ENGLISH
23.05.2012
01.11.2010 14:05


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri

Ekim ayı başında Ankara'ya resmî bir ziyaret gerçekleştiren Çin başbakanının ardından, bugünlerde Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, beraberindeki işadamlarıyla birlikte bir hafta sürecek kapsamlı bir ziyarette bulunuyor. Ankara'da imzalanan ve ulaştırmadan enerjiye kadar uzanan geniş kapsamlı sekiz antlaşmaya ilave olarak, şimdi iki ülke arasında stratejik işbirliği konseyini kuracak yeni bir antlaşmanın imzalanması bekleniyor. Türk ve Çin hava kuvvetleri arasında geçen ay Konya'da gerçekleştirilen Anadolu Kartalı tatbikatının gösterdiği gibi, iki ülke arasındaki ilişkiler giderek hem derinleşiyor hem de çeşitleniyor. En önemlisi ise iki başkentteki siyasi elitler arasında artık siyasi güvenin tesis edilmiş olmasıdır. Bunun en önemli göstergesi ise iki ülke arasındaki en çetrefilli konuyu oluşturan Uygur Türkleri konusunda ulaşılan karşılıklı anlayıştır.

Pekin ve Ankara, Uygur sorunu üzerinden gerginliği sürdürmek yerine, küresel sistemin yeniden yapılanma sürecinin kendilerine sunduğu işbirliği fırsatlarına odaklanmalarının çok daha önemli olduğunun farkına varmış görünmektedir. Pekin için Ankara ile kurulacak siyasi ve stratejik ilişkiden beklenen en önemli somut faydalardan biri, Doğu Türkistan'ın istikrarının sağlanmasında Türkiye'nin desteğinin alınmasıdır. Zira Türkiye, Uygurlar konusunda kendisini tarih ve insanlık önünde sorumlu hissetmekte ve gerektiğinde Çin ile ilişkileri germe pahasına Çin'deki Müslüman azınlığın durumunu uluslararası platformlarda gündeme getirmekten çekinmemektedir. Pekin'in Davutoğlu'nun Çin ziyaretine Kaşgar'dan başlamasına onay vermesi, Çin'in Uygurlar konusunda Türkiye'nin hassasiyetlerini anladığını ve bu konuda Ankara'ya güvendiğini göstermektedir. İki ülke arasındaki yeni modus vivendi, yani zımni siyasi mutabakat tam da bu olsa gerektir ki, Davutoğlu bunu "tarihin normalleştirilmesi" olarak nitelemektedir.

Çin'i Türkiye'ye yaklaştıran birkaç temel motiften söz edilebilir. Birincisi, Türkiye artık soğuk savaş şartlarındaki gibi dış politikası NATO tarafından belirlenen edilgen bir aktör değildir. BM Güvenlik Konseyi'nden İKÖ'ye, G-20'den CICA'ya kadar pek çok uluslararası platformda farklı aktörlerle bağımsız ilişki kurma potansiyeline sahip yükselen bir güçtür. Böyle bir ülkeyi karşısına almaktansa, birlikte hareket etmek Çin için stratejik bir tercih haline gelmiştir. Özellikle Mavi Marmara olayında Ankara'nın gösterdiği devlet refleksi ve İran nükleer krizinin aşılmasında Türkiye'nin Brezilya ile birlikte kotardığı nükleer yakıt takası antlaşması, Çin üzerinde önemli etki yaratmış gözükmektedir. Dahası, Çin'e yakın komşu alanlardaki Afganistan ve Pakistan'da devam eden ABD ve NATO'nun askerî operasyonları bölgesel istikrarsızlık adına Çin'i inanılmaz derecede rahatsız etmektedir. Hem Çin hem de Türkiye'nin yakın dostu ve müttefiki olan Pakistan'ın geleceği de Ankara ve Pekin'i işbirliğine zorlamaktadır. Zira istikrarsız bir Pakistan, Batılı güçlerin bu bölgedeki yerleşmelerini meşrulaştıran bir işlev görmektedir. Diğer yandan İran, Çin'in petrol ihtiyacını karşılamada önemli bir role sahiptir. Ankara ve Pekin, İran'a yönelik muhtemel bir ABD-İsrail saldırısını bölgesel barışa ve kendi enerji güvenliklerine yönelik ciddi bir tehdit olarak algılamaktadırlar. Oysa her iki ülke de dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri olarak barışa ve güvenilir enerji kaynaklarına ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısıyla Çin ve Türkiye arasındaki işbirliğinin ekonomik ve güvenlik anlamında son derece sağlam ve realist temelleri mevcuttur.

Uygur Türkleri: Çatışmanın Değil, İşbirliğinin Zemini

Daha temelde Çin hükümetini Uygurlar konusunda Türkiye'ye yaklaştıran temel faktör ise bu bölgenin sahip olduğu jeopolitik ve stratejik özelliklerdir. Coğrafi olarak Doğu Türkistan, Çin'in Orta Asya'ya, hatta Batı'ya açılan kapısıdır. Bölge Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan dahil sekiz ülke ile komşudur. Dahası bölge belki de Çin'in en önemli yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahiptir. Resmî raporlara göre, bölge Çin'de bulunan toplam 168 maden çeşidinden 138'ine sahip. Bölgedeki petrol rezervleri Çin'in toplam rezervlerinin 1/3'ünü; doğalgaz ve taşkömüründe ise yüzde 40'ını oluşturuyor. Ayrıca Altay Dağları'nda altın madeni çıkarılırken, bölge uranyum gibi stratejik madenler bakımından da oldukça zengin. Tarımsal üretim bakımından da son derece verimli olan bölge, Çin'in kalabalık nüfusu için önemli bir gıda kaynağı durumundadır.

Öte yandan Rusya ve diğer Orta Asya ülkelerinden Çin'e uzanan petrol ve doğalgaz gibi enerji nakil hatları da buradan geçmektedir. Tam da bu nedenlerle Çin, bölgedeki Müslüman Türk nüfusun en küçük protesto eylemlerini dahi sert bir şekilde bastırmaktadır. Daha önce pan-Türkizmi en büyük tehdit olarak gören Çin yönetimi, 11 Eylül olaylarından sonra halkın kültürel taleplerini terörizmle özdeşleştirerek Batılı ülkelerin desteğini almaya çalışmaktadır. Deyim yerindeyse, bölgenin sahip olduğu doğal kaynaklar nedeniyle ekonomik gelişmesini sürdürebilmek açısından Çin, Doğu Türkistan'a "göbekten" bağlıdır. Ama aynı zamanda bölge Pekin'in "uyumlu toplum" (harmonious society) söylemini yalanladığı ve en kritik anlarda ayaklanmalar baş gösterdiği için Çin'in yumuşak karnını da oluşturmaktadır. Oysa Türkiye son yıllarda Müslüman halklar nezdinde yükselen bir imaja sahiptir. Bu nedenle Türkiye'nin Uygur sorununun insani temelde ve Çin'in toprak bütünlüğü çerçevesinde çözülmesi gerektiğine ilişkin tutarlı politikası Çin tarafından da kabul görmektedir ve Pekin, Türkiye'nin bu yumuşak gücünden faydalanmak istemektedir. 

 Türk İnsanının Tarihi Sorumluluğu

Çin yönetimi Türkiye'nin bölgeyle olan tarihsel, dinî ve kültürel bağlarını anlamaktadır. Artık Pekin, Türkiye'nin devlet ve özel sektör eliyle Doğu Türkistan'a girmesine de olumlu bakmaktadır ve bu fırsat değerlendirilmelidir. Bu çerçevede öncelikle, Türk işadamlarının en kısa zamanda Urumçi, Kaşgar ve Turfan bölgelerine yönelik iş seyahati düzenlemeleri yerinde olur. Bölge her türlü yatırım için bakirdir. İkincisi, özellikle gıda, tekstil ve inşaat alanında yatırım ve iş imkânları son derece geniştir. Urumçi'deki inşaat faaliyetleri bile Türk müteahhitlik sektörüne yeni açılımlar sağlayacak boyuttadır. Ayrıca karayolu inşasında, havaalanı işletmeciliğinde ve petro-kimya alanında iş yapan firmalar için bölgede önemli yatırım fırsatları vardır. TİM, DEİK, TÜSİAD, TUSKON gibi ilgili kuruluşlar bölgeye yönelik iş ve yatırım imkânları için projeler geliştirmelidir.

Öte yandan bölge ile sürekli bir işbirliği için ulaşım kolaylığı çok önemlidir. Davutoğlu'nun ziyareti sırasında bir an önce İstanbul-Urumçi arasındaki uçak seferlerinin başlatılması için mutlaka Çin'le anlaşma yolları aranmalıdır. İstanbul-Urumçi arası doğrudan uçuşla yalnızca beş saattir. Dahası, düzenli uçak seferleri karşılıklı ticareti ve turistik ziyaretleri de artıracaktır. İlişkiler geliştikçe, yatırımlar arttıkça Uygur halkının ekonomik durumu da düzelecektir. Ekonomik yoksulluk ve siyasi baskı nedeniyle bunalan bölge halkı için Türk şirketlerinin oralardaki varlığı onları psikolojik olarak da rahatlatacaktır. Kalıcı işbirliği ve pozitif bir anlayış için eğitim ve kültür alanında da işbirliği imkânları geliştirilmelidir. Örneğin Türk ve Çin üniversiteleri arasında karşılıklı değişim antlaşmaları imzalanıp, eğitim bursları ihdas edilebilir. Diğer yandan tarihî ilişkilerin canlandırılması açısından, şehirlerimiz arasında kardeş şehir antlaşmaları da yapılabilir. Örneğin Kaşgar ile Konya, Urumçi ile Bursa, İstanbul ile Şanghay kardeş şehir ilan edilebilir.

Kısacası, bugünlerde Çin ile Türkiye arasında gelişen iyi ilişkiler ve karşılıklı güven ortamına dayanarak, Türk insanı genel anlamda Çin ile özelde ise kardeş Uygur halkının yaşadığı coğrafya ile her düzeydeki ilişkilerini geliştirmelidir. Böylece yüzlerce yıldır kopuk olan halklar arası iletişim de yeniden kurulacaktır. Unutmayalım ki; Türk dünyasının da İslam dünyasının da Doğu'daki jeopolitik sınırı bu bölgedir ve Çin ile açılan kanalları kullanarak İstanbul ve Kaşgar'ı yeniden buluşturmak bizim için tarihî bir sorumluluktur.

(01.11.2010 tarihinde Zaman'da yayınlanmıştır)


YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya