Tunus’ta bir aydır devam eden hükümet karşıtı protestolar sonucu 23 yıllık baskı rejimini tek adam olarak yöneten Zeynel Abidin Bin Ali çareyi ülkeyi terk etmekte buldu. 1987 yılında Habib Burgiba’yı askeri bir darbe ile yönetimden uzaklaştıran Bin Ali bu kez bir halk ayaklanmasıyla devrilmiş oldu. Bin Ali’nin durumunu 1979 devrimi sonrasında ülkesinden kaçan İran Şahı’nın gidişine benzetmek mümkün.
Yıllarca Tunus halkının temel hak ve özgürlüklerini ellerinden alarak siyasi muhalifler, dini hareketler ve basın kuruluşlarına yönelik acımasız bir baskı rejimi kuran Bin Ali döneminde binlerce kişi gözaltı merkezleri ve cezaevlerinde işkenceden hayatını kaybetti. Bu korku imparatorluğu yüzünden on binlerce Tunuslu ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca rejim muhalifleri değil, kendi geleceklerini özgür bir ülkede arayan eğitimli birçok genç, başta Fransa olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine dağıldı. Sadece Fransa’da yaklaşık 600 bin Tunus kökenli göçmen ve sığınmacının bulunduğunu dikkate aldığımızda trajedinin boyutlarını kavrayabiliriz.
Bin Ali ve yakın çevresinin ördüğü yolsuzluk ağı ile ülkenin tüm varlıkları yağmalanırken, halkın yaşadığı sefalet ve yoksulluk büyük boyutlara ulaştı. Toplumdaki derin öfkeyi medyaya uyguladığı sansürle engellemeye çalışan Bin Ali, iletişim teknolojisi sayesinde örgütlenen gençlerin direncine yenildi. Gösterilerde öne çıkan ortak özellik, işsizlik, yoksulluk ve yağma rejime karşı birikmiş büyük bir öfkenin açığa çıkmasıydı. Dolayısıyla bugün Tunus’ta yaşananlar, zulüm ve haksızlığa karşı bir halk isyanını ortaya koymakta ve bölgede ilk kez bu nitelikte bir başkaldırı, yönetim değişikliğine yol açmaktadır.
Bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana askeri vesayet sisteminin egemen olduğu Tunus’ta 55 yıldır otokrasi hakimdi. Adalet ve özgürlük talepleri her defasında acımasız yöntemlerle bastırıldı. Muhalefet susturuldu, basın sansürlendi ve kapalı bir rejimin tüm olumsuzlukları ülkede yaşandı. En önemli siyasi aktörlerden biri olan Nahda hareketi lideri Raşid El Gannuşi ve taraftarları yıllardır sürgünde bulunuyor. Bugün Tunus’ta yaşanan olayları “İş, ekmek, özgürlük” şeklinde özetlenebilecek taleplerin bir sonucu olarak değerlendirmek mümkün olsa da bütün tepkilerin arka planında özgürlük ve adalet sorununun bulunduğunu vurgulamak gerekmektedir. Dolayısıyla insan onuruna yaraşır ve eşit temsile dayalı bir siyasal sistemin yokluğu hukuksuzluk ve keyfiliğin başlıca nedenidir.
Küresel iletişim çağının imkanlarından yararlanan Tunus’un genç ve eğitimli kuşağı, dünyada ne olup bittiğini gayet iyi algılamakta ve mevcut konumlarını diğer ülkelerde yaşananlar ile kıyaslamaktadır. Özgürlük ve refah içinde bir gelecek arayışı içinde olan gençlerin ateşlediği isyan, Tunus’un hak ettiği bir yönetim modeline geçişini kolaylaştırabilir. Tunus’ta yaşanacak siyasal ve toplumsal değişimin komşu ülkeler Cezayir, Fas, Libya ve Mısır’da nasıl bir etki meydana getireceğini tahmin etmek kolay olmamakla birlikte, bu ülkelerin demokratikleşme hareketlerine çok uzun bir süre direnemeyeceğini söyleyebiliriz. Nitekim siyasal katılımın engellendiği ve güce dayalı tek adam ya da tek parti rejimlerinin yürürlükte olduğu Cezayir, Libya ve Fas’ta toplumsal muhalefetin giderek sesini yükselttiğini ve sokakların hareketlenmeye başladığını görüyoruz. Mısır’ın siyasi tecrübesi farklı gibi görünse de Mübarek rejiminin baskıcı uygulamalarına karşı öfkenin kabardığı ve patlama noktasına geldiği bir gerçek.
Tunus’ta bugün yaşanan siyasi kaos ve belirsizliğin sona ermesi için Bin Ali yanlısı siyasi ve askeri bürokrasinin tasfiye edilmesi ve yasaklanan tüm siyasi oluşumlara yeniden izin verilmesi şarttır. Ülkedeki baskı rejiminden kaçarak yabancı ülkelere sığınan muhalif unsurların rejim değişikliği ile birlikte geri dönüşlerinin sağlanması gerekmektedir. Böylece yeni bir Tunus’un tüm farklı etnik, dini ve kültürel grupların ortak çabası ile kurulması mümkün olacak, siyasi zenginlik ülkedeki değişimin rengini de belirleyecektir. Siyasi yasakların kaldırılarak her Tunus vatandaşının özgürce oy kullanacağı seçimlerin biran önce yapılması için ülkede can ve mal güvenliği sağlanmalı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.
Uluslararası çevrelerin Tunus’ta yaşananlar karşısındaki tepkileri ise oldukça anlamlıdır. Bölgede sömürge döneminden bu yana siyasi ağırlığı olan ve dikta rejimlerini kararlı bir biçimde destekleyen Fransa’nın Tunus’taki rejim değişikliğinden çok da memnun görünmediği anlaşılmaktadır. Buna karşın ABD yönetiminin halk hareketinden yana tavır koyması ve özgür bir Tunus’u savunacağını açıklaması, bölgedeki dengelerin geleceği bakımından dikkat çekicidir. Arap rejimlerinin bölgedeki gelişmelerden tedirginlik duyması gayet doğaldır. Zira nitelik itibariyle benzer özelliklere sahip ve otokratik yapının egemen olduğu bir coğrafyanın parçaları olarak kendi iktidarlarını güvende hissetmemektedirler. Kısacası Tunus halkı tarihi bir dönemecin eşiğinde olarak sahneye çıkmaktadır. Adalet, özgürlük ve eşitliğe dayalı yeni bir Tunus, tüm bölgede hukuka ve insan hakları değerlerine dayalı siyasi oluşumlara güç katacaktır.