Kosova’nın bağımsızlık ilanıyla ilgili Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından 22 Temmuz 2010 tarihinde açıklanan karar, Kosova’nın uluslararası hukuka göre tanınmış bağımsız bir devlet olarak kabul edilmesinin önünü açarken, Balkanlarda yeni bir döneme girdiğimizin de işareti oldu. İlk kez bir devletin bağımsızlığı ile ilgili sorgulama yapan UAD kararından Sırbistan ve Bosna-Hersek doğrudan etkilendiği gibi bu güne kadar Kosova’nın bağımsızlığını “ayrılıkçı bölgeleri” olduğu için tanımaya sıcak bakmayan Çin, İspanya ve Rusya gibi ülkelerin de kaygılandıklarını söylemek mümkün.UAD kararıyla Kosova’nın uluslararası toplum nezdinde devlet olma meşruiyeti kazandığı ve bu yeni Balkan ülkesini 55 devletin daha tanımak için sırada beklediğini vurgulamak gerekiyor.Hatırlanacağı gibi Kosova Türkiye ve ABD’nin yanısıra 27 AB ülkesinin 22’sinin de içinde bulunduğu 69 ülke tarafından tanınmış durumda.Peki Kosova kararı sonrasında gerilimin yükselmeye başladığı Batı Balkanlar’da yeni bir etnik bölünme korkusu ve beraberinde sıcak bir çatışma olasılığı bulunuyor mu ? Böyle bir riskin oluşmakta başladığını gösteren gelişmeleri analiz etmekte yarar var.
Sırpların Kosova Sancısı
Sırbistan için Kosova’nın tarihsel ve mitolojik bir anlamı bulunuyor. Bu yüzden Sırplar’ın Kosova’yı kaybetme duygusunu kolay kolay hazmedemeyecekleri çok açık. Nitekim Sırbistan Parlamentosu UAD kararının hemen ardından 26 Temmuz 2010 tarihinde olağanüstü bir toplantı yaparak, Kosova’yı hiçbir zaman tanımayacağını ilan etti. Bununla birlikte Parlamento, Belgrad ve Priştine arasında yeni görüşmeler yapılmasını öngören bir taslağı onayladığı kararında, "Kosova için barışçı müzakereler yoluyla ve Sırbistan Anayasasına uygun olarak kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşılmasının her iki tarafın yararına olacağını” vurguladı. Dolayısıyla Sırbistan gelinen noktada denetimli bir özerkliğin tek seçenek olabileceğini, bağımsızlığın ise asla kabul edilebilir bir seçenek olarak görülmediğini tekrarlamış oldu.
Diplomatik çabalarına hız veren Sırbistan’ın Eylül ayında BM Genel Kurulu’na bir belge sunarak Kosova ile ilgili yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasını istediği ve bu konudaki tezlerinin desteklenmesi amacıyla özellikle Çin ve Rusya ile görüşmeler yürüttüğü biliniyor. Buradaki temel amaç, Kosova’nın statüsünü BM’de yeniden tartışmaya açmak ve ayrılmaya karşı BM’den bir karar çıkmasını sağlamak olarak özetlenebilir. Kosova’nın bağımsızlığıyla ilgili aktif bir lobi yürütmüş bulunan ABD ve AB yetkilileri bu diplomasi hamlesine karşı duruyorlar. Belgrad ve Priştine ile katılım müzakereleri için çabalarını hızlandıran Avrupa Birliği, UAD kararıyla Kosova sorununun çözüldüğüne inanıyor ve Sırbistan ile Kosova’nın iki ayrı ve komşu devlet olarak geleceğe birlikte bakmalarını istiyor. Her şeye rağmen Sırp milliyetçilerinin Kosova’yı ayrı bir devlet olarak görmeye yanaşmayacakları ve son koz olarak Sırp nüfusun yoğun olduğu Kosova’nın kuzeyi için bir otonomiyi gerçekleştirmeye çalışacaklarını göz ardı etmemek gerekiyor. Böyle bir siyasi yaklaşımda ısrar edilmesi halinde ise Kosovalı Arnavutlar ile etnik Sırplar arasında sıcak bir çatışmanın yaşanması çok yüksek bir olasılıktır ve bu tür bir gerginlikten ise yine Sırbistan yönetimi sorumlu tutulacaktır.
Bosna-Hersek’e Dikkat !
Öte yandan Bosna-Hersek (BH) yönetimi ise Kosova’nın bağımsızlık kararıyla yeni bir siyasi krizin eşiğinde bulunuyor. Ülkede Ekim ayında yapılacak seçimlerle ilgili kampanya dönemi henüz başlamamasına rağmen Sırp Cumhuriyeti (Republica Sırpska) yetkililerinin söylemleri geleceğe ilişkin endişeleri artırıyor. 2006 seçimlerini bağımsızlık yanlısı çıkışları sayesinde kazanarak parlamentoda salt çoğunluğu elde eden Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Dodik’in elinde artık Kosova gibi çok ciddi bir siyasi malzeme bulunuyor. Her ne kadar Dodik, bölünmeye karşı olduğunu dile getirse de Bosna-Hersek’te yaşanan siyasi krizin Sırpların ayrılma duygularını güçlendirmekte olduğunu da belirtme ihtiyacı duyuyor. Nitekim bugünlerde Sırp siyasetçiler Bosna-Hersek’teki Sırpların savunmasız bir konumda oldukları ve gelecekte bir gün ülkeden ayrılmayı düşünebilecekleri temasını daha çok işliyorlar ve bu siyasi taktiklerin Sırbistan yönetiminin politik hamlelerinden bağımsız olduğu düşünülmüyor.
Bosnalı Sırpların milliyetçi tutumlarını sembolize etmeyi sürdüren Dodik ve partisinin bağımsızlık konusunu referanduma götürecek yasayı meclisten geçirmesiyle birlikte Boşnaklar ve Hırvatların tahammül sınırları daralmış durumda ve olası bir öfke patlamasının ülkedeki tüm dengeleri alt üst etmesi çok güçlü bir olasılık olarak görülüyor. Bosna-Hersek’te etnik milliyetçiliğin bu hızla tırmanmasından tüm bölge ülkelerinin kaygı duyması gerekiyor. Siyasi analistler yerinde bir tespitte bulunarak Sırpların Kosova’daki kayıplarını telafi etmek için yapacakları en stratejik hamlenin Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını desteklemek olacağı görüşünde birleşiyorlar. Tüm bu gelişmeler dikkate alındığında Bosna-Hersek Federasyonu’nun Kosova’yı tanıma olasılığı neredeyse hiç bulunmuyor. Bosnalı yetkililerin hem Belgrad ve hem de Priştine ile ilişkilerini çok hassas bir zeminde yürümek zorunda olduğu ve daha uzun bir süre de bu gerilim siyasetinin değişmeyeceği öngörüsü ise ne yazık ki bir gerçek olarak karşımızda bulunuyor. Ankara’nın öncülük ettiği üçlü müzakerelerin ruhu umarız bu gerçeğin gölgesi altına kaybolmaz.