ENGLISH
24.05.2012
18.01.2011 13:07


Doç. Dr. Erkin Ekrem
SDE Uzmanı
eekrem@sde.org.tr
CV

Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun ABD Ziyareti

 

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao’nun 18-21 Ocak tarihleri arasında ABD’ye yapacağı ziyaret her iki ülkede de önemli gelişmeler olarak zikredilmekte ve ikili ilişkiler üzerinde yoğun tartışmalar yaşanmasına yol açmaktadır. Mevcut hegemon güç ABD ile yeni yükselen güç Çin arasındaki ilişkiler ve karşılıklı uygulanan politikalar yalnızca iki ülkenin çıkarlarını ilgilendirmemektedir. Aynı zamanda söz konusu iki ülke ile ilişkileri olan birçok ülkenin menfaatlerine de tesir edebilmektedir. 21. yüzyılın siyasî, ekonomi ve güvenlik alanındaki gelişmelerin, ABD ve Çin arasındaki iyi veya kötü ilişkilerin etkisinde kalacağını tahmin etmek zor değildir. Bu nedenle Çin ve ABD’de ikili ilişkileri konu alan çeşitli konferanslar ve önde gelen uzmanların araştırmaları günden güne artmaktadır. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un 13 Aralık 2010’da ölen ABD’nin önemli diplomatlarından Richard C. Holbrooke için 14 Ocak’ta düzenlenen anma töreninde “21. Yüzyılda ABD-Çin İlişkilerinde Geniş Vizyon” (Broad Vision of U.S.-China Relations in the 21st Century) konulu bir konuşma yapmıştı. Yine 14 Ocak’ta Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Cui Tiankai, dışişleri bünyesinde düzenlenen II. Lanting Forumu’nda (Mavi Salon Forumu) “Yeni Dönemde Çin-ABD İlişkilerinin Ana Temaları” konulu bir konuşma yapmıştı. Her iki ülkenin dışişleri yetkilisi farklı bir vesile ile aynı günde ve aynı konuyu ele alarak iki ülke ilişkilerindeki problemleri ve geleceğe yönelik işbirliğinin önemini vurgulamıştır.
 
Çin-ABD Arasındaki Sorunlar ve İşbirliği
 
ABD Dışişleri Bakanı Clinton’a göre, Obama Hükümeti son iki yılda ikili ilişkilerin genişlemesi, derinleşmesi ve sürdürülebilmesi için fırsatlar yaratmaya çalışmıştır, ancak başarılar olduğu gibi bazı hayal kırıklıkları da yaşanmıştır. Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Cui Tiankai’ye göre, son bir yılda ikili ilişkiler adeta “kötü haber”lerle çalkalanmıştır. İkili ilişkilerin geleceğe yönelik daha geniş bir vizyona kavuşması için işbirliği şarttır ve başka seçenek yoktur. Clinton'da aynı görüşü ifade etmiş ve işbirliği yapılabilmesi için yaşanan anlaşmazlıklara uygun çözüm getirilmesinin önemini vurgulamıştır. Clinton, ikili ilişkilerin artık sadece iki ülkeyi ilgilendirmediğini ve küresel etkisinin olduğunu belirterek, ABD ve Çin’in politik tercihlerinin giderek önem kazanmasıyla birlikte ikili ilişkilerin kritik döneme girdiğini vurgulamaktadır.
 
Clinton’a göre, iki büyük ülke arasında görüş farklılıkların yaşanması normaldir, önemli olan akıl ve sorumluluk yoluyla bu sorunlara çözüm getirilmesidir. Her iki ülkenin kendi küresel sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir, bu da ikili ilişkilerin gelecek dönemde potansiyele sahip olup olmadığını belirleyecektir. Clinton, Çin’in yükselişinin nedenlerini; Çin halkının çalışkanlığı ve liderlerinin ileri görüşlü olması, açık ve dinamik küresel ekonomisi ve uzun sürede ABD’nin bölgede istikrar sağlamasının yarattığı imkânlardan yararlanması olarak tespit etmektedir. Bununla birlikte Clinton, tarihsel olgulardan edinilen yeni yükselen bir gücün çatışma ve belirsizlik dönemi yaratacağı, Amerikan toplumunda Çin’in gelişmesinin ABD için bir tehdit olacağı ve bunun da ABD’nin Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi ABD’yi çatışmaya sürükleyeceği veya çökerteceği gibi yorumlara katılmadığını belirterek, aynı şekilde Çin’de de ABD’nin her zaman Çin’in yükselişini engellediği ve gelişimini kısıtladığı tarzda görüşlerin mevcut olduğunu ve bunun da Çin’de milliyetçiliğini körüklendiğini dile getirmektedir. Clinton, 19. yüzyıldaki ‘Büyük Oyun’ ve ‘Sıfır Toplamlı Oyun’ yaklaşımlarının geride kaldığını ve bugünkü durumu izah edemeyeceğini ifade etmektedir. Bu bağlamda iki ülkenin yeni bir yolla uluslararası değişen dinamikleri anlaması gerekmektedir. Clinton, bir Çin deyimi olan “aynı gemideki insanlar birbirlerine yardım ederler” sözüne temas ederek, iki ülkenin bir gemide ilerlediğini ve hangi yöne ilerlemesinin önemli olduğunu, aksi halde meydana gelen kargaşa ve girdabın sadece iki ülkeyi etkilemekle kalmayarak, diğer ülke ve halkları da etkileyeceğini söylemiştir. Bu bağlamda tarihi, siyasal düzeni ve dünyaya bakışları farklı olan iki ülkenin bir yolunu bulup işbirliğine yönelmesi gerekmektedir.
 
Clinton, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların temelinde siyasal güvensizliğin yattığını belirtmiştir. Bu güvensizliğin oluşmasında karşılıklı kuşku duymanın dışında, küresel (iklim değişikliği üzerindeki tutumu, Çin’in Afrika dâhil birçok bölgedeki girişimleri) ile bölgesel (Kuzey Kore ile İran nükleer sorunu) sorunlar, ticaret dengesizliği, insan hakları problemleri, dini ve etnik sorunlar (Tibet ve Uygurlar) ve en önemlisi Tayvan sorunu da belirleyici rolü olmuştur. Clinton, iki ülkenin büyük ülke olmanın sorumluluğunu üstlenerek, karşılıklı anlayış ve verilen sözlerin hayata geçirilmesi ile sonuç alabileceğini ve kurala dayalı bir uluslararası düzenin kurulmasına yardım ederek daha olumlu bir geleceğe katkıda bulunabileceğini vurgulamaktadır.
 
Cui Tiankai'de Çin’in ABD ile işbirliğini bir tarihi gidişat olarak yorumlayarak, geri dönüşünün olmadığını belirtmektedir. İki ülke arasındaki 30 yıllık diplomasi ilişkilerinin gelişimi bunu göstermektedir. Cui Tiankai, Çin-ABD işbirliğinin mevcudiyetinin değiştirilmeyeceğini ve Asya-Pasifik bölgesinin kalkınması için tamamlayıcı rolünün olduğunu ifade etmektedir. Cui Tiankai’ye göre, Çin ve ABD dünyanın en büyük iki ekonomik gücü olarak Asya-Pasifik bölgesinin ekonomik büyümesinin önemli itici gücü haline gelmiştir. Bölgesel terörle mücadele, silahların yayılmasının önlenmesi, sınır ötesi suçla mücadele, doğal afetlerin önlenmesi ve azaltılması gibi birçok sorun üzerinde yapılan Çin-ABD diyalogu ve müzakereleri, bölgenin barışı, istikrarı ve refahı için olumlu katkılarda bulunmuştur. Çin-ABD arasındaki koordinasyon ve işbirliği Asya-Pasifik bölgesinin bölgeselciliği sürecini ilerletmiştir. Her iki ülke Asya-Pasifik’te hem açık hem de barındırıcı ve karşılıklı kazanç yapısının inşa edilmesi için destekçi olmuştur, APEC, ASEAN ve EAS (Doğu Asya Zirvesi) gibi bölgesel örgütlere iştirak ederek Asya-Pasifik’in toplu stratejik konumunun devamlı yükselmesinde olumlu roller üstlenmiştir. Çin-ABD arasındaki işbirliği bölge ülkelerinin arzusu olduğu gibi söz konusu ülkeler bu işbirliğinden kazanç sağlamaya çalışmaktadır. Küresel sorunlara karşı Çin-ABD işbirliğinin geleceği merakla beklenmektedir. Çin-ABD uluslararası alanda önemli etki sahibi iki ülkedir ve Cui Tiankai de “aynı gemideki insanlar birbirlerine yardım ederler” deyimini kullanarak iki ülkenin stratejik boyutu ve küresel etkisinden faydalanarak elbirliği ile dünyanın barışı ve kalkınması için katkılarda bulunması gerektiğini ve bunun da uluslararası kamuoyunun ortak arzusu olduğunu belirtmektedir. Ancak iki ülke arasındaki işbirliğinin “Çin-ABD’nin birlikte dünyayı yönetmesi” (G-2) anlamına gelmediğinin de altını çizmektedir. Clinton'da konuşmasında aynı görüşü belirtmiştir.
 
Ancak Cui Tiankai ikili ilişkilerin geçmişteki 30 yılı içerisinde hep engel ve zorluklar yaşandığını dile getirerek, Tayvan sorunu gibi Çin’in egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendiren Çin’in temel çıkarlarının (core interests), Çin-ABD ilişkilerinin siyasal temelini oluşturduğu gibi ikili ilişkileri de engelleyen unsur olduğunu belirtmektedir. Ayrıca iki ülke arasında toplumsal düzen, tarih ve kültür, gelişmişlik seviyesindeki farklılıklar gibi yapısal durumlarda ikili ilişkilerin gelişmesini engellemektedir. Cui Tiankai’ye göre, bu nedenle ikili işbirliği ilişkilerinin önemi artmaktadır. Cui Tiankai'de Clinton gibi çağın gerisinde kalan bazı yaklaşımların bırakılması gerektiğini dile getirerek, ikili işbirliğinin ilerlemesi için bazı görüşler beyan etmektedir: Eşitlik ve karşılıklı saygı, ikili ilişkilerin düzeyini yükseltebilir. Karşılıklı güven, birlikte kazanmanın derinliğini belirlemektedir. Normal ruhsal durum, farklılıklara yönelik hoşgörü bakışının ölçüsüdür. Bu görüş çerçevesinde Başkan Hu Jintao’nun ABD ziyaretinin işbirliğine yönelik bir açılımın önemli fırsatı olduğunu belirten Cui Tiankai yapılması gerekenleri ise, 1. Çin-ABD ilişkilerine stratejik yüksek düzeyde ve uzun vadeli bir perspektif ile yaklaşılması konusunda kararlı olunması gerekmektedir. 2. Çin-ABD ilişkilerinin dönemsel birikimleri daha aktif bir şekilde değerlendirilmeli ve planlanmalıdır. 3. Çin-ABD arasında stratejik güvenin artırılması konusunda daha kararlı olunmalıdır. 4. Çin-ABD işbirliğinin sürdürülebilirliği konusunda daha çok araştırma yapılmalı ve yeni yollar aranmalıdır.
 
Çin’in Temel Çıkarları ve Çin-ABD Gerginliği
 
ABD Dışişleri Bakanı Clinton'da Obama Hükümeti’nin Asya-Pasifik stratejik politikasını açıklamaktadır, 1. Daha önce Başkan Obama’nın ifade ettiği gibi ABD hem bir Atlantik ülkesi, hem de bir Pasifik ülkesi olmasından dolayı Asya-Pasifik bölgesi ABD’nin çıkarlarını ilgilendirmektedir. Bu nedenle ABD’nin Asya-Pasifik’te bölgesel angajman politikasını güçlü bir şekilde artırması doğaldır. 2. ABD-Çin arasındaki güvenin artırılması için çaba gösterilmelidir. 3. Çin dâhil her bölge ile ekonomik, siyasî ve güvenlik alanlarında işbirliği artırılacaktır. İkinci ve üçüncü madde, Çin’in de kabul edebileceği tarzdadır ve ABD’ye yönelik politikalarıyla büyük oranda uyumludur. Obama Hükümeti’nin birinci politikası Çin’i endişelendirmektedir. Pekin Hükümeti öteden beri diplomasi ilişkilerinde egemenliğe ve toprak bütünlüğüne ayrıca önem vermektedir. Çin, Tayvan’ın kendi hâkimiyeti altında olmamasına rağmen, tarihsel ve siyasal nedenlerle Çin’in bir parçası olduğunu ileri sürmekte ve diplomasi ilişkilerinde Tayvan’daki Milliyetçi Çin hâkimiyetini tanımamayı ön şart olarak koymaktadır. Son yıllarda Tibet ve Doğu Türkistan sorunlarını da egemenliğini ilgilendiren temel ulusal çıkarları olarak zikretmeye başlamıştır. Mart 2010’da Pekin Hükümeti Güney Çin Denizi’ndeki ihtilaflı olan Paracel ve Spratly Adaları’nın Çin’in egemenliğini ilgilendirdiğini iddia ederek Güney Çin Denizi’nin Çin’in temel çıkarları olduğunu Obama Hükümeti’ne iletmişti. Daha önce Çin ile ABD, Güney Çin Denizi’nde bazı gerginlikler yaşanmıştı. Çin ile Japonya arasındaki Doğu Denizi’nde bulunan ve Japonya denetimi altında olan Senkaku Adaları (Diao-yu Dao) gerçi Çin’in temel çıkarlarına bağlanmadıysa da, bu adalar yüzünden iki ülke arasında zaman zaman gerilimler yaşanmıştır. Pekin’in bu ihtilaflı olan bölgelerindeki egemenlik iddiası güçlendikçe bölge ülkeleri ABD’ye daha da yakınlaşmaktadır. Bu gelişmeler Çin tarafından da fark edilmektedir.
 
Pekin’in Güney Çin Denizi’ni temel ulusal çıkarlarına dâhil etmesi bölge ülkelerini (Vietnam, Endonezya, Malezya, Buruney, Filipinler ve Tayvan) endişeye soktuğu gibi Washington’u da rahatsız etmiş olmalıdır. Bu durum Temmuz 2010’da ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un Hanoi’de düzenlenen ASEAN Bölgesel Forumu’ndaki (ASEAN Regional Forum-ARF) konuşmasında ifade edilmiştir. Clinton, Güney Çin Denizi’nin uluslararası hukuk gereğince özgürce kullanılmasının ABD’nin de ulusal çıkarları arasında olduğu, bölge ülkelerinin de bu fikri paylaştığı ve söz konusu bölgede yaşanan ihtilafların dış baskılar olmadan müzakere edilebileceğini dile getirerek, ABD’nin bölge ülkelerin taleplerine destek verdiğini belirtmişti. Clinton’un bu çıkışı Çin tarafından kendi temel ulusal çıkarına meydan okuma olarak algılanmış ve Çin sert tepki göstermişti. Hâlbuki Kasım 2009’da ABD Başkanı Barack Obama’nın Çin ziyareti sırasında açıklanan ortak bildiride karşılıklı temel ulusal çıkarlara saygı gösterme ibaresi bulunmaktadır. Bu gelişmelerle Obama’nın iktidara geldiğinden beri ikili ilişkilerde ilk gerginlik yaşanmıştı.
 
Ekim 2010’da Clinton Vietnam, Kamboçya, Malezya, Papua Yeni Gine, Avustralya ve Çin’i kapsayan Asya gezisine çıkmış ve Çin ziyareti ise Çin’in güneyindeki küçük bir adada kısa süreli bir görüşmeyle sonlanmıştır. Aynı ayda Başkan Obama'da Hindistan, Endonezya, Japonya ve Güney Kore ülkelerini kapsayan 10 günlük Asya ziyaretini gerçekleştirmiştir. Başkan Obama’nın gezi programında Çin olmadığı gibi ilgili ülkelerin hepsi Asya’nın demokratik ülkeleridir. Buna rağmen bütün gezi sırasında Çin’in izlerinin var olması kaçınılmazdı. ABD yönetimi bu tür ziyaretlerle Asya ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında işbirliğini artırmayı amaçlamıştı, ancak Çin ile olan işbirliği sadece belli bir düzeyde kalmaktadır. Bu gezi sırasında Clinton, Pekin’in Güney Çin Denizi’nin Çin’in egemenliğini ilgilendirdiği ve temel ulusal çıkarı olduğu görüşünü kabul etmediğini belirtmiştir. Ancak Pekin bu tür söyleme kesin bir dille karşı çıkmaktaydı. Clinton, Kamboçya’nın Çin’e karşı daha bağımsız davranması ve kendi çıkarları için Çin’e açıkça taleplerini iletmesini önermiştir. Obama, Kasım ayındaki gezisinin Endonezya durağında ABD’nin güven veren, refah ve uluslararası sorumluluğunu bilen bir Çin’i görmek istediğini ifade etmiştir. Obama, her ülkenin uluslararası çerçevede ve kurallara göre hareket etmesinin doğru olduğunu belirterek, bu kuralların ABD, Çin ve Endonezya ülkeleri için de geçerliliğinin altını çizmiştir. Obama 10 Kasım’da Endonezya’nın bir üniversitesinde yaptığı konuşmasında refah toplumu hakkındaki görüşünün bir kez daha altını çizmişti: “Özgürlük olmadan refah sadece yoksulluğun başka bir türüdür.”. Çin’in dolaylı ya da dolaysız hedef alındığı bu ifadeler yine Çin tarafından eleştirilmektedir. Clinton, ABD’nin Asya’daki mevcudiyetinin Çin’i yalnızlaştırmaya gerek duymadığını ve Çin ile bölgede nüfuz kazanmak için rekabet etmenin ve sıfır toplamlı oyun ile meşgul olmanın gereği olmadığını belirtiyorsa da, Çin’in algılaması bu şekilde değildir. Nitekim Washington’un Asya’ya olan ilgisi ABD’nin Asya’da Çin’e karşı ittifak peşinde koşması olarak yorumlanmaktadır. Çin, Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton’un Asya ziyaretlerini “Çin’i kuşatma” olarak tanımlamaktadır. Ayrıca Çin’e göre, ABD’nin amacı bölünmüş bir Asya yaratmaktır. Böylece Çin’in bölgedeki etkisinin kırılması amaçlanmaktadır. Obama Hükümeti’nin Asya’ya geri dönüşü derhal Çin’in reaksiyonuyla karşılaştığı gibi iki ülke arasında bölgesel rekabeti de hızlandırmıştır.
 
Asya-Pasifik’te Güvenlik Sorunu ve Çin-ABD Rekabeti
 
Başkan Obama’nın Kasım 2010’daki Asya ziyareti sırasında edindiği en önemli izlenim ise Asya ülkelerinin çoğunun ABD’nin bölgeye angaje olması ve bölgede liderlik politikasını sürdürmesini istemesidir. Bu da yükselen Çin’in sert çıkışlarla dolu dış politikasının Asya ülkelerini endişeye sevkettiğinin işareti olmalıdır. Ancak bazı uzmanlara göre, Asya ülkeleri ABD ve ABD’nin askerî gücünün gidererek güçlenmekte olan Çin’e karşı bir bariyer rolü üstlenmesini istemektedir, ekonomik alanda en dinamik aktör olan Çin’in yerini almasını değil. Her şeye rağmen Asya ülkeleri Çin’den dolayı endişelidir ve bu durum ABD’yi Asya’ya geri dönmeye davet etmektedir.
 
Bu gelişmelerle birlikte ABD’nin ve bölge ülkelerin güvenlik alanındaki ortak çıkarları Asya-Pasifik’te askerî tatbikatların sayısını artırmıştır. ABD ortalama olarak her yıl Asya-Pasifik ülkeleriyle ikili veya çok taraflı ortak askerî tatbikatlar düzenlemektedir. Sadece 2010 yılı içerisinde Çin’in çevresinde birçok defa ortak askerî tatbikat gerçekleştirilmiştir. Çin’in güneyindeki Güney Çin Denizi’nde ve Çin’in doğusundaki Sarı Deniz ile Japon Denizi’nde yapılan bir dizi askerî tatbikat söz konusudur. Haziran-Ağustos 2010 tarihlerinde ABD, Avustralya, Kanada, Şili, Kolombiya, Fransa, Endonezya, Japonya, Malezya, Hollanda, Peru, Güney Kore, Singapur ve Tayland’ı kapsayan toplam 14 ülkenin katılımıyla Asya-Pasifik’te dünya tarihi boyunca en büyük kapasiteli ortak askerî tatbikat düzenlenmiştir. Her iki yılda bir kez ve bölgede yükselen bir askerî gücün tehdidine karşı düzenlenen tatbikata 34 savaş gemisi, 5 denizaltı, yüzden fazla savaş uçağı ve 20 bin asker katılmıştır. 25-28 Temmuz’da ABD-Güney Kore ortak askerî tatbikatı Japon Denizi’nde düzenlenmiş ve 20 savaş gemisi, 200 savaş uçağı ve kara, deniz ve hava kuvvetlerine bağlı 8 bin asker katılmıştır. Söz konusu tatbikat 1976 yılından bu yana düzenlenen en büyük tatbikattır. Bu tatbikatta bin 800 tonajlı nükleer denizaltılar, F-22 savaş uçakları ve Güney Kore’nin F-15K ile KF-16 savaş uçakları gibi ileri teknoloji ürünü silahlar kullanılmıştır. 11 Ağustos’ta ABD, Çin’in güneybatı komşusu Vietnam ile ortak askerî tatbikat düzenlemiştir. Nükleer güdümlü Carl Vinson uçak gemisi bu tatbikata iştirak etmiştir. 1995 yılında diplomasi ilişkileri tesis edilen iki ülkenin Vietnam yakınlarında düzenlediği tatbikat, Güney Çin Denizi’nde mevcut gerginliği arttırmıştı. 16-26 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen ABD-Güney Kore ortak tatbikatına 56 bin Güney Koreli asker ve 30 bin ABD’li asker katılmıştır.
 
12-21 Eylül tarihleri arasında ABD, Asya-Pasifik’teki üssü olan Guam Adası çevresinde 14 bin askerin iştiraki ile düzenlenen askerî tatbikata ABD’nin en büyük tonajlı George Washington uçak gemisini de kapsayan saldırı grubu, ABD’nin en ileri teknoloji ile donatılmış Hawaii nükleer saldırı denizaltısı, Tucson nükleer saldırı denizaltısı, Essex amfibi hücum gemisi ve Mike Campbell Aegis destroyeriyle katılmıştır. Ayrıca tatbikata 16 adet F-22 dahil 150’den fazla savaş uçağı, bombardıman uçakları ve yakıt ikmali uçakları da iştirak etmiştir. 26 Eylül-1 Ekim arasında düzenlenen ABD-Güney Kore ortak tatbikatı Çin’in doğusundaki Sarı Deniz’de gerçekleşmiştir. Bu tatbikata Güney Kore’nin 2 adet destroyeri (KDX-II), firkateyni, devriye gemileri, P-3C devriye uçakları ve denizaltıları iştirak etmiş ve ABD’nin John McCain ve Fitzgerald destroyerleri, Victory sualtı akustik izleme gemisi, nükleer güdümlü denizaltısı ve deniz karakol uçağı katılmıştır. 28 Kasım’da ABD-Güney Kore’nin 5 günlük ortak tatbikatı önceki düzeyde olup George Washington uçak gemisi muharebe grupları Çin’e yakın olan Sarı Deniz’de ortak askerî tatbikat düzenlemiştir. Ardından 3-10 Aralık’ta ABD-Japonya ortak tatbikatı Japonya’nın güneybatı bölgelerinde, yani Çin ve Tayvan’a yakın olan deniz alanlarında gerçekleşmiştir. Bu tatbikatın kapasitesi ABD-Güney Kore ortak tatbikatının altı katı olup, 1986 yılından bu yana düzenlenmiş en büyük tatbikattır. Söz konusu tatbikata Japon Öz Savunma Kuvvetleri’ne mensup 44 bin 500 asker iştirak etmiştir. 2011 yılında George Washington uçak gemisi, Carl Vinson uçak gemisi ve Ronald Reagan uçak gemisine bağlı savaş grupları Batı Pasifik’te toplanarak, tarihin en büyük tatbikatına hazırlanmaktadır. ABD, Asya-Pasifik’te 100 bin asker bulundurarak uçak gemisi, nükleer güdümlü denizaltı, Aegis savaş gemileri ve bombardıman uçaklarının adeta yarısını bölgede konuşlandırmıştır.
 
ABD öncülüğündeki bu askerî tatbikatların amacı bölgenin ve müttefiklerin güvenliğini sağlamaktır. ABD’nin Asya’da muazzam askerî kuvvet bulundurması yalnızca Kuzey Kore’ye yönelik olmayabilir. Tatbikatın amacı bölgede kargaşa yaratmak ve bunu fırsat bilerek Asya’ya dönüş politikasını gerçekleştirmektir. ABD’nin Asya’da daha fazla askerî güç konuşlandırmasının doğrudan sebebi Kuzey Kore’nin tehditkâr tutumunu sürdürmesi ve Çin’in de Kuzey Kore’yi dizginleştirememesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca Çin’in yükselişi ve dış politikasında sertliğe dayalı tavırları Asya ülkelerini endişeye sokmaktadır. Kuzeydoğu Asya’da Japonya ve Güney Kore, ABD’nin müttefiki ve belli düzeyde silah teknolojisine sahip olduğu için Çin’i sınırlı ölçüde dengeleyebilmektedir. Ancak Güney Asya ülkeleri silahlanma hızını arttırmakta ve bazıları ise ABD ile güvenlik işbirliği yapmakla kendi güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.
 
Bütün bu gelişmeler ABD’nin Asya’ya geri dönüş stratejisini gerçekleştirmesini kolaylaştırmaktadır. Nitekim nükleer gücüne dayanarak tehditkâr tutumunu sürdüren Kuzey Kore ile yükselen Çin’in bölgedeki diplomatik tutumundan dolayı Japonya, Güney Kore ve bazı Güneydoğu Asya ülkeleri güvenlik açısından ABD’nin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Böylece ABD, Asya ülkeleriyle olan ilişkilerini güçlendirmiş olacaktır. Mevcut durum ABD açısından Kuzey Kore nükleer sorunu üzerindeki etkisini yeniden tesis etmeye fırsatını yaratmış ve Çin’in etkisini de kırabilecek gelişmeleri meydana getirmiştir. Aynı ABD’nin Asya’ya dönüşü ABD-Çin ilişkilerini derin güvensizliğe ittiği gibi Çin’in birçok alandaki etkisini de zor duruma sokacaktır.
 
Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Dönem
 
Dünyanın en büyük iki ülkesi arasında yaşanan bu gerginliklerin bir kısmı ulusal çıkar çatışmasından ve bir kısmı da karşılıklı yanlış anlaşılmadan kaynaklanmaktadır. Çin-ABD arasında yapısal farklılıkların mevcut olması ve ortak değer paylaşımının olmaması nedeniyle sözü edilen konularda çatışmaların süreceğini tahmin etmek zor değildir. Ancak ekonomik, bölgesel güvenlik ve diğer geleneksel olmayan güvenlik sorunlar üzerinde işbirliği yapma imkânı da vardır. Yani Çin-ABD arasında, Soğuk Savaş döneminde ABD-Sovyetlerin yaşadığı tarzda çatışmalar olmayabilir. Ayrıca iki ülke 2010 yılında yaşanan gerginliklerden ders çıkarmış olmalıdır, her iki ülkedeki yetkililerin daha sıkı diyalog ve işbirliğini vurgulaması bunun bir işareti olmalıdır. Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun ABD ziyareti öncesi her iki ülkenin sıcak mesajlar vermesi bu ziyarete verdikleri önemi göstermektedir. Ayrıca Çin’in hayalet uçak prototipi J-20’nin ilk testinin yapılması ve ilk uçak gemisinin gelecek yıl suya indirilmesi, ABD’nin bölgedeki askerî üstünlüğünü kırmaktadır. Bununla birlikte Çin’in, ABD’nin bölgedeki uçak gemilerini vurabilecek anti-gemi balistik füze sistemlerini oluşturması Çin’in ABD’ye karşı diplomasi kartını güçlendirmektedir. Yani Başkan Hu Jintao’nun ABD ziyareti bir ölçüde Çin’in elini güçlendirerek ulusal çıkarlarını koruma bağlamında imkân yaratmış olacaktır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Annan Barış Planı ve Çin’in Suriye Planı - 03 Nisan 2012 Salı 12:02
Çin’in Savunma Bütçesi ve Asya’da Silahlanma Yarışı - 15 Mart 2012 Perşembe 16:54
Çin’in Müstakbel Devlet Başkanı Xi Jinping - 20 Şubat 2012 Pazartesi 16:35
Çin’in Veto Kararı ve Suriye Endişeleri - 10 Şubat 2012 Cuma 12:08
Obama’nın Yeni Savunma Stratejisi ve Çin - 13 Ocak 2012 Cuma 10:42
Çin-Kaddafi Silah Ticaretinin Diplomasi Yansımaları - 13 Eylül 2011 Salı 14:04
Doğu Türkistan’da Şiddet Olayları: Sorunlar ve Çözümler - 05 Ağustos 2011 Cuma 11:54
Çin’in Sudan Politikası: Yükselen Gücün Yeni Diplomasisi - 22 Temmuz 2011 Cuma 14:43
Çin’in Yeni Libya Politikası: İçişlerine Karışma? - 30 Haziran 2011 Perşembe 20:15
Afganistan’ın ŞİÖ Üyeliği ve Çin - 27 Mayıs 2011 Cuma 12:59
Usame Bin Ladin Sonrası ve Çin - 05 Mayıs 2011 Perşembe 18:47
Çin’in Askeri Harcamaları ve Doğan Endişeler - 31 Mart 2011 Perşembe 17:00
Libya Saldırısı ve Çin'in Tutumu - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:56
Mısır Olayları ve Çin’in Tutumu - 08 Şubat 2011 Salı 14:55
ABD-Çin İlişkileri: Jon Huntsman’ın Başkanlık Adaylığı Üzerine - 04 Şubat 2011 Cuma 16:08
Çin-ABD Zirvesi ve Kuzey Kore Sorunu - 31 Ocak 2011 Pazartesi 13:35
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun ABD Ziyareti - 18 Ocak 2011 Salı 13:07
Japonya-Rusya Kuril Adaları Sorunu ve Çin - 12 Ocak 2011 Çarşamba 09:41
Türk ve Çin İlişkileri: Düşünce Kuruluşları Arasında İşbirliği - 26 Ekim 2010 Salı 11:23
Çin’in Orta Asya Güvenlik İşbirliği Politikası: Barış Misyonu-2010 Tatbikatı - 30 Eylül 2010 Perşembe 09:37
Türkiye-Çin İlişkileri: Çin’in Gözünde Türkiye - 13 Eylül 2010 Pazartesi 11:20
Dünyanın İkinci Büyük Ekonomi Gücü Olan Çin Neden Sevinemedi? - 24 Ağustos 2010 Salı 11:24
Kırgızistan Olayları ve Tarihsel Düşünceler - 16 Haziran 2010 Çarşamba 18:14
AİGK ve Çin’in Katılımı - 07 Haziran 2010 Pazartesi 18:16
Kore Yarımadası Gerginliği: Üçlü Zirve ve Çin - 03 Haziran 2010 Perşembe 17:25
Kore Yarımadası’nda Gerginlik ve Çin’in Tutumu - 29 Mayıs 2010 Cumartesi 13:00
İran Nükleer Sorunu: Türkiye ve Çin - 24 Mayıs 2010 Pazartesi 20:47
Japonya-Çin Gerginliği: Yükselen Çin’e Karşı Arayışlar - 28 Nisan 2010 Çarşamba 17:16
Çin’in Nükleer Sorun Üzerindeki Tutumu - 10 Nisan 2010 Cumartesi 18:58
Kırgızistan’da Yeni Sivil Darbe - 08 Nisan 2010 Perşembe 12:07
Güney Asya Açılımı: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ziyareti - 17 Şubat 2010 Çarşamba 16:44
Türkiye-Çin İlişkileri: Tanımak ve Anlamak - 06 Şubat 2010 Cumartesi 11:36
Çin-Tibet Görüşmeleri ve Yaşanması Muhtemel Çıkmazlar - 01 Şubat 2010 Pazartesi 09:27
Hindistan-Japonya Güvenlik İşbirliği ve Çin: Hindistan’ın Güvenlik Tehdit Algılaması - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:40
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:37
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Orta Asya’ya ‘Enerji’ Ziyareti - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:30
Urumçi Olayları Sonrası Türkiye-Çin İlişkileri - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:19
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 12 Ocak 2010 Salı 14:44


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya