ENGLISH
23.05.2012
08.11.2010 12:02


Prof. Dr. Mustafa Aydın
SDE Uzmanı
maydin@sde.org.tr
CV

Siyasal Sorunlardan Kurbana

Planımda, CHP ve askerin Cumhurbaşkanının düzenlediği Cumhuriyet resepsiyonuna askerin ve CHP’nin boykotu ve CHP’deki kargaşa gibi daha başka konular vardı. Burada ezcümle boykotun bir skandal olduğunun yanında, başından beri Cumhuriyetin cumhurdan kaçırılmaya çalışıldığını, onun uzun zaman resepsiyonlara sızamadığını, ama şartlar değişip işin için cumhur girince de, kendisini cumhuriyetin sahibi kabul ede gelenlerin cumhurdan kaçmayı yeğlediklerini yazacaktım. Gerekçesi ne olursa olsun cumhurdan kaçmanın yol olmadığını, başörtüsü dâhil tüm değerleriyle toplumla bütünleşmenin ötesinde sergilenecek bir tavrın olmadığını ifade edecektim. CHP’de de yalnızca örgütsel değil, bir zihniyet dönüşüm sorunu yaşandığını, bu partinin çağı, mevcut toplumsal değişim sürecini kavramada zorlandığını, örgüt sorununu mesela kongre gibi yollarla aşabileceğini ama tabir caizse genetiğine işlemiş algı sorunun devam edip gideceğinden söz edecektim.

Göründüğü kadarıyla hem asker hem CHP ile ilgili bu sorun daha uzun zaman sürecek ve biz yazarlar da kısmet olursa bu konularda daha nice yazılar yazacağız. Onun için burada bir nokta koyarak idrak ettiğimiz kurban ile ilgili birkaç not düşmek istiyorum. Esasen sosyal bilimcilerin ilgi alanı yalnızca politik konular değildir. Toplumla ilişkisi bakımından her türlü konudur. Bir başka deyişle pergelin bir ucu toplumdaysa da diğer ucu çok farklı yerlerde hareket etmektedir. İşte bu yerlerden birisi de kurbandır.
 
Kaldı ki bu konuda da üzerinde durulup analiz edilmeyi gerektiren noktalar vardır. Fıkhi boyutunda içtihat bağlamında yorum yapma, alanımın dışındaysa da şüphesiz işleyen süreç noktasında söyleyebileceğim şeyler olacaktır.
 
Toplumumuzu da büyük bir duyarlılıkla saran kurban din tarihinde tanıdığımız en kadim ibadetlerden birisidir. Sözlük karşılığı yaklaşmak demek olan kurban, terim anlamıyla Allah’a yaklaştıran bir tür eylem manasına gelmektedir. O başından beri deruniliğin bir ölçeği, bağlılığın bir test edilme yolu olmuştur. Toplumların kabul ettikleri değer sistemine göre tabiatüstü varlığa (Allah’a) sunulan can demek olan kurban, aşağıdaki fani ile yukarıdaki yüce varlık arasında, kan merkezli can aşılarak kurulan bir bağdır. Böylece genel olarak fizik ötesine yönelinmiş olur. Bundan dolayıdır ki tarih boyunca tüm dini duyarlılıklarda kurbanın önemli bir yeri olagelmiştir.
 
Kurban önemli bir samimiyet ölçeği sayıldığından dolayıdır ki antropolojik veriler bize tarihte insan kurbanlarına bile rastlandığını göstermektedir. Burada insan, kurbanların en değerlisi kabul edilmiş, kefaret, şükran, verim artırma gibi düşüncelerle ifa edilmiş, hemen tamamına yakınında etten çok, bir canın sunulması olarak anlaşılmıştır.
 
Bilindiği gibi insanoğlu, Habil - Kabil olayında ilk ciddi imtihanlarından birisini kurbanla vermiş, onunla sınanmıştı; kazanan kurbanla kazanmış, hakkını veremeyen kurban üzerinden kaybetmişti.
 
Şüphesiz Allah’a ulaşan, kurbanın kanı veya eti değil, insanın iyi niyetleridir. Ama bu, kurbanın biçimsel bir tarafının olmadığı anlamına gelmez. Her şeyden önce kurban canlının kesimiyle ilgili bir şeydir. Başka bir anlatımla, bu bağlamda para veya bir eşyanın tasadduku ne kadar önemli olursa olsun kurban sayılmaz. Onun için de hayvan kesme yerine bağışta bulunma söylemi tutarlı değildir. Muhtemelen Kabil’in hatası, tabi halis bir niyet taşıyamayışının bir göstergesi olarak, sebze ve meyve vererek geçiştirmeye çalışmasıydı, hem de çürük olanlarından seçerek.
 
İslâm’da hicretin ikinci yılında, belli şartlar taşıyan müminler için bir yükümlülük olarak gelen kurbanın kefaret, akika ve adak gibi türleri varsa da asıl olan hac günlerinde kesilen kurbandır.
 
Gerçekten de kurban ağır bir iştir, insanın bedeniyle- ruhuyla, malıyla- canıyla katıldığı bir ibadettir: Namaz bedenin, zekât malın, hac beden ve malın; kurban ise beden, mal ve canın katılımıyla gerçekleşen çok yönlü bir ibadettir. Bir başka deyişle kurban psikolojik ve sosyal yönü bulunan bir ibadettir. “Bir canlı kesilip kanı akıtılarak nasıl bir ibadet yapılır” diyenlerin anlayamadıkları taraf da budur. Ancak bu kesim işi kesilecek yer ve kesim şekliyle ilgili kurallara dikkat edilmelidir. Mevcut kent hayatında her yerde gelişi güzel kurban kesilmemelidir. Özellikle büyük baş hayvanlarda bir bilenin refakatinde kesilmeli sokaklarda hayvan koşturmalarına yer verilmemelidir.
 
Her haliyle kesime karşı çıkmanın anlamı yoktur. İnsanlar bir biçimde hayvanları kesip etini yediklerine göre bu işi ibadet için yapmanın yadırganacak bir tarafı olamaz. Şüphesiz mesleki meşgalesi kesim olmayan pek çok insan için bir hayvanı boğazlamak zor bir iştir. Daha sade bir anlatımla Allah’ın emri olmasaydı pek çok insan bu hayvanı kesmeyecekti. Ama bu, kula bir tekliftir. Mükellefiyet elbette bir yüktür ve kula düşen de onu yerine getirmektir. Kesen de kesilen de bir iradeye ram olmaktadırlar ve kesene burada yeni ve daha büyük bir görev düşmektedir. Bu da kendini fani ve baki arasında yeniden konumlandırabilmektir.
 
Şüphesiz burada üzerinde durulması gerekli önemli noktalardan bir diğeri onun sosyal boyutudur. Kurban da her şeyden önce bireysel gözüken icrasına rağmen bir toplumsal düzlemde ve bu onu daha anlamlı ve daha etkili hale getirir. Bir başka deyişle kurban, sonucu topluma yansıyan bir ibadettir. İşin bir yönü bizzat kurbanın etiyle gerçekleşir. Elbette olup bitenler bir kavurma şöleni olarak anlaşılamaz. Muhtaçlara öncelikle ulaşan şey de (kandan öte Allah’a ulaşan iyi niyetler gibi) sevgi ve tevazudur.
 
Ancak yine de burada kurban etiyle bir başka ibadet gerçekleşmekte, verilenle infak yerine gelmektedir. Genel kural her ne kadar üçte birinin verilmesi olarak kabul ediliyorsa da bu, duruma göre değişebilir. Bu bazen tamamı, bazen üçte biri ve bazen de karşılıklı sevgiyi pekiştirmek üzere oturup birlikte yeme tarzında gerçekleşebilir. Esasen infak insanların takdirlerine bırakılmıştır. “Ne kadar infak edeyim ey Allah’ın elçisi” diye soran kişiye Peygamberimiz (A.s) “gerektiğinde elindeki iki hurmadan birisini vererek” buyurmuştur. Sözün kısası infak boyutu daha kapsamlı bir iştir. Hatta bu açıdan denebilir ki kurbanın tabiatı kesim şartına, etiyle ilgili işlemler ise infak kurallarına bağlıdır.
 
Kurban bağlantılı olarak günümüzde yaşanmakta olan bir önemli noktaya değinmek uygun olacaktır. Toplumumuz yardım konusunda büyük bir duyarlılık göstererek, dünyanın hemen her yerindeki muhtaç insanlara yardım ulaştırmaya çalışmaktadır. Söz konusu hayırseverlik kurbanda doruk noktasına ulaşmakta, hayır kurumları pek çok ülkedeki insana kurban eti sunabilmek için yarışmaktadırlar.
 
Yardım çerçevesinde düşünülürse kurban etinden öte daha kapsamlı bir şeyler yapılabileceği kanaatindeyim. Farklı fıkhi görüşleri bir tarafa bıraksak bile kurbanın mümine vücubiyetinin genel kuralı, zekât için gerekli olan nisap miktarına sahip olmaktır. Fark sadece bu malın üzerinden bir yıl geçmeden kurbanın kesilebilmesidir. Şüphesiz bu istisna bildiğimiz kadarıyla bir emirden çok bir ruhsattır. Bu açıdan bir evde kesilen kurbanların bir kısmının vücubiyet ifade etmediğini söyleyebiliriz. Ama her mümin infak gibi bir mükellefiyetle muhataptır. Kur’an’da kurban bir yerde geçerken infak pek çok yerde zikredilmektedir. Üzerine mutlak kurban vacip olan kimsenin bunu para olarak vermesi doğru değildir, ama bunun dışındaki az çok bir varlığa sahip olanların bu para halinde infak olarak göndermesi çok daha yerinde bir hareket olur. Bu yardım, yoksulların çok farklı ihtiyaçlarını gidermeye daha elverişli ve manevi karşılığı ondan az olmadığı gibi, kurbanın vekâletle kesildiği ve hatta kesilmediği gibi tartışmaları da ortadan kaldıracak bir çözümdür. Bilvesile Kurban Bayramınız kutlu olsun.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Sivil İtaatsizlik mi, Siyasal Direniş mi? - 29 Mart 2011 Salı 13:10
Güç, İktidar ve Balyoz - 21 Şubat 2011 Pazartesi 09:35
Ortadoğu Yeniden Yapılanıyor - 05 Şubat 2011 Cumartesi 12:56
Kim Neye Müdahale Ediyor? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:36
Toplumsal Sermaye Tüketimi - 07 Ocak 2011 Cuma 18:17
Kürt Sorununda Gelinen Yer - 25 Aralık 2010 Cumartesi 12:55
Küresel Postmodern Siyaset ve Wikileaks - 09 Aralık 2010 Perşembe 12:32
NATO Sorgulanmalıdır - 22 Kasım 2010 Pazartesi 09:11
Siyasal Sorunlardan Kurbana - 08 Kasım 2010 Pazartesi 12:02
Çağdaş Yaşam Desteklenir mi? - 26 Ekim 2010 Salı 10:00
Başörtüsü (Sorunu) Nasıl Bağlanır? - 11 Ekim 2010 Pazartesi 10:22
Kim, Kimden, Niçin Korkuyor? - 27 Eylül 2010 Pazartesi 10:01
Toplum, Önündeki Barajı Aştı - 14 Eylül 2010 Salı 14:50
Haşim Kılıç’ın Değişiklikler Üzerine Düşünceleri - 27 Ağustos 2010 Cuma 18:14
YAŞ Sürecinin Düşündürdükleri - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 10:03
Bölücülük Sosyal Değil, Bir Politik Tortudur - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:02
Terör, Ordu ve Sınır Birlikleri - 20 Temmuz 2010 Salı 09:57
Vesayetçi Sistemi Aşabilmek - 03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:02
Ergenekoncu Yapı Atakta - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:15
Bir Siyasal Paranoya: İsrail Saldırısı - 04 Haziran 2010 Cuma 10:33
CHP Değişebilir mi? - 28 Mayıs 2010 Cuma 12:11
“Şerefin Modasının Geçmişliğine Dair” - 19 Mayıs 2010 Çarşamba 12:08
Şiddet ve Sosyal Anomi - 30 Nisan 2010 Cuma 15:36
MHP, Siyasal Tarihinin Önemli Yanlışına Oynuyor - 16 Nisan 2010 Cuma 11:14
Muhalefet Partileri Neye Muhalefet Ediyor? - 30 Mart 2010 Salı 15:01
Anayasa Değişikliği Üzerine - 22 Mart 2010 Pazartesi 13:59
Yıldönümünde 28 Şubat - 01 Mart 2010 Pazartesi 14:52
Bir Muhalefet Olarak Yargı - 17 Şubat 2010 Çarşamba 17:56


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya