Kore Yarımadası, Mart 2010’da Kuzey Kore’nin Çin’in Doğu Denizi’nde devriye gezen Güney Kore’ye ait Cheonan firkateynine saldırması sonucunda meydana gelen facianın (46 asker ve subay ölmüştü) ve Kasım 2010’da Kuzey Kore’nin Güney Kore kontrolündeki Yeonpyeong Adaları’na saldırması sonrası (her iki tarafta toplam 9 kişi ölmüştü) yaşanan gerilimlerin yanı sıra, Doğu Asya’da Çin, ABD, Japonya ve Rusya gibi ülkeleri ilgilendiren güvenlik problemleriyle gündeme damgasını vurmuştu. Bu gelişmelerin devamında gelen Güney Kore’nin Kuzey Kore’ye yönelik askerî tatbikatları, ABD-Güney Kore ortak tatbikatları, ABD-Japonya ortak tatbikatları ve ayrıca Çin ile Rusya’nın düzenlediği tatbikatları üzerine Kuzeydoğu Asya’daki mevcut gerilim hat safhasına çıkmıştır. Özellikle ABD’nin Güney Kore ve Japonya ile gerçekleştirdiği askerî tatbikata ileri teknoloji ürünü silahları kullanan, en iyi biçimde donatılmış uçak gemisi ve muharebe grupları da iştirak etmiştir. Bu gelişmeler Kuzey Kore’nin dost ülkesi Çin’i ikilemli bir duruma sokmuştur. Pekin’in taraflara yönelik itidal çağırması ve bir an önce Altılı Görüşmeler’in yapılması gibi önerileri tarafları ikna edememiş ve özellikle Güney Kore’nin Çin’in tutumundan şüphe etmesine sebep
olmuştur. Hatta yükselen Çin’in sorumluluğu da
sorgulanmıştır. Bu nedenle Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, Çin’in Altılı Görüşmeler teklifini zamansız olarak
değerlendirmiştir. Ancak ABD, Güney Kore ve Japonya Kuzey Kore meselesini görüşmek için 7 Aralık 2010’da Washington’da toplanmış ve bu devletler arasında yapılan üçlü görüşmeler Altılı Görüşmeleri devre dışı bıraktığı gibi, Çin ile Asya Pasifik’te güç mücadelesine girildiği yorumlarına neden
olmuştur. Ayrıca, Kuzey Kore’nin sözü edilen her olayı yarattıktan sonra, ABD ve Asya’daki müttefikleri olan Japonya ve Güney Kore’nin, Pekin’in Pyongyang yönetimine daha çok baskı yapılması yönündeki talepleri de neticesiz kalmıştır. 2003’te Çin’in ev sahipliğinde 2007’ye kadar altı kez düzenlenen Altılı Görüşmeler toplantılarda alınan kararlar kağıt üzerinde kalmıştır ve Kuzey Kore’nin kendi gerekçelerine dayanarak kararnameleri devamlı feshettiği için uygulamada hiçbir ilerleme olmamıştır. ABD, Japonya ve Güney Kore’nin Altılı Görüşmeler sürecine olumsuz bakması doğaldır. Bu durumda Çin’in, tarafları Altılı Görüşmelere çağırması fevkalade zordur. Çin tarafının yorumuna göre, Çin benzeri görülmemiş bir testten
geçmektedir.
2010 Aralık ayının sonuna doğru Kuzey Kore’den yumuşama sinyaller gelmeye başlamış ve Altılı Görüşmelere iştirak edebileceğini ifade etmiştir. Kuzey Kore’nin politika değişikliğinin ardında Çin’in çabalarının olabileceğini ileri sürenler
vardır. Ancak uzmanlar Çin’in Kuzey Kore üzerindeki etkisinin Batılıların düşündüğünün aksine sınırlı olduğunu
belirtmektedir. Kuzey Kore’nin Çin’in teklifini her defasında kabul edişine, Çin’in baskısı dışında, son dönemde ABD, Güney Kore ve Japonya’nın kararlı tutumu ve Kuzey Kore’nin ekonomik kaygıları sebep olmuş olabilir. Çin Hükümeti’nin Kuzey Kore politikası, yarımadanın istikrarı ve nükleer
silahsızlanmadır. Bu politika bir ölçüde ABD, Güney Kore ve Japonya’nın tutumu ile uyuşmaktadır. Fakat Kuzey Kore’nin tutarsız ve belirsiz davranışları, bazen Çin’e danışmadan yaptığı çıkışlar Çin’in başını
ağrıtmaktadır. Bazı Çinli yetkililerin gözünde Kuzey Kore adeta şımarık bir çocuk
gibidir. Wikileaks’den yansıyan bilgilere göre, Kuzey Kore lideri Kim Jung-il 2009’da kendisinin artık Çin’e güvenmediğini ifade
etmiştir. Aslında Pyongyang yönetimi ile Çin’in ilişkileri görüldüğü gibi pürüzsüz değildir, bazı konularda anlaşmazlıklar da söz
konusudur. Pekin en çok Pyongyang yönetiminin “sorumsuz” davranışlarından dolayı ABD ve müttefikleri tarafından saldırıya uğraması ve bundan dolayı ikili dostluk antlaşması gereğince ABD ile karşı karşıya gelme ihtimalinden dolayı
endişe duymaktadır. Çünkü muhtemel bir savaşta on binlerce Çinli askerin ölmesi ihtimali
vardır. Nitekim 1950’de yaşanan Kore Savaşı’nda 180 binden fazla Çinli asker ölmüştü. Çin’in bu endişelerine rağmen Çin askerî uzmanları Kuzey Kore için ABD ile savaşılabileceğini dile
getirmektedir.
Bazı uzmanlar, Kuzey Kore nükleer sorunu konusunda Çin’in baskısının beklenenden aksi durumlar yaratabileceğini ileri sürmektedir, yani Çin’in baskısı yarımadada nükleer silahlanmanın kontrolden çıkmasına neden olacak ve Çin-Kuzey Kore ikili ilişkilerine zarar verecektir. Üstelik Pekin’in bu konudaki seçenekleri de sınırlıdır. Çin, Kuzey Kore’nin en büyük ekonomik destekçisidir ve Çin’in Kuzey Kore ile olan ticarî ilişkilerini ve yardımlarını kesmesi Pyongyang yönetiminin sarsılmasına neden olabilir. Neticede Çin-Kuzey Kore ilişkileri de kopma noktasında gelebilir. Bu bağlamda Çin Hükümeti, yaşlı ve hasta olan Kuzey Kore lideri Kim Jong-il’in ölümü ya da genç ve küçük oğlu Kim Jong-un’un iktidara geçiş sürecinde yaşanabilecek belirsizlik veya hâkimiyetin sarsılmasından kaygılıdır. Bu da Çin’in Kuzey Kore’ye yardım ve belli ölçüde destek vermesinin sebebi
olabilir. Çin uzmanı Jin Canrong’a göre, Çin’in Kore Yarımadası politikası ABD’nin izlediği politika ile çok farklıdır, Altılı Görüşmeler Platformu, Kuzey Kore nükleer sorununa çözüm getirmek için değil, krizi kontrol altına almak için vardır. Ona göre, Pekin’in Kuzey Kore’ye yönelik uzun vadeli politikası ideolojik esasları olan bir ülkenin uluslararası camianın normal bir üyesine dönüştürülmesidir, askerî öncelikleri olan siyasal düzenin ekonomik kalkınmaya önem vermesi, yani Çin’in 30 yıldan beri yürüdüğü bir yola
getirilmesidir.
Hu Jintao-Obama Görüşmesi ve Kuzey Kore Sorunu
Kuzey Kore sorunu ve ABD’nin Asya’ya geri dönüş politikasından dolayı 2010 yılı boyunca Çin-ABD gerginliği de
yaşanmıştır. Her iki ülkenin ikili ilişkileri düzeltmeye dönük niyetinden dolayı 2011 yılının başında Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, ABD Başkanı Barack Obama’nın davetlisi olarak ABD’yi ziyaret edeceğini ilan etmiştir. Washington’un önem verdiği bu ziyaret en üst düzeyde gerçekleşmiş ve ikili görüşmelerde ticaret, bölgesel güvenlik ve insan hakları konuları gündeme gelmiştir. İki lider görüşmeler sırasında daha çok kendi tutumlarını beyan etmekle birlikte, birçok konu beklenilenin aksine çözülememiştir. Bunların arasında Kuzey Kore’de gündemin önemli bir konusuydu.
Kuzey Kore sorununda ilgili ülkeler iki Kore’nin diyalog sürecini başlatmasıyla yaşanan çıkmazın aşılabileceği kanaatindedirler. Ancak Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak Kuzey Kore’nin daha önce verdiği nükleer silahsızlanma sözünde durmadığı ve Mart ile Kasım 2010’da Güney Kore’yi hedef alan saldırılar için henüz özür dilenmediğinden bu teklife sıcak bakmamaktadır. Keza Kuzey Kore de Cheonan firkateyni faciasının kendisi ile ilgisi olmadığını ve Yeonpyeong Adaları’na saldırmasının sebebini de, Güney Kore’nin ada yakınlarında düzenlediği askerî eğitim tatbikatı ve tatbikatın durdurulması için yapılan uyarılara cevap vermediğini ileri sürerek, özür dilememe yönündeki kararlılığını her fırsatta bildirmektedir. Pyongyang yönetimi Kuzey Kore nükleer sorunu konusunda görüşmeyi istemekte ve Altılı Görüşmelerin yapılmasının peşindedir. Fakat ilgili taraflar, özellikle ABD, Japonya ve Güney Kore, Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanma bağlamında ciddi tutumunu görmeden Altılı Görüşmelere devam edilmeyeceği görüşündedir. Kuzey Kore’nin bu yönde bir niyeti olmadığı görülmektedir, nitekim bunu da Kasım 2010’da uranyum zenginleştirme tesisini dünyaya göstermekle kanıtlamıştır. Üstelik nükleer silah sorunu Kuzey Kore’nin müzakere sürecindeki en önemli
kozudur. Kuzey Kore’nin yarattığı gerilime karşı ABD, Japonya ve Güney Kore’nin cevabı sadece ileri teknoloji ile donatılmış silahlarla askerî tatbikat yaparak baskı kurma girişiminden ibarettir, Çin ise Kuzey Kore ile olan ikili ilişkiler ile Altılı Görüşmeler gibi iki zeminde gerilimi yumuşatmaya çalışmakla yetinmiştir. Güney Kore ise ABD-Çin ilişkilerinin daha uyumlu olmasıyla, Kuzey Kore nükleer sorununun çözümünde daha yapıcı fikirlerin üretilebileceği görüşündedir, yani ABD-Çin arasındaki gergin ilişkiler, Kuzey Kore sorununun çözümü sürecine zarar
vermektedir. Bu tür çıkmazların yaşandığı bir dönemde Çin Devlet Başkanı Hu Jintao Kuzey Kore sorununu Başkan Obama ile görüşmüştür.
Çin-ABD’nin gergin seyreden ilişkileri Başkan Hu Jintao’nun 19-21 Ocak 2011 tarihleri arasındaki ABD’yi ziyareti sırasında yeni bir ivme kazanmış gibi gözükmektedir ve bu ilişkilerdeki bu yeni yaklaşımın göstergesi ise görüşme sonrası yayımlanan
ortak bildiri olmuştur. 41 maddeden oluşan ve birçok konuyu içeren uzun bir bildirinin 18. maddesi Kuzey Kore sorununa ayrılmıştır:
ABD ve Çin; [daha önce] 19 Eylül 2005’te [Kuzey Kore nükleer sorunu üzerinde] yapılan ortak bildiride vurgulanan ve konuyla ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla da uyumlu olduğu gibi, Kore Yarımadası’nda barışın ve istikrarın sağlanmasının kritik önemi üzerine anlaştılar. Her iki taraf, [Kore] yarımadada yaşanan son olayların tetiklediği artan gerilimden dolayı kaygı duyduklarını ifade ettiler. İki taraf (ABD ve Çin) yarımadayı ilgilendiren konularda tesis edilen yakın işbirliği bağlamında gösterdikleri çabalara dikkat çektiler. ABD ve Çin; Kuzey Kore ile Güney Kore ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekerek, iki Kore arasında samimi ve yapıcı diyalogun önemli bir adım olduğu konusunda uzlaştılar. Kuzeydoğu Asya’da barışın ve istikrarın korunması için yarımadanın nükleer silahlardan arındırılmasının kritik öneme sahip olduğunda hem fikir olan ABD ve Çin; yarımadayı nükleersizleştirme ve 19 Eylül 2005’teki Altılı Görüşmeler sonucu yapılan ortak bildirideki taahhütlerin bütünüyle uygulanmasına dönük hedeflerin başarılması için somut ve etkili adımların atılmasına duyulan ihtiyacı tekrarladılar. Bu bağlamda ABD ve Çin; Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin iddia ettiği uranyum zenginleştirme programından duydukları kaygıları dile getirdiler. Her iki taraf; 2005 Ortak Bildirisi ve konu ile ilgili uluslararası yükümlülük ve taahhütlerle bağdaşmayan her türlü faaliyete karşı çıktıklarını belirttiler. İki taraf; bu ve ilgili konulara dikkat çekerek, Altılı Görüşmeler sürecinin ivedilikle kaldığı yerden devam etmesi için gereken adımların atılması çağrısında bulundu.
19 Ocak’ta Hu Jintao-Obama görüşmesinden sonra düzenlenen basın toplantısında Başkan Obama Kuzey Kore’nin daha fazla provokasyon yapmasını önleme konusunda Başkan Hu Jintao ile anlaştığını
bildirmişti. Ancak birkaç saat sonra yayımlanan ortak bildiride bu ifadeye yer verilmemiştir. Anlaşıldığı gibi ortak bildiri açıklanmadan önce tartışmalar yaşanmıştır. Başkan Obama iki liderin basın toplantısında, Kore Yarımadası’nda gerilimi azaltmak için birlikte çalıştığını beyan ederken, Başkan Hu Jintao ise Başkan Obama ile Kore Yarımadası, İran nükleer sorunu, iklim değişikliği ve diğer önemli küresel ve bölgesel sorunlar üzerine görüştüğünü; ilgili taraflarla birlikte Kore Yarımadası’nın barışı ve istikrarı, yarımadada nükleer silahsızlanmanın ve Kuzeydoğu Asya’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için gayret göstereceğini
bildirmiştir. İki başkanın ifadelerinde ince bir farklılık söz konusudur ve Başkan Obama’nın vurgulamaya çalışan “birliktelik” Başkan Hu Jintao’nun sözünde net olmadığı gibi sadece konu üzerinde “görüşüldüğünü” ve çözüm için çaba “gösterileceğini” belirtmektedir.
Bildiride geçen Kore Yarımadası’nda yaşanan son olaylar, yani Mart 2010’daki Cheonan firkateyni faciası ve Kasım 2010’da Kuzey Kore’nin Yeonpyeong Adaları’na saldırı olaylarının mahiyeti konusunda açık ifade kullanılmamıştır. Yani ABD, Japonya ile Güney Kore’nin olayların sorumlusu olarak Kuzey Kore olduğu görüşü yansımamıştır, daha çok Çin’in endişelerine yer verilmektedir, yani Kuzey Kore’yi daha fazla kışkırtmamakla diyalog yolu ile çözüme varılması düşüncesi yatmaktadır. Bu ifadede olayların sorumlusu belli değildir. Bildiride en önemli ifade ise “ABD ve Çin; Kuzey Kore’nin iddia ettiği uranyum zenginleştirme programından duydukları kaygıları dile getirdiler” olmuştur, yani Çin’in Kuzey Kore’nin nükleer programını ABD ile birlikte eleştirmiş olmasıdır. Çin’in ifadelerindeki bu küçük değişiklikler, öteden beri yarımadada nükleer silahların arındırılması politikasının bir yansıması dışında, ABD’nin Kuzey Kore’nin yarattığı tehditleri bahane ederek Güeny Kore ve Japonya ile birlikte bölgede mevcudiyetini artırmasından kaygılanmış olabilir. Nitekim 18 Ocak’taki akşam yemeğinde Başkan Obama’nın misafiri Başkan Hu Jintao’ya Çin’in Kuzey Kore’ye baskı yapamadığı takdirde Kuzey Kore’nin tehdidine karşı ABD’nin Kuzeydoğu Asya’da yeniden askerî konuşlandırmaya gideceğini, mevcut savunma pozisyonunu değiştireceğini ve bölgede askerî varlığını askerî tatbikatlarla arttıracağını ifade
etmiştir. Bu ifade 19 Ocak’taki ortak bildiride Kuzey Kore’nin uranyum zenginleştirme planına karşı daha olumlu terimleri tercih edilmesine neden olmuş olabilir.
ABD-Çin ortak bildirisinin beyan edilmesiyle birlikte Kuzey Kore tarafından da bazı olumlu sinyallerin gelmesi, söz konusu bildirinin Kuzey Kore ile ilgili maddesinin etkili olması olarak yorumlanabilir. 19 Ocak’ta beyan edilen ortak bildirinin 8 saat sonrasında Kuzey Kore, Güney Kore’ye üst düzey askerî görüşme teklifini sunmuştur. Kuzey Kore Savunma Bakanı Kim Yong-chun’un Güney Kore Savunma Bakanı Kim Kwan Jin’e gönderdiği mesajda Cheonan firkateyni faciası ile Yeonpyeong’a saldırı konusunda ve Kore Yarımadası’nda gerilimin yumuşatılması hususunda görüş alışverişinde bulunabileceğini iletmiştir. Güney Kore prensip olarak ön görüşmelerin yapılabileceğini ancak yaşanan olaylar için Kuzey Kore’nin özür dilemesi şartını da ilave etmenin
peşindedir. Aslında Kuzey Kore yılbaşından itibaren Güney Kore ile ilişkilerini yumuşatmak için görüşme tekliflerini birkaç kez sunmuştu. Hu Jintao-Obama görüşmesinin hemen ardından Kuzey Kore tarafından sunulan “zeytin dalı” Çin-ABD görüşmesinin olumlu bir sonucu olarak yorumlandıysa da, Güney Kore tarafı bu gelişmeye iyimser olarak
bakmamaktadır. Buna rağmen Güney Kore Savunma Bakanlığı Kuzey Kore’nin görüşme önerisini kabul etmiştir.
Koreli uzmanlara göre, eskiden Kuzey Kore sorununun değerlendirilmesinde Çin’in tutumuna daha çok önem verilmekteydi, şimdi ise ABD’nin görüşü de önem
kazanmıştır. Bu sübjektif bir bakış ya da temenni olabilir, Çin ile Kuzey Kore arasında çok farklı bir ilişki tipi vardır, birçok alanda özellikle ekonomi alanında Kuzey Kore’nin Çin’e olan bağlılığı bilinen bir konudur. Çin, ABD’nin Kuzeydoğu Asya’da yeniden askerî varlığını kazanması ve en önemli ABD-Japonya-Güney Kore askerî müttefik, yani Çin uzmanlarının ifadesiyle “Asya NATO’sunun” kurulmasından endişe duyduğu için Kuzey Kore sorununda ABD’ye kısmen taviz verdiği biçiminde yorumlamak daha doğru olabilir. Gerçi Kuzey Kore yönetimi doğrudan ABD ile görüşme ve barış antlaşması imzalanması isteklerini bazen dile getiriyorsa da, Washington’un önce nükleer programın durdurulması ve uluslararası denetime açılması talebi Pyongyang yönetimini ikilemli duruma sokmaktadır. Çünkü Kuzey Kore’de siyasal rejimin korunması ve ülke güvenliğinin sağlanması için tehditlere karşı koyabilecek tek kozu uzun menzilli füze ile nükleer silah çalışmasıdır.
Diğer yandan söz konusu ortak bildirinin bağlıyıcı özelliği olmadığı ve Kuzey Kore sorunu üzerinde sadece görüş beyanı yapıldığı için bundan somut işbirliği beklemesi de gerçekçi değildir. Ortak bildiride üç defa Altılı Görüşmeler bağlamında 19 Eylül 2005’te alınan kararnameye değinilmiştir, yani Kuzey Kore nükleer silah programını durdurduğu takdirde ABD’nin Kuzey Kore’ye saldırısı olmayacaktır, hafif sulu reaktörlerinin yapımında da Kuzey Kore’ye yardım edilecektir. Ancak bu kararnamenin uygulanması zor olduğu için bugüne kadar kâğıt üzerinde
kalmıştır.
Kuzey Kore sorunu üzerinde nispeten farklı görüşlere sahip olan ABD ve Çin, bu ortak bildiride uzlaşma sağlamış gibi gözüküyorsa da, sorunun tam anlamıyla çözülebilmesi için tarafların bazı tavizleri vermesi gerekecektir; bundan da önemlisi ABD-Çin arasında sağlanması gereken siyasal güven ortamıdır.