Günlerce yapılan tartışmalar ve koşuşturmalardan sonra bir YAŞ toplantısı daha geride kaldı. Bilindiği üzere, TSK'nın en üst karar birimini oluşturan Askeri Şura, yılda en az bir kere Ağustos ayı başlarında toplanarak silahlı kuvvetlerin ihtiyacını ve personelin niteliklerini göz önünde bulundurarak terfi ve tayinlerini, üst düzey komutanlıkları belirler, fevkalade bir disiplinsizlik durumu söz konusu ise görüşülerek karara bağlar. Bütün bunlar yasal olarak yürütmenin başı olan Başbakanın başkanlığında olup biter. Alınan karar da Cumhurbaşkanının imzasıyla noktalanır.
Aslında görüldüğü üzere mekanizmanın hiçbir olağanüstü tarafı yoktur. YÖK, TRT, vb. herhangi bir kurumun üst kurulunun toplanıp kurumsal yapıyı görüşmesi bağlamında bir iştir. Ne var ki burada çoğu kere sonuç öyle değildir. Bir güvenlik birimi olmanın ötesinde ülkenin kaderine hâkim ve kendine verilen güçle toplumu dizayn etme hak ve yetkisinde gören kurum bu süreci de, sivil otoriteyi pek de hesaba katmaksızın yürüte geldi. Yasal işlerliğin ötesinde birilerinin pek de hoşuna giden bir teamül oluşturdu. Kimin kimden sonra hangi komutanlığa geleceği önceden belirlenebildi. Öyle ki YAŞ görüşmelerinden bir ay önce Genelkurmay Başkanlığı veya Kuvvet Komutanlığı kutlama kokteyli için davetiyeler bile bastırıldı.
Disiplinsizlik ihraçları da irtica gibi tabir caizse düzmece bir suça inhisar ettirildi. Eşi başörtülü, annesi namaz kılıyor, babası hacca gitmiş gibi vakıaları sadece kapı dışarı etme değil, yargıya bile başvuramayacak şekilde kararlaştırdı. Bu çağdışı kararlara mazur kalanların hiçbir yerde çalışmasına fırsat verilmeyecek şekilde uygulanması istendi. Ne var ki darbeciler, İstanbul’un üstüne bağdaş kurup oturmayı planlayanlar, topluma karşı düzenlediği mizansenin içinde kendi uçağını düşürmeyi, camiler bombalamayı, düşük tempolu savaş çıkarmayı planlayanlar, hiçbir şekilde disiplinsizlik suçundan YAŞ'ın önüne gelmediler ve ihraçları düşünülmedi. Tatsızlığın iyiden farkına varıldığından mıdır bilmem, bu oturumda disiplin suçu dosyası gelmedi. Muhtemelen disiplinin veya disiplinsizliğin ne olduğunun kamu oyunca çok iyi görüldüğünden bu oturumda irticadan ihraç talebi de gelmedi.
Aslında bu YAŞ toplantısında bu olağanüstü, güncel tartışmada çokça kullanılan bir ifadeyle kriz ortamına müdahale edilmeye çalışıldı. Hükümet kriz çıkarmadı, krizli ortamın giderilmesine ilişkin bir girişimde bulundu. Birilerinin çok sevdiği olağandışı teamül yasal çerçeveye çekilmeye çalışıldı. O birilerine göre hükümetle asker karşı kaşıya gelmiş, ülke kuvvet komutansız ve genelkurmay başkansız kalmıştı, sözün kısası askerin siyasete müdahale imkânı gibi bir umut doğmuştu(!) ama bitiverdi.
İşin gerçeği yeni bir kriz başlamadı ve sürüp giden olağanüstülük de her haliyle bitmedi. Bir başka deyişle falan generalin yerine bir başka generalin getirilmesi nihai bir çözüm de değildir. Mevcut yapının komutanlarıdır ve toplumca izlemekte olduğumuz ortamın ve yaşanmakta olan olağanüstü dönemin özelliklerini şöyle ya da böyle taşımaktadırlar. Toplumun hayret ve dehşetle izleye geldiği düşünce ve eylemleri icra ede gelmişlerdi. En etkili ve yetkili yerlerde görev yapan terfi ve kıdem bekleyen niceleri de hala bunları olağan bulabilmektedir. Öyle gözüküyor ki ülkenin en nemli kurumlarından birisinin üst kademesinde daha bir 8- 10 yıl bu mantıkla donanmış komutanlar dönemi sürecek. Genel Kurmayın hala söylentilerin sahiplerinin değil de bunları deşifre edenlerin peşinde koşması bizi böyle düşünmeye zorlamaktadır.
Bununla birlikte hiçbir şey değişmiyor değildir. Burada belli yerlere belli isimlerin atanmasından daha önemlisi, ülkede bir kısmı silahlı kuvvetler içinde olmak üzere devlet içinde konumlanmış çeteleşmelerin çözülüp şeffaflaşma çabalarının yürütüldüğü bir dönemde sivil insiyatifin yasaların kendine tanıdığı yetkiyi kullanabilir hale gelmiş olmasıdır. Esasen birilerinin asıl yadırgadığı, silahlı kuvvetlerin teamülüne müdahale olarak nitelendirip karşı çıktığı şey de budur. Esasen sosyolojik olarak teamül, kurum ve kuruluşların içeride gerçek normsal yapıya karşı oluşturulmuş illegal normatif yapıyı ifade eder. Yani teamül denen şey legal kuralların iyi işletilemediği durumlarda oluşmuş bir illegal normatif tortudur.
Son YAŞ toplantısının, kişi ne yaparsa yapsın terfi ettirilmesinin gerekmediğini göstermesi bakımından da önem taşımaktadır. Eğitim ve askerlik gibi hiyerarşi üzerine oturan bütün kurumsal yapılarda statüsel yükselişler başarı ve başarısızlık ölçekleri üzerine oturur. Genel bir sosyal gerçekliği bulunsa bile artık medeni dünyada kurumsal yapılarda kişilerin yaş, cinsiyet ve soya göre statü almaları düşünülemez; başarılar ödüllendirilir, başarısızlıklar yükselişin önündeki engellerdir. Mesela toplumu uçuklatan darbe planlarının sahipleri, açıklanamamış karakol baskınlarının, aşağıdan yukarıya komutanları, zamanını doldurup kesintisiz terfi edebiliyorsa burada bir anormallik yok mudur? Asıl sivil cuntacılara sormak lazım, üzerinde bu kadar isnat bulunan ve yasal olarak aklanmaya taraf bile gözükmeyen askerin, bir kuvvet komutanı yapılmaması askeri düzeni bozmak mıdır?
Darbeler tarihi ve Ergenekon’dan YAŞ’a uzanan süreç bize askerin genel olarak bir sosyalleşme sorununun olduğunu göstermektedir. Sosyolojinin en temel kurallarından birisi beşeri gerçekliğin ölçüsünün toplum olduğu ve bireyin ve tabi onların konumlandığı grup ve kuruluşların onunla uyum gösterdiği oranda doğru olduğu ilkesidir. Kabaca doğrunun kaynağı toplumdur. Ona uyum gösteremeyen kişi asosyaldir, yani sorunlu bir insandır. Her türlü doğrunun kaynağının toplum olduğu şüphesiz tartışılabilir. Ama birlikte yaşama bağlamında ortak kabullerden daha ileri bir ilkemiz yoktur. Toplumda yaygın yanlışlıklar olabilir ve şüphesiz bunların meşru ve yasal yollarla giderilmesi için mücadele de verilebilir. Ama birileri toplumun yanlış düşündüğü, dolayısıyla tehdit oluşturduğu, kabullerin ötesinde formatlanması gerektiğini kabul ediyorsa burada bir anormallik vardır. Asıl biçimlendirilmesi gereken mantık, beşeri kesim de bunlardır. İddianamelerde darbeyle ilintilendirilen geniş bir üst subay kesimi böylesi bir asosyalliği temsil etmektedir.
Asosyallikler genel olarak sosyologların toplumsallaşma, kültür antropologlarının kültürleme adını verdikleri sürecin iyi işlememesiyle ilgilidir. Bilindiği üzere sosyalleşmenin bilinçli planlı kısmına eğitim denmektedir. Şüphesiz çağımızda eğitimin mesleki uzmanlaşmaya yönelik önemli bir yönü vardır. Ama onun hala öncelikli boyutu toplumsallaşma, yani bireyin kendisini, kurumunu genel toplum yapısı içerisinde nereye yerleştireceğini ve bu bağlamda toplumuna neler verebileceği bilincinin kazandırılmasıdır. Eğitim bakımından fevkalade önemli olan bu nokta, bize kadim kültürlerin eğitim dendiği zaman niçin öncelikle fertlere toplumun değer ve normlarının kazandırılması olarak gördüklerini anlama imkânı verir.
Bu açıdan bakıldığında toplumca yaşaya geldiğimiz verilerden de hareketle askerin sosyalleştirici bir eğitim sorunun olduğunu ifade edebiliriz. Yani süreçte bir yerlerde hatalar var. Sanki ta başlangıçtan, kendisine toplumun dışında duracak ve onu güdecek, üzerinden baskıyı eksik etmeyeceksin denmiştir. İşin mesleki tarafı üzerine bir şey söylem ilgi ve yetki alanımın dışında kalan bir alandır ve bir şey demem uygun olmaz. Kaldı ki ben askerin mesleki uzmanlık bakımından yeterli donamına sahip olduğuna inanıyorum. Ama kültürleme soyutunun sorunlu olduğundan da kuşkum yoktur. Kabul edildiği düşünülen laiklik, cumhuriyetçilik gibi çağdaş değerlerin kendi bağlamlarında bile anlaşılmadığı, Atatürkçü, laik Cumhuriyet gibi nitelemelere de darbeci işlevler yüklendiği rahatlıkla söylenebilir. Sonuç olarak bu sloganik yapı gerekli kültürleme sürecini daha bir olumsuz hale getirmekte ve durumdan vazife çıkarmak gibi belli hataların alt yapısını oluşturmaktadır.
Her birey ve kurum hata yapabilir ve herkesin arınmaya ihtiyacı vardır. Bunu kabul bir erdemliliktir. Gelinen noktada buna ihtiyacı olan kurumların başında Silahlı kuvvetler gelmektedir. Çünkü toplum nezdinde kaygılar güvensizlikler belirmiştir. Bu bir biçimde giderilmelidir. Ergenekon sürecine Genelkurmay daha fazla katkıda bulunup şaibelerin ortadan kalkmasına çalışmalıdır. Bu dönem bir milat sayılmalı, mevcut yapı gözden geçirilerek hatalar dışarıdan birilerinin zorlamasına gerek göstermedin temizlenmelidir. Arkadan gelen genç kuşak için hatalı bir yol bırakılmamalıdır.
Bundan sonraki YAŞ toplantılarının yalnızca zaman aşımına dayanan bir terfi sisteminin görüşülmediği, Başbakanın da işin içine çekilip kimin hangi komutanlığa geleceği tartışmalarıyla bitmeyen, sosyal, kültürel eğitimsel sorunların da ele alındığı toplantılar olmasını dileriz. Umarız bu açıdan son YAŞ toplantısı mevzii bir krizin çözümü değil, kronikleşmiş bir sürecin çözüm dönemeci olur.