1 Kasım 2010’da Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Rusya’nın Güney Kuril Adaları denilen, Japonya’da Kuzey Toprakları olarak ifade edilen ve 4 adadan oluşan Kuril takımadalarının biri olan Kunashiri Adaları’nı ziyaret etmişti. Başkan Medvedev adaları ziyaret eden ilk Kremlin lideridir. Bu ziyaret Rus liderlerinin ilk tarihi ziyareti idi ve söz konusu ziyaret ihtilaflı topraklara olduğu için Japonya-Rusya arasında gerginlik
yaratmıştır. 1956 yılından bu yana Japonya ile Rusya (eski Sovyetler Birliği) arasında bir problem olarak bilinen Kuril Adaları sorunu ikili ilişkilerin normalleşmesinin önündeki temel engellerden
biridir. Japonya sadece Rusya ile değil, aynı zamanda Çin ile Senkaku (Diaoyu Dao) ve Güney Kore ile Takeshima (Dokdo) Adaları üzerinde de ihtilaflar yaşamaktadır. Doğu Asya’da meydana gelen bu tür sorunlar bölge ülkelerinin ikili ilişkilerinin gelişmesine ve bölgesel işbirliği zeminine zarar vermektedir. Dolayısıyla Doğu Asya’nın istikrarı ve barışına da katkılarda bulunamamaktadır.
Japonya-Rusya Kuril Adaları Sorunu
Kuril Adaları Rusya’nın Kamchatskaya ile Japonya’nın Hokkaido bölgeleri arasındadır ve adalar silsilesinden oluşmaktadır. Kuril Adaları toplam 1250 km uzunluktadır ve Japonya’nın iddia ettiği kısmı yaklaşık 400 km uzunluktadır. Kuril Adaları batıda Okhotsk Denizi ile doğuda Pasifik Denizi’yle ayrılmış bir konumdadır. Japonya ile Rusya arasında ihtilaflı olan Güney Kuril Adaları genel olarak Japonya’nın kuzey sınır bölgesi olan Hokkaido, kuzeye doğru ve Rusya’nın Kuril Adaları’nın güneyine doğru uzanan Kunashiri ve Etorofu Adaları ile bu iki adanın doğusunda bulunan Habomai ve Shikotan’dan oluşan iki adadır. Söz konusu dört adanın toplam yüz ölçümü 5038,33 km² olup Habomai ile Shikotan bu alanın sadece %6’sını oluşturmaktadır. Bu adaların asli halkı Ainu adındaki aborjinlerdir. İkinci Dünya Savaşı’nda Rus işgali döneminde 17 bin Japon adaları terk etmiş ve bu tarihten sonra söz konusu bölgeye 10 binden fazla Rus yerleşmiştir.
18. yüzyılda Ruslar ve Japonlar bu bölgelere doğru genişlemeye başlamış ve 7 Şubat 1855’te Japonya’nın Şimoda şehrinde imzalanan Shimoda Anlaşması ile bölgeyi paylaşmışlardı. Bu anlaşmadan dolayı 1980 yılının 7 Şubat günü Japonya’nın “Kuzey Toprakları Günü” olarak anılmaya başlayacaktı. Kuril Takımadaları’nın ortasından yani Urup Adaları’ndan itibaren kuzeydeki bütün adalar Rusya’ya, Urup Adaları’nın güneyindeki Etorofu Adaları’nın güneydeki dört adası Japonya’ya
aittir. İki ülke arasında 7 Mayıs 1875’te St. Petersburg’da imzalanan Karafuto-Chishima Kokan Joyaku Anlaşması (Sakhalin-Kurile Exchange Treaty) ile Japon kontrolü altındaki Sakhalin toprağı Rusya’ya devredilmiş, Hokkaido’dan Shumushu Adaları’na kadar Kuril Takımadaları’nın hepsi Rus kontrolüne
geçmişti. Yani bütün Sakhalin Adası Rusya’ya ait olmuştu. 1904-1905 yılları arasında Japonya-Rusya savaşını sona erdirmek üzere 5 Eylül 1905’te ABD’nin Portsmouth Deniz Kuvvetleri Üssü’nde imzalanan Portsmouth Antlaşması sonucunda Rusya, 50. kuzey enleminde bulunan Sakhalin Adası’nı Japonya’ya süresiz olarak
devretmişti. Aynı zamanda savaşı kaydeden Rusya’nın; Japonya’nın Kore üzerindeki siyasî, ekonomik ve askerî egemenlik haklarını tanıması, Çin’den 1898 yılında kiraladığı bölge (leased territory) olan Da-lian ve Lü-shun liman bölgelerinin bütün haklarını Japonya’ya devretmesi, Çin ile yapılan anlaşmaya bağlı olarak 1896-1903 yılları arasında tamamlanan Mançurya’nın Chang-chun’den Lü-shun’a kadar uzanan demiryolu ve ilgili bütün mülkiyet haklarını Japonya’ya devretmesi ve Rusya’nın Mançurya üzerinde fırsat eşitsizliği yaratan bütün haklarını feshetmesi gibi maddeler de vardır.
Ancak Japonya sahip olduğu bazı toprakları İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında kaybedecekti. 1 Aralık 1943’teki Kahire Konferansı Bildirisi’nde, Japonya’nın Birinci Dünya Savaşı sonrası Pasifik’te ele geçirdiği veya işgal ettiği bütün adaların haklarını devredeceği
yazmaktadır. Şubat 1945’te Yalta Konferansı sırasında alınan gizli kararlardan biri ise, Nazi Almanya’nın yenildikten sonra Sovyetler Birliği’nin 2-3 ay içinde müttefik ordularıyla Japonya’ya savaş açmasıdır. Bunun karşılığında 1904 yılında Japonya’nın Çarlık Rusya döneminde ele geçirdiği bütün toprakları yani Sakhalin Adaları ve çevresindeki bütün adaları geri vermesi, Çin’in Da-lian (Dairen) ve Lü-shun (Arthur) Limanları’ndaki imtiyaz hakları, Sovyetler ile Çin arasında ortaklaşa yapılan Çin Doğu Demiryolu ve Güney Mançurya Demiryolu işletme hakları talep edilmişti. Bununla birlikte Kuril Adaları Sovyetlere devredilecek ve Kuzey Moğolistan’ın mevcut bağımsız konumu
korunacaktır. Bu talepler Çin Cumhuriyeti Başkanı Chiang Kai-shek’in (1887-1975) kabulünü şart koymuştu. Neticede Franklin D. Roosevelt, Joseph Stalin ve Winston Churchill arasındaki bu pazarlık 11 Şubat gününde bir gizli anlaşma belgesi olarak kabul
etmişti. Ancak Kuril Adaları kuzey ve güney olarak iki parçadan oluşmaktaydı ve belgede bu ayrıntılar belirtilmemişti. 26 Temmuz 1945’teki Potsdam Deklarasyonu’nun 8. maddesinde Kahire Bildirisi’nin yerine getirileceğinin taahhüt edilmesiyle, Japonya’nın egemenliğinin yalnızca Honshu, Kyushu, Shikoku ve Hokkaido Adaları’yla sınırlı kalacağı
yazılmaktadır. Japonya’nın kaderini değiştirecek bütün bu yazılı belgelerin gerçekleşmesi, Japonya İmparator Hirohito’nun 14-15 Ağustos 1945’te Potsdam Deklarasyonu’nu kabul ederek teslim olduğunu beyan etmesiyle başlamıştır.
8 Ağustos gününde Sovyetler ordusu Japonya’ya savaş ilan ederek Çin’in kuzeydoğu bölgesine girmişti ve savaşın devamında 1904-1905 yılları arasında Japonya’ya kaptırılan bütün toprakları işgal etmesiyle, Japonya’nın iddia ettiği dört adayı da 28 Ağustos-5 Eylül’de ele geçirmişti. Aslında, 13 Nisan 1941 tarihinde Japonya-Sovyetler arasında saldırmazlık anlaşması yapılmıştı ve karşılıklı toprak bütünlüğüne vurgu yapan beş yıllık anlaşmanın süresi dolmadan, 5 Nisan 1945’te Sovyetler tek taraflı olarak anlaşmayı feshetmişti. Japonya 15 Ağustos 1945’te teslim kararını beyan etmiş ve 2 Eylül’de de teslim belgesine imza atmıştı. İkinci Dünya Savaşı’nda Pasifik Cephesi’ndeki Müttefik Kuvvetler Başkomutanı Douglas MacArthur’un 2 Eylül gününde imzaladığı Birinci Genel Emri’nde (General Order No. 1), Mançurya, 38. paralelin kuzeyindeki Kuzey Kore ve Sakhalin bölgelerindeki Japon ordusunun Sovyetler Uzakdoğu Ordusu Komutanlığı’na, Japonya’nın ana adalar ve yakınlarındaki küçük adaları ile 38. paralelin güneyindeki Güney Kore ve Filipinler Adaları’nda bulunan Japon ordusunun ise ABD Pasifik Ordusu Komutanlığı’na teslim olması gerektiği
yazmaktadır. Ancak bu emre rağmen Sovyet ordusunun işgali 5 Eylül 1945’e kadar devam etmiş ve ABD Pasifik Ordusu Komutanlığı’na teslim edilmesi gereken Güney Kuril Adaları’nı, yani Japonya’nın hak iddia ettiği dört adayı ele geçirmişti. Fakat Sovyetlerin bu kazançlarını bir anlaşma ile yasallaştırması gerekmekteydi.
Sovyetler, 8 Eylül 1951’de düzenlenen San Francisco Barış Antlaşması adıyla da anılan Japonya ile Barış Antlaşması (
Treaty of Peace with Japan) toplantısına katıldığı halde ABD ve İngiltere’nin sunduğu taslağa karşı çıkarak imza atmamıştı. Söz konusu antlaşmanın 2. ve 3. Maddesine göre Japonya; 1905 yılında ele geçirdiği Kore, Tayvan, Peng-hu, Kuril Adaları (Chishima), Sakhalin Adaları’nın güney bölgeleri, Güney Çin Denizi’ndeki Spratly ve Paracell Adaları’nın haklarını devrettiğini kabul etmişti. Japonya yakınlarındaki Ryukyu Adaları gibi bazı adalar ABD başta olmak üzere garantör ülkelerine
devredilmişti. Bu antlaşmada Güney Kore’nin kontrolü altında ve Japonya arasında sorun olan Takeshima (Dokdo) Adaları hakkında açık bir ifade yoktu. Sovyetler ile Japonya arasındaki barış antlaşması müzakeresi Haziran ile Ağustos 1955 tarihleri arasında gerçekleşmiş ve sonuca varamamıştı. Japonya’nın bir an önce uluslararası toplumun bir üyesi ve BM üyeliğine sahip olmasının gerekliliği nedeniyle 19 Ekim 1956 tarihinde Sovyetler ile Moskova’da
Japonya-Sovyet Ortak Deklarasyon’a imza atılmıştı. Söz konusu deklarasyonun birinci maddesinde iki ülke arasındaki savaşın sona erdiği, ikinci maddesinde diplomatik ilişkilerin kurulması, dördüncü maddesinde Japonya’nın BM üyeliğinin desteklenmesi ve altıncı maddesinde ise Sovyetlerin savaş tazminatından vazgeçmesi gibi konular yer almaktadır. Dokuzuncu maddede Japonya’nın Etorofu ve Kunashiri Adası’ndaki hak taleplerinden vazgeçmesi doğrultusunda, Sovyetlerin Shikotan ve Habomai Adası’nı Japonya’ya devredeceğini ifade etmektedir. Bu konu gelecekte iki ülke arasında yapılan barış antlaşması sonrası görüşülecektir. Fakat iki ülke arasında tartışmalı olan adalar yüzünden San Francisco Barış Antlaşması gibi bir barış antlaşması imzalanmamıştır. Bunlara rağmen 12 Aralık 1956’da Japonya BM üyeliğine kabul edilmiştir ve Japonya Kongresi söz konusu dört ada üzerindeki haklarını saklı tuttuğunu belirtmiştir.
Sovyetler, San Francisco Barış Antlaşması’na imza atmamıştı ve Japonya’ya yönelik kararlardan istifade etmesi zordu. Japonya-Sovyet Ortak Deklarasyonu da ihtilaflı bölgeler hakkında kalıcı bir çözüm getirememiştir. Japonya tarafı, 1855 ve 1875 yıllarında Japonya-Rusya arasındaki anlaşmalara dayandırarak söz konusu dört adanın Japonya’ya ait olduğu, Sovyetlerin Japonya’yı işgal etmesine sebep olan Yalta Konferansı sırasında alınan gizli kararlar bağlamında Japonya’nın imzaya taraf olmayışı nedeniyle işgalin kural dışı olduğu, San Francisco Barış Antlaşması’nda geçen ‘Kuril Adaları’ ibaresinin Japonya’nın güneyinde bulunan dört adayı kapsamadığını iddia ederek itiraz etmektedir. Ancak Japonya’nın işgali İkici Dünya Savaşı’nın sonucu idi ve Japonya’nın bu sonucu değiştirmeye gücü yetmemiştir. Aynı dönemde savaşın galibi taraflar Sovyetlerin söz konusu dört ada üzerindeki haklarına itiraz etmemiştir. 1956 tarihinde imzalanan Japonya-Sovyet Ortak Deklarasyonu da iki ülke arasında barış antlaşması imzalanmadığı ve toprak değişiklikleri ile ilgili anlaşmalar çerçevesinde referandum yoluyla onay alınmadığı iddiasıyla askıya alınmıştı.
Japonya ile Sovyetler arasındaki toprak kavgaları Soğuk Savaşı sonrasında da devam etmiştir. Bugün söz konusu dört ada sorunu Japonya’nın milli meselesine dönüşmüş ve Rusya ile iyi ilişkilerin geliştirmesinin ilk engeli
olmuştur. Kuril Adaları’nın aynı zamanda Rusya için de stratejik önemi vardır veRusya’nın Asya-Pasifik bölgelerine giriş kapısı olarak Büyük Petro’dan bu yana Rusya’nın denize açılma stratejisinde önemli yer tutmaktadır. Söz konusu adaların Soğuk Savaş boyunca Sovyetler açısından, ABD ile Japonya ve Güney Kore arasında oluşturulan müttefik güçlerce yürütülen çevreleme politikasına karşı ciddi rolü olmuştu. Adalar bugün de bölgede askerî mevcudiyeti devam eden ABD, yeni yükselen büyük güç olan Çin ve dünyanın üçüncü ekonomik gücü ve teknoloji devi Japonya’ya rağmen, Rusya’nın Asya-Pasifik’te bir yer edinme çabası ve toprak bütünlüğü açısından stratejik önemini yitirmemiştir. Kuril Adaları balıkçılık ve zengin madenleri ile ekonomik açıdan da önemlidir ve kaynak yoksunu olan Japonya için ayrıca anlamlıdır. Fakat Japonya-Rusya arasındaki anlaşmazlıkta, ekonomiden ziyade stratejik konum ön plandadır. Bu bağlamda, Japonya’nın Waseda Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Takehiko Yamamoto’nun dediği gibi bundan sonra Japonya ile Rusya’nın ihtilaflı topraklar üzerindeki müzakereleri zorlaşacaktır ve durum aynen yara üzerine atılmış tuz
gibidir.
Kuril Adaları Sorunu Yeniden Gündemde
10 Ekim 1973’te Japonya-Sovyetler arasında ortak bildiri yayımlanmıştı ve bildiride toprak ile ilgili ihtilaflara hiç yer verilmemiştir. Japonya ile Sovyetler arasında 18 Nisan 1991’de ilan edilen ortak bildiride her iki tarafın tutumuna bağlı olarak söz konusu dört ada üzerinde müzakere yapılabileceği beyan edilmiştir. Bu gelişme Japonya açısından diplomatik bir başarı olarak sayılmakta ve toprak ihtilafının mevcut olduğu gerçeğini gündeme getirmiş olmaktadır. Sovyetlerin çökmesinin ardından 13 Ekim 1993’te beyan edilen Tokyo Ortak Bildirisi’nde, sorun olan dört adanın egemenliği konusunda tarihi gerçekler ve hukuki temeller üzerinde ciddi müzakereler yapılabileceği ifade edilmektedir. 13 Kasım 1998’de beyan edilen Moskova Ortak Bildirisi’nde toprak ihtilafının çözümü için bir çalışma grubunun oluşturulacağı belirtilmektedir. Fakat görüşmeler ve müzakereler devam etmesine rağmen iki tarafın toprak tartışmaları konusunda fazla bir ilerleme olmamıştır. İki ülke 2008 ve 2009 yıllarında, diplomatik ilişkilerde önemli yer tutan toprak ihtilafının çözümünde yaratıcı ve yeni tipteki ilişkilerin geliştirileceği konusunda
anlaşmıştır.
Japonya, Güney Kuril Adaları’ndaki hak taleplerini yasallaştırmak için bazı girişimlerde bulunmuştur. Temmuz 2009’da Japonya Kongresi (Temsilciler Meclisi ve Senato) Kuzey Toprakları Meselesinin Çözümü ile İlgili Özel Tedbirler Yasası’nı kabul etmişti. Mart 2010’da ise 1982’de konu ile ilgili bir kararnameyi yenileyerek
yasalaştırmıştır. Söz konusu mevzuatlarda Kuzey Toprakları’nın (ihtilaflı dört ada) Japonya’nın asıl toprağı olduğu ve hükümetin Rusya’dan bu toprakları geri alma vazifesi olduğu belirtilmektedir. Rusya ise bu gelişmelere tepki göstermişti. Ekim 2009’da dönemin Ulaştırma Bakanı Seiji Maehara (şu anda Dışişleri Bakanı) Japonya’nın kuzey sınır bölgesinde Rusya kontrolü altındaki Kunashiri Adası’nı uzaktan ziyaret etmiş ve söz konusu dört adanın İkinci Dünya Savaşı kargaşası sırasında Rusya tarafından yasadışı ele geçirildiğini ifade etmişti. Bakan Seiji Maehara, Japonlar tarafından söz konusu toprakların Rusya tarafından işgal edildiğinin sürekli vurgulanması gerektiğini ve müzakerelerin zor olmasına rağmen nihayetinde bu adaların geri alınacağını
vurgulamıştı. Bunu üzerine Rusya ordusu 29 Haziran-8 Temmuz 2010 tarihleri arasında ihtilaflı olan dört adalardan biri olan Etorofu Adası’nda büyük çapta bir askerî tatbikat
düzenlemişti. Japonya da buna tepki
göstermişti. Ayrıca Rus Parlamentosunun 2 Eylül gününü (İkinci Dünya Savaşı’nı kaybeden Japonya’nın teslim belgesine imza attığı gün) Rusya’nın Japonya’ya karşı zafer günü (Sovyetler 3 Eylül’ü tercih etmişti) olarak kabul etmesi de Japonya’nın tepkisini
çekmişti.
Rusya Devlet Başkanı Medvedev, 1 Kasım 2010’da Kuril Takımadaları’nın biri olan Kunashiri Adaları’nı ziyaret etmesiyle Rusya’nın stratejik konumunda olan Uzakdoğu bölgelerinin egemenlik haklarını korumadaki kararlılığını göstermiştir. Dünya ekonomisinin merkezinin Asya’ya kayması ve bununla birlikte uluslararası siyasetin Asya’da yoğunlaşması, Rusya’yı kendi Uzakdoğu bölgesini geliştirme ve Asya’da etkinliğini sağlamaya sevkettiğini anlamak mümkündür. Rusya son zamandaki askerî tatbikatlarını da Uzakdoğu bölgesinde gerçekleşmiştir. Önemli olan son yıllarda Japonya’nın söz konusu tartışmalı adalar üzerindeki hak talebi bağlamında sesini yükseltmesine karşı bir sembolik girişim olabilir. Bu nedenle Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in adalara yaptığı ziyaret zaten sorunlu olan ikili ilişkileri gerginleştirmeye yetmiştir. Japonya Başbakanı Naoto Kan olay için fevkalade üzüntü duyduğunu belirtirken, Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara ise olayın Japon halkının duygularını zedelediğini ifade etmiştir. Kuzey Bölgeleri’nin (Güney Kuril Adaları) Japonya’nın asıl topraklarını belirten Seiji Maehara, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in ziyaretinin, Japonya’nın tutumu ve prensibine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başbakanlık Kabine Sekreteri Yoshito Sengoku, Rusya Devlet Başkanı ve Rusya Hükümeti’nin ifade ve uygulaması karşısında gerekli tedbirlerin alınacağını
vurgulamıştır. Ulusal Kamu Güvenliği Komisyonu Başkanı Tomiko Okazaki, Kuzey Bölgeleri’nin Japonya’nın toprağı ve Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in bölgeyi ziyaret etmesinin çok üzücü bir olay olduğunu ifade ederek Başbakan ile Dışişleri Bakanı ile birlikte kapsamlı müzakereler sonucunda karşı tedbir alınacağını
belirtmiştir. Aynı zamanda Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir görüşme yapacağını ve Japonya-Rusya ilişkilerinin geleceğine yönelik olarak Japonya’nın, “toprak sorununun çözümü, barış antlaşmasının imzalanması ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesi konularındaki politikasının değişmediğini”
vurgulamıştır.
Japonya Hükümeti önce Rusya’nın Tokyo Büyükelçisi Mihail Beli’yi Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in ziyareti ile ilgili tepkisini dile getirmiş, ardından Japonya’nın Moskova Büyükelçisi Masaharu Kono’yu geri çağırarak diplomatik tepkisini
göstermişti. Büyükelçiyi geri çağırma uygulaması Japonya’nın sıkça başvurduğu bir diplomatik yöntem değildir, bundan önce Mayıs 1998’de Hindistan’ın nükleer denemesi nedeniyle Yeni Delhi Büyükelçisi geri çağrılmıştı. Beş gün sonra Büyükelçi Masaharu Kono Moskova’ya dönmüştü ve 13-14 Kasım tarihleri arasında Japonya’nın Yokohama’da yapılacak Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Liderler Zirvesi tamamlanana kadar Moskova’da kalacağı ifade edilmişti. Söz konusu zirvede Japonya-Rusya liderleri arasında görüşmeler yapılacaktır ve bu görüşmelerin gerçekleşmesi için Büyükelçi’nin Rusya’da görevine devam etmesi
gerekmektedir. Japonya Hükümeti’nin bu kararı Rusya’ya karşı zayıflık olarak
eleştirilmiştir. Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara, bütün bu olan bitene karşı Rusya ile olan toprak meselesi üzerindeki politikayı gözden geçirerek yeni politika üretileceğini
açıklamıştır. Başbakan Naoto Kan da gelişmelere karşı yeni strateji oluşturulacağını
belirtmiştir.
Bu gelişmeler doğrultusunda, Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Kunashiri Adaları ziyareti sonrasında tekrar diğer Kuril Takımadaları’nı ziyaret etme niyetindeydi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ikili ilişkileri daha da gerginleştirmemek için Başkan’ı gitmemesi konusunda ikna
etmiştir. Washington tarafı da müttefiki Japonya’yı dolaylı yoldan desteklemektedir. ABD Beyaz Saray Sözcüsü Philip Crowley’in 1 Kasım’daki basın toplantısında Washington’un Japonya’nın Kuzey Bölgeleri’ni geri istemesi görüşünü desteklediğini ve sadece Japonya’nın siyasî yönetimi altındaki topraklarının Japonya-ABD Güvenlik Anlaşması’nın 5. maddesine dâhil edebileceğini
belirtmişti. Yani ihtilaflı adalar söz konusu anlaşmanın kapsamı dışındadır. ABD’nin Güney Kuril Adaları üzerindeki desteleyici tutumu herhalde Mareşal Douglas MacArthur’un 2 Eylül 1945’de imzaladığı emrinin içeriği ile ilgili olabilir. Buna ardında ABD’nin Japonya’nın toprak iddiasını desteklediğini ifade etmesi Japonya-Rusya barış anlaşmasının imzalama sürecini hızlandırabilir düşüncesi
vardır.
Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Kunashiri Adaları ziyareti dondurulmuş olan bir problemi ısıtmakla, Japonya’nın meseleyi büyütmeye ve tekrar uluslararası kamuoyuna yansıtmaya fırsat tanımıştır. Başbakan Naoto Kan, Rusya’nın işgal ettiği toprakları ele geçirmek için stratejik plan oluşturacağını ve müzakerelerle tek seferinde sonuç alamayacağını belirtmiştir. Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara da Kuzey Toprakları’nın Ruslaşmaya başladığını ve Rusya’ya yönelik daha önceki stratejisini temelden değiştirmenin önemli olduğunu belirterek, ekonomik yardımın artık bir müzakere kozu olarak fonksiyonunu yitirmiş olduğunu ifade
etmektedir. Hatta Japonya Başbakanı Yardımcısı Yoshinori Suematsu, şartlar oluştuğunda Başbakan Naoto Kan’yu adaya ziyaret ettireceğini
belirtmiştir. Japonya’nın aynı zamanda askerî gücünü de artıracağını ifade etmiştir. Japonya Savunma Bakanı Kitazawa Toshimi 3 Kasım’da Japonya-ABD Güvenlik Anlaşması’nın 50 yılı ile ilgili bir toplantıda Japonya’nın deniz gücünü arttıracağını ve silah modernizasyona önem vereceğini ifade
etmiştir. Ayrıca, 2011 yılı askerî bütçesini 680 milyon Yen (8.3 milyon dolar) artırmakla, F-35 tipi 40 adet savaş uçağı almayı
planlanmaktadır. ABD Kongresi’nin teknoloji sızıntısını önlemek için Japonya’ya F-22 tipi savaş uçak satışı yasağı olduğu için, Japonya F-35 tipi savaş uçağı almak zorundadır.
Japon asıllı Rusya uzmanı Ueno Toshihiko, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Kunashiri ziyaretinin Moskova’nın mevcut sınırları değiştirme niyetinde olmadığı ve geride kalmış olan adalar halkının Rusya Hükümeti’ne olan memnuniyetsizliğini yatıştırmayı amaçlanan bir girişim olduğunu ileri
sürmektedir. Japonya’nın Moskova Büyükelçisi Masaharu Kono’nun ifadesine göre Japonya-Rusya ilişkilerine zarar veren Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Kunashiri ziyareti, 2012 yılındaki genel seçim ile ilgilidir ve seçim malzemesi olarak kullandığını ima
edilmiştir. Bu konu aslında
bilinmektedir ve Başkan Medvedev’in kararlı kişiliğini
göstermektedir. Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in rakip olacağı seçime karşı Devlet Başkanı Medvedev’in bu tür çıkışları Rusya’nın diğer ülkelerle diplomatik ilişkilerine zarar verdiği gibi Rusya’nın komşu ülkelerinin farklı bir mecrada çıkış yolu aramasına yol açabilir ve sonuçta Rusya’nın ulusal çıkarlarına da zarara verebilir. Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in komşulara yönelik kalıcı politika üretemediği görülmektedir, iktidara yeni geldiğinde Gürcistan, sonra Ukrayna ve Beyaz Rusya ve şimdi Japonya ile gerginlikler yaşanmıştır.
Her şeye rağmen, Japonya’nın ihtilaflı adalar üzerinde müzakere etmesi ve netice alması ise pek kolay değildir, inisiyatif Rusya’nın
elindedir. Üstelik %80’in üzerindeki Rus halkı söz konusu dört adanın Rusya’nın yönetiminde kalmasını
istemektedir. Nitekim Japonya’nın Yokohama kentinde 13 Kasım’da düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi’nde Japonya Başbakanı Naoto Kan ile Rusya Devlet Başkanı Medvedev arasındaki görüşmede adalar ile ilgili bir sonuç çıkmamıştır.
13 Kasım’da iki ülke liderlerinin görüşmesi öncesi Dışişleri Bakanları düzeyinde bir görüşme gerçekleşmiştir. Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara kendi tutumunu tekrarlarken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Rusya Devlet Başkanı’nın kendi topraklarının herhangi bir yerini ziyaret edebileceğini ve Japonya tarafının heyecanlı açıklama ve diplomatik tavırlardan kaçınması gerektiğini belirterek, Japon meslektaşının meseleye rasyonel yaklaşmasının doğru olacağını ifade etmişti. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, ikili ilişkilerin geliştirmesi için ekonomik işbirliğinin önemini
vurgularken, Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara ise Japonya-Rusya ilişkilerinin Asya-Pasifik bölgelerinin istikrarı ve gelişmeleri için önemli olduğunu dile getirerek, toprak ihtilafının çözümlenmesi ve ekonomik işbirliği yoluyla karşılıklı güvenin artmasını arzu ettiğini ifade etmiştir.
13 Kasım akşamüstü iki ülke liderleri arasındaki görüşmede, her iki lider karşılıklı güvenin artmasının önemini vurgulamıştır. Japonya Başbakanı Naoto Kan, Rusya Başkanı Medvedev’in Kuril Adaları’ndan biri olan Kunashiri Adaları’nı ziyaret etmesini protesto etmiş ve Japonya Hükümeti’nin ya da halkının bu durumu kabul etmediğini belirtmiştir. Rusya Başkanı Medvedev ise söz konusu adaların Rusya toprağı olduğu ve bundan sonra da böyle olacağını vurgulamıştır. Ancak her iki lider ikili ilişkilerin derinleşmesi ve karşılıklı güvenin arttırılması konusunda
anlaşmışlardır. İki liderin görüşmesinde sonra, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un basına verdiği demeçte, her iki liderin katkısıyla iki ülkenin ekonomi, kültürel ve siyasal alanlarda ilişkilerini güçlendireceğini, özellikle Rusya Başkanı Medvedev, karşılıklı işbirliği ilişkilerini uluslararası sahneye taşımasını ve Asya-Pasifik sorunları dâhil Rusya Japonya ile birlikte bölgenin sorunlarının çözümlenmesi için önemli katkılarda bulunacağını
belirtmiştir.
Japonya’nın beklentilerinin hiçbiri gerçekleşmemiştir. Japonya Başbakanı Naoto Kan’ın 14 Kasım’daki basın toplantısında, Kuzey Toprakları sorununun çözülmesinin ikili ekonomik işbirliği ilişkilerinin derinleşmesiyle mümkün olabileceği ve sorun ile ilgili müzakerelerin devam edeceğini
açıklamıştı. Japonya Başbakanı Naoto Kan’ın bu açıklamasından önce hükümet kabinesinden umutsuz ifadeler dile getirilmişti. Kuzey Toprakları’ndan (Güney Kuril Adaları) sorumlu Başbakan Yardımcısı Suematsu Yoshinori, Japonya-Rusya liderler görüşmeleri öncesi 12 Kasım akşamı BS Fuji TV’deki açıklamasında, söz konusu toprakların geri alınma müzakeresinin uzun vadeli çabaya ihtiyaç duyduğunu belirtmişti. Suematsu Yoshinori’ye göre, müzakerelerin şimdi başlamasına rağmen Japonya’nın taleplerine göre dört adanın geri alınması zordur; meseleyi bir sonraki nesle bırakmalı ve uygun fırsatlar
beklenmelidir. Bazı bakanlar ekonomik işbirliğinin ikili toprak sorunu için bir faydasının olmayabileceğini düşünmektedir. Japonya Ekonomi-Sanayi Bakanı Akihiro Ohata 12 Kasım’da iki ülke arasında ekonomik işbirliği anlaşmasının askıya alındığını
bildirmişti. Aslında Japon yetkililer Japonya-Rusya ekonomik işbirliğinde pasif
davranmaktadır.
Japonya Hükümeti’nin bu başarısız diplomasisi doğal olarak muhalefet partilerin eleştirisine uğramıştır. Liberal Demokrat Parti Genel Sekreteri Nobuteru Ishihara, Naoto Kan Hükümeti’nin (Japonya Demokratik Partisi) diplomatik beceri bakımından yetersiz olduğunu ileri
sürmektedir, bazıları Japonya-Rusya ve Japonya-Çin liderler görüşmesinin bir sonuca ulaşamamasın bir diplomatik utanç olarak
yorumlarken, bazıları Japonya’nın diplomasinin yönünü kaybetmiş olduğunu ileri
sürmüştür. Rusya’nın Kuzey Pasifik’i denetim altına almak için Güney Kuril Adaları’ndan biri olan Etorofu Adası’ndaki Hitokappu Körfezi’nde (Pearl Harbor Baskını bu körfezden Hawaii Adaları’na doğru başlamıştı) askerî üs inşa edilmesi gibi
söylentiler bile mevcut hükümetin Rusya’ya karşı diplomatik çaresizliğinden yıkılmasına sebep olabilir. Rusya uzmanları da Japonya’nın sergilediği zayıf diplomasinin onu kolay bir hedef haline getirdiği kanaatindedirler. Russian Diplomatic Academy’nin başkanı ve 1996-2003 yılları arasında Rusya’nın Tokyo Büyükelçisi olan Alexander Panov’a göre, Japonya’nın dış politikası tam bir kargaşa içindedir, bunun nedeni de Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nın sonucunu kabul etmemesidir. Alexander Panov, Japonya’nın zamanında saldırgan bir ülke olduğu ve sonuçta söz konusu toprakları kaybettiğini, şu anda hangi gerekçe ile bu toprakları geri
istiyor diyerek Rusya’nın kararlı tutumunu yansıtmaktadır. Aslında, Rusya 1956 yılındaki ikili anlaşmaya göre dört adanın ikisi olan Shikotan ve Habomai Adaları’nın müzakere sonucunda Japonya’ya geri verilmesi niyetindeydi. 13 Kasım Rusya-Japonya ikili görüşleri sonucunda Moskova bu niyetinden vazgeçmiştir. Rusya’nın bu tutumu Japonya’nın söz konusu toprakları geri almasını zorlaştırdığı gibi Japonya’nın söz konusu dört adayı geri alma niyetinden de vazgeçmesine işaret
etmektedir. Çinlilerin yorumlarına göre, Başkan Medvedev, Kuril Adaları’nın birini ziyaret etmekle, söz konusu adaların egemenliğinin Rusya’nın elinde olduğu gerçeğini dünyaya deklare etmiştir; Japonya ise söz konusu adalar meselesi üzerindeki çaresizliğini ve Rusya’nın tavrına karşı hiçbir şey yapamadığını göstermiştir. Nitekim Japonya meseleye karşı sertlik politikası uyguladığında Rusya da aynı sertlikle karşılık
verebilmektedir.
Japonya-Rusya Kuril Adaları Sorunu ve Çin
1960 yılında Çin-Sovyetler ilişkilerinin gerginleşmesiyle Çin’in Japonya’nın toprak taleplerini desteklediği görülmüştü. 1965 yılında Başkan Mao Zedong kabul ettiği bir Fransa heyetinin sorusu üzerine, Japonya’nın söz konusu dört adayı geri alma hakları olduğunu ifade etmişti. Başkan Mao’nun bu demeci derhal Sovyetler tarafından eleştirilmişti ve Mao’nun açıkça yayılmacılığı teşvik ettiğini ileri sürülmüştü. Çin Hükümeti de her türlü medya aracıyla Sovyetlere karşı Japonya’yı destekleyen açıklamalar yapmıştı. Hatta Çince haritalarında söz konusu dört adanın adlarının yanında parantezde “Rus işgali altında” ibaresi yazmaktaydı. Yani dört ada Rusya tarafından yasadışı yollarla işgal edilmişti. Çin’in bu tutum, ortak tehdide karşı durmak dışında Japonya ile diplomatik ilişki tesis etmek ve Japonya’nın Tayvan sorunu üzerinde Çin’in lehine politika izlemek gibi amaçlar gütmekteydi. Ancak Soğuk Savaş sonrası Çin’in bu tutumu değişmiştir ve Çin-Rusya arasında stratejik işbirliği ortaklık ilişkileri oluşturulmuştur. Bu durumun aksine Çin-Japonya ilişkileri gerginleşmeye
başlamıştır. Fakat Çin Hükümeti ihtilaflı olan dört ada meselesi üzerinde Moskova’yı destekleyen ifadeler kullanmamaktadır. Örneğin 2 Kasım 2010’da Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü konuyla ilgili bir soruya cevap olarak, “Kuzey Dört Ada meselesi Rusya ile Japonya arasındaki bir sorundur, Çin tarafı Rusya-Japonya ile dostça istişare ederek meseleye uygun çözüm getirilmesini arzu etmektedir” biçiminde tarafsız bir ifade
kullanmıştır.
Fakat Japonya tarafı Pekin’in Rusya’ya örtülü destek verdiği
kanaatindedir. Eylül ayının başında Japonya’nın kontrolü altında olan ve Çin-Japonya arasında ihtilaflı Sankaku (Diaoyu Dao) Adaları’nın yakınında Çin’in bir balıkçı teknesi ile Japonya’nın devriye gemisi çarpışmıştı. Japonya tarafı Çin balıkçı gemisinin kendi egemenliğindeki sulara girdiğini iddia ederek Çinli kaptanı tutuklamıştı ve iki ülke arasında ciddi bir diplomatik gerginlik yaşanmıştı. Söz konusu gerginlik Çinli kaptanın bırakılmasıyla sona ermişti. Japon toplumu, hükümetin bu tavrını basiretsizlik olarak yorumlamış ve Naoto Kan Hükümeti’nin kamuoyu desteği de azalmıştı. Çin Hükümeti’nin Japonya ile siyasî, ekonomi ve kültürel ilişkilerini askıya almasına dönük tutumu ve Çin’de casusluk yapmakla suçlanan dört Japon vatandaşını tutuklaması da olayın bitmesini hızlandıran gelişmeler olmuştu. Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in adalar ziyareti, Japonya-Çin diplomatik gerginliğinin yorgunluğa dönüşen durumunu fırsat bilerek kendine menfaat sağladığı şeklinde
algılanmıştı. Senkaku Adaları’nın, Japonya kontrolü altında olmasına rağmen, Çin’in tarihsel kayıtlarına dayandırılarak Çin toprağının bir parçası olduğunu iddia edilmektedir. Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Çin ziyareti sırasında Senkaku Adaları yakınlarında olaylar yaşanmıştı. Ziyaret sırasında, Çin-Rusya liderleri Japonya’dan dolayı meydana gelen tarihî sorunlarla birlikte ilgilenilmesi konusunda anlaştığı deklare edilmişti. Gerek Senkaku Adaları gerekse Güney Kuril Adaları meselesi Japonya’nın saldırganlık savaşının sonundan kalma tarihî bir sorundur, el birliği ile çözüm getirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle Devlet Başkanı Medvedev’in Güney Kuril Adaları’nı ziyaret etmesi dolaylı olarak Senkaku Adaları yakınlarında yaşanan olaya yönelik Çin’i destekleyen bir girişim olarak
yorumlanmıştır. Hatta Japonya’yı kuşatmak için Çin-Rusya’nın kurnaz planları olarak da ileri
sürülmüştür.
Ancak Çinli uzmanlar bu yorumu kabul etmemektedir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi uzmanı Jiang Yi’ye göre, Rusya lideri Medvedev’in adaları ziyaret etmesinin Çin ile birlikte Japonya’ya baskı oluşturması söz konusu
değildir. Rusya liderinin ihtilaflı adaları ziyaret etmesinin Japonya’ya yönelik baskı oluşturma ve Rusya’nın Asya-Pasifik’teki konumunu etkinleştirme amacının bulunduğunu ifade eden Jiang Yi’ye göre, bu ziyaretin Japonya’ya verdiği mesajın ise bundan sonra Rusya-Japonya ilişkilerini müzakere ederken bu adalarla ilgili meseleyi hiç gündeme
getirmemesidir. Bazı yorumlara göre, Rusya’nın, kendi Uzakdoğu bölgelerinin güvenliği ve kalkınması için Çin’in hızla büyüyen ekonomisinden istifade ederek, Çin ile işbirliğini güçlendirmesi ve maksimum stratejik çıkarlarını koruması gerekmektedir. Japonya’nın Güney Kuril Adaları için kabul ettiği egemenlik ile ilgili yasalar direkt Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına meydan okumuş olacaktır. Bu bağlamda Rusya’nın Çin ile Kuzey Asya bölgesinde sağlam işbirliğini oluşturması her iki tarafın çıkarlarına
uygundur.
Japonya-Rusya arasında yaşanan gerginliğini etkileyen bir başka faktör ise ABD-Japonya müttefik ilişkileridir, yani olayın bir başka boyutu ABD’nin tutumudur. Washington Senkaku adaları sorunu ABD-Japonya müttefik ilişkilerini
ilgilendirdiğini ve Güney Kuriller Adaları sorun ise bu müttefikliğin dışında olduğunu belirtmişse de, iki ülkenin müttefik ilişkileri nedeniyle ABD dolaylı olarak Japonya’yı desteklemektedir. Bu algılamadan dolayı, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in adalar ziyaretinin Japonya-Çin arasındaki Senkaku adaları gerginliği ile ilişkileri olup olmadığı bir sorusuna cevap olarak, Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara daha çok Japonya-ABD’ye karşı olabileceğini ve Japonya-ABD müttefik ilişkilerini daha da güçlendireceğini beyan
etmişti. Pekin, ABD’nin Kuzeydoğu Asya bölgelerine daha fazla müdahale etmesini istememektedir. Washington daha önce, Japonya-Çin arasında yaşanan gerginliği azaltmak üzere ABD tarafı arabulucu olabileceğini
açıklamıştı. Ancak Çin tarafı bu teklifi
reddetmişti. Her şeye rağmen, Japonya’nın Rusya ile Çin yaşadığı gerginlikler Japonya’nın ABD ile olan müttefiklik ilişkilerini daha da s
ağlamlaştırmaktadır. Örneğin, 13 Kasım’daki APEC toplantısı sırasında Japonya Başbakanı Naoto Kan ile ABD Başkanı Barack Obama arasında bir görüşme gerçekleşmiş ve Japonya ile Çin arasında yaşanan Senkaku (Diaoyu) Adaları gerginliği ve Çin’in deniz sahalarındaki aktif girişimlere yönelik iki ülke müttefik ilişkilerinin daha derinleşmesi konusunda ortak görüşe
varmıştır. Ardından ABD, Kuzeydoğu Asya’daki müttefikleri olan Japonya ile Güney Kore arasında askerî tatbikat düzenlemiş ve Kuzey Kore’nin Güney Kore’nin Yeonpyeong Adası’na top ateşi saldırısı sonrası tatbikatın boyutu ve şiddeti daha fazla arttırmıştır. Kuzeydoğu Asya’da yaşanan bütün bu gelişmeler ABD’nin Asya’ya geri dönüşünü de hızlandırmıştır. Bu durum Çin açısından beklenmemekteydi.
Yükselen Çin henüz bölge sorunlarına yönelik sorumluluğunu icra edebilecek ve bölge ülkelerinin yükselen Çin’e duyulan kuşkularını giderebilecek politikayı üretebilmiş değildir. Yalnızca diplomasi ve prensip nitelikteki iyi komşuluk politikası bölge ülkelerinin endişelerini yatıştıramamaktadır. Çin yükselmiş olmasına rağmen hala 19. yüzyıl sonunda Batılı güçler tarafından yarı koloni duruma getirilmesinden dolayı ortaya çıkan “yaralanmış” duygusu ve haksızlığa uğradığı algısıyla bölge ve dünyaya bakmaktadır. Bu kompleksli bakışı Çin’i yükselmişliği ile orantılı olmayan dış politika üretmesine sevk etmektedir. Çin’in yükselmesiyle birlikte yükselen Çin Milliyetçiliği de hem toplum hem de dış politika mekanizmasını etkilemektedir. Güç kazanmış ve bu algılamalarla “haklı” olarak bölgede kendi menfaati doğrultusunda istediği politika uygulanacak izlenimi bırakmaktadır. Çin-Japonya
gerilimi, Çin-Güney Kore
güvensizliği ve Çin-Güneydoğu Asya ülkeleri arasındaki ihtilaflar ve Çin’in tavrından duyulan
endişeler, en önemlisi zikredilen bu sorunlardan dolayı Asya ülkelerinin ABD ile yakınlaşmasına dönük
eğilimler Çin’in dış politikasına ve güvenlik politikasına zarar vermektedir. Çin-Rusya arasında da toprak ihtilafları vardır. Gerçi Soğuk Savaş sonrası iki ülke arasında mevcut sınırların yasallaşması için bir dizi görüşmelerden sonra genel olarak sonuca ulaşılmıştır. Ancak Çin’in ders kitapları ve milliyetçi Çinli yazarlar tarafından Çarlık Rusya’nın Çin’in yaklaşık 1.5 milyon km² toprağını yağmaladığı halen vurgulanmaktadır. Bu durumun gelecekteki Çin-Rusya ilişkilerini etkileyebilme ihtimali vardır. Şayet Çin-Rusya arasında ihtilaflar yaşandığında; Moskova’nın bugün Japonya’ya sert davrandığı gibi Çin’e de karşılık vermesi durumunda Pekin’in tavrı ne olacaktır? İki doğal jeopolitik güç ve sınır komşusu olan Çin-Rusya arasındaki güç dengeler değişmektedir: Eskiden Rusya güçlüydü ve Çin’e yönelik politikalar empoze edebilirdi, bugün Çin yükselmektedir ve Rusya’ya yönelik tavrı henüz belirginleşmemiştir. Bugün ABD faktörü nedeniyle geliştirilmiş konjonktürel Çin-Rusya stratejik işbirliği ortaklık ilişkileri, ilerdeki konjonktürel değişimin sonucunda ikili ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir.
Japonya-Rusya Arasında İşbirliği ile Güvensizlik
Japonya-Rusya arasında yaşanan adalar krizi, tarafların kendi hakları üzerindeki ısrarlı tutumu ile birlikte karşılıklı olumlu mesajlar verilmesi ve ziyaret etmeleri sonucunda yumuşamaya başlamıştır. İki ülke liderleri olaya daha olgun yaklaşmaya çalışmakla, krizin bir dönemsel problem olarak geride bırakma niyetindedirler.
Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara ordunun sağladığı uçakla 4 Aralık’ta “Kuzey Adaları’nı” havadan teftiş etmiştir. Bakan Seiji Maehara’nın gazetecilere verdiği demeçte, Kuzey Toprakları” sorunu mutlaka çözümlenecektir; “istikrarlı siyasal ortam olmazsa toprak sorunu üzerinde müzakereler de yapılamaz” diye konuşan Dışişleri Bakanı, “toprak sorunu çözülürse, Japonya-Rusya ilişkileri daha da sağlamlaşacaktır ve bunun için her türlü hazırlık yapılmalı ve yılmadan çözüm yolunu bulmalı” biçiminde açıklama
yapmıştır. Bakan Seiji Maehara, iki ülke lideri arasında bir zirve ayarlamak için Şubat 2011’de Rusya’yı ziyaret edeceğini de beyan
etmiştir. Japonya-Rusya arasında gerginlikler yaşandıktan sonra atmosferi yumuşatan ifadeler olumlu olarak
algılanmaktadır.
Rusya tarafı Japonya Dışişleri Bakanı ve Başbakanı’nın Rusya ziyaretinin hoş karşılanacağını, ancak söz konusu adalar meselesinden taviz verilemeyeceğinin altını çizmektedir. Rusya Başkanı Vladimir Putin, 6 Aralık tarihinde, Rusya’nın Uzakdoğu bölgesine bağlı Habarovsk’i ziyaret ettiğinde, Güney Kuril Adaları’nın Rusya toprağı olduğunu ve Kunashiri ile Etorofu Adaları’nın havaalanı altyapılarının ciddi biçimde geliştirileceğini ifade
etmiştir. Rusya’nın daha yapıcı politikası, Rusya Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Sergey Naryshkin’in 9-10 Aralık’taki Japonya ziyareti ile ortaya çıkmıştır. Japonya Başbakan Naoto Kan dâhil bazı üst düzey Japon yetkililerle görüşmeler yapan Sergey Naryshkin’in 10 Aralık’taki basın toplantısında, Başkan Medvedev’in Kuril Adalarının ziyaretinin meşruluğunu vurgulanmış ve iki ülke arasındaki toprak ihtilaflarının çözümü için gerekli siyasal atmosferi yaratılmasının önemi belirtilmiştir. Aynı zamanda iki ülke arasındaki ekonomik işbirliği önündeki engellerin kaldırılmasının gerekliliği ifade
edilmiştir. Rusya’nın ihtilaflı adalar yüzünden ikili ilişkilerin kötüleşmesini istemediğini ve Japonya ile ekonomik alanda daha sıkı işbirliği yapma niyetinde olduğu açıktır. Karşılıklı güven düzeyinin arttırılması gerektiğini dile getiren Sergey Naryshkin, ikili ilişkilerin stratejik düzeye getirmenin yollarının aranması ve gerekirse iki ülkenin tarihçilerinin bir araya gelerek rasyonel bir ortamda mevcut sorunları tartışabileceğini ifade etmiştir. Japonya Hükümeti Kabine Sekreteri Yoshito Sengoku, Sergey Naryshkin ile görüşmesinden sonra, Sergey Naryshkin’in iki ülkenin karşılıklı anlayış ve işbirliğini geliştirmesi için katkılarında bulunmasını rica ederek iki ülke arasında barış antlaşması yapılabilmesini umduğunu iletmiştir. Sergey Naryshkin, Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara’nın uzaktan Güney Kuril Adaları’nı ziyaret etmesine de değinerek Rusya’nın Japonya’daki eğilimleri takip ettiğini ve sorunları daha da sıkıntıya sokmaması gerektiğini
belirtmiştir. İki ülkenin ancak dostane atmosfer ortamında çözüm yolu bulacağını belirten Sergey Naryshkin, Rusya-Japonya arasında soğuk ilişkiler döneminin artık geride kaldığını ifade
etmiştir.
13 Aralık’ta Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı Igor Shuvalov Güney Kuril Adaları’nı oluşturan Kunashiri ve Etorofu Adaları’nı ziyaret etmiştir. Başbakan Yardımcısı Igor Shuvalov, 2007-2015 Yılları Güney Kuril Adaları’nın sosyo-ekonomik gelişme projesini uygulama sürecini denetlemiştir. Japonlara göre, Başbakan Yardımcısı Igor Shuvalov’un ziyareti, Rusya’nın kendi başına Kuril Adaları’nın kalkınmasına dönük kararlılığını
göstermiştir. Japonya Başbakan Naoto Kan bu ziyaretten üzüntü duyduğunu açıklarken, Japonya Dışişleri Bakanlığı ise Rusya’nın sakin atmosfer yaratmakla sorunlara çözüm getireceğini ileri sürerek yine de adaları ziyaret etmesini üzüntü verici bir gelişme olarak
değerlendirmiştir. Bununla birlikte Rusya, Japonya ile işbirliğinin geliştirilerek sorunlara çözüm zemini hazırlanması gerektiğini ileri sürmektedir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexei Borodavkin, 22 Aralık Rusya Duma’daki konuşmasında bu konuya değinmiş ve Japonya’nın iç siyaset ihtiyacından dolayı ikili ilişkilerini olumsuz etkilediğini ifade etmiştir. Alexei Borodavkin’e göre, bu olumsuz gelişmelere rağmen iki ülkenin gerek kültürel ve ekonomik, gerekse siyasi ilişkileri ilerlemektedir; Rusya reel alanda Japonya ile işbirliği imkânları yaratmalı ve stratejik ortaklık, iyi komşuluk ve ekonomik işbirliği ilişkilerinin toprak sorunundan daha önemli olduğunu
anlatmalıdır. Rusya açısından doğru olan bu görüşlerin Japonya tarafından kabul edilmesi şimdilik zor gibi gözükmektedir, nitekim “Kuzey Toprakları” Japonya’nın bir milli sorununa dönüşmüş durumdadır. Japonya kendisinin iddia ettiği ve işgal edilmiş topraklarında işgalci olarak bildiği Rusya ile ne derecede işbirliği yapabileceği şüphelidir. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Japonya, Rusya ile Rusya’nın Uzakdoğu bölgelerinde işbirliği yapma konusunda hep tereddütlü bir tavır sergilemiştir.
24 Aralık’ta Rusya Devlet Başkanı Medvedev, üç büyük Rus TV kanalına verdiği demeçte, Kuril Adaları’nın Rusya’nın toprağı olduğunu vurgulamıştı ve Güney Kuril Adaları’nda serbest ticaret alanını (FTA) oluşturarak Japonya ile ekonomik işbirliğini artırmaya çalışacağını belirtmişti. Ancak ekonomik işbirliği ile toprak ihtilafı farklı konulardır ve Rus tarafı, işbirliğinin söz konusu adalardan vazgeçtiği anlamına gelmediğini
açıklamıştır. Başkan Medvedev’in bu açıklaması, Japonya Hükümeti’nin ekonomik ilişkilerini geliştirmek ile toprak ihtilafları görüşmelerinin birlikte sürdürme niyetini
zora sokmuştur. Bu zorluklar ile birlikte Rusya Hükümeti’nin ihtilaflı adaları ziyaret etme konusundaki ısrarlı tutumu da Japon siyasetçilerini zor duruma sokmaktadır. 27 Aralık’ta Rusya’nın ulaştırma, savunma ve eğitim bakanlarından oluşan bir hükümet heyetinin Güney Kuril Adaları’nın ekonomik kalkınma durumunu yerinde incelemek üzere 2011 yılbaşından sonra bölgeyi ziyaret edeceği haberi
verilmiştir.
Rusya, savunma gücünü arttırmak için ordunun sayısını azaltarak (6’dan 4’e indirmiştir) yeni yapılandırmaya karar vermiştir. Bununla birlikte Rusya ordu kapasitesini artırmak ve modernleşmesi için 65 milyar dolarlık bütçe ayırdığını açıklamıştır. Dört ordunun biri Uzakdoğu Stratejik Komutanlığı olup Uzakdoğu Ordusu, Sibirya Ordusu ve Pasifik Filosu’ndan oluşmaktadır. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ihmal edilen Rusya’nın Uzakdoğu bölgelerinin savunma ve güvenliğine yeniden önem verilmiştir. Çin’in yükselişi gerçeği, Kuzey Kore nükleer sorununun yarattığı bölgesel güvenlik sorunu ve Rusya-Japonya Güney Kuril Adaları ihtilafı Rusya’nın güvenlik ve savunma ağırlığını Kuzeydoğu Asya’ya kaydırmasına neden olmaktadır. Rusya, Uzakdoğu Stratejik Komutanlığı’nın askerî gücünü arttırmak için Aralık ayında Fransa’dan iki adet “Northwest Wind” sınıflı amfibi hücum gemisi satın almıştır. 900 asker kapasitesi ve bir helikopter uçak gemisini andıran söz konu gemide 16 helikopter, 4 çıkarma aracı, 13 tank, yüze yakın amfibi zırhlı aracı barındırabilmektedir. Ayrıca 69 hastaya hizmet verebilecek bir hastane de bulundurmaktadır. Rusya’nın 20 yıldan bu yana en büyük kombine askerî tatbikatı “Uzakdoğu-2010”, Haziran 2010’da Uzakdoğu bölgelerinde düzenlenmiştir. Rusya-Çin “Barış Misyonu-2011” askerî tatbikatının da Japon Denizi’nde düzenlenmesinin planları yapılmaktadır. ABD’nin Güney Kore ve Japonya ile aynı bölgede düzenlediği yoğun askerî tatbikatının boyutu dikkate alındığında, yaratılan bölgesel gerginliğin Japonya-Rusya ilişkilerini olumsuz etkileyebilmesi muhtemeldir.