi, devletin daha önce yaptığı subvansiyonların kaldırılması anlamına geliyordu. Gıdalardaki subvansiyonların kaldırılması büyük rahatsılık yarattığı için 1977 yılında yönetime karşı ekmek isyanları oldu. Bu süreçte Enver Sedat, sistemi sınırlı da olsa çok partili düzene açmıştı. Sosyalist Blok'un çöküşüyle 1990 ve 2000'lerde piyasa ekonomisi ve demokratik açılımlar yönünde ivme kazansa da Mısır’da gerçek bir demokrasi ve piyasa ekonomisi kurulamamıştır.
Mısır askeri rejimden tek parti yönetimine geçtikten sonra demokratik gelişme tıkamıştır. Çok partili hayat ise gerçek anlamda uygulanamamıştır. Uzun süredir ülkeyi yöneten Ulusal Demokratik Parti (el-Hizb el-Vatani el-Demokrati) yasama, yürütme ve yargı kontrol ederek seçimleri de masa başında kazanmayı bilmiştir. Müslüman Kardeşler gibi gerçekten alternatif olacak muhalif hareketleri bastırırken kendisiyle uzlaşan ve sosyal tabanı zayıf olan partileri de mecliste üç beş sandalye ile kendisine bağlamıştır.
Ekonomik alanda ise Mısır, dünya sistemi içindeki konumu dolayısıyla büyük ölçüde bağımlı konumda kalmıştır. Ekonomide ithal ikameci ekonomiden tekelci kapitalizme yönelmiştir. Demokratik denetimin olmayışı yüzünden yapılan özelleştirmeler ve ihaleler daha çok tek parti yönetimine ve onların destekçilerine dağıtıldığı için rejime bağımlı bir burjuvazi sınıfı ortaya çıkmıştır. Bu yeni işadamları Cemal Mübarek ve Ahmed İzz öncülüğünde tek parti yönetiminin kontrolünü ele geçirdiler. Dolayısıyla, son yirmi yılda Mısır'daki rejimin bekçisi ordu ile yeni oluşan sivil tekelci burjuvazi arasında güçlü bir ittifak oluştu. Baba Mübarek'in başkanlığını yaptığı bu ittifak içinde, rejimi koruyan istihbarat şefi Ömer Süleyman asker-bürokrat kanadı ve parti genel sekreter yardımcısı ve işadamı oğul Mübarek de sivil kanadı temsil etmektedir.
Kontrolsüz kapitalizmin getirdiği ekonomik dengesizlikler yüzünden ekonomik ve demokratik taleplerin bastırılmasında ordu ve onun kontrolündeki polis kullanılmıştır. Muhalefetin etkisizliği yanında, işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk gibi konulardaki taleplere sistem içinde çözüm bulma umudunun kalmaması gençleri protestolara yöneltmiştir. Diğer bir ifade ile, Mısır'da isyan eden gençler radikal ve şiddet yanlısı olmadıkları halde rejimin gerçek parti, lobi, sendika ve dernek gibi çalışmalara izin vermemesi gençleri protestolara yönelten bir faktör olmuştur.
Mısır'daki sosyal patlama ile ilk olarak asker ve burjuvazi arasındaki ittifak çatlamıştır. İşadamlarını eleştirmek askeri eleştirmekten daha kolay olduğu için Cemal Mübarek'in başkan olma ihtimalinin gözükmesi, burjuvaziye yönelik eleştirilerin yükselmesine yol açmıştır. Altmış yıldan sonra yönetimin sivillere geçmesini istemeyen ordu da buna engel olmamıştır, belki de destek vermiştir. Bu tartışmalar genelde rejimin meşruiyetini yok ederken özelde rejimin gerçek sahibi ordundan daha çok yandaş burjuvazinin ve sivil kanadın yıpranmasıyla sonuçlanmıştır.
Son krizle ortaya çıkan tepkiler, işsizlik ve yoksulluk üzerinden özellikle sivil burjuvazi üzerinde yoğunlaşınca, Hüsnü Mübarek burjuvaziyi bırakarak sırtını orduya dayamak için ordunun önemli adamı Ömer Süleyman'ı başkan yardımcılığına yükseltmiştir. Epeydir eleştiri oklarını üstüne çeken Ahmed İzz ve Cemal Mübarek, rejimin partisinden istifa etmek zorunda kalmışlardır. Ayrıca, isyanlar yüzünden değiştirilen hükümetin asker ağırlıklı olması, eski başbakan Ahmed Nazif ve bakan Raşid Muhammed Raşid gibi önemli sivil isimlerinin dışlanması ve daha sonra birçok siyasetçinin hesaplarının dondurularak yurtdışına çıkma yasağı konması bu hamlelerin son halkasını oluşturmaktadır.
Son geleşmeler, kapitalist sistemle entegrasyon dolayısıyla son yirmi yılda ortaya çıkan ordu-sermaye ittifakını bozmuştur. Son protestolarda ordu, sistemdeki ayrıcalığı ile kendisine güvenen büyük halk kesimleri arasında tercih yapmak zorunda kalmıştır. Halkın demokrasi taleplerine uyması ordunun ayrıcalıklı konumunu kaybetmesi anlamına geldiği gibi, geniş protestolara karşı durması da ordunun halk nezdindeki prestijini de yerle bir edip ülkeyi kaosa gütürebilir. Ordu ile sokak arasındaki mücadele ve pazarlık sonucunda – uzun sürse de – bir denge bulunacaktır. Sistemdeki güçlü konumunu kaybeden burjuvazi de sokakla işbirliği yolları arayabilir. Hatta rejim dışındaki işadamlarına sistem içinde etkili olma yolları açılabilir. Eski elitler arasındaki ittifakın bozulması ve protestolarla büyük halk kesimlerin siyasette rol almaya başlaması uzun vadede Mısır'da demoratikleşmeyi geliştiren bir faktör olacaktır.