ENGLISH
09.02.2012
27.08.2010 18:14


Prof. Dr. Mustafa Aydın
SDE Uzmanı
maydin@sde.org.tr
CV

Haşim Kılıç’ın Değişiklikler Üzerine Düşünceleri

Başlığını “Meydanların Dili” olarak kararlaştırdığım bir yazı kaleme almak üzereydim ki bir gelişme üzerine değişiklik yapma ihtiyacını duydum. Konya Valiliğinin Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç onuruna verdiği sınırlı tutulan bir iftar yemeğine katıldım ve burada Anayasa değişikliği konusunda ilk elde söz söyleyebilecek bir kişi olan Sayın Kılıç’ın değerlendirmelerini deruni bir sohbet ortamında dinleme fırsatı buldum. Önceden kararlaştırdığım ve altını çizmeyi düşündüğüm konunun pekiştirilmesi beni ziyadesiyle mutlu etti. Konuşulanları özetlemek ve bunu okuyucularımla paylaşmak istiyorum. 

Önce bir noktanın altını çizmek uygun olur. Bazı icraatlarıyla Anayasa Mahkemesini eleştire geldik ve bu hakkımızı hala mahfuz tutuyoruz. Ama itiraf etmeliyiz ki bu yüksek mahkemenin başkanı Sayın Kılıç özellikle böylesi bir değişim sürecinde ülkemiz için bir şans olmuştur. Bir kısmını görmediğimiz önemli katkılarının olduğunda şüphe yoktur. Gerçi kendisi diğer mahkeme üyelerinin de bir öteki gibi değerlendirilmemesi gerektiğini, hemen herkes gibi bu insanların da bir değişim geçirdiklerini, bu duyarlılığın dışında olmadıklarını ifade etmiştir.
 
Sayın Başkan, politik takıntıları olmayan pek çoğumuz gibi ülkenin gelişim sürecini tutarlı buluyor ve geleceğe umutla baktığını söylüyor. Ülkenin bu güzel gelişmesini görmeyenlerin dış dünyaya çıkıp bakmalarını, oradaki ülkelerle karşılaştırmalarını öneriyor ve sözü bu gelişme temposuna uygun bir Anayasa’nın olmadığına getiriyor. Bu güzelim ülke bir olağanüstü dönemin anayasasıyla daha fazla götürülemez, ciddi bir anayasa değişikliğine ihtiyaç vardır.
 
Sayın Kılıç, yakında halkın oyuna sunulacak olan anayasa değişikliğini, “evet” demeye hazırlanan geniş bir toplumsal kesit gibi fevkalade yetersiz buluyor. Zaman zaman kendisinin de dile getirdiği bazı acil maddelerin de burada yer almadığını söylüyor. Ama bu değişiklik hiç yapılmamasından iyidir, en azından bu bir başlangıç sayılmalı ve zaman kaybetmeden kapsamlı bir anayasa değişikliği süreci başlatılmalıdır.
 
Bu durumda mevcut metne evet denildiğinde de elbette ertesi gün tozpembe bir Türkiye ortaya çıkmayacak. Ama tüm yetersizliğine rağmen Sayın Kılıç oylamaya sunulan metinde fevkalade önemli maddelerin bulunduğunun altını çiziyor. Mesela Bizim işimizi zorlaştırsa da diyor, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı kamuoyunun yeterince farkında olmadığı fevkalade önemli bir demokratik girişimdir. Böylesi bir haktan sadece başvuranlar yararlanmaz, bir güvence ortamı olarak herkesi olumlu etkileyecek bir değişmedir. Sayın Kılıç, yine 145. maddedeki değişikliğin devrim niteliğinde bir değişme olduğunu söylüyor. Askeri vesayeti kaldıran bu madde tek başına bile referanduma sunulmayı hak edebilecek bir maddedir.
 
Nihai söz halka aittir. Esasen Anayasa salt bir hukuk metni değildir. Sosyal politik bir metindir, nihai belirleyicisi de toplumdur. Onu en son onaylayacak olan da odur. Kitle temsilcileri siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları oylanacak olanı topluma açıklamak olumlu ve olumsuz yönlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamakla görevlidirler. Ne var ki siyasi partiler bu işlevin çok ötesinde bir eylem ve söylemle meşguldürler. Bu bağlamdaki sorunu Sayın Kılıç yargıdaki değişiklikle örneklendiriyor.
 
Bilindiği üzere muhalefet partileri özellikle CHP ve MHP (ki BDP’nin ne dediği belli değil) mevcut değişiklik metnini, yargıda gerçekleşecek bir değişiklik adına reddetmektedirler. İddialarına göre AK Parti, toplumun önüne getirdiği bu değişiklikle yargı örgütünü siyasallaştırmakta, hatta kendine özgü bir yargı sistemi kurmaktadır. Sayın Kılıç, kraldan ziyade kralcı olan bu kesimce yürütülen tartışmayı fevkalade anlamsız buluyor. 11 Asıl 2 yedek üyeli Anayasa Mahkemesinin üye sayının 17’ye; HSYK’nın üye sayısının 7’den 22’ye çıkmasının ve üstelik bu üyelerin geniş tabanlı hale getirilmesinin ne denli olumsuz bulunduğunu anlamış değilim, diyor. Hatta bu değişikliğin bu kurumları daha güçlü, toplum nezdinde daha meşru ve daha güvenilir kılacağını söylüyor. Burada belirtmeliyim ki bu değişiklikle yargının yara alacağını söyleyenler, yargı sisteminden toplum dışı beklentileri olanlardır. Bu, iktidarını topluma dayandıramayanların, cumhuriyetin kurumları birer birer pes etti elimizde bir yargı örgütü kaldı, diyenlerin işidir. Herhalde buna içeriden pirim verenler de vardır.
 
Sayın Kılıç bu güzel sohbetini ülkenin geleceğine olan büyük umutlarıyla noktaladı. Geleceğe umudunun gerekçesi benim açımdan da bir hayli önemlidir. Bu söz konusu umudun önemli göstergelerinden birisi sivil toplum sürecindeki büyük gelişmedir. Takdire değer ki sivil toplum kuruluşlarımız her geçen gün daha bilinçli ve daha etkin hale gelmekte ve toplumun konuşan dili görevini yerine getirmektedirler. Sayın Başkanın anlattığı şu anekdot, benim için olduğu kadar sanırım sizin için de önemli ve anlamlı olacaktır:
 
Sayın Kılıç anlatıyor: “AYM üyeleri olarak bilinen başvuru üzerine içerde son Anayasa değişikliği metnini görüşüyoruz. Mahkemenin kapısının önünde yasalar çerçevesinde sivil toplum örgütleri toplanmış bizi uyarıyor, mahkeme sınırlarını bil, diyor. Bu çok ciddi bir etkileme olgusudur. İçerde buhur buhur terliyoruz, günlerce düşünüp yutkunuyoruz. Arkadaşlarım, bu kapının önündeki insanların bunu temsilen yaptıklarını ve göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade ediyorlar. Sivil toplum kuruluşlarının önemini ilk defa bu yakından görüyorum. İçerde terlesem de önemli değil, bütün samimiyetimle söylüyorum bu benim hayatımın en önemli tablolarından birisidir.”
 
Bir sağduyunun paylaşımı için teşekkürler Başkan. Başlangıçta ifade ettiğim ve “meydanların dili” olarak adlandırdığım yazının konusu da bu idi. Bir referandumun arifesinde meydanlardan bize yansıyan iki önemli gerçek var: Bunlardan birisi siyasi partilerin ne denli siyaset dışı oldukları, ikincisi ise bir sivil toplum bilincinin yükselişidir.
 
Gerçekten de siyasi partiler meydanlar ve platformlarda hiçbir şey söylemeden konuşmaktadırlar. Siyaset, toplum göz önünde bulundurularak çözüm üretmek demektir. Siyasi (özellikle de muhalefet) partileri ellerinin altındaki konuya ilişkin hiçbir çözüm üretmeden laf etmekte, daha önemlisi toplumun önünü açma yerine tıkamanın yollarını düşünmektedirler ve böylece bir siyasetsiz siyasetçilik ortaya çıkmaktadır. Belirtmeliyiz ki iktidar partisi de zaman zaman falsolar vermekte, gereksiz tartışmalara girmektedir. Söz gelimi bana göre TÜSİAD’ın kanaat belirtmesini istemek tutarlı değildi. Bu demokratikleşme için verilen mücadelenin temel esprisiyle bağdaşmaz. Kaldı ki söz konusu kuruluşun, belirgin hale gelen ve söylemiyle çelişen antidemokratik tutumu başka türlü eleştirilebilir.
 
Sayın Kılıç’ın değerlendirmesiyle toplumsal referansla iktidar olamayan partiler için dayanılacak merciler toplum üstü veya dışı yapılar, kurumlardır. Anayasa mahkemesine sıklıkla CHP nin başvurmuş olmasının nedeni budur. 60 yıldır halk onayı ile iktidara gelememiş, belediye başkanlıklarından yeterince payını alamamış bir CHP; barajı aşma kaygılarını hala yeterince aşamamış bir MHP’nin toplum dışı iktidar kaynakları aramasını anlamak zor değildir. Bu partiler toplum dışılığa yöneliş ile toplumdan referans alamama ve dolayısıyla tekrar toplum ötesi dayanaklar arama şeklindeki kısır döngüyü aşmak ve polemiklerle idare etmek yerine gerçekten siyaset yapmanın gereğini anlamak zorundadırlar. Buna kendileri kadar toplumun ve hatta iktidar partisinin bile ihtiyacı vardır.
 
İkinci nokta olan sivil toplum gelişmesi ülkenin geleceği açısından fevkalade önemlidir. Değişik illerde farklı alanlarla ilgilenen sivil toplum kuruluşlarının bir platformda toplanıp ortak hareket edebilmeleri, totaliter davranışlara meydan okuyup siyasi partileri aşan bir açılımla toplumun hak ve özgürlüklerini savunabilmeleri, sonucu ne olursa olsun referandumun kendisinden daha az önemli değildir. Sözgelimi Diyarbakır STK platformu hepimizi temsil ediyor, o ses hepimizin sesidir. Her ilde bir araya gelip gerektiğinde il il dolaşan, toplumun hak ve özgürlüklerini dile getiren sivil toplum kuruluşları Sayın Haşim Kılıç’ın da belirttiği gibi geleceğe güvenle bakma umudunu veriyor. Umarım bunlar siyasi partilerimiz için de örnek olurlar.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Sivil İtaatsizlik mi, Siyasal Direniş mi? - 29 Mart 2011 Salı 13:10
Güç, İktidar ve Balyoz - 21 Şubat 2011 Pazartesi 09:35
Ortadoğu Yeniden Yapılanıyor - 05 Şubat 2011 Cumartesi 12:56
Kim Neye Müdahale Ediyor? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:36
Toplumsal Sermaye Tüketimi - 07 Ocak 2011 Cuma 18:17
Kürt Sorununda Gelinen Yer - 25 Aralık 2010 Cumartesi 12:55
Küresel Postmodern Siyaset ve Wikileaks - 09 Aralık 2010 Perşembe 12:32
NATO Sorgulanmalıdır - 22 Kasım 2010 Pazartesi 09:11
Siyasal Sorunlardan Kurbana - 08 Kasım 2010 Pazartesi 12:02
Çağdaş Yaşam Desteklenir mi? - 26 Ekim 2010 Salı 10:00
Başörtüsü (Sorunu) Nasıl Bağlanır? - 11 Ekim 2010 Pazartesi 10:22
Kim, Kimden, Niçin Korkuyor? - 27 Eylül 2010 Pazartesi 10:01
Toplum, Önündeki Barajı Aştı - 14 Eylül 2010 Salı 14:50
Haşim Kılıç’ın Değişiklikler Üzerine Düşünceleri - 27 Ağustos 2010 Cuma 18:14
YAŞ Sürecinin Düşündürdükleri - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 10:03
Bölücülük Sosyal Değil, Bir Politik Tortudur - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:02
Terör, Ordu ve Sınır Birlikleri - 20 Temmuz 2010 Salı 09:57
Vesayetçi Sistemi Aşabilmek - 03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:02
Ergenekoncu Yapı Atakta - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:15
Bir Siyasal Paranoya: İsrail Saldırısı - 04 Haziran 2010 Cuma 10:33
CHP Değişebilir mi? - 28 Mayıs 2010 Cuma 12:11
“Şerefin Modasının Geçmişliğine Dair” - 19 Mayıs 2010 Çarşamba 12:08
Şiddet ve Sosyal Anomi - 30 Nisan 2010 Cuma 15:36
MHP, Siyasal Tarihinin Önemli Yanlışına Oynuyor - 16 Nisan 2010 Cuma 11:14
Muhalefet Partileri Neye Muhalefet Ediyor? - 30 Mart 2010 Salı 15:01
Anayasa Değişikliği Üzerine - 22 Mart 2010 Pazartesi 13:59
Yıldönümünde 28 Şubat - 01 Mart 2010 Pazartesi 14:52
Bir Muhalefet Olarak Yargı - 17 Şubat 2010 Çarşamba 17:56


SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya