ENGLISH
08.02.2012
18.08.2010 15:55


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi

Terör örgütü PKK ani bir kararla 31 Mayıs’ta başladığı yaygın terör saldırılarına geçici bir süreliğine ara verdiğini açıkladı. Bazıları bunu “geçici ateşkes”, bazıları ise “eylemsizlik veya çatışmasızlık” hali olarak niteliyor. Nasıl tanımlanırsa tanımlansın, son haftalarda Dörtyol ve İnegöl olaylarında olduğu gibi neredeyse tüm ülkeyi sosyal çatışma ortamına sürükleyen terörün durması, barışçı inisiyatiflere kapı aralanması anlamında son derece önemlidir. Üstelik bu karar, Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda önemli bir adımı teşkil eden Anayasa değişiklik referandumunun başarıyla sonuçlanmasına da katkı sağlayacaktır.
 
Burada sorulması gereken iki soru var: Birincisi, ülkeyi yaz aylarında kan gölüne çevireceğini açıklayan PKK şimdi neden eylemsizlik kararı aldı? İkincisi ise, bu kararın halkoylamasında Kürt oylarının yönünü boykottan “Evet’e” dönüştürüp dönüştürmeyeceğidir. 
 
PKK, Terörü Neden Askıya Almak Zorunda Kaldı?
 
Önce altını önemle çizmemiz gereken temel nokta, PKK’nın eylemsizlik kararının ilk olmadığıdır. PKK geçmişte de farklı nedenlerle önce 1993’te, daha sonra da 1999’da Öcalan’ın yakalanmasının ardından bugünküne benzer bir eylemsizlik dönemine girmiş; ancak Kürt sorununda ciddi bir siyasi adım atılmadığı için bir süre sonra şiddete geri dönmüştür. Bugünkü ateşkes ilanı da PKK’nın silah bırakması değil, belli şartlar ve baskılar altında stratejik bir amaçla atılmış geçici bir taktik olarak görülmeli ve bu geçici barış sürecinin nasıl kalıcı hale dönüştürüleceği konusunda ilgili aktörler elinden gelen her şeyi yapmalıdır.
 
Peki bu son kararda yeni olan nedir ve hangi şartlar PKK’yı “eylemsizlik eylemine” başvurmaya zorlamıştır?
 
Şunu belirtmek gerekir ki yıllardır kan döken Marksist bir terör örgütünün “Ramazan ayına hürmeten” şiddete ara verdiğini söylemesinin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Esasen ateşkes kararı dini nedenlerle değil, ancak siyasi nedenlere dayanarak açıklanabilir. PKK’yı eylemsizliğe sürükleyen siyasi nedenlerin temelinde PKK ve BDP’lilerin gerek Anayasa paketi görüşmeleri sırasında gerekse referandum sürecinde izledikleri “retçi” politikaların Kürt halkı nezdinde kabul görmemesi yatmaktadır. BDP, Öcalan’ın da işaretiyle meclisteki görüşmelerde CHP ile birlikte hareket etmiş ve 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan Anayasa’da yapılacak kritik değişikliklere karşı uzlaşmaz bir tutum takınarak oylamalara dahi katılmamıştır. Çünkü PKK ve BDP için Anayasa referandumundan beklenen şey, en azından Kürtlerin kurucu millet olarak tanınması ve özerk bir bölgesel yönetim sisteminin Anayasal temele kavuşturulmasıdır. Bu talepler pakette yer almadığı için PKK şiddet eylemelerini yaygınlaştırma ve BDP de boykot kararı almıştır.
           
Ancak, BDP’nin Anayasa değişikliği paketine yönelik bu yaklaşımı Kürt STK’ları ve BDP tabanı nezdinde yaygın bir kabul görmemiştir. Kürt seçmenin önemli bir kesimi kendi beklentilerini tam olarak karşılamıyor olsa da, Anayasa değişikliklerinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve vesayetçi sistemin çözülmesini hızlandırması açısından önemli bir adım olarak görmekte ve desteklemektedir. Nitekim bölgede yapılan bazı kamuoyu yoklamaları Kürt seçmenin büyük çoğunluğunun sandığa gideceğini ve pakete evet oyu vereceğini göstermiştir. Ayrıca referandum yaklaştıkça, pek çok Kürt aydını ve sivil toplum kuruluşu da içeriği yetersiz de olsa Anayasa paketinin demokratikleşme yönünde atılmış doğru bir adım olduğu gerekçesiyle açıkça 12 Eylül’de evet oyu kullanılması çağrısı yapmıştır. BDP’nin hayır oyu verilmesi veya sandığın boykot edilmesi çağrısına rağmen, bölge illerinden çıkacak güçlü bir evet hem PKK’yı, hem BDP’yi ve hem de Öcalan’ın Kürt sorunu üzerindeki kontrolünü zayıflatacaktır. Derin PKK bu tehlikeyi görmüştür ve ince bir “Ramazan manevrası” ile siyasi pozisyon değişikliğine gitme gereği duymuştur.   
 
 
Eylemsizlik Kararı “Evet Cephesine” Güç Katacaktır
 
Başından beri AK Partinin hazırladığı pakete karşı çıkan PKK başı Öcalan ve BDP milletvekilleri, tabanın baskısı nedeniyle halkoylamasında açıktan “hayır” oyu kullanılması çağrısında bulunamamışlar; yalnızca kendi tabanını “sandığı boykot etmeye” çağırabilmişlerdir. Bunun nedeni Kürt halkının pakete yönelik yaklaşımı BDP’yi ve PKK’yı derin bir ikilemde bırakmış olmasıdır. Bir anlamda derin PKK ve İmralı, ülkeyi demokratikleştirme yönünde hükümetçe atılan bu kritik siyasi adıma karşı takındıkları tavırla, Kürt halkının derin vicdanıyla ters düşmüş ve geri adım atmak zorunda kalmıştır. Eylemsizlik kararını avukatları aracılığıyla tabanına duyuran Öcalan, bir yandan BDP’nin referandumla ilgili aldığı boykot kararını desteklemediğini söylerken, diğer yandan “Anayasa paketinde Kürtleri doğrudan ilgilendiren bir husus yoktur. Bu düzenlemeler AKP'nin kendi hegemonyasını kurabilme ihtimali güçlendiriyor. Bu tuzağa düşmemek gerekiyor. Halkımız da son güne kadar tartışsın, gözlem yapsın. Buna göre kendi kararlarını versin” demektedir. İşte ateşkes kararı ve tabanın referandum konusunda serbest bırakılması, PKK’ya rağmen geniş halk kesimlerindeki bu güçlü demokratik eğilimlerin bir sonucu olduğu söylenebilir ve bu gelişmeler Kürt sorununda sivil toplumun ve PKK dışı siyasi aktörlerin sürece dâhil olmalarının çözüme yapacağı katkıyı anlama bakımından da son derece önemlidir ve cesaret vericidir. Açıkçası, sivil toplumun şiddete karşı artan direnişi ilk defa olarak PKK’ya önemli bir konuda geri adım attırmıştır ve bu sivilleşme süreci desteklenmelidir.
 
Ateşkes kararıyla birlikte sandığa gitme ve evet oyu kullanma konusunda tereddüt yaşayan ve hatta ve üzerinde baskı ve korku hisseden güneydoğu seçmeni artık sandığa daha rahat gidecektir. Sandığa gidenlerin de büyük çoğunluğunun evet oyu kullanması hayli yüksek olasılıktır. Bunun anlamı ise, Anayasa değişiklik paketinin en az yüzde 60 gibi yüksek bir oyla geçme ihtimalinin artmasıdır.
 
Halkımıza şimdiden hayırlı olsun.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya