Tunus’tan sonra bölgede en ciddi kitlesel ayaklanmanın yaşandığı Mısır’daki protestoların ülkede bir rejim değişikliğine yol açıp açmayacağı tartışmaları devam ederken, güvenlik birimlerinin halkın üzerine ateş açması sonucu onlarca kişinin yaşamını yitirmesi, öfkenin daha da büyümesine neden oldu. Devlet Başkanı Mübarek’in hükümetin istifasını istemesiyle birlikte düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü genişletme ve siyasi reformları hızlandırma sözü vermesinin kitleler üzerinde nasıl bir etki uyandıracağını görmek için bir süre daha beklemek gerekebilir. Bununla birlikte artık Mısır’da geriye dönüş mümkün değildir ve halk Mübarek’in otuz yılı aşan dikta rejimine daha fazla müsamaha göstermeyecektir. Nitekim gösterilerden çıkan ortak sonuca göre Mısır halkı kendi geleceğini özgür bir şekilde yine kendi iradesi ile şekillendirmek istemektedir.
Tunus’ta uygulanan militan laikliğin despotik bir devlet politikasına dönüşmesinin karşılığı halk ayaklanması oldu. Kısa zamana kadar Tunus'ta yaşanan halk ayaklanmasının Arap dünyasındaki istibdat rejimleri üzerinde bir domino etkisi yapmasına pek ihtimal verilmiyordu. Özellikle Mısır’ın siyasi yapısı ve sosyolojik gerçekleri dikkate alındığında bu ülkede bir Tunus deneyiminin gerçekleşmesi zor görünüyordu. Dahası, ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarları bakımından bugüne kadar her türlü desteği verdikleri Mübarek rejimini korumak için gerekirse eylemleri zor kullanarak bastırma konusunda ordu müdahalesine yeşil ışık yakabilecekleri konuşuluyordu. Ancak öyle olmadı ve Mısır’da halkın meydanlara inerek Mübarek rejimine meydan okumasıyla birlikte süreç farklı bir biçimde işlemeye başladı.
Mısır’da çok uzun bir süre temel hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, gözaltında sistematik işkence ve yargısız infazların ayyuka çıktığı bir siyasi otokrasi yaşandı. Enver Sedat döneminden bu yana sistemin en büyük korkusu haline gelen Müslüman Kardeşler hareketinin ciddi bir toplumsal desteği olmasına karşın siyasete katılımları sürekli olarak engellendi, üyeleri tutuklandı, işkence uygulamalarına maruz bırakıldı. Mısır’daki her muhalif oluşumun bir şekilde baskı altında tutulduğu göz önüne alındığında siyasi görüşü ne olursa olsun sokak eylemlerine katılan tüm Mısır’lıların sistemle bir hesaplaşma duygusu taşıdığı söylenebilir. Bunun yanı sıra Mübarek ailesinin bugüne kadar elinde tuttuğu devlet sermayesini kendi iktidarını güçlendirmek için kullanması ve onlarca yıla yayılan toplumsal yoksulluk ve sefaleti görmezden gelmeyi sürdürmesi bardağı taşıran son damla oldu.
Gelinen aşamada, ABD yönetimi, bir yandan sivillerin kontrolü ele geçirmesinden duyduğu kaygıyı dile getirmeye çalışırken öte taraftan Mübarek’e akıl hocalığı yaparak şiddete başvurmamasını ve “İpleri bir miktar gevşetmesini “ öneriyor. Ancak herkes biliyor ki ülkede Mübarek rejimi miadını doldurdu ve şu saatten itibaren bu rejimi ayakta tutmaya çalışmak çok daha büyük öfke patlamalarına yol açacak. Bu yüzden Mısır’ın geleneksel müttefiki olan ABD, son derece temkinli davranmaya ve göstericilerin taleplerini haklı gördüğünü vurgulamaya özen göstererek ortamı yumuşatmaya çalışıyor.
Arap-İslam dünyasındaki sivil aktörlerin kendi dinamikleriyle siyasi değişime yön vermeleri halinde bölgedeki tüm dengelerin Arap halkları lehine bozulacağını söyleyebiliriz. Yeter ki dış müdahalelerin etkisini azaltacak ve sistem içi dönüşümlerde belirleyici olacak sivil toplum örgütlenmesinin önündeki engeller kaldırılabilsin. Bununla birlikte her iki ülkedeki halk hareketlerinde ifade edilen gerçek taleplerin manipüle edilerek küresel hegemonik stratejilere uyumlu bir şekle dönüştürülmesi riskini yabana atmamakta fayda var. Müdahaleci dış güçlerin sıkça başvurdukları bu yöntemle kitle hareketlerine yön veren iletişim araçları, kurumsal ağlar ve liderlik mekanizmalarının belirli hedefler doğrultusunda kurgulanmalarına izin vermeyecek bir siyasi uyanıklık halini canlı tutmak gerekir.
Bölgede kökleri oldukça eskiye uzanan İslami hareketlerin hem Tunus’taki kitlesel hareket içinde ve hem de Mısır’daki halk isyanındaki siyasi rolleri, kitle iletişim araçları yoluyla ilginç biçimde geri planda tutulmak isteniyor. Bu tutum bir nevi İslamcı muhalefeti siyasi iddialarının gerisine çekerek kültürel bir alanda sınırlandırma çabası olarak yorumlanabilir. Tunus’ta faaliyetleri yasaklanmış olan El-Nahda hareketi ve Mısır’ın en önemli muhalif oluşumu olan Müslüman Kardeşler’in siyasi söylemlerinin İslami motifler içermesinden Batı kamuoyunun rahatsızlık duymaya devam ettiği biliniyor. Ancak bu siyasi hareketlerin toplumsal derinliği ve ağırlığını görmezden gelerek yeni bir siyasi yapı oluşturmaya çalışmak sorunların farklı bir boyut kazanarak büyümesine neden olacaktır.
Mübarek sonrası Mısır’ın erken genel seçimlere hazırlanması için Muhammed el-Baradey’in başkanlığında bir geçiş kabinesi oluşturulması konusunda Obama yönetimi ve uluslararası siyasi çevrelerin desteğinden söz edilmektedir. Baradey’in ülkeye dönmesi Mübarek rejiminin tasfiyesine onay verildiği anlamına gelmekle birlikte bu geçiş rejimine Mısır halkının nasıl baktığı çok daha önemlidir. Özellikle Mısır’daki İhvan hareketinin bundan sonra atacağı adımlar bölgedeki İslami karaktere sahip politik hareketlerin yönünü ve üstlenecekleri rolleri ciddi biçimde etkileyecektir. İslamcıların değişim sürecine yapacakları katkının boyutu ve iktidar paylaşımına ortak olup olamayacaklarına ilişkin süreci dikkatle takip etmek gerekmektedir. Bölgede Temel haklar ve özgürlüklerin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin kaldırılması, şeffaf ve çoğulcu bir siyasi katılım modelinin benimsenerek gelir dağılımındaki adaletsizliklerin, yoksulluk ve yolsuzluğun önlenmesi için tüm muhalif unsurların güçbirliği yapması, geleceğin birlikte inşa edilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.