80 milyona yakın nüfusuyla Ortadoğu’nun en kritik ülkesi olan Mısır yeni yıla büyük bir terör saldırısıyla uyandı. Kıpti olarak bilinen yaklaşık 10 milyon yerli Ortodoks Hıristiyan, daha çok Güney bölgelerde yoğunlaşmakla birlikte Mısır’ın her yerine yayılmış durumdadır. Yeni yıl arefesinde 79 kişinin yaralanıp 21 kişinin öldüğü intihar saldırısı, Mısır’ı etkilediği kadar bölgeyi de etkileyebilecek bir olaydır.
Ortadoğu’nun en hassas konularından birisi, Müslüman-Hıristiyan çatışmasıdır. Bölgede Hıristiyan nüfusu çok fazla olmasa bile, kritik ülkelerde sorunları artıracak ve bölgeyi istikrarsızlaştıracak niteliktedir. Örneğin, bu sorun halen Sudan’ı bölünmeye sürüklemekte ve Lübnan ve Irak’ta ciddi sürtüşmelere yol açmaktadır.
Mısır’ı 29 yıldır olağanüstü hal kanunuyla yöneten Hüsnü Mubarek’in Demokratik Ulusal Partisi, 2010 yılının sonunda yapılan parlamento seçimlerini yine devlet gücüyle kazanmıştır. İlk turdaki baskıcı uygulamalardan dolayı muhalefetin ikinci turunu boykot ettiği seçimler, yabancı gözlemcilerce adil ve objektif bulunmamıştır. En büyük muhalefet gurubu olarak önceki seçimlerde 88 vekil çıkaran İhvan-ı Müslimin’in, bu seçimlerde ancak bir milletvekili çıkarmasına izin verilmiştir.
Parlamento seçimleri, başkan adayının belirlenmesinde kritik önem taşımaktadır. Çünkü Mubarek iyice yaşlanmış ve başkanlıkta 30 yılını doldurmuş, yaşı ve sağlığı konusundaki endişeler arttığı için bu yılki başkanlık seçiminde yerine oğlu Cemal Mubarek’i başkan yapmaya niyetli olduğu anlaşılıyordu. Mısır’ın krallık yıkıldıktan sonra hep asker kökenli başkanlar tarafından yönetilmesi ve kamuoyunun direnci bunu zorlaştırmaktadır. Çok karizmatik olmaması ve sistem içinde yıpranması Cemal’in bu yılki seçimlerde babasının yerine geçme ihtimalini erteleyecek gibi görünmektedir.
Yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukla boğuşan Mısır’da Müslüman-Hıristiyan sürtüşmesi yeni değildir. Mısır’ı ele geçirdikten sonra İngilizlerin yerli Hıristiyanlarla işbirliği yapması ve onları üst konumlara getirmesi, yerli Müslüman halk arasında ciddi tepkilere yol açmıştır. Bu tepki daha sonra da sürmüştür. Ülkede hüküm süren yoksulluk ve işsizlik gibi sosyal sorunlar farklı grupların birbirini suçlamasına yol açmaktadır. Hıristiyan azınlıklar devlet kademelerinden dışlandıklarını ve ezildiklerini savunurken, bazı Müslümanlar da otoriter rejimin Hıristiyan azınlık işadamları ile işbirliği içinde ülkeyi yönettiğini dile getirmektedir. Ülkenin en zenginleri arasında Kıpti Sawiris kardeşlerin bulunması, Yusuf Butros Gali’nin Maliye Bakanı olması Mısır’da Hıristiyanların çok önemli konumlarda olduğuna kanıt olarak gösterilmektedir.
Henüz üstlenmemekle birlikte İskenderiye’deki Azizler Kilisesi’ne yapılan bombalı saldırının arkasında El-Kaide’nin olduğu tahmin ediliyor ya da onunla bağlantılı yerel bir örgüt de olabilir. Çünkü özellikle ABD’nin Irak işgali dolayısıyla Irak’taki Hıristiyanlara karşı benzer eylemlere çokça şahit olundu. Ayrıca, Amerika ve İsrail yanlısı diye eleştirilen Mısır rejimi bu tür örgütlerinin hedef listesinin başında yer alıyordu. Dolayısıyla, Mısır’daki bu saldırı hesaplı yapılan bir operasyona benzemektedir. Ortadoğu’da her hareketten İsrail’i suçlama kolaycılığı yaygın olsa da kendi politikalarına uygun hareket eden ve kritik bir dönemden geçen Mısır rejimini, ABD ve İsrail’in zayıflatacak bir hareket yapması mantıklı görünmemektedir.
Mısır’daki bu saldırı, birçok açıdan etkileri olacak bir eylem olarak görülmelidir. Öncelikle Mısır’da devletin can güvenliğini sağlayamadığı ve görevini yapamadığı anlayışını yaygınlaştıracak bir psikolojik ortam oluşmaktadır. Dolayısıyla, bu durum rejimin daha da zayıflamasına yol açacaktır. Bu güvensizlik ortamı ülkenin temel ekonomik dayanağını oluşturan turizmi de olumsuz etkileyecektir. Belki canlanmaya başlayan yabancı yatırımların da önünü kesebilir. En önemlisi, ülkedeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında zaten zayıf olan güveni daha da zedeleyerek, ilerdeki sürtüşmelerin fitilini ateşleyebilir.
Dinler arası çatışmalar ve misillemeler artarsa belki de ciddi gerginliğe ve küçük bir ihtimal olsa bile Sudan’da olduğu gibi uzun vadede ayrışmaya yol açacak bir yola girilebilir. Batıda giderek artan İslam düşmanlığı da, bölgedeki Hıristiyan hareketlere cesaret verebileceği gibi dış müdahaleleri de artırabilir. Bu tür saldırıların artması, iki toplumun birlikte yaşayamayacağı tezlerini savunan ayrılıkçıların elini güçlendirebilir. Ülkedeki Müslüman ve Hıristiyan toplum liderleri kardeşlik mesajları verse bile, iki kesim arasındaki güvensizlik ve gerginlik kolay kaybolacak bir şey gibi görünmemektedir.
Özet olarak, yoksulluk, demokrasi eksikliği ve işsizlik gibi çok temel sorunlarla boğuşan Mısır’da, 2011 yılında bütün sorunların ciddi biçimde tartışılacağı başkanlık seçimleri yapılacaktır. Dinler arası çatışmanın artmasından dolayı daha da militarize olabilir ve daha da geriye gidebilir. Dolayısıyla, devletin gücünü sarsacak, can güvenliğini azaltacak ve ekonomiyi kötü etkileyebilecek son bombalı intihar saldırısı ile 2011’in ilk kurbanı Mısır olmuştur. Mısır’ın geleceği ise bütün bölgeyi ilgilendirmektedir.