Aralık 2006’da yayına başlayan WikiLeaks, ilk önemli çıkışını 26 Temmuz 2010’da Amerikan ordusunun 2004-2009 arasındaki Afganistan’ı işgalinde dost ateşi ve sivil kayıplar hakkında da ayrıntılı bilgiler içeren 92.000 belgeyi The Guardian ve The New York Times gazeteleri ve Der Spiegel haftalık dergisiyle birlikte açıkladığında yakaladı. Belgeleri ABD ordusundan sızdıran er Bradley Manning görev yaptığı Camp Arfijan (Kuveyt) üssünde tutuklansa da, ABD’ye ait çeşitli “gizlilik” düzeylerindeki resmî askerî ve istihbarî belgeler Pandora’nın kutusunun açılması gibi bir kez ortalığa saçılmıştı.
Bununla yetinmeyen WikiLeaks, Amerikan yönetiminin karşı çıkmasına rağmen daha önceden yayınlayacağını bildirdiği ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait belgeleri 28 Kasım 2010’da yayınlamaya başlayarak haklı şöhretini adeta perçinledi. Bunda belgelerin açıklanmasına bir saat kadar kala bir DDoS (Distributed Denial of Service-Dağıtık Servis Dışı Bırakma) saldırısına uğradığını iddia eden WikiLeaks, belgeleri yine de dünyaya duyurdu.
Artık yeryüzünde “WikiLeaks” ve şu an Interpol tarafından tecavüz suçlamasıyla aranan kurucusu Avustralyalı gazeteci ve internet aktivisti Julian Assange ismine aşina olmayan herhangi bir kimse hemen hemen kalmadı. WikiLeaks, önbelleğini elde ettiği ABD Dışişleri Bakanlığı ile dünyanın dört bir yanına dağılmış 270 büyükelçilik ve konsolosluğu arasındaki günlük yazışmalarına dayanan 1966’ya kadar uzanan 251,287 şifreli yazışmadan ilk partide 226 diplomatik telgrafı yayınladı. Wikileaks bu eyleminde tek başına değildi ve bu ilk partiyi The Guardian, Le Monde, El Pais gazeteleri ve Der Spiegel ile eşzamanlı yayınlarken ikinci partide sürdüğü 50 telgrafı ifşa etti.
İlk siyasî tepkiler bakımından ABD Başkanı Obama, belgelerin “ABD dış politikasının ifadesi” olmadığını belirtirken Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da belgelerin sızdırılmasını kınamakla kalmadı; bunun uluslararası topluma karşı işlenmiş bir saldırı olarak ciddi bir suç olduğunu iddia etti. Her ne kadar belgeler 1966’ya kadar dayansa da, ağırlıklı olarak ABD’nin “gizli” (secret) ve alt düzeydeki tüm istihbarat belgelerini topladığı ortak istihbarat ağı SIPRNet’i devreye soktuğu 2004 sonrasına dayanmaktadır. WikiLeaks de bahsi geçen belgeleri bir tür gizli internet olan SIPRNet’ten dışarı sızdırdı. Çeyrek milyondan fazla belgenin yaklaşık 100.000 kadarı “gizli” ve 15.000 kadarı da “üst düzey gizli” olarak etiketlenmişti. “Çok gizli” (top secret)” düzeyindeki belgeler ayrı bir sistemde saklandığından sızdırılan belgeler arasında bu öneme sahip bir doküman şimdilik yok. Buna rağmen, büyük çoğunluğu ABD Savunma Bakanlığı çalışanları olmak üzere 2,5 milyon kişinin erişim hakkının olduğu SIPRNet bir anda ABD’nin “Aşil topuğu” haline geldi. Yine de fazla göze gelen WikiLeaks, 1 Aralık 2010’daki twitter aracılığıyla dünyayla paylaştığı birinci mesajında, uğradığı DDoS saldırısında saniyede bir gigabaytı geçtiğini ve ikinci mesajında ise saldırının saniyede on gigabaytı geçtiğini belirtti ve siteye bir süre erişim kayboldu.
Buraya kadar anlattıklarım hikâyenin bilindik yüzü. Andy Warhol’un 1968’de söylediği gibi herkesin 15 dakikalığına meşhur olacağı bir dönemde görünen o ki WikiLeaks’in şöhreti biraz daha uzun sürecek gibi. Zira birkaç gündür bütün dünya bu websitesi ile yatıp kurucusu ile kalkıyor. Haliyle herkesin de karınca kararınca bir yorumu oldu bu gelişmelere paralel olarak.
İtalya Dışişleri Bakanı Frattini’nin “Diplomasinin 11 Eylülü”nden “malumun ilanı”na (Şalom Gazetesi, 01 Aralık 2010), ABD ve İsrail’in bir oyunu olduğundan (Alper Tan) “bundan en büyük ‘güven kaybı’na Amerika’nın uğradığı”na (Taha Akyol) kadar birbirine zıt sayısız yorum dillendirildi. Kısacası diyalektiğin keskin bıçağının her iki tarafı da kesiyor. Kaldı ki; eldeki materyalin zenginliğini göz önüne alırsak bu hamurun çok su kaldıracağı aşikâr.
WikiLeaks’in ifşaatlarıyla ilgili olarak başta ABD diplomatları olmak üzere genel anlamda bir meslek olarak diplomatlık zarar gördü. Diplomasinin büyüsü, on yüz bin baloncuk yutan diplomatların hava kabarcıklarıyla kaçtı gitti ve diplomasi de hapı yuttu. Benim gibi ekmek parasını “diplomasi” dersi de vererek geçinenler için değilse de, artık “diplomat” denince hemen akla gelen bir kokteylden öbür kokteyle elinde şampanya kadehi ile setresine çamur bulaşmamış fraklı beyler ve zarif eşleri gelmeyecek insanların akıllarına. En azından ABD’li diplomatlar fena halde çamura yattılar. Bu mitolojikleştirilmiş ve mistifize edilmiş meslek grubunun da herkes gibi başkalarına kötü lakaplar taktıkları ortaya çıkmış oldu. Hatta ağızlarında bakla ıslanmadığı gibi nihayetinde misafir oldukları ülkenin siyasileri için yaptıkları kötü benzetmeler ve bunları merkeze yazılı olarak gönderdikleri için çoktan ağızlarına biber sürülmeyi hak ettiler. Birçok kişinin gözünde diplomatlar –pek de tanışmak fırsatı bulamadıkları için- zarafet abidesiydiler. Bu yıkılan imajları ile bir kez daha ortaya çıktı ki; hayat kitaba sığmıyordu ve sosyal bilimciler siz nasıl diyorsunuz, “pratik teoriyi aşıyordu.”
Bilginin bu kadar kolay erişilebildiği bir dünyada artık bırakın “iki kişinin bildiği sır değildir”i, “kendine sakladıkların bile sır değil, yeğen!”. Yaşamın bütün mahremiyeti ortadan kalkarken sadece savaşı değil yaşamın bütün boyutlarının erken modern algıdaki gibi simetrik olmayıp gittikçe kübizm kadar asimetrik olduğunu fark etmek gerekiyor. Bir nevi bilginin sırça saraylardan, fildişi kulelerden sokağa düşmesi durumu yaşadıklarımız ve bu da bilginin halkın eline geçtikçe sıradan insanları daha fazla iktidara taşımaktadır. Böylece devletin de derin devletin de yekpare olduğu şeklindeki pespaye düşünceden uzaklaşmamız mümkün oluyor. Çünkü nihayetinde devlet kâğıt ve mürekkepten çok insandan oluşuyor.
WikiLeaks’in ifşaatlarından sonra tekerlemeye dönüşen “Kral çıplak” ifadesini “çocuksu” değil fazlasıyla “çocukça” buluyorum. Zira bir şeyleri gizlemek ve gizlediklerimizi kutsamak Tanrısal olduğu kadar Tanrı’yı taklit etmeyi gerektiriyor ve bu yüzden gizliğine en düşkün olan devlet Hegel’in dediği gibi tanrtı’nın yeryüzündeki yürüyüşü. Çok ekspresyonist bir ifade olacak ama aslında üzerimizdeki elbiseleri saymazsak hepimiz çıplağız. Hepimiz içten içe bugün ABD Dışişleri Bakanlığı’nın başına gelenlerin kendi başımıza gelmesinden korkuyoruz. Yarın köşedeki bakkalın sigortasını ödemediği çırağı aracılığıyla veresiye defterlerini nasıl da şişirdiğinin WikiLeaks’e düşme ihtimali var. Ya da köşedeki bakkalın bizim olma ihtimalimiz. O yüzden, Wikileaks’ten gelen haberleri önemsiyorum çünkü haber varsa diyalog imkânı da vardır ve diyalogun olduğu yerde diplomasi yeniden şekillenebilir ve şiddete son verebilir.