10 milyonu aşkın nüfusu ile Tunus, Avrupa’nın Afrika’ya açılan kapısıdır. 16. yüzyılın son çeyreğinden itibaren 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştı. 1881’den 1956 yılına kadar da Fransız işgali yaşadı. Bu tarihten sonra komutan Habib Burgiba tarafından kurulan Tunus Cumhuriyeti, Arap dünyasındaki en baskıcı rejimlerden sayılan tek parti yönetiminde kaldı. 1987 yılında akli yetersizlikten devrilmesine rağmen bugünkü Tunus büyük ölçüde onun eseridir. 65 yıllık bağımsız Tunus tarihinde yalnızca iki başkan adının bulunması zaten çok şey anlatıyor.
Yaşananları anlamak için Habib Burgiba ve onun yerine geçen Zeynelabidin Bin Ali’nin politikalarını kısaca gözden geçirmek gerekir. Ordu destekli Anayasal Demokrasi Partisi’nin hakim olduğu tek parti yönetimi, klasik Fransız Jakoben modernleşme projesini uygulamıştır. Birçok açıdan Türkiye’deki tek-parti yönetimine benzetilir. İlk yıllarında giriştiği sosyalist ekonomik politikalar tutmayınca 1970’lerde karma ekonomi modeline geçerek özel sektörün gelişmesine fırsat vermiştir.
Bin Ali de halefi gibi bir askerdir ve 1987’de başbakan olarak Burgiba’yı kansız bir darbe ile yönetimden uzaklaştırmıştır. 23 yıllık yönetiminde basın özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi insan haklarını ihlali, gerçek muhalefeti bastırırken göstermelik muhalefete izin vermesi yüzünden sıkça eleştiriliyordu. Hatta başörtüsü yasağını Türkiye’dekinden ileri götürerek sokağa taşıdığı da biliniyor.
Bin Ali yönetimindeki Tunus’ta bazı ekonomik iyileşmeler olsa bile, birçok gelişmişlik göstergesinde çok gerilerde görünüyordu. Ekonomisi, büyük ölçüde tarım, tekstil ve turizme dayanmaktadır. 2009 Ekonomik krizi Avrupa’yı derinden etkilediği için AB’ye bağımlı olan ve iyi yönetilmeyen ekonomisi de büyük kan kaybetmiştir. Resmi kayıtlarda bile işsizlik oranı yüzde 13 olarak gösterilmektedir ki gerçek oranın daha yüksek olduğu düşünülebilir.
Bütün bunlara ülkede yaygın yolsuzluk, pahalılık ve gerçek muhalefetin yokluğu da eklenince siyaset sokaklara taşmıştır. İşportacılılık yapan üniversite mezunu bir gencin tezgahının polis tarafından elinden alınıp hırpalanmasından sonra 17 Aralık’ta gencin kendini yakması, protestoların fitilini ateşlemiştir. Ancak, bu devrimi sadece artan baskı ile açıklamak doğru olmaz. Sosyolojik araştırmalar göstermiştir ki baskının fazla olması tek başına isyanları açıklamaz. Protestoların örgütsel idaresi, fırsatlar ve kaynaklar önemlidir. Bu protestoların çok başıboş olmadığını tahmin ediyoruz. Burada diplomalı işsizlerin protestolara bilgi ve taktik gibi büyük kaynak sağladığı da açıktır.
Bu devrimdeki fark ise dış destektir. Dış destek olmasa bu tür otoriter rejimler uzun süre ayakta kalamazlar. Ortadoğu’dakileri ABD, Afrika’dakileri ise Fransa desteği ile ayakta tutmaktadır. Ancak, bu ülkelerde artan umutsuzluk ve olumsuzluklardan beslenen radikalizm ve terör, son dönemde rejimleri değil doğrudan Batı’ya yönelmeye başlayarak Batı güvenliğini de tehdit etmektedir.
George W. Bush, bu rejimleri değiştirmeyi bile düşünmüştü ama samimi olmadığı ve Amerikan çıkarlarına göre seçici davrandığı için yeterince başarılı olamadı. Ancak, Tunus halkının patlaması karşısında Batı, Tunus rejiminin arkasında dur(a)madı. Obama Yönetimi protestocuların öldürülmesini eleştirdi ve bunu AB izledi. Ayrıca, fazla petrole sahip olmaması da Tunus rejiminin korunması için çok bir neden bırakmıyordu. Ancak Obama yönetiminin demokrasi konusunda Bush’a göre daha samimi ve duyarlı olduğunu gözlemliyoruz. Obama’nın Tunus halkını kutladığı ve Sarkozy’nin de Bin Ali’yi ülkesine kabul etmediği haberleri de bu durumu destekliyor.
Bu devrimde özellikle dijital medyanın rolü küçümsenmeyecek ölçüdedir. Belki de ilk dijital devrimdir. Protestocuların ve muhalefet örgütlerinin Facebook ve Twitter’ı yoğun şekilde kullanarak örgütlendikleri anlaşılmaktadır. Ancak, kurulduğu günden beri Arap Dünya’sına uydu üzerinden hitap eden ve özgür tartışma platformu olmaya çalışan El-Cezire Kanalı, Arap halklarının hem genel bilgilendirilmesi ve bilinçlenmesinde rol oynadığını gözlemliyoruz. Tunus protestolarını yakından izlemesi ve biraz da destek vererek aksettirmesi de önemli bir faktör olmuştur. Dolayısıyla, Tunus Devrimi’ni dijital devrim olarak görmek abartılı olmaz çünkü örgütlenmede bu kaynaklar çok kullanıldığı gibi, rejim de bu dijital kaynakları kontrol etmekte zorlanmıştır.
Bu devrimin bölgede ve belki dünyada ciddi etkileri olacaktır. Tunus rejimi, birçok açıdan laik Türkiye rejimine benzediği için ve Türkiye’deki AK Parti deneyimi, Tunus’taki muhalif harekete ilham kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Bu devrimin Türkiye’yi çok etkilenmesi beklenmiyor. Hatta, demokratik bir Tunus ile Türkiye’nin daha iyi ilişkiler geliştirebilir.
Bu devrim, özellikle otoriter rejimlerle yönetilen Arap dünyasına ciddi bir şok dalgaları gönderecektir. Zaten gösterilere sahne olan Cezayir’de etkisi hemen hissedilebilir. Ancak benzer faktörlerin etkili olduğu ve 2011 Eylül’ünde yapılması beklenen Mısır başkanlık seçimlerinde hissedilecektir. Bölgede demokrasi ve özgürlük yönünde büyük bir rüzgar oluşacağı için bölgedeki bütün rejimleri derinden etkileyecektir. Diğer yandan, olaylar henüz yeni şekillenmektedir. Ülkenin kaosa sürüklenme tehlikesi de vardır ve eski rejimin adamları henüz görev başındadır ki farklı manevralarla tutunmaya çalışacaklardır. Ama ok yaydan çıkmıştır, ne Tunus ne de Ortadoğu bildiğimiz haliyle kalmayacaktır.