ENGLISH
23.05.2012
04.12.2010 15:24


Prof. Dr. Talip Özdeş
SDE Uzmanı
tozdes@sde.org.tr
CV

Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir?

 

İsveç merkezli uluslararası bir organizasyon olan Wikileaks, Obama yönetiminin uyarılarına rağmen ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait bazı gizli belgeleri yayımlamıştır. Söz konusu organizasyon Avustralyalı gazeteci ve internet aktivisti Julian Assange tarafından yönetilmektedir. Yayımlanan belgeler, 2004 yılından 2010’un Mart ayına kadar devam eden sürede ABD'nin dünyadaki toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla günlük yazışmalarının içeriğini ortaya koymaktadır. İddiaya göre söz konusu belgeler, ABD Dışişleri’nin kullandığı bilgi paylaşım sitesinden sızmış! Bu paylaşım sitesinde yer alan belgeler çok yüksek düzeyli gizli belgeler olmaktan çok, belki biraz gayretle birçoklarının ulaşabileceği türden gözükmektedir. Belgelerin güvenlik gerekçesiyle ayıklandığı, bazı isimlerin gizlendiği de söyleniyor. Belgelerde olan şeylerin birçoğu dedikodu kabilinden bilgiler. Bunlar, ABD yetkililerinin ilişkide bulundukları ülkelerin siyasetçi ve devlet adamlarıyla yaptıkları görüşmelerine, o ülkelerle ilgili kanaatlerine, kimlerle ilişki kurarak haber topladıklarına ilişkin bilgiler. Kaynaklarını gizli tutarak ülkelerin en özel bilgilerine ulaşan, dahası bu verileri yayınlayan Wikileaks’ın elinde, yayımlandığı takdirde ülke yönetimlerini derin sarsıntıya maruz bırakabilecek, politikalarını etkileyebilecek binlerce belge olduğu söylenmektedir.
 
Küreselleşen dünyada medya, internet ve haberleşme alanındaki teknoloji son hızla gelişirken, bilginin dünyadaki akışı ve yayılımı hiçbir sınır tanımamakta, her türlü kontrol ve sansür mekanizmasını devre dışı bırakmaktadır. Bu durum mahrem ve özel konulara ulaşılıp onların ifşa edilmesini oldukça kolaylaştırmakta, özel hayatın gizliliği ile ilgili ahlaki ve hukuki problemlere neden olmaktadır. Siyasi ve askeri güç elde etme yolunda bütün imkânların hiçbir sınır tanımaksızın sonuna kadar seferber edildiği dünyamızda dezenformasyonun, iç karışıklıklar yaratılması, ülkeler arasındaki diyalogların düşmanlığa dönüştürülmesi, ülkelerin zayıflatılıp çökertilmesi amacına matuf korkunç bir silah olarak kullanılmasında şaşılacak bir durum olmaması gerekir. Ancak ülke yönetimleri ve halklar olarak böyle bir şeye hazırlıklı olunduğu takdirde, dezenformasyonla amaçlanan plan hedefine ulaşamayabilir.
 
İçerisinde Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Pakistan’la ilgili bilgi ve değerlendirmelerin de yer aldığı belgelerin yayımlanması ABD için bir itibar kaybı olmakla beraber, belgelerin büyük bir kısmının Obama dönemini değil de çoğunlukla neo-con iktidarların dönemini ilgilendiriyor olması düşündürücüdür. Değerlendirmeler, Obama’nın istediği takdirde söz konusu belgelerin yayımını durdurabileceği şeklinde gelişmektedir. Suudi Arabistan devletinin el-Kaide örgütünün arkasındaki devlet olduğu ve onu desteklediği, Suudi Arabistan’ın Pakistan üzerindeki etkisine karşı ABD’nin Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun artırarak ona cevap vermek istediği, Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın da aralarında bulunduğu bazı Arap liderlerin ABD’den İran’ın nükleer programına son vermesi için İran’a hava saldırısında bulunmasını istedikleri, nüfus ve din faktörlerinin yanında Irak, İran ve Suriye gibi ülkelere sınır komşusu olması nedeniyle Türkiye’nin AB’ne giremeyeceği şeklindeki görüş ve değerlendirmeler belgelerde öne çıkan noktalardır. Yine AK Parti hükümetinin İslamcı ve Osmanlıcı olduğu, AKP hükümetinin yönettiği Türkiye’nin Doğu’ya doğru bir eksen kayması içerisinde bulunduğu, ABD’li diplomat ve elçilerin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında “tehlikeli!” değerlendirmesi yaptıkları, Azerbaycan lideri İlham Aliyev’in Türk Hükümetinden hazzetmiyor olduğunu söylediği, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarında gizli hesaplarının var olduğu iddiaları da belgelerde yer almaktadır. Aliyev ve Başbakan Erdoğan, haklarında yapılan iddiaları şiddetle yalanlamışlardır.
 
Ne kadar kamufle edilip üstü örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, bu belge yayımlama işinin ABD yönetimi, Yahudi lobileri ve İsrail’in inisiyatifi dışında gerçekleşemeyeceği doğrultusunda kamuoyunda yaygın bir kanaat oluşmuştur. Türkiye’nin son zamanlarda Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığında ve R. Tayyip Erdoğan’ın liderliğini yaptığı AKP hükümetinin yönetimi altında iç ve dış siyasette ortaya koyduğu performans; demokratikleşme, sivilleşme ve AB standartlarını gerçekleştirme yolunda attığı önemli adımlar; gerek AB, gerekse Türk ve İslam Dünyası ile geliştirdiği güçlü ilişkiler, yakın ve uzak komşularıyla sorunları neredeyse sıfıra indirgemeye matuf girişimler, bulunduğu bölgede bağımsız inisiyatif kurma gayretleri onlarca yıldır ABD ve İsrail gibi bölgede tartışmasız hakimiyet kurmuş devletleri kendi politikalarının geleceği açısından endişeye sevk etmiş olmalıdır.
 
Belgelerde ifşa edilen bilgilerin çoğunluğunun Türkiye, Ortadoğu ve İslam dünyası ile ilgili olması dikkat çekmektedir. Söz konusu bilgilerle Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi İslam ülkeleri arasına nifak düşürülerek aralarındaki güven duygusunun ortadan kaldırılması amaçlanıyor olabilir. Filistin’e insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine yapılan saldırının ve Filistin’de yeni Yahudi yerleşim bölgelerinin devreye sokulmasının ardından İsrail-Filistin meselesine yoğunlaşan dikkatlerin oradan kaydırılarak İran üzerinde odaklanması isteniyor gibi! Diğer taraftan örneğin Suudi Arabistan’ın el-Kaide’ye destek verdiği iddiası, bu ülkeyi bir şekilde teröre karşı yürütülen mücadelenin (!) hedefi haline getirebilir. Yani böyle bir iddia, Körfez ülkeleri başta olmak üzere diğer İslam ülkeleri için bir tehdit, aba altından sopa gösterme olarak da algılanabilir. İfşa edilen belgeler dikkatle analiz edildiğinde, bu bilgilerin arkasında olanlar tarafından Ortadoğu merkez olmak üzere İslam dünyasında yer alan ülkeler arasında güçlü bir ittifakın, samimi bir birlikteliğin istenmediğini anlamak hiç de zor değildir. Bu bağlamda R. Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu gibi bu projenin inşasında aktif görev alanların tehdit listesine yerleştirilerek veya da kamuoyundaki itibarları zedelenerek imaj kaybına uğratılmaları ve bir şekilde siyaset sahnesinden elemine edilmek istenmeleri de anlaşılabilir bir durumdur.
 
Gerek ABD’de siyaset mekanizmasını elinde bulundurup yönlendiren derin mahfillerin ve gerekse İsrail’in Ortadoğu ve dünya siyasetinde Türkiye’den vazgeçemeyecekleri herkesin malumudur. Ancak gelişen hadiselerin seyrinden, onların istediği şeyin Abdullah Gül’ün, Tayyip Erdoğan’ın ve Ahmet Davutoğlu’nun siyasi etkinliklerinin ortadan kalktığı bir Türkiye olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir projeye içeriden de destek verenler vardır.[1] Nitekim şu anda Ergenekon davasından Silivri’de yatmakta olan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in, elinde R. Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarında gizli hesaplarının olduğuna dair bir belgeye sahip olduğunu (!) iddia etmesini bu desteğin bir ifadesi olarak okumak doğru olur. Yine benzer şekilde Türkiye Cumhuriyetini senelerce ABD ve Avrupa’da temsil etmiş emekli bir büyükelçinin, CNN Türk’teki bir programa katılarak ABD’li diplomatların Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu “tehlikeli” olarak nitelendirmesinden hareketle “ABD gibi Türkiye’nin önemli bir müttefikinin tehlikeli bulduğu bir dışişleri bakanının görevde kalamayacağını” seslendirmesi de bir hayli düşündürücüdür. Müslüman ülkelerin yönetici ve halklarını birbirine düşürerek ittifak etmelerini engellemeye, aralarında olması gereken koordinasyonu ifsat etmeye matuf plan ve girişimler yeni bir şey olmayıp tarihte benzeri yaşanmış durumlardır. Wikileaks’in belgeleri ifşa etmesi ve olay etrafındaki gelişmeler, bizim Kur’an’dan bir ayeti tekrar hatırlamamıza ve onun verdiği ilahi mesajın ışığı altında ortaya çıkan hadiseleri düşünüp tedbir almamıza vesile olmaktadır:
 
 “Ey inananlar! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir kavme/millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.”[2]


 

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Seçmeli Kur’an-ı Kerim Dersi - 13 Nisan 2012 Cuma 18:37
Suriye Yangını - 11 Şubat 2012 Cumartesi 16:33
Tarihten Günümüze Muharremin Hatırlattıkları - 05 Aralık 2011 Pazartesi 15:15
Yeni Anayasa, Değerler ve İlkeler - 12 Kasım 2011 Cumartesi 23:49
Somali’deki Açlık ve Terörün Perde Arkası - 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:30
Çağa Yemin Olsun Ki! - 06 Eylül 2011 Salı 16:53
Norveç Olayının Fikri ve İdeolojik Altyapısı Üzerine - 05 Ağustos 2011 Cuma 18:02
Halkın Siyasi Partilerden Beklediği - 11 Temmuz 2011 Pazartesi 13:11
Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme - 11 Haziran 2011 Cumartesi 08:38
İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor? - 16 Mayıs 2011 Pazartesi 09:29
Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak - 12 Nisan 2011 Salı 16:35
İslam Dünyası Siyasetini Düze Çıkarabilecek mi? - 14 Mart 2011 Pazartesi 14:45
İslam Coğrafyasına Yayılan Değişim Rüzgarı - 09 Şubat 2011 Çarşamba 17:55
Kilise Bombalama Hadisesinin Düşündürdükleri - 11 Ocak 2011 Salı 18:43
Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir? - 04 Aralık 2010 Cumartesi 15:24
Cumhuriyetin Cumhurla Buluşması - 31 Ekim 2010 Pazar 14:44
Kur’an Yakma Eylemi ve Tepkiler Üzerine Bir Değerlendirme - 24 Eylül 2010 Cuma 18:24
Ramazan: İslam Algımızı Mihverine Oturtup Arınma Vesilemiz - 26 Ağustos 2010 Perşembe 11:26
Aydınlık Sabahlara Doğru - 24 Temmuz 2010 Cumartesi 17:34
Türkiye ve Terör Çıkmazı - 02 Temmuz 2010 Cuma 19:32
Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı - 04 Haziran 2010 Cuma 11:04
Tecavüz ve Cinayet Olayları Neyin Göstergesidir? - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:59
Değişim İradesi ve Değişimin Önündeki Engel - 19 Nisan 2010 Pazartesi 09:12
Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez - 16 Mart 2010 Salı 16:22
Katsayı Düzenlemesinin İptali Kamu Vicdanına Nasıl Yansır? - 20 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
Etnik Milliyetçilik-Cahiliyye İlişkisinin Analizi - 03 Şubat 2010 Çarşamba 12:07
Toplumsal Uzlaşı İçin Aydın Sorumluluğu - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:35
Çeteleşme ve Kitlesel Kutuplaştırma Olgusunun Zemininde Yatan Zihniyet ve Ahlak Problemi - 09 Ocak 2010 Cumartesi 18:19
Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor? - 06 Aralık 2009 Pazar 17:52


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya