2009 yılında İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan gelişmeler ve yaşanan olumsuzluklara itiraz edilen gösterilerle gerginleşen İran gündemi yeni soğumaya başlamışken İran’da bu hafta iki önemli gelişmeyle karşı karşıyayız.
Tunus ile başlayan ve Mısır’ı da içine alan siyasal ve sosyal devrim rüzgarlarının estiği bir dönemde İran’da bu haftaki önemli gelişmenin ilki devrimin yıldönümü kutlamaları ve ikincisi de 2009 yılında Ahmedinejad’ın muhalifleri olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan ve İran’da önemli bir muhalif hareket halini alan “Yeşil Hareketi” liderleri Mir Huseyn Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin Tunus ve Mısır halkıyla dayanışma için taraftarlarını meydanlara çağırması ve gösteri düzenlenmesi isteğidir.
İran’da her yıl olduğu gibi bu yıl da 22 Behmen (11 Şubat’ta) devrimin yıldönümü kutlamaları gerçekleştirilecek. İran devrim kutlamalarının bu yıl ayrı bir önem taşıyacağını tahmin etmek zor olmasa gerektir. Zira Tunus ile başlayan ve Mısır’ı da kuşatan değişim talebi rüzgarlarının estiği bir ortamda Tahran’da kutlanacak devrim yıldönümünün nasıl gelişmelere gebe olacağı tam olarak kestirilememektedir. Bölgede yaşanan siyasal ve sosyal devrimlerin yanında Tahran yönetiminin yeni yıl bütçesini hala hazırlayamamış olması ve içerde hükümetin bu konuda yoğun eleştirilere maruz kalmasının getirdiği sıkıntılı bir ortamda “Yeşil Hareketi” olarak adlandırılan muhalif hareketin liderleri olan Mir Huseyn Musevi ve Kerrubi’nin taraftarlarını meydanlara çağırdığı 14 Şubat’ta (25 Behmen) Mısır ve Tunus halkıyla dayanışma gösterisi düzenleme isteği, Tahran’da yaşanması muhtemel bir hareketliliğin sinyallerini vermektedir.
Bugüne kadar Tahran yönetimi Musevi ve Kerrubi’nin düzenlenmesini istedikleri gösteriye izin vermemiştir. Ahmedinejad hükümeti böyle bir gösteriye izin vererek bölgede yaşanan gelişmelere paralel bir risk almayı göze alamamaktadır. Ama diğer taraftan bu tür gösteriler için muhalif kanadın enerjisinin olgunlaşarak büyümesinden de Tahran yönetimi ciddi olarak çekinmektedir. 14 Şubat’ta muhalif kanadın Tunus ve Mısır halkıyla dayanışmayı amaçladığı belirtilen resmi gösteri isteğine Tahran yönetiminin izin vermemesi ve muhalif liderlerin bir şekilde bu gösteriyi hayata geçirmeyi istemesi halinde İran’da beklenmedik gelişmelerin yaşanması mümkündür. Zira 2009 yılında Ahmedinejad’ın seçimleri hileyle kazandığı yönünde kesin inançla hareket eden, 2009 yılındaki gösterilerde Tahran yönetiminin şiddete başvurması ve yüzlerce insanın yaralanmasıyla sonuçlanan olayların ve seçim yenilginin acısını hala üzerinden atamamış Ahmedinejad muhalifleri her fırsatta seslerini duyuracak ve Tahran yönetimini köşeye sıkıştıracak adımların peşinde koşmaktadır.
Bu hafta İran’da sıcak gelişmelerin yaşanabileceğini, Tahran yönetiminin dikkatsiz ve sorumsuz davranması halinde bir kıvılcımla başlayabilecek gelişmelerin büyük değişimlere neden olabilecek potansiyeli taşıdığını söyleyebiliriz. 2009 yılında yaşanan gelişmeler ardından İran toplumunda muhalefetin yeteri kadar olgunlaştığı ve devrimin kendi çocuklarının başını çektiği bu muhalefet hareketinin halkın da büyük bir desteğini aldığı ortadadır. Elbette Ahmedinejad’ı da destekleyen ve rejimin bekası için her şeyi göze alan İran silahlı güçlerinin yanında büyük toplumsal kitlelerin de varlığı bir gerçektir. Ama İran halkının Tunus, Mısır, Yemen ve diğer bölge ülkelerinden çok farklı bir karakteristik yapıya sahip olduğu da unutulmamalıdır.
Ayrıca İran’da muhalefet hareketi ile Tunus ve Mısır’da yaşanan gelişmeleri birebir kıyaslamanın çok mantıksız olduğu ve hiçbir şekilde birbiriyle ilişkilendirilemeyecek bir ortamın bulunduğunu hatırlatmakta da fayda olduğunu düşünüyorum. Zira İran’ın siyasal ve toplumsal yapısı diğer bölge ülkeleriyle önemli farklılıklar arz etmektedir.
Son olarak İran’da bugün yaşanan siyasal ortamda politik yaklaşımlar ve toplum kitlelerini özetle şöyle analiz edebiliriz:
- İlk olarak İran’da ülkenin gelişmesi ve değişiminin otoriter yapıyla gerçekleşeceğine inanan siyasi gruptan bahsetmeliyiz. Bu grup söylem olarak İran’da İslami değerler çerçevesinde devrimi ve devrim sonrası kurulan yapıyı korumayı kullanmaktadır. Otoriter yapıya sahip bu grup, topluma her türlü hesap vermeden kaçınan, toplum mühendisliğine soyunan ve toplumu kendi paradigmasıyla şekillendirmeye çalışan bir sistemden beslenmektedir. Bu siyasi akımın İran’da halihazırda en bariz temsilcisi Mahmud Ahmedinejad ve siyasi kadrosudur. Bu siyasi akım, İran toplumunun gelişmesine katkı yapacak en önemli etkenlerin sivil toplum ve siyasi partiler olmadığına, aksine Devrim Gönüllüleri ve Devrim Muhafızlarının oluşturduğu değerler bütününün İran toplumunun refaha ulaşması, kalkınması ve gelişmesini sağlayacağını savunmakta ve bu doğrultuda siyasi kadrolaşmaya/yapılanmaya gitmektedir. Bu siyasi akım İran’da sivil toplum kurumlarının, sosyal kurumların ve ekonomi alanında faaliyet gösteren tüm müesseselerin de Devrim Gönüllüleri ve Devrim Muhafızlarından oluşmasını amaçlamaktadır. Bu siyasi akımın ideali İran toplumunda en üstten en alta kadar tüm toplum katmanlarının bu değerlere sahip olmasıdır. Böylelikle İran’da toplumsal, siyasal ve ekonomik gelişme yakalanabilecektir. Zira bu değerler aynı zamanda ilahi öğretilerin de insanlığa sunduğu özü içermekte ve yaratılışın da asıl gayesidir. Bu siyasi akım İran’da genel olarak idari, siyasi ve güvenlik kurumlarında en etkin yapıdır. Ayrıca İran toplumunda varoşlarda ve kırsal bölgelerde yaşayan insanlarla dini hassasiyetleri daha güçlü toplum kesimlerinin desteğini almaktadır.
- İran’da sosyal-siyasi etkinliğe sahip ikinci grup ise, ülkenin kalkınması ve gelişmesini halka dayalı reform idealine bağlamakta ve İran’da bu siyasi akım reformistler olarak adlandırılmaktadır. Bu siyasi akım İran toplumunun her alanda gelişmesi ve kalkınmasını isterken iktidar merkezli otoriter bir yapı savunmaktan kaçınmaktadır. Bu siyasi akım içinde otoriter yönetimlerin hem İslam’a hem de İran halkına büyük zarar vereceğine inanılmaktadır. Bu siyasi anlayış toplumda her türlü gelişmenin ve kalkınmanın sağlanması için öncelikle toplumun sivil toplum ve siyasal partiler ayağının güçlendirilmesini, adil ve özgür seçim ortamlarının sağlanmasını, vatandaşlık hukukunun, basın-yayın organlarının geliştirilmesini, etkinlik ve yetkinlik kriterlerinin bilimsellik ve uzmanlık olduğunu, İran toplumunun 20. yy.daki gibi ideolojik bir toplum olmadığını, tüm gelişme ve kalkınma hareketlerinin temelini siyasi haklar ve hukukun yerine getirilmesinin oluşturduğunu savunmaktadır. Bu siyasi akım 1997 ve sonrası İran’da siyasi, idari, yargı, yasama ve yürütme makamlarında yer alırken bugün gelinen noktada yukarıda bahsedilen birinci grup siyasi akım tarafından devletin çeşitli kadrolarından arındırılmış bir konuma getirilmiştir. İran’da bu siyasi akımın en önemli temsilcileri eski Cumhurbaşkanı Hatemi ve son İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Kerrubi ve Musevi’dir. Bu siyasi akım, toplumda değişim, gelişim ve kalkınmanın merkezine birinci siyasi grubun aksine üniversiteleri, sanat, bilim ve araştırma merkezleriyle toplumdaki genç ve kadın nüfusunu oturtur. İran’da bu siyasi akımın en önemli özelliği, devlet ve hükümetlerin hiçbir kutsiyetinin olmaması ve hükümetlerin halklarına hesap verebilir bir konumda olmasını savunmasıdır.
- İran’daki üçüncü temel siyasi akım ise, reformistlerle ortak düşüncelere sahip olmakla beraber, reformistlerden farklı olarak, İran İslam Cumhuriyetinin temelini oluşturan Velayet-i Fakih sisteminin her türlü reforma kapalı olduğunu ve yumuşak devrimle bu sistemin değiştirilmesini savunmaktadır. Bu siyasi akım, reformistlerin İran’da sekiz yıl yönetimi elinde bulundurduğunu ama rejimin kurucu güçleri karşısında savundukları değerleri hayata geçiremediklerini ve İran siyasi rejiminin kuralları içinde bu değerlerin hayata geçirilemeyeceğini düşünmektedir. Bu akım kendi içinde farklı fraksiyonlara sahip olmakla birlikte öncelikle dünyada hiçbir siyasi rejimin kendisini değiştirmek istemeyeceğini bu nedenle İran anayasasının tekrar halkoyuna sunulmasını talep etmektedir. Bu grup içinde bir fraksiyon İran’da cumhuriyetin laik olmasını ve dini işlerin toplumsal yönetimden kişisel düzeye inmesini istemektedir. Bu siyasi akım diğer iki siyasi grubun aksine İran devlet yapısında hiçbir etkinliğe sahip değildir. İran’da rejimin kurucu unsurları bu siyasi grubu hiçbir şekilde kabul etmemektedir. Bu siyasi akım desteğini daha çok İran dışında yaşayan İranlılarla, İran toplumunda en fazla yüzde 20’lik bir kesimden sağlamaktadır. Bu siyasi akım İran’da geçen yıl gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerine itiraz eden İran halkının hareketini devrim yıllarındaki siyasi hareketliliğe ve heyecana benzetmekte, anayasanın tekrar halkın oylamasına getirilinceye kadar İran halkının itirazlarına devam etmesini talep etmektedir. Bu siyasi akım, Ahmedinejad hükümetinin ülkedeki değişim isteminin ılımlı kanadı reformistlerin istemlerini yerine getirmeyeceği tahminiyle hareket ederek, İran’daki siyasi gelişmelerin sonunda yumuşak bir devrimle rejimin dönüşeceği ve evrileceğini düşünmektedir.