Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wullf'un Türkiye ziyareti başlamadan önce 3 Ekim Almanya Birleşme Günü’nde yaptığı konuşma, ülkede geniş yankı uyandırırdı. Cumhurbaşkanı, konuşmasının bir bölümünde Müslüman göçmenlere değinerek “İslam’da Almanya’nın bir parçası” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Wulff’un açıklamaları başta Türkler olmak üzere Müslüman göçmenler arasında memnuniyetle karşılanırken ülkede göçmenlerle ilgili devam eden tartışmaları daha da alevlendirdi.
Wulff’un Ankara temasları öncesi bu defa Başbakan Merkel’in “Çok kültürlülüğün başarısızlığa uğradığını” söylemesi, dikkatlerin yeniden Almanya’da olan bitenlere çevrilmesine neden oldu. Merkel, göçmenlere yönelik uyum politikalarının başarısızlığından geçmiş hükümetleri sorumlu tutsa da, yapılan son kamuoyu yoklamaları ülkede Müslüman göçmenlere yönelik modern ırkçılık ve ayrımcılığın ürkütücü boyutlara ulaşmaya başladığını gösteriyor. Friedrich-Ebert Vakfı'nın Doğu ve Batı eyaletlerini içine alacak şekilde yaptığı son araştırmanın sonuçlarına göre, ülkedeki Müslümanların ibadet hakkının sınırlandırılmasını isteyenlerin oranı yüzde 58’i bulurken, ankete katılanların yüzde 34’ü yabancıların Almanya’nın sosyal imkanlarını sömürmek için ülkeye geldiğini düşünüyor. Ülkede çok fazla yabancı olduğunu ve Alman toplumunun hızla yabancılaştığını onaylayanların sayısı ise yüzde 35’i aşıyor.
(Araştırmanın ayrıntıları için bakınız:http://www.dw-world.de/dw/article/0,,6112086,00.html )
Araştırmaya katılan Protestanların yüzde 25’i ve Katoliklerin yüzde 24’ünün yabancı düşmanı ifadeleri onaylıyor olması ise, dinsel niteliğe sahip ırkçı tutumların belirginleşmeye başladığını gösteriyor. Bu sonuçlar dikkate alınacak olursa, Alman toplumu ile göçmenler arasındaki kültürel farklılıkların ayrıştırıcı bir süreci derinleştirmeye başladığını söyleyebiliriz. Ülkedeki durumu kötüleştirecek olan bir başka sorun ise, toplumda yabancılardan duyulan memnuniyetsizlikle ilgili homurtuların yerini öfkeli yüksek ses tonlarına bırakıyor oluşudur. Fransa, Hollanda ve nihayet Almanya’nın Müslüman göçmenler sorununu sürekli olarak gündemde tutması, aşırı sağ grupların yabancı düşmanlığından beslenmelerini kolaylaştırıyor. Dolayısıyla Avrupalı politikacıların kısa vadeli sonuçlara endekslenmiş popülist siyasi söylemleri, toplumları birbirine yakınlaştıran değil yabancılaştıran ve önyargıları kökleştiren bir etki meydana getiriyor.
Merkel, bir yandan çok kültürlülüğe veda mesajları verirken, öte yandan iş gücü piyasası için yüksek nitelikli göçmenlere ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Merkel’in sözleri, Alman hükümetinin göçmen politikasında radikal bir değişikliğe gideceğini gösterir mi? Şayet çok kültürlülüğe dayalı sosyal uyum politikalarından geri dönülürse, Almanya’da daha büyük bir kimlik bunalımı doğacak, göçmenler kendilerini toplumdan tamamen dışlanmış ve her an geri gönderilme baskısı altında hissedeceklerdir. Ne yazık ki Merkel’in ifadeleri, göçmenleri Alman toplumunun eşit birer parçası olarak değil, iş alanlarındaki eleman açığını kapatmaya yarayan “dolgu malzemesi” şeklinde gören 1960’ların göçmen politikalarını çağrıştırmaktadır. Oysa bugünün Almanya’sında doğmuş, eğitim görmüş ve üçüncü nesil olarak nitelendirdiğimiz on binlerce göçmen kökenli “Alman vatandaşı” çok kültürlü bir toplumun gerçekleşebileceğinin en güçlü kanıtı olarak görülmelidir. Almanya, göçmen sorununu çözmek konusunda hala önemli bir avantaja sahiptir ve tüm “ötekileştirme” çabalarına rağmen temel hak ve özgürlüklere saygı temelinde uyum politikalarını desteklemeye devam etmelidir.
Cumhurbaşkanı Wulff’un ziyaretiyle ilgili gündemin başlıca konularından biri olan Müslüman göçmenler ve özelde Türk göçmenlerin temel sorunları hakkında yapılacak görüşmeler büyük önem taşımaktadır. Wulff’un Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ile Almanya’daki Din Görevlilerinin eğitim programları konusunda görüşecek olması ve Almanya’da en az üç üniversitede ilahiyat bölümlerinin açılacağına dair bilgiler, iki ülkenin göçmen sorunlarının çözümüne yönelik geniş bir işbirliği alanına sahip olduğunu göstermektedir. Alman üniversitelerinin, İslam ilahiyatının akademik düzeyde öğretilmesi yönünde başlatacağı uygulamayla Avrupa’nın diğer üniversitelerine de örnek olacak bir adım atılmış olacaktır. Bu tür bir adım aynı zamanda Müslümanlar ile Alman toplumu arasındaki diyalogu güçlendirebilir ve önyargıların aşılmasına katkı sağlayabilir.
Alman Cumhurbaşkanı’nı bekleyen gündem konularından biri de Türk vatandaşlarına tanınması istenen vize muafiyeti meselesidir. Türk Hükümeti Almanya’ya seyahat edecek Türk vatandaşlarına vize serbestisi isteğini bir kez daha yineleyecektir. Bununla birlikte AB ilerleme müzakereleri ile ilgili Almanya’nın tutumu, İran’ın nükleer programı ve bölgesel sorunlar da masadaki diğer önemli gündem maddelerini oluşturmaktadır. Türkiye ve Almanya arasındaki çok boyutlu ilişkilerin bu ziyaret ile birlikte yeni bir aşama kaydedip kaydetmeyeceğini görmek için ise zamana ihtiyaç bulunmaktadır.