ENGLISH
23.05.2012
04.01.2011 15:55


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı

Modern dünyada siyasi ve ekonomik kaygılar yüzünden ülke sınırlarına duvar örmek aslında çok az başvurulan yöntemlerden biri değildi. Şimdilerde ise ülkeler genel olarak dış tehdit olarak algıladıkları sorunlarla başa çıkamaz hale geldiklerinde sınır güvenliği için abartılı ve orantısız önlemlere başvuruyorlar.
 
Çok sayıda mülteci ve göçmen kendi ülkelerindeki siyasi ve ekonomik şartlar nedeniyle yaşadıkları toprakları terk ediyor ve daha iyi bir yaşam sürmek umuduyla Batı ülkelerine yöneliyor. Büyük bölümü düzensiz göçmenlerden oluşan on binlerce kişinin meydana getirdiği yasadışı göç ve insan hareketliliğine karşı Avrupa ülkeleri çok daha sert yöntemlerle mücadele etmeyi planlıyor. Mülteci, sığınmacı ve göçmenlerin Türkiye üzerinden Yunanistan’a, dolayısıyla Avrupa Birliği ülkelerine kaçak geçişlerini engelleyemeyen Yunan Hükümeti’nin çağrıda bulunduğu Avrupa Dış Sınırlar Ajansı Frontex, Kasım ayından bu yana Türk sınırında görev yapıyor.
 
Ancak Yunanistan yasadışı göçmenlere yönelik bu önlemleri de yeterli bulmuyor olacak ki AB ile işbirliği yaparak Meriç sınırında yaklaşık 12 km uzunluğunda bir güvenlik duvarı inşa etmeye karar verdi. Yunan Kamu Düzeni Bakanı Hristos Papuçis, inşa edilecek duvarı Meksika-ABD sınırındaki çite benzeterek kaçak göçmenlerin geçişini önlemek için oluşturulacak alanın Yunan sınır muhafızları ile Frontex tarafından kontrol altında tutulacağını ifade etti. Yunanistan, bu uygulamayla zaten çok sınırlı düzeyde tutulan sığınma hakkına erişimi tamamen engelleyebilir. Bu durum ise iltica hukukunu ihlal edecek ve mülteciler açısından çok vahim sonuçlar doğurabilecektir.  
 
Yunan makamları öteden beri Türkiye’yi kaçak geçişlere göz yummakla suçlarken, Mayıs ayında Atina’yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan ve Papandreou görüşmesinde öne çıkan iki ülke arasındaki geri kabul anlaşmasının aktif olarak uygulanmasını istiyorlar. Ne olursa olsun Yunanistan’ın mülteci, sığınmacı ve göçmenlere karşı sınır güvenliğini sağlamak amacıyla almış olduğu bu karar, Avrupa Birliği’nin göç politikalarının bir sonucudur. Açıkçası AB ülkeleri Yunanistan’ı üst baraj, Türkiye’yi de alt baraj ülkesi olarak görmekte ve duvarlarla çevrili bir doğu sınırından rahatsız olmamaktadır. AB ülkeleri, bir yandan İsrail’in Batı Şeria’yı ikiye bölen utanç duvarına karşı çıkarken ve İsrail’i insan haklarına aykırı davranmakla suçlarken, öte yandan Yunanistan’a duvar örme ruhsatı vererek kendi değerleriyle çelişmektedir.
 
Ülkelerin yasadışı göçle mücadele etmek amacıyla işbirliği yapmaları ve düzensiz insan kaçakçılığına karşı tedbirler almaları elbette anlaşılır bir durumdur. Ancak savaş, çatışma veya ekonomik sefaletin yaşandığı Asya, Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden can ve mal güvenlikleri olmadığı için kaçmak zorunda kalan on binlerce mülteci ve göçmenin en temel insani ihtiyaçlarını nasıl karşılayacakları ve güvenliklerini nasıl sağlayacakları sorusuna duvar örerek çözüm üretilemez. Duvar, sertlik ve acımasızlığı sembolize eder ve sadece coğrafyayı fiziki olarak ayırmaz, toplumları ve kültürleri de birbirinden koparır. Yakın zamana kadar soğuk savaşın acı ve soğuk yüzü olarak Avrupa’nın ortasında yıllarca kalan Berlin duvarının yol açtığı yabancılaşma ve trajedinin etkilerinden hala kurtulamayan Avrupa toplumları, doğudan yükselen çığlığa dikkat kesilmek zorundadır. Zira bugün mülteci ve göçmen sorunu olarak adlandırılan böylesi devasa problemin kaynağında yine Batı’nın savaş, işgal ve sömürü politikaları bulunmaktadır.
 
Yunanistan, sınır güvenliği önlemlerine meşruluk kazandırmak için çeşitli bahaneler üretirken bugüne kadar mülteci ve göçmenlere yönelik ırkçılık, ayrımcılık ve insanlık dışı davranışlar yüzünden defalarca uyarılmıştır. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg tarafından yayınlanan 2010 yılı raporunda bu uyarılar açık şekilde görülmektedir. Uluslararası Af Örgütü ve bazı insan hakları kuruluşları da mülteci ve göçmen politikaları nedeniyle Yunan makamlarını sıkça eleştirmektedir. Yunan sahil güvenlik ekiplerinin birçok kez Ege denizinde yakaladıkları kaçak botları delerek içindeki mülteci ve göçmenleri deniz ortasında ölüme terk ettiklerine dair haberler uluslararası bültenlerde yayınlanmıştır. Ayrıca ülkedeki mülteci kamplarının içler acısı durumu nedeniyle Yunanistan Avrupa basınında geniş olarak tartışılmaktadır.
 
Türkiye sınırına yapımı planlanan güvenlik duvarının mülteci ve göçmenlerin kaçak geçişlerini önlemek bakımından çok fazla işe yaramayacağını görmek gerekmektedir. Çünkü her iki ülkenin deniz sınırı çok daha uzun ve geçişler için tercih edilen doğal bir güzergâh konumundadır. Meriç’e konuşlanan Frontex birlikleri ve duvar nedeniyle yasadışı geçişlerin karadan denize kaymasıyla bu kez Ege denizinde çok daha büyük ölüm vakalarıyla karşılaşmamız sürpriz sayılmamalıdır. Sınırlara duvar örerek, askeri önlemler alarak, kısacası sadece güvenlik kaygılarıyla bu sorunun çözülemeyeceği artık anlaşılmalıdır.
 
Yunanistan ile Türkiye arasında da yeni bir sorun alanı oluşturacak Meriç duvarının normal geçişleri de zorlaştırabileceği öngörülmelidir. 2001 yılında Türkiye-Yunanistan arasında imzalanan geri kabul protokolünden bugüne kadar Yunanistan’ın yararlandığı görülmektedir. Mart 2010 dönemine kadar ilgili protokol çerçevesinde Türkiye’den Yunanistan’a iade edilen kişi sayısı sadece 19 iken, Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderilen kişi sayısı 2387 olarak kayıtlara geçmiştir. Bu rakamlar, protokol hükümlerinin Yunanistan lehine işlediği sonucunu yansıtmaktadır. 
 
İltica-göç alanında önemli yasal düzenlemelerin arifesinde olan Türkiye, AB tarafından giderek daha fazla baskı altına alınmak istenmektedir. Geri kabul ve gönderme merkezlerinin yapımı için Türkiye’ye önemli bir bütçe kullandıran AB, Türkiye vatandaşlarının AB’ye girişlerinde vize uygulamasının aşamalı olarak kaldırılmasına yeşil ışık yakılabileceğini bildirmektedir. Ancak bunun gerçekleşmesi için AB ile Türkiye arasında geri kabul anlaşmasının imzalanması şart koşulmakta ve Türkiye bu “ahlaksız teklifi” kabul etmeye zorlanmaktadır. Sınırlı bir mali destek dışında hiçbir külfeti paylaşmayacak olan ve böylece üzerindeki büyük yükten kurtulmayı hedefleyen AB’nin bu emrivakisi büyük bir ayıptır ve Türkiye bu baskılara göğüs germelidir.    
 
Yunanistan ve Türkiye’nin son dönemde normale dönmeye başlayan ikili ilişkilerinin arasına duvar çekmek siyasi, kültürel ve ekonomik açılımların zarar görmesine yol açar. Sınır güvenliği ile ilgili Yunanistan’ın kaygılarını gidermek bakımından Türk-Yunan makamları yeni bir diyalog sürecini başlatabilir ve soruna daha makul, insani değerleri gözeten çözümler üretebilir. Her iki ülke de AB’nin “havuç-sopa” politikalarına teslim olmamalıdır. Aksi halde bu defa mülteci ve göçmen korkusu yüzünden örülecek yeni bir utanç duvarının altında herkes kalacak ve insanlık vicdanı onulmaz bir yara daha almış olacaktır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya