Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: Türkiye Mısır’daki yangına seyirci kalamaz. AK Parti Hükümeti ile Türkiye’nin bölgede artan liderlik misyonu, güçlenen demokrasisi ve sorunun büyüklüğü ve ciddiyeti; Başbakan Erdoğan veya en azından Bakan Davutoğlu’nun devreye girmesini gerektirmektedir. Demokrasi isteyenler ile baskıcı rejim arasındaki restleşme ile tıkanan Mısır’da, Türkiye demokrasiye doğru çıkış yolunu göstererek yapabilir.
Mısır’da 1952’den beri askeri bir rejim işbaşındadır. Bu rejimin önceki bütün başkanları asker kökenli olmuştur. Hüsnü Mübarek 1981’den beri ülkenin başındadır ve sıkıyönetim kanunlarıyla ülkeyi yönetmektedir. Kötü yönetim, işsizlik ve pahalılık gibi ekonomik sıkıntılar hat safhaya ulaşmıştır. 82 yaşında olmasına rağmen çekilme sinyali vermeyen Mübarek, son gösterilerle köşeye sıkışınca oğlunu getirme formülünden hemen vazgeçip arkasını orduya dayamaya çalışmaktadır. 30 yıldır seçmediği başkan yardımcısı olarak general Ömer Süleyman’ı seçmiştir, protestolara kulak tıkayarak atadığı bakanlar kurulu yoğun olarak askerlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla, protestocular ve rejim karşılıklı restleşmeyi sürdürdüğü için kanlı çatışmaların çıkması muhtemeldir.
Ordu, muhtemelen halkın kendisine gösterdiği sempatiden dolayı göstericilere müdahale etmemiştir. Ancak emir komuta içindeki askerin veya polisin daha sonraki emirlerle barışçıl şekilde gösteri yapan halka şiddetle müdahale etmeyeceğinin ve büyük bir insanlık trajedisinin çıkmayacağının garantisi yoktur. Her ne kadar ordunun şu anda halk ile aynı tarafta olduğu düşünülse de, bu denklem değişmez bir denklem değildir.
Demokratik lider olarak ve haksızlık karşısında susmayacağız diyen Başbakan da bölge halkından sempati topladığı gibi, yöneticilerinden de saygı görmektedir. Tepkileri azaltmak için hiçbir reforma ve yumuşamaya gerek duymayan Mübarek rejiminin devam etmesi mümkün değildir. Aydınlar, hakimler, öğrenciler ve işçiler gibi ülkenin bütün kesimleri, hatta danışıklı muhalefeti bile gösterilere destek vermektedir. Protestolar çok kan dökerek bastırılsa bile, sorunları çözemeyip daha da büyütecek ve üç beş yıl sonra tekrar patlamasına yol açacaktır.
Türkiye, eksen kayması tartışmalarından dolayı ABD ve Batı’dan ve de Arap rejimlerinden çekiniyor olabilir. Ancak, en azından Batılılar kadar belki biraz daha yüksek dozda Mısır halkının isteklerine ve barışçıl gösterilere saygı isteyebilir. Türkiye körfez ülkelerinden çekiniyorsa, Türkiye Mısır’da sivil halkın ezilmemesini istedi diye Türkiye’den rahatsız olmaz. Rahatsız olacaklar Türkiye’nin demokrasinden ve yükselmesinden rahatsız olanlar, rahatsızlıklarını zaten gösteriyorlar. Bölgede İran ve İsrail arasında sıkışan bu yönetimler Türkiye’ye zaten mecburdur ve ciddi bir zarar vermeleri söz konusu değildir. Erdoğan’ın popülaritesi de buna engel olacak güçtedir. Kaldı ki Mısır’daki demokratik ve insani taleplere Körfez ülkesi Katar’ın El-Cezire Kanalı zaten desteğini sürdürmektedir. Bütün yükü, Türkiye’nin yakın işbirliği yaptığı Katar’ın çekmesi de haksızlık olur.
Hükümet, yaralı Mısır rejiminden çekiniyorsa, Mübarek ve çevresi Türkiye ile işbirliğinde epeydir zaten ağırdan alıyordu, Türkiye’nin yükselişinden de rahatsız olmaktaydı. Türkiye’nin Mısır’a önemli ihracatı vardır. Bunların engellenmesi Hükümeti endişelendiriyor olabilir ama Türkiye’nin Mısır’da ciddi yatırımları da bulunmaktadır. Dolayısıyla, ayakta kalması zor görülen rejim ayakta kalsa bile zarar vermekten daha çok da kötüye giden ekonomisini düzeltmek için muhtaç konumundadır. Türkiye’ye ve AK Parti Hükümeti’ne ciddi zarar vermesi mümkün değildir. Ama sessizlik, Türkiye’nin prestijine ve uzun vadeli çıkarlarına büyük darbe vuracaktır.
Kendi iç tutarlılığı ve iç politika dinamikleri açısından Mısır’da sivil halka yapılanlara, AK Parti Hükümeti’nin seyirci kalması doğru olmaz. AK Parti kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlamaktadır. Mısır’da barışçıl gösteri yapan sivillere yapılan ölümlü muamele, muhafazakar ve demokrat herkesi rahatsız edecek boyuttadır. Daha fazla sessizlik iç politikada da AK Parti’yi sıkıştırmak için malzeme olabilir ve kendisine suçlu psikolojisi yüklenmesine yol açabilir. Korktuğunu değil, bu demokrasi taleplerinin arkasında olduğunu göstermesi bu yöndeki hamleleri de boşa çıkaracaktır. Sessizliğe karşı oluşacak kamuoyu tepkisini muhalefet partilerinin Hükümet’e yöneltmeleri de mümkündür.
60 yıldır sabrettikleri rejime Mısır halkının demokrasi isteği ile karşı çıkmaya başlamasına ilham kaynağı Türkiye deneyimidir. Bu gelişmelere bildiğimiz Erdoğan kendisi olsa, çoktan tepki verirdi. Tepkisizliği Dışişleri Bakanı’nın ve bürokrasinin aşırı ihtiyatından kaynaklanmış olmalıdır. Başbakan Erdoğan, El-Cezire fazla gelirse, al-Arabiye veya BBC Arabic gibi kanallardan birinde ve hatta TRT el-Arabiye’de göstericilerin taleplerinin masum ve meşru olduğunu ve barışçıl protestolarına saygı ve anlayış gösterilmesi gerektiğini söyleyebilir. Ayrıca, Mısır halkı ve yönetimi ve hatta onlarla ABD arasında aracılık yaparak hem Mübarek’e hem de muhalefete barışçıl çıkış yolu gösterebilir. Bu gücü de vardır. Adil ve aktif Türkiye’den de bu beklenmektedir.