ENGLISH
24.05.2012
07.01.2011 18:17


Prof. Dr. Mustafa Aydın
SDE Uzmanı
maydin@sde.org.tr
CV

Toplumsal Sermaye Tüketimi

Toplumsal sermaye, son zamanlarda sosyolojinin en çok ciro yapan kavramlarından birisidir. Söz konusu kavram günümüzde genel olarak aynı toplumda yaşayan insanların birbirlerine olan güvenlerini ifade etmektedir. Kişilerin ve grupların çevresine, kaygısız, endişesiz bakabilmesi demektir. Buna bir toplumun kendine özgüveni de diyebiliriz. Yani her ne kadar analizlerde kavram toplumların diğer toplumlar karşısında kendini rahat hissetmesini kapsayacak şekilde makro düzeyde kullanılmıyorsa da biz olguyu toplumlar bazında da genelleştirebilir ve mesela bunların da kendilerine has bir özgüveninden söz edebiliriz. Esasen ister mikro isterse makro düzeyde düşünelim özgüven ciddi bir kültür sorunudur.
 
Toplumsal güven sorununun arkasında kendi kültürüne güvenememe, yabancılar, düşmanlar üretip bizzat kendi gözünde yetersiz gördüğü kültürünü güçlendirme çabaları gibi nedenler yatmaktadır. En somut örneklerini modern ulus devlet yapılarında gördüğümüz bu sorun, çözüm olarak otoritenin tahkim edilmesi tutkusuyla sonuçlanmaktadır. Hâlbuki böylesi bir kaygı taşımayan kültürel politik yapılar hep rahattır, çevresinden de içindeki unsurlardan da emindir. Gerçekten de günümüzde modern ulus/devlet yapıları, onların yaşattığı alışkanlıkların meydana getirdiği tortular gittikçe artış gösteren özgüvensizliğin ciddi kaynaklarından birisini oluşturmaktadır.
 
Tarihte Doğuda Batıda büyük sosyal kültürel oluşumlar bugünkü pek çok gereksiz kaygılardan uzaktılar. Bir zamanların Roma İmparatorluğu, fethettiği toplumların Tanrılarını bile kendi ülkesine taşıyıp, pentagonunun başköşesine koymakta tereddüt etmemişti. Tabi dikkat çekmek istediğimiz taraf bu çeşitliliğin, sadece bir kültürel zenginlik sayılması ve mağluplarının tanrılarına da yer verebilmesi değildir. Mağluplarının kültürel bakiyelerini ortadan kaldırma ihtiyacı duymaması, onların gelecekte bir hak iddiasında bulunma ihtimalinden hiçbir endişe duymamasıdır.
 
Kültürümüzün ideal örneklerinden birisini veren Selçuklular, fethettikleri Anadolu’nun yerli Rum kültürünün hatıralarını saklamakta hiç tereddüt etmediler. Düşünce dünyamızın önderlerinden olan Mevlana Celalettin, Rum diyarının Büyüğü (Rumî) olarak anıla geldi. Yine Osmanlı bunun güzel örneklerini verdi. Fethettikleri her ülkenin tacını, saygın otoritelerinin unvan ve sembollerini taşıdılar. Bunu her halükarda dile getirdiler, bu temel espriye ters düşmemek için de İslâm ve Türklük vurgusundan mümkün olduğunda uzak durdular. Buna göre Osmanlı sultanları yalnızca Müslümanların halifesi, Türklerin hükümdarı değildi, Ortodoksların nihai temsilcisi, Bulgar ve Macar krallıklarının taçlarının yegâne taşıyıcısı idiler.
 
Ne yazık ki bugün önümüzde her geçen gün birbirine olan güvenini yitirmekte olan bir dünya var. İnsan hakları standartlarıyla tanımak istediğimiz AB ülkelerinde bile ırkçılık ve fanatizm kol geziyor. Yerli halklar yıllardır yan yana yaşadıkları insanları kabullenmede zorluk çekiyor, esaslı bir toplumsal güven sorunu yaşanıyor. Bu olumsuz ortamdan fertler, gruplar ve hatta devletler paylarını alıyorlar.
 
Bu açıdan bakıldığında ülkemizde de ciddi sıkıntılar gözlenmektedir. Maalesef toplumsal sermayeyi hızla tüketmeye çalışıyoruz. Bir dışlayıcılık ortamı gelişiyor. Böylesi ortamların en temel özelliği çözümleyici bir şeyler söylemek değil, söyleyenleri kabaca susturmaktır. Uzlaşma yerine çatışmayı seçmektir. Burada dil, bir diyalog yolu değil, bir güç, bir despotik iktidar kurma aracıdır.
 
Peşinen kimseyi suçlamak niyetinde değiliz. Mücadele yolunu tutan bir kesim üniversite gençliğinin de her halde anlatacağı şeyler vardır. Ama bunun yolu yumurta ve taş atmak değildir. Fikre fikirle karşı çıkmaktır. Çoğu kere biraz da doğası gereği vulgarize edilmiş bir görüş olan politik söylemlerin karşısına cevaplamadan geçilemeyecek sorular koyabilmektir. Ne yazık ki takınılan tavırdan ve bazı vesilelerle ortaya çıkan görüşlerden, bir kesimin, belirttiğimiz türden bir soru sorma kapasitesine sahip olmadıkları anlaşılıyor.
 
Gençlerin, içinde yaşadıkları çağın ve konjonktürün şartlarına bağlı olarak daha bir özgürlükçü ve daha bir statükoculuktan arındırılmış bir dünya talebinde bulunmaları beklenir. Bu çerçevede modern ulus devlet yapılanmasının sıkboğaz ede geldiği yapının aşılması öncelikle gençlerin talebi olmalıdır. Bunun için de gençler/öğrenciler sivil toplumun en zinde kesimleri olarak bu konuda icra makamı hükümetin girişimlerinin yetersizliğini sorgulamalıdır. Daha çok hak ve daha çok özgürlük talebinde bulunmalıdırlar. Yani muhalefet ve özellikle de iktidar temsilcilerinin protesto edilmesi, varlıklarına değil, düşüncelerine yöneltilmiş bir hareket olmalıdır. Ne var ki yaşananlar tam da bunun tersi bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Parasız eğitim gibi güncel bir değer taşımayan bir iki klişe söze bakılırsa olaylar köşeye sıkışmış bir grup darbecinin mizanseni olarak bile değerlendirilebilir niteliktedir.
 
Gerçi toplumsal güvensizlik üstüne kurulu bir gerilim ve hatta şiddet olgusu toplumda sadece bir grup gencin sorunu değil, her yerde görebileceğimiz bir durumdur. Toplumun kültürlenip daha bir incelikli hale gelmesi gerektiğini düşündüğümüz bu ortamda insan trafiğe çıkmaya korkuyor. Maalesef küçümsenemeyecek sayıda bir sürücü kesimi her geçen gün biraz daha kabalaşıyor. Olaylar karşısında polisin tutumu sıkça tartışılabilecek bir konu olarak yerini koruyor.
 
Bu noktada okuyucunun dikkatini özel olarak sanal dünyadaki internet sitelerine çekmek istiyorum. Çünkü saha, tüm sanallığına rağmen, insanların kimliklerinin üzerine örttükleri perdeleri atıp daha gerçekçi bir biçimde göründükleri bir alandır. Bir yığın Ergenekoncu sitenin tehdidi altındayız. Bunlara göre bu ülke baştanbaşa bir Ergenekon’dur, bu sürece ayak uyduramayanlar, ya gafil ya da haindir. Esasen tehlike, gaflet, ihanet, bu şiddet üslubunun vazgeçilmez sözcükleridir.
Tabii ki bütünüyle bir karamsar tablo çizmenin anlamı yok, şüphesiz ülkede müspet gelişmeler de vardır. Ne var ki toplumsal güven her geçen gün daha bir güçlenmesi gerekirken maalesef bir düşüş yaşanıyor. Toplumsal sermaye sürekli harcanıyor. Öyle gözüküyor ki uzun süre toplumu tehdit, gaflet, ihanet gibi kavramlar üzerine kurarak götüren yapının tortusu farklı yansımalarıyla daha uzunca bir zaman devam edecektir.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Sivil İtaatsizlik mi, Siyasal Direniş mi? - 29 Mart 2011 Salı 13:10
Güç, İktidar ve Balyoz - 21 Şubat 2011 Pazartesi 09:35
Ortadoğu Yeniden Yapılanıyor - 05 Şubat 2011 Cumartesi 12:56
Kim Neye Müdahale Ediyor? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:36
Toplumsal Sermaye Tüketimi - 07 Ocak 2011 Cuma 18:17
Kürt Sorununda Gelinen Yer - 25 Aralık 2010 Cumartesi 12:55
Küresel Postmodern Siyaset ve Wikileaks - 09 Aralık 2010 Perşembe 12:32
NATO Sorgulanmalıdır - 22 Kasım 2010 Pazartesi 09:11
Siyasal Sorunlardan Kurbana - 08 Kasım 2010 Pazartesi 12:02
Çağdaş Yaşam Desteklenir mi? - 26 Ekim 2010 Salı 10:00
Başörtüsü (Sorunu) Nasıl Bağlanır? - 11 Ekim 2010 Pazartesi 10:22
Kim, Kimden, Niçin Korkuyor? - 27 Eylül 2010 Pazartesi 10:01
Toplum, Önündeki Barajı Aştı - 14 Eylül 2010 Salı 14:50
Haşim Kılıç’ın Değişiklikler Üzerine Düşünceleri - 27 Ağustos 2010 Cuma 18:14
YAŞ Sürecinin Düşündürdükleri - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 10:03
Bölücülük Sosyal Değil, Bir Politik Tortudur - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:02
Terör, Ordu ve Sınır Birlikleri - 20 Temmuz 2010 Salı 09:57
Vesayetçi Sistemi Aşabilmek - 03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:02
Ergenekoncu Yapı Atakta - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:15
Bir Siyasal Paranoya: İsrail Saldırısı - 04 Haziran 2010 Cuma 10:33
CHP Değişebilir mi? - 28 Mayıs 2010 Cuma 12:11
“Şerefin Modasının Geçmişliğine Dair” - 19 Mayıs 2010 Çarşamba 12:08
Şiddet ve Sosyal Anomi - 30 Nisan 2010 Cuma 15:36
MHP, Siyasal Tarihinin Önemli Yanlışına Oynuyor - 16 Nisan 2010 Cuma 11:14
Muhalefet Partileri Neye Muhalefet Ediyor? - 30 Mart 2010 Salı 15:01
Anayasa Değişikliği Üzerine - 22 Mart 2010 Pazartesi 13:59
Yıldönümünde 28 Şubat - 01 Mart 2010 Pazartesi 14:52
Bir Muhalefet Olarak Yargı - 17 Şubat 2010 Çarşamba 17:56


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya