ENGLISH
23.05.2012
27.09.2010 11:40


Dr. Kaan Dilek
SDE Uzmanı
kdilek@sde.org.tr
CV

İran’ın Nükleer Bilmecesinde Yeni Gelişmeler

Geçtiğimiz hafta New York’ta gerçekleştirilen BM Genel Kurulunda çeşitli ülkelerin devlet başkanları ve üst düzey makamlarının görüşmeleri ve baş döndüren diplomatik temaslar, önemli konuların görüşüldüğünü ve tartışıldığını gösteriyor. Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bu konuların başında İran’ın nükleer sorunu gelmektedir.
 
17 Mayıs’ta Tahran’da imzalanan, Türkiye kamuoyunda ve uluslar arası arenada büyük bir tartışma konusu haline gelen ve anlaşmanın hemen ardından BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a karşı yaptırım kararları almasıyla bir anlamda askıya alınan Nükleer Takas Anlaşması’nın iki önemli aktörü olan Türkiye ve İran için her geçen gün yeni süreçlerin ortaya çıktığı görülmektedir.
 
Nükleer Takas Anlaşması’nın BM Güvenlik Konseyi kararları ardından askıya alındığı düşünülürken son olarak Kanada’da gerçekleştirilen G-20 ve G-8 ülkeleri liderlerinin katıldığı toplantılarda Tahran’da imzalanan anlaşmanın önemine dair atıflarda bulunuldu.
 
Türkiye’nin hayır oyu verdiği BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a karşı aldığı yaptırım kararı, Tahran yönetimi tarafından hukuki bir karar olarak kabul edilmese de Güney Kore, AB, Japonya ve ABD gibi ülkelerin İran aleyhinde tek taraflı yeni ek yaptırım kararları almasına engel olmadı.
 
Ekim ayında İran nükleer dosyasının tekrar 5+1 grubu tarafından ele alınacağının konuşulduğu bir dönemde geçtiğimiz hafta New York’ta bir araya gelen İran, Almanya, İngiltere, Fransa, Türkiye, ABD ve Brezilyalı yetkililer, Tahran yönetiminin nükleer faaliyetleriyle ilgili temaslarda bulundu.
 
New York temaslarının ana vurgusu bir kez daha İran'ın nükleer çalışmasıyla ilgili sorunun diplomatik yollardan çözümü kavuşturulması gerektiği oldu. BM Genel Kurulunda İran nükleer sorununun diplomatik yollardan çözüme kavuşturulması yönünde en önemli adımın 17 Mayıs’ta Türkiye, Brezilya ve İran arasında imzalanan Tahran Bildirisi olduğu vurgulandı. Ayrıca ABD Başkanı B. Obama BM Genel Kurulu'na hitabında İran nükleer sorununa ilişkin diplomatik pencerenin henüz açık olduğu yönündeki ifadeleri, İran nükleer sorununun diplomatik yollardan çözüme kavuşması için çaba harcayan Türkiye ile Brezilya'nın yeniden arabuluculuk görevi üstlenebileceği şeklinde yorumlandı. 5+1 Grubunun önemli tarafı olarak AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton da 1 Ekim 2009'daki anlaşma çerçevesinde görüşmeleri sürdürme kararlılığında olduklarını söylemesi, İran ile Ekim ayında gerçekleşmesi beklenen diplomatik görüşmelerin olgunlaşmaya başladığını gösterdi.
 
Obama’nın Arap-İsrail Barış Görüşmeleri ardından İran’ın nükleer sorunuyla ilgili tutumunun değiştiği gözlemlenmektedir. Burada Obama’nın Kasım ayında gideceği kongre seçimi öncesi Ortadoğu’ya yönelik Washington açılımlarının Irak’tan geri çekilme yanında Arap-İsrail Barış çabalarıyla kısa sürede bir sonuç alınamayacağı görülerek, Tahran’ın nükleer sorunu üzerinden kısa sürede elde edilecek bir göreceli başarıyla Obama’nın elini güçlendirmesinin planlandığı düşünülmektedir. Özellikle de İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın “nükleer yakıt üreten büyük ülkeler tarafından İran'daki tıbbi araştırmalar için nükleer yakıt gönderilmesi durumunda, ülkesinin uranyum zenginleştirme programını sona erdirebileceği” yönündeki son açıklaması, Ekim ayında yapılması planlanan İran ve 5+1 grubu görüşmeleri öncesi tüm tarafların 17 Mayıs’ta Türkiye, Brezilya ve İran arasında imzalanan Tahran Bildirisi’nin yeniden yürürlüğe girebileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Aslında Ahmedinejad’ın "uranyumu yüzde 3,5'tan yüzde 20 düzeyine zenginleştirmede ülkesinin bir çıkarı olmadığını; ancak büyük ülkelerin, bazı hastaların tedavisi için gerekli olan tıbbi izotopların üretildiği Tahran'daki reaktöre nükleer yakıt vermeyi reddetmeleri nedeniyle bu zenginleştirmenin zorunlu olarak yapıldığını'' dile getirdiği bu son açıklamayla, taraflara Tahran Bildirisi’ne bağlı kalacakları sinyalini vererek, ABD’nin Ekim ayı görüşmeleri öncesi diplomatik açılımına katkı yaptığı görülmektedir.
 
Sonuç olarak; Arap-İsrail Barış görüşmelerinden kısa sürede ciddi bir sonuç alınamayacağının görüldüğü bir ortamda Washington yönetiminin Ekim ayında İran nükleer sorunuyla ilgili önemli diplomatik açılımlar yapabileceği ve Tahran Bildirisinin hayata geçebileceği ihtimali güçlenmektedir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile görüştükten sonra açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de İran nükleer sorunuyla ilgili “çok yakında güzel gelişmeler” olacağını açıklaması bu tahminlerin güçlenmesine zemin hazırlamaktadır.
 
Yoğun ambargo ve baskılar altında bulunan ve iç gelişmeleriyle de sıkıntılar yaşayan İran’ın Ekim ayında yapılacak görüşmelerde sonuç elde etmesi ve gereksinim duyduğu % 20 oranında zenginleştirilmiş uranyumun kendisine verilmesi durumunda kesinlikle uranyum zenginleştirme prosesini durduracağı, Tahran’ın uranyum zenginleştirme prosedürünü elde ettiği ve bugün çalışmaların durdurulmasıyla bu alanda elde ettiği deneyimleri unutmayacağı, tarafların İran karşısında taahhütlerine uymaması halinde yeniden çalışmalara başlayabileceği düşünülmektedir. Ayrıca İran’da faaliyete geçen Buşehr Nükleer Santrali, aynı zamanda Tahran yönetiminin artık nükleer bir ülke olduğunun da bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Batılı ülkeler İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda bu gelişmelerle birlikte nükleer çalışmalarını durdurmasını beklemesi de çok gerçekçi gözükmemektedir. Zira İran’ın nükleer çalışmalar alanında bugün geldiği noktadan geriye dönük adım atmasının mümkün olmadığını tüm taraflar çok iyi bilmektedir. Yine herkes kabul etmektedir ki İran’ın nükleer sorunu sadece nükleer faaliyetleriyle sınırlı olmayan Tahran yönetiminin bölgesel ve uluslar arası politikalarıyla yakından ilgili Tahran yönetimini köşeye sıkıştırmaya çalışan bir stratejidir.
 
Bu süreçlerden sonra, Ekim ayında 5+1 grubu ve İran arasında gerçekleşecek görüşmelere, Tahran’ın da ısrarıyla Türkiye ve Brezilya’nın da katılacağını, ABD’nin Irak’tan çekilmekte olduğu ve Bağdat’ta yeni hükümet kurulma çabalarının hız kazandığı, Arap-İsrail Barış Görüşmelerinin yeniden başladığı, her şeyden önemlisi Türkiye gibi bir aktörün Ortadoğu siyaset arenasında boy gösterdiği bir ortamda İran nükleer sorununda kalıcı olmasa da geçici bir dinginlik yaşanacağını tahmin edebiliriz.

YAZARIN TÜM YAZILARI
İran ve Türkiye, Suriye’yi Kurtarabilir mi? - 01 Aralık 2011 Perşembe 16:01
Ortadoğu’da Arap Baharı ve İran’da Yeşil Hareketi - 10 Kasım 2011 Perşembe 09:39
Bağımsızlıklarının 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri - 09 Ekim 2011 Pazar 04:27
Esad Rejimi Nasıl (D)Evrilir? - 17 Ağustos 2011 Çarşamba 12:57
İsrail Özür Diler mi? - 26 Temmuz 2011 Salı 13:03
İran ve Suriye’nin Türkiye Karşıtlığı - 15 Haziran 2011 Çarşamba 13:18
İran ve S. Arabistan Rekabetinde Yeni Cepheler - 02 Mayıs 2011 Pazartesi 12:56
Suriye, Ortadoğu’da Mezhep Savaşlarını Başlatır mı? - 12 Nisan 2011 Salı 12:24
İran-Suudi Çekişmesinde Son Cephe: Bahreyn mi? - 23 Mart 2011 Çarşamba 14:45
İran’da Dijital ve Renkli Devrimler Mümkün mü? - 02 Mart 2011 Çarşamba 14:55
İran’da “Fitne” ve Politik Oyunlar - 09 Şubat 2011 Çarşamba 11:41
İran’da Kritik Bir Süreç mi Başlıyor? - 07 Şubat 2011 Pazartesi 12:27
İran Nükleer Meselesinin Çözümü Kimin İşine Yarar? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:39
İran’ın Nükleer Bilmecesinde Yeni Gelişmeler - 27 Eylül 2010 Pazartesi 11:40
Halkın Mücahitleri Kandil’e Çıkarsa! - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 13:09
İsrail’in “Sivil Yardım Katliamı”, Türkiye-İsrail İlişkileri ve Ortadoğu - 05 Haziran 2010 Cumartesi 12:09
Türkiye Açısından “Nükleer Takas Anlaşması” - 20 Mayıs 2010 Perşembe 12:34
Irak'ı Bekleyen Kader: Kaos mu İstikrar mı? - 12 Nisan 2010 Pazartesi 14:38
İran’da Yeni Yıl: Umutlar-Kaygılar-Korkular - 30 Mart 2010 Salı 15:07
Nükleer Ortadoğu’ya Doğru - 15 Mart 2010 Pazartesi 10:21
Jeopolitik Savaşın Arenası Irak - 06 Mart 2010 Cumartesi 13:03
Petrol Oyunlarında Bir Darbe İki Ülke: İran-Türkiye - 19 Şubat 2010 Cuma 14:53
İran Nükleer Meselesindeki Yeni Gelişmeler Ve Türkiye - 08 Şubat 2010 Pazartesi 11:50


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya