Terör örgütü PKK ani bir kararla 31 Mayıs’ta başladığı yaygın terör saldırılarına geçici bir süreliğine ara verdiğini açıkladı. Bazıları bunu “geçici ateşkes”, bazıları ise “eylemsizlik veya çatışmasızlık” hali olarak niteliyor. Nasıl tanımlanırsa tanımlansın, son haftalarda Dörtyol ve İnegöl olaylarında olduğu gibi neredeyse tüm ülkeyi sosyal çatışma ortamına sürükleyen terörün durması, barışçı inisiyatiflere kapı aralanması anlamında son derece önemlidir. Üstelik bu karar, Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda önemli bir adımı teşkil eden Anayasa değişiklik referandumunun başarıyla sonuçlanmasına da katkı sağlayacaktır.
Burada sorulması gereken iki soru var: Birincisi, ülkeyi yaz aylarında kan gölüne çevireceğini açıklayan PKK şimdi neden eylemsizlik kararı aldı? İkincisi ise, bu kararın halkoylamasında Kürt oylarının yönünü boykottan “Evet’e” dönüştürüp dönüştürmeyeceğidir.
PKK, Terörü Neden Askıya Almak Zorunda Kaldı?
Önce altını önemle çizmemiz gereken temel nokta, PKK’nın eylemsizlik kararının ilk olmadığıdır. PKK geçmişte de farklı nedenlerle önce 1993’te, daha sonra da 1999’da Öcalan’ın yakalanmasının ardından bugünküne benzer bir eylemsizlik dönemine girmiş; ancak Kürt sorununda ciddi bir siyasi adım atılmadığı için bir süre sonra şiddete geri dönmüştür. Bugünkü ateşkes ilanı da PKK’nın silah bırakması değil, belli şartlar ve baskılar altında stratejik bir amaçla atılmış geçici bir taktik olarak görülmeli ve bu geçici barış sürecinin nasıl kalıcı hale dönüştürüleceği konusunda ilgili aktörler elinden gelen her şeyi yapmalıdır.
Peki bu son kararda yeni olan nedir ve hangi şartlar PKK’yı “eylemsizlik eylemine” başvurmaya zorlamıştır?
Şunu belirtmek gerekir ki yıllardır kan döken Marksist bir terör örgütünün “Ramazan ayına hürmeten” şiddete ara verdiğini söylemesinin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Esasen ateşkes kararı dini nedenlerle değil, ancak siyasi nedenlere dayanarak açıklanabilir. PKK’yı eylemsizliğe sürükleyen siyasi nedenlerin temelinde PKK ve BDP’lilerin gerek Anayasa paketi görüşmeleri sırasında gerekse referandum sürecinde izledikleri “retçi” politikaların Kürt halkı nezdinde kabul görmemesi yatmaktadır. BDP, Öcalan’ın da işaretiyle meclisteki görüşmelerde CHP ile birlikte hareket etmiş ve 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan Anayasa’da yapılacak kritik değişikliklere karşı uzlaşmaz bir tutum takınarak oylamalara dahi katılmamıştır. Çünkü PKK ve BDP için Anayasa referandumundan beklenen şey, en azından Kürtlerin kurucu millet olarak tanınması ve özerk bir bölgesel yönetim sisteminin Anayasal temele kavuşturulmasıdır. Bu talepler pakette yer almadığı için PKK şiddet eylemelerini yaygınlaştırma ve BDP de boykot kararı almıştır.
Ancak, BDP’nin Anayasa değişikliği paketine yönelik bu yaklaşımı Kürt STK’ları ve BDP tabanı nezdinde yaygın bir kabul görmemiştir. Kürt seçmenin önemli bir kesimi kendi beklentilerini tam olarak karşılamıyor olsa da, Anayasa değişikliklerinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve vesayetçi sistemin çözülmesini hızlandırması açısından önemli bir adım olarak görmekte ve desteklemektedir. Nitekim bölgede yapılan bazı kamuoyu yoklamaları Kürt seçmenin büyük çoğunluğunun sandığa gideceğini ve pakete evet oyu vereceğini göstermiştir. Ayrıca referandum yaklaştıkça, pek çok Kürt aydını ve sivil toplum kuruluşu da içeriği yetersiz de olsa Anayasa paketinin demokratikleşme yönünde atılmış doğru bir adım olduğu gerekçesiyle açıkça 12 Eylül’de evet oyu kullanılması çağrısı yapmıştır. BDP’nin hayır oyu verilmesi veya sandığın boykot edilmesi çağrısına rağmen, bölge illerinden çıkacak güçlü bir evet hem PKK’yı, hem BDP’yi ve hem de Öcalan’ın Kürt sorunu üzerindeki kontrolünü zayıflatacaktır. Derin PKK bu tehlikeyi görmüştür ve ince bir “Ramazan manevrası” ile siyasi pozisyon değişikliğine gitme gereği duymuştur.
Eylemsizlik Kararı “Evet Cephesine” Güç Katacaktır
Başından beri AK Partinin hazırladığı pakete karşı çıkan PKK başı Öcalan ve BDP milletvekilleri, tabanın baskısı nedeniyle halkoylamasında açıktan “hayır” oyu kullanılması çağrısında bulunamamışlar; yalnızca kendi tabanını “sandığı boykot etmeye” çağırabilmişlerdir. Bunun nedeni Kürt halkının pakete yönelik yaklaşımı BDP’yi ve PKK’yı derin bir ikilemde bırakmış olmasıdır. Bir anlamda derin PKK ve İmralı, ülkeyi demokratikleştirme yönünde hükümetçe atılan bu kritik siyasi adıma karşı takındıkları tavırla, Kürt halkının derin vicdanıyla ters düşmüş ve geri adım atmak zorunda kalmıştır. Eylemsizlik kararını avukatları aracılığıyla tabanına duyuran Öcalan, bir yandan BDP’nin referandumla ilgili aldığı boykot kararını desteklemediğini söylerken, diğer yandan “Anayasa paketinde Kürtleri doğrudan ilgilendiren bir husus yoktur. Bu düzenlemeler AKP'nin kendi hegemonyasını kurabilme ihtimali güçlendiriyor. Bu tuzağa düşmemek gerekiyor. Halkımız da son güne kadar tartışsın, gözlem yapsın. Buna göre kendi kararlarını versin” demektedir. İşte ateşkes kararı ve tabanın referandum konusunda serbest bırakılması, PKK’ya rağmen geniş halk kesimlerindeki bu güçlü demokratik eğilimlerin bir sonucu olduğu söylenebilir ve bu gelişmeler Kürt sorununda sivil toplumun ve PKK dışı siyasi aktörlerin sürece dâhil olmalarının çözüme yapacağı katkıyı anlama bakımından da son derece önemlidir ve cesaret vericidir. Açıkçası, sivil toplumun şiddete karşı artan direnişi ilk defa olarak PKK’ya önemli bir konuda geri adım attırmıştır ve bu sivilleşme süreci desteklenmelidir.
Ateşkes kararıyla birlikte sandığa gitme ve evet oyu kullanma konusunda tereddüt yaşayan ve hatta ve üzerinde baskı ve korku hisseden güneydoğu seçmeni artık sandığa daha rahat gidecektir. Sandığa gidenlerin de büyük çoğunluğunun evet oyu kullanması hayli yüksek olasılıktır. Bunun anlamı ise, Anayasa değişiklik paketinin en az yüzde 60 gibi yüksek bir oyla geçme ihtimalinin artmasıdır.
Halkımıza şimdiden hayırlı olsun.