ENGLISH
23.05.2012
02.11.2010 16:16


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek

Taksim Meydanı’nda patlayan canlı bomba herkese Türkiye’nin terör gerçeğini yeniden hatırlattı. Daha önce de İstanbul’daki Neve Şalom Sinagogu’na ve Ankara’daki Anafartalar Çarşısı’na yönelik gerçekleştirilen intihar eylemleri bu kez Taksim’deki Çevik Kuvvet’e yöneldi. Toplam 32 kişinin yaralanmasına rağmen millet olarak tek tesellimiz ölen olmamasıdır. Burada önemli olan terörün yöneldiği hedeften ziyade, bu saldırının zamanlaması ve Türkiye’nin iç ve dış politikası bakımından nasıl anlaşılması gerektiğidir.

Dünyada bir eylem biçimi olarak intihar saldırılarını benimseyen terör örgütleri aslında pek yaygın değildir. Yakın dönemlerde canlı bomba saldırılarını siyasi amaçlı olarak en yaygın şekilde kullanan grup Sri Lanka’daki ayrılıkçı Tamil Gerillaları olmuştur. İntihar eylemleri Ortadoğu’da ise daha çok Hamas ve Hizbullah gibi radikal örgütler tarafından kullanılıyor. Ayrıca küresel çapta ise El-Kaide adına eylem yapan militanlar bu yöntemi tercih ediyorlar. 11 Eylül olayları, Londra metrosuna ve İstanbul’daki İngiliz Konsolosluğu’na yönelik kanlı eylemleri El kaide’yle bağlantılı gruplara atfedilmektedir.   

İntihar eylemelerinden en çok mağdur olan ülkelerden biri de şüphesiz Türkiye’dir. Türkiye’deki geçmiş dönemlerdeki intihar eylemlerine başvuran örgütlere baktığımızda kamuoyunca da iyi bilinen üç tip örgüt karşımıza çıkıyor: 1-Ayrılıkçı Kürt gruplar (PKK); 2-Radikal İslamcı gruplar (El-Kaide ve Hizbullah) ve 3-Aşırı sol ideolojik gruplar (DHKP/C). Bu üç örgüt, Türk güvenlik ve istihbarat teşkilatları tarafından açık ve yakın tehdit olarak görülüyor ve yakından izleniyor. Zaman zaman da hücre evlerine yönelik baskınlar yapılarak “caydırıcı” bir baskı politikası uygulanıyor. Nitekim son MGK toplantısında kabul edilen yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde de bu gruplar iç tehdit olarak değerlendiriliyor. Öte yandan bu gruplar BM, NATO ve AB gibi uluslararası kuruluşlarca hazırlanan terör listelerinde yer alıyorlar ve uluslararası bağlantıları ve eylemleri yıllık olarak raporlanıyor.

Taksim Saldırısını Kim Yaptı?

Bu yazı yazıldığı zaman henüz emniyet güçlerinden herhangi kesin bir bulgu veya şüphelenilen örgüt açıklaması gelmediği gibi, eylemi açıktan üstlenen örgüt de yoktur. Bu çerçevede ancak genel bir siyasi analiz üzeriden “olağan şüpheli” listesine yukarıdaki üç grubu yerleştirmek yanlış olmaz. Her üç grup da kendileri açısından Türkiye’deki siyasi atmosferi, amaçları açısından uygun görmüş olabilirler. Bunları ayrı ayrı incelemek yerinde olur.

PKK: Bilindiği gibi PKK 31 Mayıs 2010 tarihinden itibaren terörü büyük şehirlere yayma politikası benimsemişti. Ancak sivil toplumun baskısı ile referandum sürecinde eylemsizlik kararı alan PKK, yüzde 58’lik oran sonucun da psikolojik etkisiyle ateşkesi 31 Ekim’e kadar uzatmıştı. Eylem tam da bu tarihte gerçekleştiği için doğal olarak PKK Taksim saldırısının en büyük zanlısı olarak görülmeye başlanmıştır. KCK davası ve “özerklik” haklarına kavuşma adına Kürt milliyetçisi grupların böyle bir eyleme girişme olasılığı vardır. Ancak olaydan sonraki ilk açıklamalarında PKK sözcüleri eylemi üstlenmemiştir.

DHKP-C: Aşırı sol bir grup olarak bilinen DHKP-C Türkiye’de zaman zaman kendi varlığını ispatlamak için intihar eylemlerine başvurabilmektedir. Anafartalar Çarşısı (Ankara) bu grubun en ses getiren eylemi olarak biliniyor.

Eylemin Politik Amacı

Yine daha önce Adalet Bakanlığı’na yönelik başarısız bir intihar eylemi düzenleyen Eyüp Beyaz da bu gruptandır. Daha çok Alevi kökenlilerin rağbet ettiği bir örgüt olarak bilinen DHKP-C’yi son saldırı için motive edecek siyasi gelişmelere baktığımızda, hükümetin Alevi açılımından rahatsız olan gruplar ve HSYK değişikliği üzerinden yargıdaki Alevilerin dışlandığına ilişkin son tartışmalar böyle bir eylemi tetiklemiş olabilir. Ama burada vurgulamak gerekir ki, DHKP-C ne açıktan Alevicilik yapmaktadır ne de Sünni karşıtı bir ideolojiye sahiptir. Bu grup daha çok klasik Marksist ideoloji üzerinden sempatizan kazanmaktadır. Bazen de Sabancı suikastında olduğu gibi uluslararası çıkar çatışmalarına hizmet eden “taşeron eylemelere” de girişebilmektedir. 

El-Kaide ve Hizbullah: El-Kaide merkezi bir örgüt müdür yoksa her ülkede Bin Ladin’ci yöntemleri benimseyen bağımsız gruplar mı vardır sorusu ucu açık bir sorudur. Ancak Türkiye Müslüman bir ülke olmasına rağmen 2003’teki İstanbul saldırılarında olduğu gibi El Kaide’ye atfedilen geniş çaplı terör eylemlerine maruz kalmıştır. Nedeni ise açık. Bu gruplar Türkiye’yi laik bir ülke olarak görmekte ve siyasi olarak da NATO ve ABD ile olan bağlantılarından dolayı Batı’nın bir parçası kabul etmektedirler. Emniyet teşkilatı Türkiye’de yerleşik aktif veya uyuyan radikal grupların olduğunu belirtmektedir. Burada esas sorun bu dağınık radikal grupların iç ve dış istihbarat örgütlerince, konjonktüre uygun şekilde eylem için harekete geçirilmesidir.  Neticede eylem yapan kişi inancı uğruna öldüğüne inanmakta; ama eylem başkalarının siyasi gündemine hizmet etmektedir. 

Terör saldırılarında olaydan çok bu eylemin kimin işine yaradığına bakmak daha faydalıdır. Bu bağlamda son olayın nedenini ve amacını anlamak için Türkiye’nin son aylarda iç ve dış politikada attığı adımlara bakmak gerekmektedir.

Dış politikada Türkiye son yıllarda giderek daha bağımsız ve daha milli bir duruşla gündemdedir ve eksen kayması tartışması üzerinden ciddi bir mahalle baskısı altındadır. Özellikle 2010 yılında Türkiye, ABD ile İran’ın nükleer programı üzerinde ters düşmüş; BM Güvenlik konseyinde yaptırımlara karşı “hayır oyu” kullanmıştır. Şimdi de ABD tarafından geliştirilen ve İran’dan Batı’ya yönelik muhtemel füze saldırılarına karşı NATO ülkelerini korumayı amaçlayan “Füze Kalkanı” projesinde Türkiye ABD’den farklı bir pozisyon benimsemeye eğilimlidir. Kasım sonunda yapılacak olan NATO zirvesi öncesinde Türkiye’ye yönelik baskılar da artmaktadır. Son olayla, AK Parti hükümetinin NATO’nun stratejik konseptine uygun davranmaya mı zorlanıyor sorusu doğal olarak akla gelmektedir. Nitekim saldırının, Kırmızı kitabın değiştirildiği ve Davutoğlu’nun NATO-AB ilişkilerini Füze kalkanı projesine karşı bir pazarlık kozu olarak kullanabileceklerini ima eden son açıklamalarının ertesi günü meydana gelmesi son derece anlamlıdır.

ABD’nin Bomba Tedirginliği

Diğer yandan El Kaide kaynaklı haberlerde son zamanlarda ciddi bir artış vardır. Özellikle İsrail’deki Netanyahu hükümeti ve ABD’deki neo-con gruplar, El Kaide terör örgütünün ve bu örgüt üzerinden “radikal İslam’ın” ve dolayısıyla tüm bunların arkasındaki güç olarak gösterilen İran’ın küresel bir tehdit haline geldiğine inandırmaya çalışmaktadırlar. ABD seçimlerine üç gün kala Yemen’den ABD’ye gönderilmek üzere postaya verilen ve biri Dubai’de diğeri ise İngiltere’de ortaya çıkartılan patlamaya hazır bombalar ABD başta olmak üzere tüm Batı toplumlarında ciddi bir tedirginlik yaratmıştır. İstanbul’daki son saldırının da radikal İslamcı bir örgüt tarafından üstlenilmesi durumunda, bunu Basra Körfezi’ne yığılan devasa savaş makinesinin (Batılı donanmaların) çalışmaya başlayacağının önemli işareti olarak okumak gerekir. O takdirde son eylemi Türkiye’yi Batı kampında tutmaya yönelik bir gözdağı olarak okumak mümkündür. 

Son olarak, iç politika bakımından son haftalardaki gelişmeler de ülkedeki derin bazı yapılanmaları harekete geçirmiş olabilir. Bu çerçevede, yüzde 58’lik bir oy oranıyla Anayasa’nın değiştirilmesi; başörtüsü sorununun üniversitelerde fiilen çözülmesi; Çankaya’daki eşli resepsiyon bağlamındaki siyasi tartışmalar iç dinamikleri harekete geçirmiş olabilir. Ancak tüm bu iç ve dış politik nedenleri tek bir noktada buluşturmak mümkündür. İç ve dış aktörler Türkiye’nin yeni açılımlarından memnun değiller. İçerideki iktidar konfigürasyonunun değişmesi ve uluslararası politikada Türkiye’nin yeni bir stratejik kimlik kazanması “derin yapıları ve hegemon güçleri” rahatsız etmektedir. Tetiği çeken ve kendisini feda eden zavallı canlı bombanın kimliği ne olursa olsun, son saldırının Türkiye’nin gelişmesi, demokratikleşmesi ve bağımsız bir aktör haline gelmesini önlemeyi amaçlayan bir eylem olduğu gerçeğini değiştirmez. Türkiye bu oyunları geçmişte de yaşamıştır ve iktidar iç ve dış açılımlarına kararlılıkla devam etmelidir.

(02.11.2010 tarihinde Star'da yayınlanmıştır) 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya