“Günümüzde insan yaşantısı, devletlerin bekası ve siyaseti, iş âleminin işi ve ticareti artık iyice din eksenli görünmeye ve algılanmaya başlamıştır. Bu durumun ilk etapta faydalı ve güzel yönleri olduğu kadar tehlikeli boyutu da vardır. Günümüzde insanlığın değişimine baktığımızda ve bilimsel istatistikleri incelediğimizde, genç nüfus ve yeni nesil çok agresif, katı, yargılayıcı ve çatışmacı olarak gelmektedir. Bu da tehlikenin boyutunu daha da büyütmektedir. Hıristiyan ve Yahudi dünyasının ekonomik gücü, kültür düzeyleri, bilimsel ve teknolojik üstünlükleri, beşeri sistemleri kurmaktaki başarıları, onları daha güçlü göstermeye ve hegemonyalarını tüm dünyada etkin kılmaya yetiyor. Bu durum İslam dünyasını, aşağılık duygusuna, batı otoritesine kayıtsız şartsız teslim olmaya, daha kaderci ve her kurtuluşu Yaradan’dan beklemeye itiyor. Müslümanın kültürlüsü de, zengini de, makam sahibi de, iş adamı da, üst düzey yaşama biçimine açlık ve özlem duyduğundan değerlerine, hayatın kutsallarına önem vermez hale gelebiliyor. Krallar, sultanlar, kimi devlet adamları, işadamları, kültür elitleri, kendi güçlerini bireyselleştirerek konumlarını sürdürebilmek için rahat taviz verebiliyor. Bu kesimler, sadece Yaradan’ın kulu olduğunu unutmayarak, sırf ona ibadet ederek, onun farzlarını yerine getirerek örnek olacak çalışma ve çaba yerine, ruhlarına doğuştan yerleşen ulvi değerleri bir bir bertaraf edip diğer tüm kutsal araçları sadece günlük bir vasıta görüp sıradanlaştırmayı adet haline getirebiliyorlar. Tek bir cevherle ruhlarını temizlemeye, yüceltmeye çabalıyorlar. Bu durum inanan insanlar içindir. İnanmayan, kalbi mühürlü olana bir diyecek yoktur. İnananların; ecdadına ve ruhi ilham kaynaklarına duyarsızlığı; bizden sonraki nesillerin bizler dâhil kimseye minnet duymayacakları bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Dini camialar bu acının başlıca sorumlularıdır. Bunlar dünya nimetleri uğruna kolayca teslim olabilmekte batıya hoş görünmek ve teslimiyeti için din kardeşlerini kolayca feda edebilmektedirler.
1990 ile 2009 yılları içerisinde İslam dünyasında 34 bin 906 devlet adamı, siyasetçi bürokrat, 127 bin civarında işadamı, 2 bin 411 cemaat önderi katledilmiştir. 23 bin büyük şirket batırılmıştır. Ayrıca, 1979 Sovyetlerin Afganistan’a girmesiyle başlayıp Ekim 2010’a kadar İslam dünyasında 11 milyon Müslüman öldürülmüş ve 60 milyon Müslüman sakat bırakılmıştır. Bu daha bilinenlerdir. Ya bilinmeyenler, istatistiklere girmeyenler… Allah aşkına bu durum bir helak mı yoksa yanlış yaşamanın bir bedeli mi? Helak bir kavmi yok eder. Bunun örnekleri Kur’an da çoktur. Ama günümüzde hiçbir kavim yok olmadığı gibi tüm kavimler yaşamakta; ama acılar içinde kavrulmaktadır. Ülkemizde 1980’den sonraki hiçbir devlet adamının; ne kendileri ne çocukları ihya olmadığı gibi rahat da yaşayamamaktadırlar. Yine ülkemizdeki 100 büyük zenginin 10 yılda bir, %81’i el değiştirmekte ve dökülenler de sefalet içinde yaşamaktadırlar. Tüm bu durumlar bizim iyi düşünmemizi, aklımızı başımıza almamızı gerektirmiyor mu? Her yönden çok güçlü bir şekilde üzerimize abanan batı toplumlarıyla eşit seviyede yaşayabilmemiz; dünyayı ve onun nimetlerini paylaşabilmemiz için hem kendimize hem de bizden sonra gelecek nesillere; farzı, sünneti, helali haramı, iyiyi kötüyü, örnek olacak davranışları, kardeşlik, dostluk ile birlik beraberlik duygularını ve organizasyon becerilerini nasıl öğreteceğimizi düşünmenin zamanı gelmedi mi? Şunu unutmayalım dünyada yukarıda anlattıklarımız gibi kötü akıbet de bizden, onurlu, şerefli, huzurlu ve insan gibi yaşamanın güzelliği de.”
Çok sevdiğimiz, saydığımız, düşünce ve fikirlerine değer verdiğimiz kadim bir dostun bizlere ulaştırdığı önemli tespitler içeren, düşünce ve duygularını ifade ettiği mesajını sizlerle paylaşmak istedim. Kendisine gönül dolusu şükranlarımla baki selamlarımı gönderiyorum. Teşekkür ediyorum.