Türkiye’nin 1985 yılından bu yana taraf olduğu BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) hükümlerine göre ülkeler, kadınlara yönelik hayatın her alanında görülen hukuki ve fiili ayrımcılık ve eşitsizliğin ortadan kaldırılmasıyla yükümlü tutulmaktadır. Taraf devletlerin sözleşme ilkelerine hangi ölçüde uyup uymadığı konusunda denetim yetkisi bulunan BM CEDAW Komitesi 4 yılda bir ülke raporları yayınlayarak tavsiye kararları almakta ve bu kararların sonuçlarını izlemektedir.
Bu yıl 12-30 Temmuz tarihlerinde Newyork’ta yapılan CEDAW toplantılarının Türkiye oturumuna katılan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Türkiye’nin resmi raporunu komisyona sundu. Oturumda ayrıca Türkiye’den 71 Sivil Toplum Kuruluşunu temsil etmek üzere Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AK-DER) temsilcileri de hazır bulunarak hazırladıkları gölge raporu komiteye ilettiler. CEDAW Komitesi, oturumun sonuç raporunu açıkladı ve Türkiye’nin bir önceki dönemde (2005) alınan tavsiye kararlarına uymadığına ve başörtüsü yasağının ülke genelinde sürmekte olduğuna dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu.[1] Yasak nedeniyle halen kaç başörtülü kadının üniversite eğitiminden mahrum bırakıldığını ortaya koyan istatistiklerin yapılmaması da Türkiye’ye yönelik ayrı bir eleştiri konusu oldu. Komitenin değerlendirmesinde, ülkedeki başörtüsü yasağı uygulamalarıyla kadınların eğitim, sağlık, siyaset, çalışma ve kamu hayatına katılımları üzerindeki olumsuz etkilerin ayrıntılı olarak ele alınması isteniyor. Ayrıca bir sonraki rapor dönemi olan 2014 yılına kadar bu çalışmanın tamamlanarak başörtüsü yasağının ayrımcı sonuçlarının düzeltilmesi için alınan önlemlerin açıklanması talep ediliyor.
Oturumda Türk heyetine başörtüsü yasağının boyutları ile ilgili komite üyelerinin sorduğu sorulara heyetin verdiği yanıtlar dikkat çekiciydi. Türk tarafı, ülkedeki başörtüsü yasağının kanunlarda yer almamasına rağmen fiili bir yasaklamanın söz konusu olduğunu ve kadınların eğitim ve çalışma hayatında yoğun olarak mağdur edildiklerini belirtmiş, sorunun toplumsal mutabakata dayalı bir demokratikleşme süreci ile giderilmesinin önemsendiği vurgulanmıştır. Başörtüsü yasağının yaygın ve sistematik bir sorun olarak Türkiye’yi uluslararası çevrelerde gittikçe daha çok zor durumda bırakacağı aşikardır. Dolayısıyla hükümet temsilcilerinin yasal ve hukuki olmayan bir uygulamayı savunması zaten beklenemezdi fakat siyasi iradeye rağmen ortadaki fiili durumun nasıl devam edebildiğini açıklamakta yine hükümet yetkililerine düşmektedir.
Oturumun sonuç raporundaki 16 ve 17. maddelerin yorumlarına özellikle değinmekte yarar vardır. Komite yorumlarında, sağlık, eğitim, politika ve soysal yaşamın diğer alanlarındaki yasağın başörtülü kadınlar üzerindeki etkisi hakkında ayrıntılı bilgilerin eksikliği ile ilgili kaygılarının devam ettiği belirtilmektedir. Bununla birlikte Komite, 2005 yılındaki gözlemlerinde ortaya koyduğu eksikliklerin giderilmediğini tekrarlamakta ve yasağın ayrımcı sonuçlarının çok daha detaylı bilgilerle kayıt altına alınarak önleyici tedbirlerin somut olarak açıklanmasını istemektedir.
BM raporları, ülkelerin nihai yükümlülüklerini yerine getirmeleri bakımından ciddiye alınması gereken raporlardır ve Türkiye başörtüsü yasağının neden olduğu insan hakları ihlallerinin mağdurlarıyla barışmak zorundadır. Bu toplumsal barışın sigortası ise kadına yönelik her türlü ayrımcılığı engelleyici hukuki düzenlemelerin bir an önce yaşama geçirilmesidir. Uzun yıllardır devam eden keyfi uygulamalar binlerce mağdur üretmiş, başörtülü kadınlar hayatın her alanında yaygın bir ayrımcılıkla yüz yüze kalmışlardır. Türkiye, uluslararası yükümlülüklerinin bir gereği olarak bu yasağı sonlandırmadığı taktirde son CEDAW oturumunda karşılaştığı gibi incitici ve onur kırıcı sorgulamalardan kolay kolay kurtulamayacaktır.